|
Bavul
Cinayeti
Saat
yedi buçuk. Yalnız bir-iki uçak var Ankara Esenboğa Havalimanı'nın pistinde,
içeride camdan dışarı bakan insanlar... Yolcularını bekliyor olmalılar.
"Lufthasan" şirketine bağlı boing 747 tipi uçak da pistte yerini almış,
arabalı merdivenden inen yolcular... Yakından bakarsanız gözlerinde derin
bir endişenin ifadesi var, sırayla bagaj bölümüne gidiyorlar, yarım saatlik
beklemeden sonra bavullarını bulabilenler şanslı, yakınları yanlarında
öpüşe koklaşa evlerine gidiyorlar. Bavullarını bulamayanların kimisi sinirli,
kimisi yorgunluktan bitkin düşmüş, kızamıyor bile.
Lütfullah, o gün her zamankinden daha sinirli. Arkadaşları ona "asabi
Lütfullah" diyor. Uçakta ikramlardan memnun kalmamış zaten, bir de üstüne
bavullarını bulamayınca "Lufthasan" şirketinin bürosunda alıyor soluğu
:
"Kardeşim bakar mısınız?"
"Bi saniye beyefendi !"
"Bir... Tamam bir saniye doldu."
"Nasıl?"
"Nerde bizim bavullarımız kardeşim, taa Almanya'dan geliyorum, bir sürü
bagajım vardı, sakın kayboldu demeyin !"
"Beyefendi, gördüğünüz gibi telefonla konuşuyorum, şöyle buyurun oturun,
birazdan sizinle ilgileneceğim!"
"Bana bak ! Başlatma şimdi telefonuna haa, kardeşim bavullarımız ortada
yok diyorum size !"
"................."
"Ya sana diyorum alooo !"
"................."
"Allah'ım sen bana sabır ver, hangi lavuğun lan bu şirket hemen onu gösterin
bana"
"Ağzınızı toplayın beyefendi, bu şirket bana ait !"
"Ne? Sana mı ait ?"
"Evet, ne var bunda !"
"Kendi şirketinin sekreterliğini mi yapıyorsun sen?"
"Evet, ne olmuş, ben şirketimin hem patronuyum, hem sekreteri."
"Uçakları da sen kullanmıyorsundur umarım !"
"Yok, o kadar da değil. Bir sürü pilotum, hostum, hostesim var benim,
sigortalı, maaşlı eleman yani."
"İsmin neydi senin birader?"
"Hasan, Hasan Eğilmez!"
"Ya ben de bu şirketin isminde bi tuhaflık var diyorum, evet şimdi anlaşıldı,
seni taklitçi seni..."
"Ne gibi bir tuhaflık varmış, ne demek istiyorsunuz ?"
"Lufthasan ne yaa ! Benim bildiğim 'Lufthansa' olacak o."
"Evet öyle bir havacılık şirketi daha var, bizim merkez şube Almanya'da
olduğundan 'Hasan Havayolları' koyamadık şirketin adını, Almanya'daki
şubeye bizim kayınço bakıyor, bileti de ordan almışsınızdır."
"Benim bilet aldığım yer sizin merkez şubeniz mi ? Yoksa o esmer, bıyıklı
adamda sizin kayınçonuz mu oluyor?"
"Evet, benim kayınçodur o, adı Mehmet."
"Demek bir aile şirketi, bu kadar az eleman çalıştırdığınıza göre, daha
yeni olmalı."
"Eh, yeni sayılır, iki yıl oldu daha."
"Kaç uçağınız var peki?"
"İki. Birisi Berlin-Ankara, Ankara-Berlin seferini yapar, diğeri Berlin-Antalya,
Antalya-Berlin seferini yapar."
"Ne? Sadece iki uçağınız mı var yani?"
"Evet ne olmuş? Ne var bunda?"
"Neden bu kadar cimri olduğunuzu şimdi daha iyi anladım!"
"Beyefendi benim yaptığım cimrilik değil tasarruftur, parayı sokakta bulmadım
ben!"
"Özel şirketler arttıkça, insanlar işsiz kalıyor, neden? sizin gibi sermayeciler
yüzünden, şimdi siz burda bütün işlere koşucam diye bir yerlerinizi yırtıyorsunuz,
halbuki şimdi sizin yerinizde çalışması gereken bir hanım kızımız evde
miskin miskin oturmuş, koca bekliyor, adalet mi bu sizce?"
"Ne alakası var beyefendi, ben belki çok fazla eleman çalıştırmıyorum
ama, kusursuz bir hizmet veriyorum."
"Hıh, verdiğiniz hizmet de ortada yani, siz sadece insanları taşıma hizmeti
veriyorsunuz galiba, bagajlarımızı kucağımıza mı almamız gerekiyordu?"
"Nasıl, bagaj hizmetimiz de var beyefendi !"
Bu, küstahça sarf edilen lafın ardından, bizim asabi Lütfullah' ın tepesi
iyice atar:
"Yaa ! Öyle mi? Peki benim bavullarım nerde koca göbekli, kel kafalı lavuk
!"
"Beyefendi, sizi ağzınızı toplamanız için uyarmıştım sanırım, yolcularımla
tartışmam, hele hakaretleşmeye varan tartışmalara hiç girmem, sorunu şimdi
çözeriz buyurun aşağı!"
"Nereye gidiyoruz ki?"
"Bizim bagaj bölümüne bakacağız, eminim bavullarınız orada kalmıştır."
"Peki hadi bakalım !"
Hasan, (şu 'Lufthasan' şirketinin sahibi olan lavuk) koca göbeğinden dolayı
normalden bir metre aşağıda duran pantolonunun cebinden bir tomar anahtar
çıkarır, üstünde koca koca harflerle 'Lufhasan- Bagaj' yazan kapıyı açar,
bakarlar ki içerisi neredeyse bomboş, şimdi bizim asabi Lütfullah'ın tepesi
iki kat atar:
"Hani ulan benim bavullarım? Sakın Berlin'de kalmış deme, boğarım seni
!"
"Şu köşedekiler sizin olmasın ?"
"Bakiyim, hayır bunlar benim değil !"
|