Warning: main(/home/sites/home/web/php/FULogin.php) [function.main]: failed to open stream: No such file or directory in /home/toladmin/public_html/templates/roportajlar/prepend.php on line 17

Warning: main() [function.include]: Failed opening '/home/sites/home/web/php/FULogin.php' for inclusion (include_path='.:/usr/share/pear') in /home/toladmin/public_html/templates/roportajlar/prepend.php on line 17
TurkiyeOnLine.com - Röportajlar
 
KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

TurkiyeOnline - Röportaj

Müzik, Eğlence, Moda Dünyası
Ünlüler ile moda, müzik, yaşam üzerine...

Sinema
Yönetmenler, yapımcılar, oyuncular ile filmleri üzerine...

Edebiyat
Yazarlar ve şairler ile satıraralarında gezinti..

 
 Röportaj

Buket Uzuner

"Tıpkı Herkes Gibiyim Ama Herkesten Çok Farklıyım"

Tol: Buket Uzuner kimdir? Kendinizi bize anlatır mısınız?

B. Uzuner:
Bir insanın kim olduğunu anlatması zor iştir. Çünkü bir insanın birbirinden farklı bir çok kimliği var. Örneğin ben size uslu ve ciddi bir günümdeki Buket'i anlatarak başlasam, huysuz ve huzursuz yanım öksüz kalır. Ya da disiplinli, araştırmacı sabırlı yazar yanımı anlatsam, serseri, romantik ve uçarı günlerim bana bakıp nanik yapar.Aynı şey sizin için de geçerli. Hepimiz için durum böyle. Zaten biribirine hiç benzemeyen insanların bir romandaki aynı karakter için yazara 'tıpkı beni anlatmışsınız' demeleri de bu nedenledir. Uzun lafın kısası, benim kim olduğum kitaplarımda satır aralarında okunmayı bekler. Ben biraz Tuna, biraz Ada, bir tutam Selen ve çokca Afife Piri'yim. Başkalarını anlatmak kendimizi anlatmaktan daha kolay gelir bize. Çünkü insan kendini anlatırken kensiyle ve gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalıyor. Sanırım sorun da bundan kaynaklanıyor. Bu gibi sorularda ben, "herkes gibiyim ama herkesten farklı birisiyim" diyorum. Ben çocukluğumda en çok denizaltı kaptanı ve astronot olmak istemiştim. (Bu arada denizaltıyla dalan ilk Türk kadını oldum, brövem var). Ama diplomalı mesleğim bilimciliği de bırakıp, tam zamanlı yazarlık yapmayı göze aldım ve galiba olmak istedigim herşeyi yazarak olabiliyorum. Sanırım ben buyum.

Tol: Gezgin Buket Uzuner'in hikayesini dinleyebilir miyiz? Bu maceralı yaşama nasıl atıldınız?

B. Uzuner:
Başka dünyalar ve başka insanlar... Çocukluğumdan beri bunlarla tanışmayı hayal ederdim. Ama ne zengin bir ailem, ne de kadınların bağımsız yaşadığı bir ülkem vardı. Seksenli yıllarda bir genç kız için verilmesi zor olan kararlar verdim. Sırtıma çantamı, cebime cesaretimi ve düşlerimi, cüzdanıma da diplomamı koydum ve yollara çıktım. Tabii ailemi ikna etmek, sevdiklerimden ayrılmak, başaramamak endişeleriyle başetmek çok uzun bir mücadele gerektirdi. Ayrıca önümde örnek alabileceğim bir kadın prototipi de yoktu. Günümüzde bu değişti. Gençlerin, çocukların artık örnek alabilecekleri gezginler var. Ülkemizde toplumun yönlendirmesiyle kızlar daha çok, beyaz gelinlik giyip evlenme hayalleri kurarlar. Ama benim hayallerim hiçbir zaman bu kadar kısıtlı olmadı. Kendimi gelinlikler içinde düşünmedim, iki kere evlendim, ikisinde de gelinlik giymedim. Bunun yerine başka şeyler yaptım. Psiklogların üzerinde hemfikir olduğu, benim de geri dönüp baktığımda gördüğüm bir şey var; hepimiz 7-8 yaşlarındayken geleceğimizle ilgili kararları alıyoruz. Bu kararlar elbetteki felsefi bir yaklaşımla olmuyor. Ama "amcam gibi olmayacağım, dayım gibi olacağım" vb. sözler bizim hayatımıza yön verdiğimiz cümlelerdir. Evde ezilen bir anne varsa kızlar onun gibi olmak istemiyor. Ya da çok hoş bir baba varsa, kız ona aşık oluyor ve hep onun gibi bir erkeği arıyor. Tüm aile yaşantısı çocukların bilinçaltına işliyor ve geleceğine yönelik kararları vermesini sağlıyor. Bense özgür olacak ve dünyayı tek başıma gezecektim. Bir yakın arkadaşım bana cep telefonu reklamında 'ben özgürüm' diye gezen kızı işaret ederek 'sen bunu 1980'lerde yapmışsın' demişti. Doğrudur. İlk yurtdışına çıktığım dönemlerde garsonluk, aşçılık, çocuk bakıcılığı, çevirmenlik yaptım. Gazete sattım çünkü bursum sadece okuluma yetiyordu. Ekoloji masteri yapıyordum. Son 10 yıllık seyahatlerimi de kendim ödemiyorum, zaten ödeyecek kadar para kazanmıyorum. Son 10 yıldır edebiyat gezilerine, okuma turnelerine davet alıyorum. Bu bir anlamda telif hakkı almaktır. Ben ayrıca yazarların kitaplarıyla geçinebilecekleri düzeyde telif almalarını ve desteklenmelerini de savunuyorum. Böylece yazarlar yazarlığın yanında abuk sabuk işler yapmak durumunda kalmayacaklar. Sadece yazar olabilecekler.

Tol: Peki edebiyata yönelişiniz nasıl oldu?

B. Uzuner:
Bu konuda annemin etkisi büyüktür. Daha okuma bilmezken bana klasiklerin çocuk versiyonlarını okurdu. Ben ilkokula başlamadan Hugo, Melville, Shakespeare'in farkındaydım. Elbette bir çocuğun algılayabileceği boyutta. Ayrıca annem benim sinemayla beslenen edebiyat tutkumun da bir nedenidir. Beni yazlık sinemalara götürürdü hep. Büyük bir Türk filmleri hayranlığı vardı. Western filmlerini de severdi. Sinemadan sonra filmler üzerine uzun uzun konuşur, beni yorum yapmaya teşvik ederdi(Acaba sonu şöyle bitseydi, filanca karaktere ne olurdu? türünden aynı hikayenin farklı varyasyonları olabileceğini b,ir çocuğa hissettiren sorular) Babamdan ziyade entellektüel yönden annemin etkisinde büyüdüm. Annem, Hukuk fakültesinden ayrılarak arkeoloji okumuş, ayrıca sporcu bir kadındır. Atatürkün ikinci kuşak sporcu kadınlarındandı ve Türkiye dereceleri vardı. Çamlıca Kız Lisesi mezunudur ve ben onun yatılı okul anılarını dinlemeye, resimlerine bakmaya bayılırdım. Bu anılar Rıfat Ilgaz'ın Hababam Sınıfı'ndan daha çok hoşuma giderdi.
Benim yazmak ve gezmek olan iki tutkum vardı. Yazmak tutkumu üniversite yıllarımda gerçekleştirmeye başlamıştım. 17 yaşındayken Türkiye'nin o zamanlar en önemli edebiyat dergilerinde hikayelerim yayımlanmaya, kabul görmeye başlamıştı. 1970'lerde genç yazarların edebiyat dergilerinden geçmeleri gibi hoş bir gelenek vardı. Gezmek tutkumu gerçekleştirmek için biraz daha beklemem gerekiyordu.

Tol: Roman yazmak nasıl bir duygu...?

B. Uzuner: Ben romana başlarken ürküyorum, ürperiyorum. Çünkü, çok uzun soluklu bir iş. Yola çıkarken nelerle karşılaşabileceğinizi bilmiyorsunuz. Mesala Çanakkale ile ilgili yazdığım bu romana başlayalı artık 5 yıl oldu ve bu zaman zarfında hem ülkede, hem dünyada hem de özel hayatımda pekçok olay yaşandı. Birçok olay... İyi ve kötü. Yorucu ve sevindirici... Bütün bunlar yaşanırken, roman da yazılıyordu. Mutlaka etkilenerek...Roman, yazarının hayatından bir bölümdür.
Roman yazarı yaratıcıdır. Bu şarttır. Mesela, biyografik roman yazmak için yaratıcılık şart değilidr. Biyografik roman da edebiyatın bir türüdür ve bazı bakımlardan çok faydalıdır. Ama kurgu roman yazmak bambaşka bir iştir. Roman bir ülkenin milli servetidir. Batıda yılda yazılan kurgu roman sayısı bir gelişmişlik göstergesi olarak hesaplanmaktadır. Son zamanlarda biyografik ve tarihi roman yazımı ve okunmasında yaşanan patlamaya gelince, bunun nedeni bizim tarihimizin resmi ve kapalı söylemidir. Artık hem yerli hem de yabancı yazarların bazan kurgusal ögelerle süsleyerek yazdığı tarih romanları, yüzyılların gerçeğe yaklaşma ve gizemi açma özleminin bir sonucu sanıyorum. Bu açıdan bakılınca tarihi ve biyografik romanlara gösterilen ilgi son derece olumlu bir olay.

Tol: Korsan kitaplar hakkında söyleyecekleriniz var mı?

B. Uzuner: Korsan kitaplar yüzünden yazarların hakkı çalınıyor. Yazarlardan başka devlet, yani hepimiz bundan zarar ediyoruz. Korsan kitap satıcıları ne bize ne de devlete para ödüyor. Bunların cezaları çok az ve devlet önemsemiyor, böyle olunca satıcılar da vurdumduymaz oluyor tabi. Ülkemizde yaratıcılığa önem verilmesi gerekir. Ama biz hala fikir eseri üretmenin çok soyut sayıldığı ve somut olmayan şeyleri de algılamakta güçlük çeken pragmatik bir toplumuz. Baklava çalındığında suç sayılırken(ki yemek için çocuklarca çalınan baklavanın suç sayılmaması gerekir) yılların birikimiyle yıllarca çalışarak yazdığınız kitabınız çalındığında birkaç kuruşla baştan savma biçimde olaya göz yumuluyor.Cezalar o kadar komik ki, adeta suç teşvik ediliyor, yazarla alay ediliyor. Fakat yeni telif yasasını bekleyip, göreceğiz. Umarım etkili olur. Yasa güzel görünüyor ama uygulama çok önemli. Çünkü bizim çok hoş ama uygulaması olmayan bir çok yasamız var. Zaten yaratıcı sanatçı ve bilim insanı çok az yetişen ülkemiz koşullarında korsan yayımcılık bu az insanı da yıldıracak ve sıfırlayacaktır (Beyin göçlerinin nedenleri ne sanıyorsunuz?) Başka ülkelere bakarsak; örneğin Amerika'nın ihracatının yüzde yetmişi yaratıcılığa dayanıyor.(Sinemadan internete, edebiyattan bilime). Bu çok büyük bir rakamdır. Bizse, ayakkabısının markasına çok önem veren ama, parası olduğu halde korsan kitap alan üniversite mezunu insanlar hiç de azımsanacak durumda değil. Konuştuğunuzda bunlar, 'ya vah vah, cık cık cık' derler ama...

devamı....

 
 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
  Copyright © 2000-2002 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.