|
Tol: Yabancı
ülkelerde uzun dönemler geçirdiniz, değişik kültürler tanıdınız... genel
izlenimleriniz nelerdir?
B.
Uzuner: Yurt dışına çıktığımda "Ortadoğulu Müslüman Kadın" olarak
görülüyorum. Benim davet edildiğim konferanslardan örnekler vereyim; Asyalı
Kadın Yazarlar, Akdeniz'li Yazarlar, Balkan Yazarları Derneği, Avrupalı
Yazar Derneklerinin bazı toplantıları.... Biz saydıklarımın hepsiyiz ve
bu açıdan çok şanslıyız. Kumral Ada Mavi Tuna en çok biz Doğu Akdeniz'liyiz
diyen bir roman. Bazıları buna kızıyor... Kimlik sorununu yeni kuşaklar
aşıyor ama, eskiler aynı kafada hala...Kumral ada Mavi Tuna, İtalya, Yunanistan
ve İsrail'de "Akdeniz Valsi" adıyla çıkacak. İngiltere'de bir hikaye kitabım
çıkıyor; "A Cup of Turkish Coffee" adıyla...
Tol: Bu çok güzel bir olay değil mi?
B.
Uzuner: Bu duruma biz çok güzel diyebiliyoruz. Ama, 'Ortadoğulu Müslüman
Kadın Yazar' imajı yüzünden bizden hala harem hikayeleri, 'Kızım Olmadan
Asla' tarzında kitaplar bekliyorlar. Farklı bir metinle karşılarına çıkınca
şaşırıyorlar. Mesela, Hollanda'da bir konferansımda entellektüel sayılabilecek
bir adam yanıma geldi ve "ben tüm dünyayı dolaştım ve Türkleri de çok
seviyorum" dedi. Benden de minnet duymamı bekler bir tavrı vardı. Bana
"sizin gibi göçmen yazarlar burada çok var" dedi. Ben de ona "ben göçmen
değilim ki" dedim. Çok şaşırdı ve "ama sürekli başka ülkelerde dolaşmışsınız"
dedi. "Bu doğru ama göçmen olarak dolaşmadım" dedim. 'New york'ta rastladığım
Hollandalı yazarlar kadar ben de gezgin bir sanatçıyım' diyerek kendimi
onunla aynı düzeyde gördüğümü anlattığımda adamcağız ne diyeceğini şaşırdı.
Çünkü ona öğretilen ve onun da olduğu gibi kabul ettiği kalıpları zorlamıştım.
Bu kalıplar nedir? Tek tip İslam, tek tip Doğu ve tek tip kültür vardır.
Hayır efendim, öyle değil. İşte 21 yaşımdan beri gezip gördüğüm, yerleşip
yaşadığım ülkelerin çoğunda bu ırkçı, klişe ve iki standartlı ahlakla
karşılaştım. Ne kadar entellektüel olursa olsun Batılı Hrıstiyanlar
bizi hala kapalı ve yasakçı bir toplum olarak tanıyor. Yabancı ülkelerde
çok iyi bir imajımız yok açıkçası.. Bunun doğru olan yanları var elbette.
Mutlaka özeleştiri yapacağız ve daha özgürlükçü, demokratik ve şeffaf
bir ülke olacağız ama Batı-Hrıstiyan dünyasının da tamamen haklı olmadığını
bilecek kadar kendi ülkemi ve insanlarını da tanıyorum. Benim seyahatlerim
yalnızca yabancı ülkelere olmuyor.
Tol: Hayat hakkındaki düşünceleriniz neler? Mutlu musunuz?
B.
Uzuner: Kendimle barışık biriyim ama kendimle asla uzlaşamıyorum.
Bundan da vazgeçtim. Mutlu olduğum zamanlar var ama doğal olarak sürekli
değil. Bu zaten imkansız! Çünkü bence mutluluk yatay tek bir çizgi değildir
(lineer bir hat değil). Sadece mutlu anları vardır insanların. Pişmanlık
duygusuna gelince; Geçmişte yaşadığım şeylerden pişmanlık duymuyorum.
Çünkü yaptığım şeyleri yaparken o an onun doğru olduğuna inanmıştım. Belki
çok aptalca şeyler yapmış olduğumu görüyorum ama o sırada onları yapmamın
doğru olduğuna o zamanki aklımla karar vermişim. Ben karar vermişim, beni
zorlamamışlar yani. Bu çok önemli bir fark. Hayatımdan KEŞKE'yi silip
attım. Sizlere de öneririm.. Şu an aşk hayatımın en kötü dönemini yaşıyorum
ama bu demek değildir ki yarın da aynı olacak... (nitekim soyleşinin yapılmasından
sonraki haftada aşk hayatım romantik bir evreye giriverdi :o)) Dibe
vurmaları çok severim ben. Dibe vurmak yeni başlangıçlara gebedir. (Ne
melankolik ve mazohist olduğumu da böylece ifşaa etmiş oldum, eyyvah!)
Herşeyin yolunda olduğu dönemlerde korkarım ben, acaba ne olacak diye.
Aşklarımda, ya bıkarsam, sıkılırsam bu adamdan diye endişelenirim. Eğer
birine aşıksam ve o beni fena halde kızdırmışsa kopar giderim. Ancak terk
etmek konusunda çok yufka yürekliyimdir. Uzun uzun düşünür, öfkem geçince
empatimi yaparım , hatta eğer haklı olduğunu anlarsam, özür dilemekten
ve geri dönmekten utanmam. Benim aşklarımda gurur asla engel olmadı. Bu
nedenle aşklarımda yaratıcılık ve heyecan önemli rol oynar. Bu nedenle
hiçbir sevgilimden dargın ayrılmadım. Aksine hüzünlü ayrılışlar yaşadım
ben... Eski sevdiklerimin bir çoğuyla zaman zaman yazışır, yavrular/evlatlar
fotografları değiş tokuş ederr, dudakta bir gülümseme, bir dokunuş anısıyla
iletişimi koruruz. Bu nedenle bana aşık olmuş ve benimle beraber olmuş
erkeklerin beni unuttuklarına hiç inanmam.
Tol: Aşktan bahsedersek...
B.
Uzuner: Bence aşk sadece iki cins arasındaki cinsel sevgi ile kısıtlanamaz.
Çünkü bu tanıma sığmaz.Aşk, bu sıkıcı dünyada bize verilmiş en güzel oyundur.
Aşkın çok çeşidi vardır. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük klasikleri -bunlara
tek tanrılı dinlerin kitaplarını da ekliyorum- aşk üzerine yazılmıştır.
(Aşk ve ölümdür özümüz; birini arar ve özler, öbüründen kaçar ve korkarız).
Başka da birşey yoktur aslında. Biz yazarlar da yeni bir şey yazmıyoruz
aslında, sadece kendi bakışımızla aşk ve ölüm üzerine yazıyoruz, o kadar.
Aşk hayranlık duymaktır. Ben birine hayran oluyorsam ona aşık oluyorum.
Dediğim gibi aşkın çok çeşidi vardır. İçinde illa da cinsellik olmayan
aşklar da vardır. Ben yakın arkadaşlıklarımı da aşk kadar heyecanla yaşar,
yakın bir dostluğum bittiğinde hala çok acı çekerim. Bu da bir aşktır.
Aşk hayatın her anında vardır ve hayatı güzelleştirir. Bu tür aşklarda
cinsellik yoktur ama aşktır. Ama aşkın her türlüsünde hayranlık vardır.
Cinsel aşklarda bu çok üst düzeyde yaşanır, bu nedenle de hayal kırıklığı
oranı yüksektir. İnsanın yaşı ilerledikçe kırgınlıkları artıyor. Daha
çok yalnız kalmak istiyor. Şu an çok zor günler geçiriyor olabilirsiniz
ama ilerde bu zor günlerin o kadar da zor olmadığını düşüneceksiniz. Şu
an yaşadıklarımın yanında geçmişte yaşadıklarım hiçbir şey değildir.
Tol: Hayranı
olduğunuz yazarlar var mı?
B.
Uzuner: Ben gençliğimde Dostoyevski'ye hayran olduğumu sanırdım ama,
otuz yaşında tekrar okuduğumda hayran olmadığımı gördüm. Çünkü ilkgençliğimde
okuduğum Dostoyevski'yi pek de anlamamış olduğumu farkettim. Ona asıl
hayranlığım otuz yaşımda başladı. Ben koyu bir Nazım
Hikmet severim. Bazı yazarları okumayı severim ama, hayaranıyım dediğim
kimse pek az. Yaşar
Kemal, Tomris Uyar, Sevgi Soysal, Julian Barnes, Doris Lessing, Margaret
Atwood severek okuduğum yazarlardır. Genç yazarlardan Müge İplikçi, Suzan
Samancı, Elif Şafak
ilgiyle izlediklerim arasında.. Birisine hayaran olabilmek için derinine
inebilmek gerekir. Ve bir yazarın derinine inmek kolay değildir.
Tol: Yazar olmak isteyen gençlere neler söylemek istersiniz?
B.
Uzuner: Öncelikle birşeyi başarmak için çok istemek ve çalışmak gerekir.
İstedikten sonra üstesinden gelebilirler. Ben hobilerini iş edinebilmiş
şanslı kişilerden birisiyim. Bunu başarmak zordur, zenginlik ve büyük
bir ün vaad etmez ama keyifli bir yaşam sunar insana. Yazar olmak, yetenek
kadar sıkı disiplin, mücadele gücü ve kendine inanmak isteyen bir iştir.
Hayattan büyük paralar ve büyük ün bekleyenler sakın edebiyat yazarı olmayı
düşünmesinler. Gerçekten 'yazmazsam çıldırırım' diye düşünenler bu çileli
ama şahane yola çıksınlar, derim. Yolları açık olsun. Yorucu ama çook
eğlenceli bir hayatları olacaktır. Son olarak da karar vermeleri gerektiğinde
en son kendi sağduyularının sesine kulak vermemeliler, başka bir yazarınkine
değil.
Tol: Başka yapmak istediğiniz şeyler var mı?
B.
Uzuner: Olmaz olur mu? Daha ortasındayım ömrün :o)) Uzaya gidip dünyayı
dışardan görmek istiyorum. Bir tek New York'un ışıklarının gözüktüğü söylenmişti
bana, çok merak ediyorum bunu. Belki oğlum büyüdüğünde onunla gideriz.
Şu an çok pahalı ama, on yıl sonra ucuzlar gibi geliyor bana, belki de
dolmuş turlar olur... Sonracığıma GELİBOLU romanının ardından bir bilim
kurgu roman planım var. Yeni hikayeler birikti, taslakları yazıldı. Yeni
Zellanda'ya seyahat etmek için burs arıyorum. Bir de bir edebiyat vakfı
kurabilmek için zengin olmayı istiyorum. İlerde Buket Uzuner Edebiyat
Vakfı kurmak gibi bir hayalim var. Yetenekli genç yazarların roman yazmaları
için, onlara bir yıllık yaşama bedeli ödenerek Türk ve dünya edebiyatı'na
yeni sesler kazandıracak bir vakıf kurmayı istiyorum. Çok isterseniz
başarırsınız. Ayrıca kendime aşklar aşklar ve aşklar istiyorum. Sevgili
Turgay, hala anlamadınız mı, ben bir yaşam oburuyum, bana böyle sorular
sormayın :o))
Tol: Bu güzel röportaj ve içten cevaplarınız için teşekkür ederiz...
B. Uzuner: Güzel sorularınızın hepsine ben teşekkür ediyorum.
Röportaj ve Fotoğraflar: Turgay Uludağ
|