|
Cezmi Ersöz
"Yalnız
olmayı ben seçmedim. Yalnızlık bana dayatıldı, yalnız bırakıldım."
TOL:
cezmiersoz.net'te
kaybetmekten haz alıyorum diye yazmışsınız? Neden böyle?
Cezmi Ersöz: Aslında haz almak demek doğru değil, sadece bu kadar
çok kaybeden, yenilen, geleceğini göremeyen insanların yaşadığı bir ülkede
başarılı olmak veya çok kazanmak bana etik gelmiyor. Ben kazandığım zaman
kuşkuya düşüyorum. Acaba bir yerde yanlış mı yaptım diye. Adaletsizlik,
haksızlık var mı diye düşünüyorum ve kendimle olan bağım kopuyor. Bir
kazanan insana dört mağlubun düştüğü bu ülkede, kazandığımda suçluluk
duyuyorum. Kendi masumuyetimi o yenilgilerde buluyorum.
TOL: En çok hangi kaybınızın sizi siz
yaptığını, size büyük haz verdiğini düşüyorsunuz?
Cezmi Ersöz: Her alanda bu kayıp sözkonusu. Sevgilerdeki, aşklardaki
kayıplarım en önemlileri benim için. Çünkü ben ilişkilere hep yenik, güçsüz
girdim. Bu yaralanmışlığımdan, kendime olan güvensizliğimden kaynaklanıyor.
Çocukluğumda aldığım yaralardan dolayı ben, birisine bağlandığım zaman
hep minnet hissiyle bağlandım. Benim gibi yaralı, acılar çekmiş, sakat
bir insanı nasıl sever diye düşündüm hep. İlişkilerime o insanı yitirme
korkusuyla başladım. Bu korku yüzünden çabuk kaybettim sevdiğimi. Çünkü
ilişkiler de bir savaştır sonuç olarak. Hatta hayat gibi iktidar mücadeleleri
vardır aşklarda. Sonuçta ben ayrılıklarda daha cesur, daha kendim oldum.
Kaybedeceğimi bilerek girdim her ilişkiye.
TOL:
Melankolik tarzınızın ideolojik görüşünüzle ilgisi varmı?
Cezmi Ersöz: Ben melankolik yazıyorum çünkü dünyam benim bu. Benim
yazdıklarımda kendi yaşadıklarımın izleri var. Başka insanları da yazıyorum,
başka dünyaları da anlatıyorum ama, bunu kendi gördüğüm rengiyle, tarzımın
içinde anlatıyorum. Bana hüzünlü, kederli bir insan denebilir ama, dünyamda
karanlık yok, bir ışık var. Ben kederli bir insanım, hüzünlerim çok yoğun,
bunun yanında bir dünya görüşüm var. Yeni bir dünya istiyorum. Bu dünyanın
yaşanası bir dünya olmadığını düşünüyorum. Haksızlığa adaletsizliğe, savaşa
karşıyım. Benim bir duruşum var ve bunu herzaman kanıtlamışımdır. Yani
sadece yazan bir insan olarak kalmıyorum, toplumsal sahneye de çıkıyorum.
Her konuda fikir beyan ediyorum. Kitaplarım ve ideolojim örtüşüyor. Ezilenden,
emeği sömürülenlerden yana oldum hep. Ve bütün yazılarımda bu vardır.
Ben egemen insanlardan yana olmadım, muhalif kaldım. Bence sanatçılarım
muhalif olması gerekir.
TOL:
Şizofren Aşka Mektup "Yalnızım" kelimesiyle başlıyor. Yalnızlık hakkında
düşünceniz nedir? Yalnız olmayı sever misiniz?
Cezmi Ersöz: Yalnız olmayı ben seçmedim. Yalnızlık bana dayatıldı,
yalnız bırakıldım. Uyum sağlayabileceğim insanlar yoktu. Lisede ve üniversitede
de yalnızdım ben. Şimdilerde bu yalnızlığımı okuyucularımla paylaşabiliyorum.
Eskiden kendimi anlatabileceğim, beni anlayacak insanlar yoktu. Ben yalnız
kalmak istemiyordum, birilerinin beni anlamasını istiyorum. İlk gençliğim
çok yalnız geçti. Kardeşlerim ailem vardı ama onlar beni anlamadı. Benimki
toplumsal bir yalnızlıktı. Ergenlik yıllarımda komplekslerim vardı. Kendime
çok güvensiz bir insandım. Çok kırılgan bir yapım vardı. Yüzüm kızararak
konuşurdum, kimseden birşey isteyemezdim. Sonra bu yalnızlık benim ayrılmaz
bir parçam oldu. Yalnızlığım yaram oldu ve benim yazarlığımı beslemeye
başladı. O artık benim yoldaşım, yalnızlığımı seviyorum. Yazamadığım zamanlarda
yalnızlığımı kanatıyorum. Yanlızlığımın kanıyla besleniyorum.
TOL: Daha önce işportacılık, ofisboyluk, pazarcılık v.s. yaptınız.
Yazma yolu size nasıl açıldı? Sanırım bunun da bir hikayesi vardır. Dinlemek
isteriz.
Cezmi Ersöz: Evet ben muhasebecilik yaptım, portakal sattım, işportacılık
ve ayak işleri yaptım. Bu işleri yaparken kafamda hep yazılar vardı. Bana
kimse yaz demedi. Sadece yalnızlığımı o tek başınalığımı bu dünyadan sürülmüşlüğümü,
duygusal sürgünlüğümü yazarak telafi edebileceğimi, kendimi yazarak ifade
edebileceğimi anladım. Yazının bir büyüsü var, söz uçup gidiyor, yazı
herzaman kalıyor. Ve o şekilde , yazarak kendimi deşarj ediyordum. Yazmasaydım
çıldırırdım ben, yalnızlığımı alt edemezdim. Yalnızlığın dizginlenmesi
için yazmak gerekir. Yazdığım için yalnızlığım beni çok acıtmıyor. Çok
acıttığını anladığım zaman yazıyorum.
TOL:
Leman dönemi nasıl başladı?
Cezmi Ersöz: Ben önceleri Güneş gazetesinde yazıyordum. Daha sonra
Günlük Gazetelerde yazılarım çıktı. Fakat basın kimlik değiştirdi. Medya
Plazalara taşındı, "medya" oldu. Patronların, holdinglerin eline geçti
ve halkın sesi olmaktan çıktı. Sokağın sesi olmaktan çıktı. İmtiyazlı
insanların eline geçti. Böylece dünya görüşümle çelişti. Basının 80'lerden
sonraki kimlik değişimi çok belirgindir. Bu durum benimle uyuşmadı ve
çekildim. Kemdimi ifade edebileceğim, düşüncelerimi rahatça yazabileceğim
sadece mizah dergileri kalmıştı. Mizah dergileri bağımsızdı ve ben Deli
dergisiyle başladım işlerime. Sonra Deli dergisinden Leman'a geçtim. Kendime
bir yer edindim, oradan ulaştım insanlara. Dokuz senelik bir serüven Leman
serüveni. Hayatım boyunca en uzun süre yazı yazdığım yerdir. Okurlarıma
ulaştığım yer de Leman'dır.
TOL: Okuyucularınızın size Cezmi Abi şeklinde hitap ediyor olması neler
düşündürüyor? Neler hissettiriyor?
Cezmi Ersöz: Çok büyük bir yakınlık duygusu var. Abartıyormuyum
bilmiyorum ama okuyucusuyla en yakın ilişki içinde olan yazar olarak kendimi
görüyorum. Yani beni bir yazar olarak değil de, ruh arkadaşları ruh yoldaşları
olarak görüyorlar okurlarım. Birçok dertlerini, sıkıntılarını bana açıyorlar.
Mektuplarında, en yakınlarına anlatamadıkları sırlarını bana anlatıyorlar.
Bir okur yazar ilişkisinden çok, bir dostluk ilişkisi, abi kardeş ilişkisi
var. Dünyanın her yerinde yazarlara karşı bir hayranlık vardır. Okurla
yazar arasında bir mesafe vardır. Ben o mesafeleri büyük ölçüde kaldırdım.
İnsanlar benimle rahatça konuşabiliyorlar, masama oturabiliyor çayımı
içiyorlar, ben onlarla tüm dertleri paylaşıyorum. Şu anda mektuplaştığım,
yazıştığım okurlarım oldukça çok. Ve onları çok iyi tanıyorum ve çok seviyorum.
Bazen de kırılıyorlar bana, onları ihmal ettiğimi düşünüyorlar. Ben onları
anlamaya çalıştım, okurlarımla aramda duygusal bir iklim yarattım, duygusal
bir aile oluşturdum. Bu yakınlığa da insanların ihtiyacı vardı çünkü yazarlar
genelde mesafeli davranmıştır okurlarına... Oysa okurla buluşma, imza
günlerinde kitap imzalamak değildir daha da ötesi vardır. Dostluklarım
sürüyor okurlarımla, beni ararlar sorarlar, ben sadece bir yazar değilim
yaşayan bir insanım. Kelimelerle yaşamıyorum. Bu ülkede hapishaneler var,
üniversiteler var, yoksul insanlar var, sorunlu insanlar var, onların
sorunlarına da çare bulmaya çalışıyorum. Hapishanelere kitap gönderiyorum.
Bir takım yardım kampanyaları oluyor. Ve bunları başka okurlara duyuruyorum.
Sokak Çocukları Derneği'nin doğal üyesiyim.
TOL:
İnternetle tanışmanız nasıl oldu? Ne düzeyde kullanıyorsunuz? Sitenizden
okuyucularınızla yazışıyor musunuz?
Cezmi Ersöz: İnternetle 2 sene önce tanıştım. İnternet aklımda
yoktu, sitemin olması gerektiği söylendi bana. Ben de çekimser olarak
kabul ettim. Şimdi keşke daha önce başlasaydım bu ilişkiye diyorum. İnternet
bana bambaşka dünyalar açtı. Okurlarımla ilişkim geniş bir açıdan daha
direkt yürüyor. Sorunlar daha çabuk akıyor bana, ben daha çabuk yanıt
veriyorum. Ama tabiiki mektubun yeri ayrı. Bunu da belirtmek zorundayım.
O zarfı açmak, o kağıdın kokusunu duymak, o elle yazılan yazılardaki sıcak
hisleri almak bambaşka bir duygu. Mektup almak benim için ayrı bir sevinç.
İnternet kitaplarımın tanınması açısından, insanlarla iletişimim açısından
büyük mesafeler katetmemi sağladı. Üstelik tüm dünyaya açılmış oldum.
Avustralya'dan bile e-mail ve davet aldım. Sidney'e davet edilmek benim
için büyüleyici bir şey.
TOL: TurkiyeOnLine Kitap ziyaretçileri Okuma
Grubu'nda tartışmak üzere Şizofren Aşka Mektup'u seçtiler. Ve kararlaştırılan
bir günde sizinle sohbet etmek istiyorlar. Onlara ne cevap verelim?
Cezmi Ersöz: Şubat'ın ikinci haftası şu an için uygun gözüküyor.
Muhtemelen sohbete katılabilirim. Ama saat konusunu ve kesin günü daha
sonra duyururuz.
devamı
|