|
Elif Şafak
TOL: Mahrem
nasıl doğdu? Sizi bu konuda yazmaya iten etken neydi?
Elif
Şafak: Tıpkı farklı farklı yaşama biçimleri olduğu gibi, farklı farklı
yazma biçimleri de olduğunu düşünüyorum. Ben romanlarımı yazarken önceden
oturup, düşünüp taşınıp ayrıntılı kurgular yapmıyorum. Çoğu zaman,
yazmaya başladığımda ne yazacağımı kendim de bilmiyor oluyorum. Sanki
elim düşünüyor, ben bir adım geriden gelip merakla izliyorum. Yazarken,
ne bildiğimi, ne düşündüğümü öğreniyorum kendimden. Mahrem de böyle şekillendi.
Romanın yazımını önceleyen bir kurgu yoktu, ama bir his vardı sadece.
Ben de bu hissin peşine düştüm. Görmenin, gözetlemenin ve en soyut
anlamda gözün, kişinin mahremiyetini nasıl deştiğine, parçaladığına dair
bölük pörçük hisler ve fikirler vardı. Bunların üzerine gittim.
Yazdıkça
şişman kadının kişiliği, kimliği biçimlenmeye başladı. Onu sevdiğimi,
hissedebildiğimi fark ettim. Sonuçta, onu anlatırken, aslında kendimi,
kendimi anlatırken onu ve diğer tiplemeleri anlatmaya başladım. Bir hikaye
beraberinde bir başka hikayeyi sürükledi ve bu böyle devam etti.
TOL:
Romanlarınızda geçen kişi ve yer bilgilerinin bilimsel gerçekliği var
mı? Yani coğrafi bir bölgeden bahsederken buranın özellikleri gerçek hayatla
örtüşüyor mu?
Elif Şafak: Burada bir ayırım yapmak gerektiğini düşünüyorum. Ekseriya,
sanki herkes, her dönem için geçerli tek ve mutlak bir gerçeklik, tek
bir okuma biçimi varmışçasına hareket ediyoruz. Bunun dengini edebiyatta
aramak beyhudedir. Zira sanat ve edebiyat böylesi bir gerçeklik anlayışının
da parçalanması, kurcalanması, didiklenmesi demektir. Bu anlamda,
gerçeklikle oynar edebiyat. Bu işin bir yanı.
Ama
işin öbür tarafı da var. Bir konuyu, temayı yazarken onu derinlemesine
incelemek. Tanımaya, anlamaya, hissetmeye çalışmak. Ben bunlara çok dikkat
ediyorum. Mesela Şehrin Aynaları'nı yazarken, 17. yüzyıl İspanyası,
dinler tarihi, Yahudilik, dönemin İstanbul'u ve buradaki çeşitli dinlerden
azınlıkların hayatları ile ilgili pek çok kaynak taradım, araştırma yaptım.
Keza, Pinhan'ı yazmadan once zaten İslam heterodoksisi üzerine
bir hayli araştırma yapmıştım ve roman yazılırken bir taraftan da bu konularda
okumaya, çalışmaya devam ettim. Kendi kendime koyduğum bir eşik var. Çok
yoğun olarak okuyor, çalışıyorum; sonra o eşiğe gelince, okuduklarımdan
geriye kalan bilgi ve his tortusunun üzerine romanı işliyorum.
Benzer bir
titizliği Mahrem'de de gösterdim. Özellikle Sibirya ile ilgili kısımlarda,
severek okudum, araştırdım. 19. yüzyılın İstanbul'u ise benim zaten daimi
merak konularımdan biridir.
Ben romancılığın yanısıra, siyaset bilimciyim. Bir yandan üniversitede
Osmanlı kültürü ve tarihi üzerine ders veriyor, bir yandan da ODTÜ'de
siyaset bilimi doktorası yapıyorum. Benim kişiliğimi ve dünyaya bakışımı
etkileyen, biçimlendiren akademik uğraşlarım da romancılığıma yansıyor.
TOL: Osmanlı
ile ilgili çok sayıda kitap ve film var. Bu bir Osmanlı modası mıdır?
Ve Osmanlı ile ilgili herşeyin bu kadar ilgi görmesini neye bağlıyorsunuz?
Elif Şafak: Ben bunun bir moda olduğunu düşünmüyorum. Aksine Osmanlı
ile ilgili şeyler teşvik edilmez bizde. Osmanlı deyince Türkiye'de iki
kutup görüyorum ben. Biri Osmanlı'yı çok seven ona toz kondurmayanlar.
Diğeri de tam zıttı, Osmanlı'da sevilmeye değer hiç birşey bulamayanlar.
Bu iki bakış açısı temelde büyük benzerlikler paylaşır. Her şeyden
önce, her ikisinde de geçmişi tekleştirme, tek bir sıfata, renge, kimliğe
indirgeme eğilimini görürüz. Nedense, geçmişin bugünden daha az karmaşık,
daha az özneli olduğunu düşünmeyi severiz. Ben Osmanlı'ya baktığımda,
kurumlardan, yapılardan, savaşlardan ya da yenilgilerden once ve öncelikle
insanları görüyorum, düşünüyorum. İnsanları düşününce de hikayelerini.
Hikayelerinden ve insanlarından arındırılmış bir geçmiş algılayamıyorum.
TOL: Kitabın sloganı hayli dikkat çekici. "Görmeye ve görülmeye dair bir
roman"... Bunun yansımaları nasıl oldu. Göstermeye çalıştığınız ya da
görülmesini istediğiniz şey nedir? Bunda başarılı olduğunuza inanıyormusunuz?
Elif
Şafak: Benim Mahrem'de söylemeye çalıştığım zaten bu. Her zaman
herşeyin görülmesi gerekmiyor. Her zaman herşeyin görülmesi gerekmediğini
göstermeye çalıştım aslında. Görmek ve görülmek masum şeyler değildir
bence. Bazen hayatınızın belli bölümlerinin, kişiliğinizin bazı yönlerinin
görülmesini bilinmesini istemezsiniz. Onlar size özel şeylerdir. Kimi
zaman tanrıdan, kimi zaman toplumdan saklarsınız, kapalı tutarsınız bu
şeyleri. Görmesini istemediğiniz varlıklar kişiden kişiye değişir. Ama
sonuçta bir mahremiyet vardır. Saklama arzusu vardır. Herkesin gizli,
kendince mahrem saydığı yönleri mutlaka vardır. Bu yüzden mahremi ben,
görülmesini asla istemediğimiz, saklamak için üzerine titrediğimiz alan
olarak tanımlıyorum. Mahremiyetin ifade ettiği şeyler kişiden kişiye
değişir. Herkesin kendine has mahrem saydığı alanları vardır.
TOL: Mahrem
hakkında aldığınız eleştirilerden bahseder misiniz?
Elif
Şafak: Kitapla ilgili olumsuz bir eleştiri okumadım. Özellikle dili,
kurgusu ile ilgili son derece olumlu yazılar çıktı. Türkiye Yazarlar Birliğince
2000'in en iyi romanı seçildi.
Bununla beraber,
kitabı değil de beni eleştiren birkaç yazı çıktı. Bizde her şey birbirine
karışıyor. Türkiye'de birinin yazdığı romanı eleştirmek için o romanı
okumuş olmanız, hatta neden bahsettiğinden haberdar olmanız bile gerekmiyor.
Romanı eleştirmek için, romancının kişliğine ya da salt görünüşüne saldırmak
yeterli.
TOL: En
son okuduğunuz kitap?
Elif Şafak: Ben genellikle birkaç kitabı birlikte okurum. En son Çağlar
Keyder'in derlediği İstanbul: Küresel ile Yerel Arasında'yı, Nabakov'dan
Pnin'i ve Michel Tournier'nin Meteorlar'ını okudum. Gül Derman'ın
Resimli Taş Baskılı Halk Hikâyeleri'de şu an okuduğum kitaplardan biri.
TOL: En
son seyrettiğiniz film?
Elif
Şafak: Akıl Defteri
TOL: En
sevdiğiniz yemek?
Elif Şafak: Her türlü zeytinyağlı, her türlü balık.
TOL: Burcunuz?
Elif Şafak:
Akrep.
TOL: Takip
ettiğiniz mecralar?
Elif
Şafak: Aylık, haftalık pek çok yayın organını takip ederim. Öküz,
Hayalet Gemi, Pazartesi, Post Express, Roll, Kaos GL şu anda ilk aklıma
gelenler.
TOL: En
son aldığınız hediye?
Elif Şafak:
Kapaklı, üzerinde bir baykuş kabartması olan bir enfiye kutusu.
TOL: En son verdiğiniz hediye?
Elif Şafak:
Küçük bir fil.
TOL: Keyifli
sohbetiniz ve vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Elif Şafak:
Ben teşekkür ederim…
Röportaj:
Turgay Uludağ
Mekan: Metis Yayıncılık-Beyoğlu
|