|
FÜSUN
ÖNAL
Renklerden,
renkli olmaktan korkmayan; hayatı doyasıya yaşama cesareti olan ve hayata
anlam katan güçlü bir hanımla, yorumcu-oyuncu-yazar Füsun Önal'la yaptığımız
röportaj onu ve kitaplarını size bir kez daha, yakından tanıtacak...
Eserleri:
"Aslında Hüzündü Hepsinin Yaşadığı", "Başkaları da Hayatı Deniyor", "Bir
Kadın ve Yedi Öfkeli Adam", "Deja Vu Sendromu Ve Anılarıma Yolculuk",
"Hayat Bir Utanmaz Kitap", "Hayatı Denedim", "Herkese Özgürlük Anne, Ama
Bana da...", "Ruhsar Hanım", "Sevişmenin Rengi", "Sinirli Vatandaş Cenk
Cengaver'in Sosyal Bunalımları", "Valla Kız Değilim!", "Var Mısın Benimle
Uçmaya", "Matrak Sultan", "Gezikolik".
Yazmaya
nasıl başladınız?
Ankara Koleji
yıllarımdan beri not tuttuğum küçük anı defterlerim vardı. Bu alışkanlığım,
okul sonrası yıllarımda da devam etti. Bunlara, günün anılarından, o gün
hissettiklerimden oluşan kısa yazılar da diyebiliriz. Kimi sert, kimi
kaderci, kimi romantik, kimi çocuksu, kimi seksi, kimi saçma yazılardı
bunlar. İçlerinde başka insanların sırları da vardı. İlk kitabım "Hayatı
Denedim"i yazarken bu defterlerden bazılarını karıştırmak istedim. Zaten
her zaman beynimde ve kalbimde diri tuttuğum anılarım, hızla gözümün önünden
aktı geçti ama bazıları da ilk kitabımın bazı sayfalarına gidip yerleşti.
Sonraları o küçük defterleri attım. Pişman da değilim. Yeterince kütüphanemde
durdular. Zaten çoğu içimdeydi. Anılarımın, onlarla benim arasında kalması
gerektiğini düşünüp attım o deftercikleri.
"Yayın
günü geldiğinde heyecanla sayfayı açıyor; köşemi gururla seyrediyordum."
Ankara Ü.
Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'ndeyken günlük bir gazete için İngilizce'den
müzik haberleri tercüme ediyordum. Köşemin adı "Alo Ben Füsun"du. Bu ad,
sonraki yıllarda yaptığım ilk uzunçalarımın adı oldu. Yazılarım, gazetenin
editörleri ve okuyucu tarafından beğeniliyordu ki uzun süre yazdım. Yayın
günü geldiğinde heyecanla sayfayı açıyor; köşemi gururla seyrediyordum.
Bu günlerde
bir gazetede çalışmayı düşünür müsünüz? Yakın zamanlarda böyle bir deneyiminiz
var mı?
Milliyet
Gazetesi'nde çalıştım. Cumartesi Eki'nde "Füsun'un Oltasına Takılanlar"
adlı yarım sayfalık köşem vardı. Aynı yayın kuruluşunun internet sitesi
"e-kolay" açıldıktan sonra haftada iki gün "Kadın" ve "Gezi" portalleri
www.mahmure.com ve www.gezikolik.com
'da yazmaya başladım. Haftada bir gün de okuyucu maillerine cevap verdiğim
bir sayfam var. Böylece haftanın üç günü netteyim. Arzu edenler arşiv
yazılarıma girip önceki yazılarımı da okuyabilirler. Bir gazetede yeniden
yazma konusuna gelince... Neden olmasın? O kadar anlamsız, tatsız-tutsuz
yazan köşe yazarları var ki...
Kitaplarınızda,
özellikle de anılarınızda neden bazı isimleri açıkça yazmıyorsunuz? Gizlemenizin
özel sebebinin çok sevdiğiniz insanları, aşklarınızı kırmamak olduğu düşünülüyor...
Kitaplarımda
bazı isimleri gizlediğim doğru. Bir vakitler yaşamımda özel yerleri olmuş
o insanların artık başka yaşamları var. Benim de... "Kimseyi üzmeye, huzursuz
etmeye hakkım yok" diye düşünüyorum. Ama sanat dünyası ile ilgili epey
ileride pek çok bildiğim şeyleri açık seçik yazabilirim!
"Gerçek
sevgi, günü geldiğinde - tabii gerekiyorsa - hâlen duyulan sevgiye rağmen
hiçbir koşul öne sürmeden; tehdit etmeden; hiç bir şey beklemeden bırakıp
gidebilmektir."
Déjà
Vu Sendromu'ndan bir cümleniz hep aklımda... "Gerçek sevgiye müthiş saygı
duyuyorum." Gerçek sevgi nedir sizce?
"Gerçek sevgi",
günü geldiğinde - tabii gerekiyorsa - hâlen duyulan sevgiye rağmen hiçbir
koşul öne sürmeden; tehdit etmeden; hiç bir şey beklemeden bırakıp gidebilmektir.
Ben bunu ilk evliliğimde yaşım hayli küçük olmasına rağmen yapabildim.
Deli gibi sevdiğim eşim, başka bir kadına giderken; onların birlikte oturacakları
ev için kendi evimden birçok eşya verdim. Ve eşimin bir gece yarısında,
eşyalarla birlikte o kadınla yaşayacağı eve gitmesine göz yumdum. Çünkü
çok sevdiğim eşim artık o kadınla birlikte mutlu oluyordu. Daha sonra
da onları baş başa bırakıp, aralarından çekildim ve boşandım. Zor ama
bunu yapabilenlere de her zaman saygım sonsuzdur...
Anı yazmak
mı, otobiyografinizi yazmak mı, yoksa imgesel yazmak mı daha zor sizce?
Yazı yazmayı
inanılmaz derecede seviyorum. PC'min başında geçirdiğim anlar beni inanılmaz
mutlu ediyor. Ve çeşitli tarzlarda yazarken hiç zorlandığımı hatırlamıyorum.
Her tarz yazı bana ayrı zevk veriyor.
"yaşadığım
hayatı düşünüyorum da, çok renkli yaşadım...yaşıyorum..."
Müziğin
tınılarını ve tiyatronun rengini kaleminizde de hissediyor musunuz?
Benim şarkılarımın
çoğu hareketli, ritmik şarkılardır. Oynadığım tiyatro ve müzikallerde
canlandırdığım başroller de çok renkli rollerdi. Kendi kişiliğim deseniz,
rengarenktir. Hayatın tüm renklerini içinde barındırır. Zaten yaşadığım
hayatı düşünüyorum da, çok renkli yaşadım...yaşıyorum... Bu kadar renge
sahip bir kadının yazdığı yazılar, kitaplar da capcanlı, rengârenk olur
değil mi ama?
Ayrıca
gizli ve çok derin bir duygusallığınız var. Anılarınız için bir renk,
kendiniz için bir renk ve kitaplarınız için bir renk seçmeniz gerekseydi
hangi renkleri seçerdiniz?
Anılarım
için şeker pembesi, kendim için kırmızı, kitaplarım için de gök kuşağı
renkleri seçerdim.
"...moda
diye alınıp, 3-5 sayfa sonra okunamayıp, kenara konan kitaplar ve bu tarz
anlaşılmaz ama moda olan kitap yazarları var. Çok şükür onlardan değilim."
Matrak
Sultan'ı bir masal tarzında yazmanızın sebebi neydi? Bu tarzın size sağladığı
avantaj ne oldu?
Kitabımı
yazmaya "Bir varmııış, iki yokmuuuş..." diye başlamıştım. Ondan sonra
da arkası öyle geldi. Yazarken çok eğlendim. Hep çocuklara masallar olacak
değil ya... Bu da büyüklere masallar oldu. Zaten hayat boyunca bizlere
her konuda "masallar" anlatılmıyor mu? Masal dinlemeye alışık milletiz
yani! Bu tarzda yazmamın bir avantaj olduğunu düşünmedim. Benim zaten
en büyük avantajım, konuşma diliyle yazıyor olmam.
Aziz Nesin'in ölünceye kadar ön çalışmalarımı okuduğu, üzerinde uzun konuşmalar
yaptığı ilk altı kitabım için söylediklerinin arasında beni en mutlu eden:
"Sen konuşma diliyle yazıyorsun. Edebiyat yapmaya kalkışmıyorsun. Bu da
kitaplarının kolay, çabuk ve keyifli okunmasını sağlıyor." demesiydi.
Kitaplarımı okuyan okuyucularımın ortak sözü de bu: "Çabuk, kolay ve keyifli
okunması"... Bir yazar da bundan başka daha ne isteyebilir ki? Malum,
basın destekli ve okuyucu tarafından "moda" diye alınıp, 3-5 sayfa sonra
okunamayıp, kenara konan kitaplar ve bu tarz anlaşılmaz ama "moda" olan
kitap yazarları var. Çok şükür onlardan değilim. Bence en büyük avantajım
bu.
Matrak
Sultan'ı yazma amacınız neydi?
Önce çok
fazla yayınlanan "Sultan" kitaplarını ti'ye almak için yazmayı düşündüm.
13 yıldır bağlı olduğum İnkılap Kitabevi'nin patronu Arman Fikri'ye bu
fikrimi söylediğimde ilgiyle karşıladı. Çoğu "Sultan" kitapları kendi
yayınevlerinden yayınlanmış olmasına rağmen, düşündüğüm kitabı yazmam
için beni yüreklendirdi; böylece yazmaya başladım. Yozlaşmış popüler kültürümüzden,
kötü yönetilmemize kadar kitapta yer vereceğim pek çok şey vardı. Özellikle
de günümüzde kadınların, cinselliklerini kullanarak hedeflerine kısa yoldan
varmak istemeleri artık fazlasıyla günceldi. Bunlar da kitabımı kurgularken
yer aldı. Ve tabii pek çok başka şey.... Onlarda kitabımın sayfaları arasında....
Metin
Üstündağ'ın "Pazar Sevişgenleri" isimli kitabı, ismi sebebiyle müstehcen
bulunmuş; geçtiğimiz sezon sansür kuruluna takılmıştı. Matrak Sultan'ın
kapak resmi için bu tür tepkiler aldınız mı? 
Kapak resmi
için hiçbir olumsuz tepki almadım. Tam tersi, kapağın bir tablo kadar
güzel olduğu söylendi... Söylenmekte... Kapak resmi, rahmetli anneannemin
kartpostal koleksiyonundan alındı. Pek çok resim arasından yayınevimin
sahipleriyle birlikte bu resmi seçtik.
"Gezikolik"e
gelirsek... Gerçek bir gezikoliği tarif eder misiniz?
Gerçek bir
gezikolik, az uyku ile yetinir; bol bol yürür; ani plan değişikleriyle
plan dışı yerlere gitmeye üşenmez. Fazla alış-veriş meraklısı olmaz. Tariflerin
devamı kitapta....
"Gezikolik
biraz daha farklı oldu; ülkeler değil, çeşitli ülkelerin şehirleri var.
Karışık dünya şehirleri..."
Gezikolik
nasıl bir bakış açısıyla yazıldı?
İlk gezi
kitabım "Var Mısın Benimle Uçmaya"da "ülke" anlatmıştım. İki ülke ve pek
çok şehirle, o şehirlere ait inanılmaz detaylı bilgiler vardı. Hayli kalın
ve bol fotoğraflı bir kitaptı. Gezi anılarıma da yer verince, kitap hayli
renklenmiş, eğlenceli hale dönüşmüştü. "Gezikolik" biraz daha farklı oldu;
ülkeler değil, çeşitli ülkelerin şehirleri var. Karışık dünya şehirleri...
Gittiğim şehirlerin uzun bir listesini patronumun önüne koydum; o da hangilerinin
kitapta yer alacağına karar verdi. Kitaptaki bilgiler daha az ve öz ama
özellikle geziseverler için çok faydalı bir gezi rehberi oldu. Ayrıca
oralara gitme imkanı olamayanlar da, anlatımım ve kitapta yer alan fotoğraflar
sayesinde oraları gezip görmüş gibi olabilirler.
"Ben
iyice gezerim; pek çok bilgi toplarım; içine eğlence katarım."
Her bölgede
ortalama ne kadar süre kaldınız? Bölgeleri detaylı tanıyabildiniz mi?
Ben çoğu
ülke ve şehre birden çok fazla gittim. Hatta bazılarına çok çok fazla
gittim. Çoğunda ya uzun kaldım ya da çok gittiğim için her seferinde başka
yerlerini keşfettim. Gittiğim yerler sadece iki gezi kitabımın içinde
yer alan yerlerle sınırlı değil; birkaç gezi kitabı daha yazabilirim...
Bazı gezi kitapları biliyorum aynen coğrafya ders kitabı gibi; sıkıcı.
Ben iyice gezerim; pek çok bilgi toplarım; içine eğlence katarım. Herkesin
bir merakı var. Bu da benim merakım.
En beğendiğiniz
ülke hangisiydi? Ve neden?
En beğendiğim
ülke bir değil ki... Her gittiğim yerin tadını çok iyi çıkardığım için
hepsini keyifle, zevkle gezdim. Ama yaşadığım ülkeye göre dünyanın güney
ucuna yakın olan Avustralya kıtasında olmak beni heyecanlandırmıştı. Kazakistan'da
Tiyanşan Dağları'nın eteklerinde gezinmek, Karakum Çölü'nün üzerinden
geçmek, Hint Okyanusu'ndaki Colombo'nun küçük havaalanına inmek de heyecan
duyduğum yerlerdendi.
"Hayat
kısa... Bilgiler paylaşılmalıdır diye düşünürüm... Barış'ın (Manço) yaptığı
gibi..."
Gezikolik'te
objektif mi duygusal mı yaklaştınız ülkeleri anlatırken...?
"Gezikolik"i
yazarken, geziseverlere faydalı olmayı düşündüm. Bir de gördüklerimi,
öğrendiklerimi mezara götürmek yerine insanlarla paylaşmak istedim. Hayat
kısa... Bilgiler paylaşılmalıdır diye düşünürüm... Barış'ın (Manço) yaptığı
gibi...
Fotoğraflarınızı
çekenler kimlerdi? Sorma sebebim objektife çok mutlu ve huzurlu bakıyor
olmanız...
Fotoğraflarımı
ya arkadaşlarım ya sevgililerim çekmiştir. Ben seyahatlerde çok mutlu
ve keyifli olurum. Objektiflere başka türlü bakmama zaten olanak yok!
Kendi başıma gittiğim gezilerim de çoktur. O zaman da veririm fotoğraf
makinemi bir turiste, beni çekmesini isterim. Tek başıma da kendimi çok
güzel eğlendirmesini bilirim. Hiç sıkılmam. Bunda insanlarla iyi ve kolay
iletişim kurabilmemin payı vardır diye düşünüyorum.

Tarih, doğa, oteller, küçük yerleşim birimleri... Gezilerde hangisi ilginizi
çekiyor?
Gezilerimde
herşey ilgimi çeker. Her yeni şey benim için önemlidir. Ve görülesidir.
Bol bol yürüdüğüm için ve de çok gezdiğim için nasıl gezmem gerektiğini
iyi bildiğimden pek çok yeri, pek çok şeyi gezimin içine sığdırmayı beceririm.
Böylece de pek çok yer görürüm.
"...arkadaşlarımdan
gelen eğlenceli mailler vardır. Onlar kafamı dinlendirir."
İnternete
kişisel ilginiz ne düzeydedir? Neleri takip ediyorsunuz?
Günlük gazeteleri
netten takip ediyorum. Arkadaşlarımın yolladığı linkler var. Oralara giriyorum.
İngilizce girip okuduğum yerler var. Bir de arkadaşlarımdan gelen eğlenceli
mailler vardır. Onlar kafamı dinlendirir. Ben de onları adres listemdeki
arkadaşlarıma iletirim. Kalabalık bir arkadaş listem var. Ve hala listeme
dolaylı olarak katılmak isteyenler oluyor. Tanıdıklarım kanalıyla bana
ulaşıp, listemde yer almak istiyorlar. Ayrıca biz yurt dışında ve yurt
içinde yaşayan altı samimi arkadaş, zaman zaman "MSN" kanalı ile konferans
şeklinde yazışarak konuşuruz. Pek gece hayatı olmayan biri olduğumdan
ve az uyku uyuduğumdan, geceyarısından sonra nete girmeyi tercih ederim.
Yemekle
aranız nasıldır? "Kendin pişir kendin ye"yi mi "Hazıra dağ dayanmaz"ı
mı sık kullanırsınız?
Yemek ayrımı
yapmam diyeceğim ama ben çok uzun yıllardan beri vejetaryen olduğumdan,
beslenmem çok kolaydır. Sebze ve meyva ağırlıklı beslenirim. Gazlı içecekler
içmem - Çamlıca Gazozu hariç. Ona bayılırım. - Ama her çeşit yemeği -
et dahil - gayet güzel pişiririm. Aşçılığım iyidir. Ayrıca mutfak işlerinden
de büyük zevk duyarım.
Bu güzel
röportaj için size çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür
ederim.
Röportaj
: Fulya Öztürk
|