|
Ferruh Gençer
Pan Yayıncılık'ın
sahibi Ferruh Gençer'den bir kitabın elimize ulaşana kadar hangi aşamalardan
geçtiğini öğrendik. Genç yazarlara çok fazla fırsat verilmemesinin sebeplerini
sorduk...Şimdi buyrun kitabın hikayesine ve birçok konuya değindiğimiz
röportajımızı okuyun...
Pan Yayıncılık'ın kısaca kuruluş hikayesini ve portföyünü anlatır mısınız?
Pan
Yayıncılığı 1986'da eşimle birlikte kurduk. İlk hedefimiz müzik kitapları
yayımlamaktı ancak, daha sonra gelen önerileri değerlendirerek portföyümüzü
genişlettik. Müzik kitaplarının hedef kitlesi belli ve ilgili kişiler
bunları satın alıyor. Bu da yayınevi olarak ayakta kalmamıza yetmiyor.
Portföyümüzü genişletmemizin bir sebebi de budur. Gelen iyi teklifleri
değerlendirmeye, başarılı olacağına inandığımız kitapları basmaya böyle
başladık.
Kitabın Hikayesini öğrenmek için buradayız. İlk aşamadan başlayarak
bize bu basamakları anlatabilir misiniz?
Bize kitap birkaç şekilde geliyor. Birincisi kitabın yazarı, yazısının
bulunduğu dosya ile birlikte geliyor bize ve kitabını gösteriyor.
Ben şöyle birşey hazırladım diyor. Biz onu mutlaka okuyoruz. Bu kitabın
öncelikle bizim ilgi duyduğumuz alanlarda olması gerekir. Mesela bir yemek
kitabı bize uygun değildir. Polisiye kitaplar bizim alanımıza girmez.
Kendimize göre belirlediğimiz bir takım kıstaslarımız var. Bir kitabın
yüksek satış rakamlarına ulaşmasında yayınevi faktörünün de önemi büyüktür.
O yüzden kitabı basacak doğru yayınevi olmaya önem veriyoruz. Bir
diğer şekil de, çevirmenler bize geliyor. Bir kitap okuyor mesela,
onu beğeniyor ve çeviriyor. Bize gelerek bunu basıp basmıyacağımızı soruyor.
Yukarıda belirttiğimiz uygulamaları bunlar için de geçerli tutuyoruz.
Bazen de ilgi alanımız olan ve eksikliğini gördüğümüz kitapları ilgili
yazarlardan yazmasını istiyoruz. Bazı yabancı kitapları okuduktan sonra
beğendiysek biz çevirmenlere bu işi veriyoruz. Kitabı basmaya karar
verdikten sonra dizgi aşaması başlıyor. Dizgiden sonra her aşamada kontroller
ve sayfa düzeni yapılıyor. İhtiyaç duyuluyorsa grafik hazırlanıyor. Bu
işlerin hemen hepsini bünyemizde yapıyoruz. Bittikten sonra sayfa çıkışları
alınıyor ve matbaa aşamasına geçiliyor. Montaj dediğimiz bir aşama var.
Sayfalar tek tek basılmıyor 16, 32 gibi şekillerde basılıyor. Bunlara
karar veriliyor. Bu işlemler de bitince kitap baskıya giriyor. Daha sonra
da dağıtım aşamasına geçiliyor.
Dağıtım ağından bahseder misiniz?
Türkiye'de yayınevleri kitaplar basıldıktan sonra bunun dağıtımını yapmazlar.
Çünkü binlerce kitapçı var ve bunların hepsine gidip kitap vermek mümkün
değildir. Bu işi yapan dağıtıcı dediğimiz bir toptancı sektörü var. Biz
çıkan kitaplarımızı bunlara veririz, onlar da kitapçılara dağıtır. Yeni
bir kitap çıktığında, kitapçılara bunu duyuruyoruz. Onlar da belirledikleri
kitaptan siparişler veriyorlar. Çıkan her kitabı da istemezler kitapçılar,
hangi kitabın ne kadar satacağını tahmin ederler ve buna göre sayı belirlerler.
Mesela tanınmış yazarların, şairlerin başlangıç rakamları yüksektir. Bazen
de yazarın ilk kitabıdır, küçük rakamlarla başlar. Ama daha sonra patlama
yapabilir.
Bir kitabın basılabilmesi için hangi şartların sağlanması gerekir. Sizin
kitap basmadaki birincil kıstaslarınız nelerdir?
Bir
kitabı basmaya karar vermeden önce onu okuyoruz. Beğensek bile, o alanın
uzmanlarına danışıyoruz. Yani yazarı ve kitabın kendisi hakkında bilgi
alıyoruz. Her gelen kitabı basmamız söz konusu olamaz tabi. Uzun yıllardır
bu işi yapsak bile, herşeyi bilmek mümkün değildir. Bu sebeple ilgili
kişilere danışmanın faydalı olacağını düşünüyoruz. Bu güne kadar faydalarını
da gördük zaten. Çok güvendiğiniz bir yazardır ve sizin pek bilgi sahibi
olmadığınız bir konuda yazmıştır. Bunun kontrolünü biz yapamıyoruz. İçindeki
bilgilerin doğruluğunu yine o konu hakkında bilgi sahibi birisi kontrol
etmelidir. Kontrol edilmezse ve kitapta yanlış bilgi varsa, bu bilgi
yayılır ve sorumlusu da biz oluruz. Böyle bir şeye sebep olmak istemeyiz.
Uzun yıllardır bu işi yapmaktasınız. Ülkemizde çok az kitap okunduğu halde
yayınevlerinin sayısının çokluğunu neye bağlıyorsunuz?
Ülkemizde yayınevi sayısı çok gerçekten ama bu sayı fazla önemli değil
bence. Çünkü, bir yayınevi 2 kitap çıkarmış olabiliyor. Yani Türkiye'de
düzenli olarak kitap basan ve tanınan belli başlı yayınevi sayısı çok
yüksek değil. Söyleyecek sözü olan bir çok insan kitap yayınladığı
için sayıları çok fazla. Ama dediğim gibi yıllardır sektörün içinde olan
eski ve büyük yayınevleri birkaç tanedir. Bir de yayınevi kurmak çok kolay
bir iş, yani uygulanması gereken resmi prosedür zor değil.
Yayınevi kurmak karlı bir iş mi? Madi ve manevi tatmin olduğunuz veya
olamadığınız noktalar nelerdir?
Daha önce dediğim gibi, biz müzik kitapları basmak amacıyla ve idealist
yaklaşarak yayınevi kurduk. Ama kar etmemek bu günkü piyasanın mantığına
aykırı. İşimizi devam ettiriyorsak iki anlamda da tatmin oluyoruz demektir.
Ben mühendislik eğitimi gördüm ama kişisel ilgimden dolayı bu tür
yayıncılığı tercih ettim. Müzik kitapları basmak çok karlı bir iş değil.
Bu sebeple bizden başka bu tür yayınlara yönelen yok. Bu biraz da gönül
işidir yani.
Genç yazarların ilk kitaplarını bastırmakta hayli zorlandıklarını biliyoruz.
Siz bu konuda nasıl bir yöntem izliyorsunuz?
Bir insanın yazar, şair olarak toplumda tanınır hale gelmesi zor bir süreç.
Yayınevlerine çok fazla kişi geliyor kitabını bastırmak için. Bu durumda
biraz ticari düşünmek gerekiyor. Her kitap basılamayacağına göre,
eleme yapılması gerekiyor. Kitabın bazı özellikleriyle öne çıkması gerekiyor.
Kitabı hazırlayan çok hevesli olabilir ancak, buna kabiliyeti yoksa, kimse
onun yazdıklarını okumayacaksa yayınevi o kişiye hayır demek zorundadır.
Bizim alanımızın özelliği herkesçe bilindiğinden çok fazla dosya gelmiyor.
Ancak, roman, şiir kitapları basan büyük yayınevlerine bu dosyaların yığınla
geldiğini biliyoruz. Bu pozisyonda herkese olumlu cevap verilmesi mümkün
değildir. Ama düşündüğümüzde bu konuda çok fazla potansiyelimiz olmadığını
da görebiliyoruz. Yani yılda yüz yeni yazar adayı çıkmıyor bizde. Bazı
yayınevleri bu konuda daha açıklar. Metis, Can, İletişim bir çok yazarın
ilk kitaplarını yaynladılar. Bu işlerden yazar da, yayınevi de çok büyük
paralar kazanmaz. Ancak tirajı yüzbinleri bulursa o zaman ciddiye alınabilir.
Yoksa bin tirajlı 3 milyonluk bir kitabın yazara kazandıracağı para 300
milyondur. Yani bu işten çok para kazanılmadığı söylentileri doğrudur.
Sadece yazarlık yaparak geçinen insanlar bir elin parmakları kadardır.
Eklemek istediğiniz konular var mı?
Evet
ben korsan basılan ve satışı yapılan kitaplardan bahsetmek isitiyorum.
Ama öncelikle kütüphaneler ve bunların konumlarına değineyim; Türkiye'de
kitabın pahalı olduğu söyleniyor. Bizim normalde kitap başına tirajlarımız
bin civarında seyrediyor. Romanlar bu rakamın biraz daha üstüne çıkabiliyor.
Kitaplar az satıldığı gibi az okunuyor. Söylemek istediğim kütüphanelere
kitap alınmadığı. Birçoğu Kültür Bakanlığına bağlı bu kütüphanelerde
çok az kitap bulunuyor. Belediyeler de kütüphane kurmak için kaynak ayırmıyorlar.
Çünkü bunlar gösterişli yatırımlar değil. Ama insanların kültürünü
artıracak, idealist yatırımlardır. Her semtin, içinde güncel kitapların
da bulunduğu bir kütüphenesi olmalıdır. İnsanlar satın alamadığı kitapları
buradan alıp okuyabilmelidir. Bence bu konuya ilgi gösterilmelidir. Sizin
aracılığınızla varolan kütüphanelere daha fazla ve yeni kitaplar alınması
gerekliliğini ve yeni yerleşim yerlerine yeni kütüphanelerin açılması
isteğimi dile getirmek istiyorum. Bir de bu kütüphanelerin mesaileri
normal kamu çalışanının mesaisinden ayrı olmalıdır. İnsanlar işten çıktıklarında
da buralara gidebilmelidir. Saat 5'te biten mesai olduğunu düşünürsek,
çalışan, insanlar buralardan faydalanamaz. Bu da değiştirilmesi gereken
bir uygulama bence.
Bahsetmek istediğim ikinci konuda korsan kitaçılar üstüne. Bu tür faaliyet
içinde olanlara göz yumulması biz yayıncılar için büyük zarar. Biz
yazardan yayın hakkını aldığımız bir kitabın, tüm ticari yükünü de üstümüze
alıyoruz. Satıştan da yazara pay verildiğini düşünürsek, ekstra masraflar
da göz önüne alındığında yükümüz hayli ağır. Zaten Türkiye şartlarında
tirajlarımız da belli. Korsan kitaplar bizim fiyatımızdan yarı yarıya
ucuza satıyorlar. Ne vergi veriyorlar, ne de yayın hakkını satın alıyorlar.
Bundan zarar gören tamamen biz oluyoruz. Üst geçitlerde, işportada
çok satan kitapların hepsini yarı fiyatına bulmak mümkün. Ve işin ilginç
tarafı hepsi maliyecilerin gözü önünde yapılıyor. Kimse bunlarla mücadele
etmiyor. İnsanlar da ucuz olduğu için, kalitesiz ve korsan olduğunu bilseler
de bu kitapları alıyorlar. Bu bizim ciddi rahatsızlıklarımızdandır. Yetkililerin
ilgilenmesini bekliyoruz.
Söyleşi ve verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz Ferruh Bey...
Rica ederim, sizleri ve ilgili kişileri aydınlatabildiysem ne mutlu!
Röportaj
ve Fotoğraflar: Turgay Uludağ
Mekan: Pan Yayıncılık / Beşiktaş
|