Warning: main(/home/sites/home/web/php/FULogin.php) [function.main]: failed to open stream: No such file or directory in /home/toladmin/public_html/templates/roportajlar/prepend.php on line 17

Warning: main() [function.include]: Failed opening '/home/sites/home/web/php/FULogin.php' for inclusion (include_path='.:/usr/share/pear') in /home/toladmin/public_html/templates/roportajlar/prepend.php on line 17
TurkiyeOnLine.com - Röportajlar
 
KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

TurkiyeOnline - Röportaj

Müzik, Eğlence, Moda Dünyası
Ünlüler ile moda, müzik, yaşam üzerine...

Sinema
Yönetmenler, yapımcılar, oyuncular ile filmleri üzerine...

Edebiyat
Yazarlar ve şairler ile satıraralarında gezinti..

 
 Röportaj

PINAR ÇEKİRGE

İlginç bir insan. Şu anda Pamukbank Kültür, Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı'nda Yönetici Yardımcılığı görevinde bulunuyor. Öğrenciliğinden itibaren tabulaşmış, tartışılmasından çekinilip rafaltı edilmiş konulara değinmiş; yanlış olanların yıllarca yerini korumasıyla "kemikleştiğine" dikkat çekmiş; açığa çıkarmış; kendi yüreği de açıklık dolu olan bir yazar. Akıcı konuşmasının getirdiği sakinleştirici etkiden sanıyorum, röportajdan çok sohbet havası içinde konuştuk...

Eğitimini yaptığınız dalı öğrenebilir miyim?

Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Bilimleri'nden master derecesiyle mezun oldum.

Okul yıllarında tezinizle olay yaratmaya başlamışsınız...

Mezuniyet tezim "The MMPI Profiles of the Male Homosexuals"dı. Türkiye'de ilk defa işlenen bir dosyaydı sanıyorum erkek homoseksüellerin kişilik yapısı.

Ne tür bir sonuca vardınız?

Erkek homoseksüellerin kişilik yapıları klinik bazda incelendi; sadece depresyon ve bir iki scala da paranoya öndeydi. Cinsel oryantasyon temelinde onlara şöyle bir soru da yönelttik; "Bir ilaç olsa ve normal cinse dönmenizin mümkün olduğu size söylense içer misiniz?" Hayır yanıtının oranı % 99.7'ydi. Güçlü bir cinsel oryantasyon söz konusuydu.

Tezi hocalarınıza sunduğunuzda, nasıl bir tepki aldınız?

Bir tabuydu insanlar için. Yıl '84-'86 idi. 19 sene önce yapılan bir araştırma... Çok büyük bir destek Duygu Asena ve "Kadınca" Dergisi'nden geldi. Henüz hazırlık aşamasındayken Yalçın Pekşen, Özcan Ercan gibi isimler beni motive etti. Konuyla ilgili hiç yerli kitap yoktu - yurtdışından kitap getirtmek durumunda kalmıştım. Ayrıca 1976'dan beri psikolojik bir case (durum) olarak algılanmamış; onu farkettim ve sosyolojik kitapları taramak durumunda kaldım. Hiçbir yayınevi basımını kabul etmedi; altı yıl sonra Altın Kitaplar "Yalnızlık Adasının Erkekleri" adıyla yayımladı. İnanılmaz bir medya bombardımanı vardı fakat kitap satmıyordu. Şunu anladık - kitabın kapağındaki "Psikososyal Açıdan Eşcinsellik" ek başlığı çıkarılmalıydı.

Onu okurken görülmekten çekinmişlerdi belki de...

Olabilir. Kapak tasarımının değiştirilmesiyle kitap dört baskı yaptı. Bu kitaptan sonra birden bire intihara yöneldim ve üç kitap yazdım. "İntiharıma İki Saat Kala", "Niçin İntihar", "Nokta"... İlk kitabımda o anki intiharla ilgili düşüncelerimi, duygularımı paylaşmak istedim.

İntiharı mı düşünüyordunuz yoksa?

Yedekte tuttuğum bir olaydı. Sosyolojik ve psikolojik bir yöndü. Riskli bir konuydu herşeyden önce. Emile Durkheim'ın bir sözü vardır; " en bulaşıcı salgın intihardır." Üzücü bir olay yaşandı; "Niçin İntihar?" adlı kitabım sonrasında 1996'da bir kişi intihar etti.

Kitabın hangi bölümünün bunda etkisi olduğunu düşünüyorsunuz?

Benim bir depresyon anında yazdığım mektuplarımdan olabilir. Her üç kitapta da özendirme yoktu. Çok tehlikeli bir konu. Goethe, Werther'i yazdığında 400 kişi başlarına tabanca dayayarak topluca intihar etmişti.

Türkiye'de de bu tip olaylar olmuyor değil; Murat Kekilli'nin klibinin etkisi tartışılmıştı bir dönem...

Zaten intiharın tek sebebi olamaz ve geçmişten gelen pek çok sebebin biraraya gelmesi yoğunluk kazanınca eylem gerçekleştirilir. Bir anlık hazırlık aşaması geçmiş fakat bilinçsizlik anını kollayan bir olaydır.

Bir insan neden ölümü ister?

Denge zaman zaman bozuluyor. En acısı da birçoğu intihar ediyor ve o an itibarıyla yaşam içgüdüsü ortaya çıkıyor. Geri dönmek, kurtarılmak istiyor. Ekonomik ve kalıtımsal nedenler etkili oluyor. Ailede intihar varsa sonraki jenerasyonlarda da bu görülüyor. Medya, filmler, Boğaz Köprüsü'ne ipini koparanın ulaşabilmesi herkesi etkiliyor.

Erkekler ve kadınların eğilimlileri nasıl?

Genelde kadınlar kansız yollarla, ilaçla, zehirlenmeyle; erkekler silah, kendini atma, yakma gibi sadizme kayan yöntemlerle... Devreler ise ergenlik dönemi, antropoz, menopoz, yaşlılık... Hepimiz kendimizi en az bir kez çıkışsız görebiliyoruz. Hep şunu diyorum; "yüz sene sonra ne sen varsın ne de o dert var". Zaman çok kısa, mümkün olduğunca iyi yaşamak gerek.

Ve gelelim "Öteki Kadın"a...

Toplumda metres konumundaki, para karşılığında değil sevdiği için birlikte olan kadınlara değindim. Erkeğe soruluyor; "Hayatınızdaki iki kadın da aynı anda trafik kazası geçiriyor, aynı kan grubundalar ve elinizde yalnıca birini kurtaracak bir şişe kan var; kimi tercih ederdiniz?" Erkek yanıtlıyor; "Karımı, çünkü o çocuklarımın annesi." Öteki kadının damgalanması ve yaşanan üç köşeli yalnızlık... Eşin kanuni hakları bulunuyor; hep bir rekabet yaşanıyor; kusur aranıyor sürekli, "neden öteki var?" soruları soruluyor.

Öteki kadına ihtiyaç ne zaman artıyor?

Erkek eline para geçtiğinde önce arabasını sonra da sevgilisini ya da eşini değiştiriyor. Antropoz krizlerinde, renkli, televole hayatlara özendirildiğinde... Bunlar gelgeç ilişkiler değil. Altı, yedi, on yıl sürüyor. Çoğunlukla her iki kadının da birbirinden haberi oluyor. Erendiz Atasü'nün bir sözü vardır; "Aynı erkeği sevmiş iki kadından daha çok kim neyi paylaşabilir?" Erkek güçsüzlük duygularını hayatta ve cinsel hayatında hissettiği an öteki kadına yöneliyor.

Sonraki kitabınızın konusu Ajda Pekkan'dı değil mi?

"Profili Olmayan Kadın"da sanatçılara, futbol takımlarına duyulan fanatizm, tamamen kontrolden çıkıp kişilik parçalanması hissi ile kişinin kendini onun yerinde gördüğü zamandan sözettim. Hemcinsi olsun olmasın kişi hayranı olduğu kişi ile bütünleşmek ve onun yerini almak, o olmak istiyor temelde... Her toplum kendine benzeyen starlar yaratıyor. Aşağılık duygularımızı tatmin eden bir obje olarak alıyoruz; Ajda örneğinde Tanzimat'tan bu yana Batı'ya, batılılaşmaya yönelik duygularımızı karşılıyorduk. Ajda Pekkan'ın çok büyük bir narsizmi var. Hep güzel olanı sunmaya koşullandırdık onu. Yaşı geçti; yaşlandı; zamanı durdurmak zorundaydı. Yaş mevhumu var ülkemizde. Halbuki en altın çağlar 50'li yaşlar. Cinsellik olarak düşünmeyelim; "ölmeye geldik" tezahuratlarıyla maçlarda güvensizlik ve yetersizliklerimizi tanrılar ve mitoslarla birleştiriyoruz ve güçlü hissediyoruz. Freud'un "Pars pro toto" bölümündeki kişi Pars'ın kanını içiyor; etini yiyor... Aynı bu ilkel duygularla Michael Jackson, Nez, Tarkan kitleleri peşlerinden sürüklüyor. Simge imajlar kitle histerisine sebep oluyor. Bir de starların yanında ünlü olanlar var, sevgililer gibi. Onlar da primer insanların karbon kopyaları oluyorlar. Devremülk aşklar, gözetleme ihiyacı, teşhircilik, röntgencilik... Bilinçaltımızdaki ihtiyaçların dışavurumu bunlar.

Star olmanın kriteri nedir sizce?

"Bazı insanlara sahnede nur yağar." Muhsin Ertuğrul'un sözüdür. Çok beğenilenlerin bir auraları, ışıkları var. Türkân Şoray, Zeki Müren, Ajda, Tarkan, Sezen Aksu. Yetenek, sunum ve zamanlama gibi üç konu uyumluysa ve bir de aura (karizma, sahne ışığı) varsa o kişi star oluyor.

Maddi yatırımlar yapılmasını nasıl karşılıyorsunuz?

Sistem, dünyanın heryerinde star üreten fabrikalarla TV, klip, haber bazında... Aksayan yönleri de var. İnsanlar bunları örnek alıyor. Rafine ve olumlu figürler olmaları bekleniyor.

Bilginizi danışmanlık yönünde kullanmak ister miydiniz?

Çok zor. İmaj-maker olayında onların yönlendirilmesi çok zor. Seyirci ve star olarak bilinçli bir kesim yok.

Son kitabınız "Üvey Anne Efsanesi"ydi...

O da Türkiye'de ilk kez yapıldı. Psikiyatrist Dr. Bahadır Bakım'la birlikte yazdık. Benim de geçmişimde çentikler ve zararlar; üvey kavramına çok olumsuz bir bakışım vardı. Bu kitaba başladığımızda taraflı bakan bendim. Çocuklukta dinlediğimiz kötü, hain, kıskanç üvey anne, kollektif bilinçaltımıza yerleştirilmiş. Kemalettin Tuğcu, Kerime Nadir, Reşat Nuri eserlerinde de bunu görmekteyiz. Yakın çevrede dahi teması olmamış insanlar, üvey anneyi olumsuz, cadı, yalan gibi kavramlarla tanımlıyor. Aslında üvey anne, bulunduğu ortamdaki anneanne, dede, arkadaşlardan oluşan yakın çevre tarafından karşı propagandaya zorlanıyor. Biyolojik olarak dünyaya getirmediği bir çocuğun sorumluluğunu üstlenirken, çocuk tarafından da sürekli sınanıyor.

Sınamaları açar mısınız?

Karşı tarafın sabrını zorlama türü sınamalar. Üvey anneden gelecek dayak, açlık, azar, babaya şikayet gibi karşı tepkiler de kaçınılmaz oluyor; husumeti hızlandırıyor. Kadın resmen zorlanıyor; toplum kadına bu rolü biçiyor. Öz anne çocuğa tokat atsa problem değil ama üvey anne olunca...

Üvey anne ve çocuk nasıl yakınlaşabilir?

Beklentiler sınırlı olmalı; çocuk için de geçerli. En az dört, beş yıl gerekiyor. '90lı yıllarda anne-baba okulları açıldı; üvey anne ve babalara okul yok. Üvey anne önceki eşle kendisini kıyaslıyor; yapacağı akıllıca davranış çocukla dost olmak. "Ya çocukların ya ben" dememesi gerekiyor. Anneler günü, küçük hediyeler de dahil hiçbir şekilde çok şey beklememeli. Ateşin ateşle söndürülmediğini unutmayıp olumsuz davranış sergilemememeli. Çok uzun bir süre yok sayılacak, dışlanacak, umutsuzluk ve mutsuz etmeye yer vermemeli. "Ben kocamın çocuklarını sevip en süper üvey anne olacağım" düşüncesi ona baştan kaybettiriyor. "Ben hiçbir zaman anneniz değilim; olamam da demesi gerekiyor." Evcil hayvanlar da ilişkileri yumuşatabiliyor. Evde bulunan eskiye ait izleri yine çocukla ve yapıcı bir şekilde yenilemeli.

Diğer kitaplarınızda hangi konulara değiniyordunuz?

"Marjinal Kadınlar"da kumar, alkol bağımlısı, eşlerini döven kadınlar ve toplumda yaptıklarıyla sivrilmiş kadınlar vardı. "Benim Stand Up'ım"da pek çok tiyatro ve sinema sanatçısıyla yaptığım söyleşiler, "Marazi Aşklar"da da yaşanmış bir hikâye yer alıyordu.

Gelecek projeniz nedir?

"Üvey Babalar" Yine Bahadır Bakım ile hazırlık ve okuma aşamasındayız. Yazımıyla sanıyorum bir seneden fazla sürecek.

Bu güzel röportaj için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

Röportaj : Fulya Öztürk
Mekan: Pamukbank Beyoğlu Şubesi
Tarih: Şubat 2003

Anket:
1. En son okuduğunuz kitap? Nefes Nefese / Ayşe Kulin
2. En son izlediğiniz film? Hayalet Gemi
3. En sevdiğiniz yemek? Kereviz
4. En son yemek yediğiniz restoran? Hong Kong Restaurant
5. Doğum gününüz? 15 Ekim
6. En son izlediğiniz konser? Ajda Pekkan - Açık Hava
7. En son gittiğiniz sergi? Fausto Zonaro - Yapı Kredi
8. Takip ettiğiniz yayınlar? Sabah, Milliyet Sanat, Aktüel
9. Sizin en son aldığınız hediye? Oyuncak tren
10. Size en son verilen hediye? Kazak
11. En sevdiğiniz sanatçılar? Filiz Akın
12. En beğendiğiniz internet siteleri? Porttakal.com, Mahmure.com
13. En büyük hayaliniz/idealiniz? Tiyatroda oynamak
14. En sevdiğiniz şarkı? "Kimler geldi kimler geçti"
15. En sevdiğiniz film müziği? Dr. Jivago
16. Son zamanlarda sizi en çok etkileyen olay? Irak
17. Eviniz için aldığınız en son eşya? Masa örtüsü
18. Size verilebilecek en güzel hediye nedir? Paris seyahati
19. En son ne zaman ve nerede tatil yaptınız? 1999'da Kıbrıs'ta…

 
 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
  Copyright © 2000-2002 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.