|
PINAR
ÇEKİRGE
İlginç bir
insan. Şu anda Pamukbank Kültür, Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfı'nda Yönetici
Yardımcılığı görevinde bulunuyor. Öğrenciliğinden itibaren tabulaşmış,
tartışılmasından çekinilip rafaltı edilmiş konulara değinmiş; yanlış olanların
yıllarca yerini korumasıyla "kemikleştiğine" dikkat çekmiş; açığa çıkarmış;
kendi yüreği de açıklık dolu olan bir yazar. Akıcı konuşmasının getirdiği
sakinleştirici etkiden sanıyorum, röportajdan çok sohbet havası içinde
konuştuk...
Eğitimini
yaptığınız dalı öğrenebilir miyim?
Boğaziçi
Üniversitesi Eğitim Bilimleri'nden master derecesiyle mezun oldum.
Okul yıllarında
tezinizle olay yaratmaya başlamışsınız...
Mezuniyet
tezim "The MMPI Profiles of the Male Homosexuals"dı. Türkiye'de ilk defa
işlenen bir dosyaydı sanıyorum erkek homoseksüellerin kişilik yapısı.
Ne tür
bir sonuca vardınız?
Erkek homoseksüellerin
kişilik yapıları klinik bazda incelendi; sadece depresyon ve bir iki scala
da paranoya öndeydi. Cinsel oryantasyon temelinde onlara şöyle bir soru
da yönelttik; "Bir ilaç olsa ve normal cinse dönmenizin mümkün olduğu
size söylense içer misiniz?" Hayır yanıtının oranı % 99.7'ydi. Güçlü bir
cinsel oryantasyon söz konusuydu.
Tezi hocalarınıza
sunduğunuzda, nasıl bir tepki aldınız?
Bir tabuydu
insanlar için. Yıl '84-'86 idi. 19 sene önce yapılan bir araştırma...
Çok büyük bir destek Duygu Asena ve "Kadınca" Dergisi'nden geldi. Henüz
hazırlık aşamasındayken Yalçın Pekşen, Özcan Ercan gibi isimler beni motive
etti. Konuyla ilgili hiç yerli kitap yoktu - yurtdışından kitap getirtmek
durumunda kalmıştım. Ayrıca 1976'dan beri psikolojik bir case (durum)
olarak algılanmamış; onu farkettim ve sosyolojik kitapları taramak durumunda
kaldım. Hiçbir yayınevi basımını kabul etmedi; altı yıl sonra Altın Kitaplar
"Yalnızlık Adasının Erkekleri" adıyla yayımladı. İnanılmaz bir medya bombardımanı
vardı fakat kitap satmıyordu. Şunu anladık - kitabın kapağındaki "Psikososyal
Açıdan Eşcinsellik" ek başlığı çıkarılmalıydı.
Onu okurken
görülmekten çekinmişlerdi belki de...
Olabilir.
Kapak tasarımının değiştirilmesiyle kitap dört baskı yaptı. Bu kitaptan
sonra birden bire intihara yöneldim ve üç kitap yazdım. "İntiharıma İki
Saat Kala", "Niçin İntihar", "Nokta"... İlk kitabımda o anki intiharla
ilgili düşüncelerimi, duygularımı paylaşmak istedim.
İntiharı
mı düşünüyordunuz yoksa?
Yedekte tuttuğum
bir olaydı. Sosyolojik ve psikolojik bir yöndü. Riskli bir konuydu herşeyden
önce. Emile Durkheim'ın bir sözü vardır; " en bulaşıcı salgın intihardır."
Üzücü bir olay yaşandı; "Niçin İntihar?" adlı kitabım sonrasında 1996'da
bir kişi intihar etti.
Kitabın
hangi bölümünün bunda etkisi olduğunu düşünüyorsunuz?
Benim bir
depresyon anında yazdığım mektuplarımdan olabilir. Her üç kitapta da özendirme
yoktu. Çok tehlikeli bir konu. Goethe, Werther'i yazdığında 400 kişi başlarına
tabanca dayayarak topluca intihar etmişti.
Türkiye'de
de bu tip olaylar olmuyor değil; Murat Kekilli'nin klibinin etkisi tartışılmıştı
bir dönem...
Zaten intiharın
tek sebebi olamaz ve geçmişten gelen pek çok sebebin biraraya gelmesi
yoğunluk kazanınca eylem gerçekleştirilir. Bir anlık hazırlık aşaması
geçmiş fakat bilinçsizlik anını kollayan bir olaydır.
Bir insan
neden ölümü ister?
Denge zaman
zaman bozuluyor. En acısı da birçoğu intihar ediyor ve o an itibarıyla
yaşam içgüdüsü ortaya çıkıyor. Geri dönmek, kurtarılmak istiyor. Ekonomik
ve kalıtımsal nedenler etkili oluyor. Ailede intihar varsa sonraki jenerasyonlarda
da bu görülüyor. Medya, filmler, Boğaz Köprüsü'ne ipini koparanın ulaşabilmesi
herkesi etkiliyor.
Erkekler
ve kadınların eğilimlileri nasıl?
Genelde kadınlar
kansız yollarla, ilaçla, zehirlenmeyle; erkekler silah, kendini atma,
yakma gibi sadizme kayan yöntemlerle... Devreler ise ergenlik dönemi,
antropoz, menopoz, yaşlılık... Hepimiz kendimizi en az bir kez çıkışsız
görebiliyoruz. Hep şunu diyorum; "yüz sene sonra ne sen varsın ne de o
dert var". Zaman çok kısa, mümkün olduğunca iyi yaşamak gerek.
Ve gelelim
"Öteki Kadın"a...
Toplumda
metres konumundaki, para karşılığında değil sevdiği için birlikte olan
kadınlara değindim. Erkeğe soruluyor; "Hayatınızdaki iki kadın da aynı
anda trafik kazası geçiriyor, aynı kan grubundalar ve elinizde yalnıca
birini kurtaracak bir şişe kan var; kimi tercih ederdiniz?" Erkek yanıtlıyor;
"Karımı, çünkü o çocuklarımın annesi." Öteki kadının damgalanması ve yaşanan
üç köşeli yalnızlık... Eşin kanuni hakları bulunuyor; hep bir rekabet
yaşanıyor; kusur aranıyor sürekli, "neden öteki var?" soruları soruluyor.
Öteki
kadına ihtiyaç ne zaman artıyor?
Erkek eline
para geçtiğinde önce arabasını sonra da sevgilisini ya da eşini değiştiriyor.
Antropoz krizlerinde, renkli, televole hayatlara özendirildiğinde... Bunlar
gelgeç ilişkiler değil. Altı, yedi, on yıl sürüyor. Çoğunlukla her iki
kadının da birbirinden haberi oluyor. Erendiz Atasü'nün bir sözü vardır;
"Aynı erkeği sevmiş iki kadından daha çok kim neyi paylaşabilir?" Erkek
güçsüzlük duygularını hayatta ve cinsel hayatında hissettiği an öteki
kadına yöneliyor.
Sonraki
kitabınızın konusu Ajda Pekkan'dı değil mi?
"Profili
Olmayan Kadın"da sanatçılara, futbol takımlarına duyulan fanatizm, tamamen
kontrolden çıkıp kişilik parçalanması hissi ile kişinin kendini onun yerinde
gördüğü zamandan sözettim. Hemcinsi olsun olmasın kişi hayranı olduğu
kişi ile bütünleşmek ve onun yerini almak, o olmak istiyor temelde...
Her toplum kendine benzeyen starlar yaratıyor. Aşağılık duygularımızı
tatmin eden bir obje olarak alıyoruz; Ajda örneğinde Tanzimat'tan bu yana
Batı'ya, batılılaşmaya yönelik duygularımızı karşılıyorduk. Ajda Pekkan'ın
çok büyük bir narsizmi var. Hep güzel olanı sunmaya koşullandırdık onu.
Yaşı geçti; yaşlandı; zamanı durdurmak zorundaydı. Yaş mevhumu var ülkemizde.
Halbuki en altın çağlar 50'li yaşlar. Cinsellik olarak düşünmeyelim; "ölmeye
geldik" tezahuratlarıyla maçlarda güvensizlik ve yetersizliklerimizi tanrılar
ve mitoslarla birleştiriyoruz ve güçlü hissediyoruz. Freud'un "Pars pro
toto" bölümündeki kişi Pars'ın kanını içiyor; etini yiyor... Aynı bu ilkel
duygularla Michael Jackson, Nez, Tarkan kitleleri peşlerinden sürüklüyor.
Simge imajlar kitle histerisine sebep oluyor. Bir de starların yanında
ünlü olanlar var, sevgililer gibi. Onlar da primer insanların karbon kopyaları
oluyorlar. Devremülk aşklar, gözetleme ihiyacı, teşhircilik, röntgencilik...
Bilinçaltımızdaki ihtiyaçların dışavurumu bunlar.
Star olmanın
kriteri nedir sizce?
"Bazı insanlara
sahnede nur yağar." Muhsin Ertuğrul'un sözüdür. Çok beğenilenlerin bir
auraları, ışıkları var. Türkân Şoray, Zeki Müren, Ajda, Tarkan, Sezen
Aksu. Yetenek, sunum ve zamanlama gibi üç konu uyumluysa ve bir de aura
(karizma, sahne ışığı) varsa o kişi star oluyor.
Maddi
yatırımlar yapılmasını nasıl karşılıyorsunuz?
Sistem, dünyanın
heryerinde star üreten fabrikalarla TV, klip, haber bazında... Aksayan
yönleri de var. İnsanlar bunları örnek alıyor. Rafine ve olumlu figürler
olmaları bekleniyor.
Bilginizi
danışmanlık yönünde kullanmak ister miydiniz?
Çok zor.
İmaj-maker olayında onların yönlendirilmesi çok zor. Seyirci ve star olarak
bilinçli bir kesim yok.
Son kitabınız
"Üvey Anne Efsanesi"ydi...
O da Türkiye'de
ilk kez yapıldı. Psikiyatrist Dr. Bahadır Bakım'la birlikte yazdık. Benim
de geçmişimde çentikler ve zararlar; üvey kavramına çok olumsuz bir bakışım
vardı. Bu kitaba başladığımızda taraflı bakan bendim. Çocuklukta dinlediğimiz
kötü, hain, kıskanç üvey anne, kollektif bilinçaltımıza yerleştirilmiş.
Kemalettin Tuğcu, Kerime Nadir, Reşat Nuri eserlerinde de bunu görmekteyiz.
Yakın çevrede dahi teması olmamış insanlar, üvey anneyi olumsuz, cadı,
yalan gibi kavramlarla tanımlıyor. Aslında üvey anne, bulunduğu ortamdaki
anneanne, dede, arkadaşlardan oluşan yakın çevre tarafından karşı propagandaya
zorlanıyor. Biyolojik olarak dünyaya getirmediği bir çocuğun sorumluluğunu
üstlenirken, çocuk tarafından da sürekli sınanıyor.
Sınamaları
açar mısınız?
Karşı tarafın
sabrını zorlama türü sınamalar. Üvey anneden gelecek dayak, açlık, azar,
babaya şikayet gibi karşı tepkiler de kaçınılmaz oluyor; husumeti hızlandırıyor.
Kadın resmen zorlanıyor; toplum kadına bu rolü biçiyor. Öz anne çocuğa
tokat atsa problem değil ama üvey anne olunca...
Üvey anne
ve çocuk nasıl yakınlaşabilir? 
Beklentiler
sınırlı olmalı; çocuk için de geçerli. En az dört, beş yıl gerekiyor.
'90lı yıllarda anne-baba okulları açıldı; üvey anne ve babalara okul yok.
Üvey anne önceki eşle kendisini kıyaslıyor; yapacağı akıllıca davranış
çocukla dost olmak. "Ya çocukların ya ben" dememesi gerekiyor. Anneler
günü, küçük hediyeler de dahil hiçbir şekilde çok şey beklememeli. Ateşin
ateşle söndürülmediğini unutmayıp olumsuz davranış sergilemememeli. Çok
uzun bir süre yok sayılacak, dışlanacak, umutsuzluk ve mutsuz etmeye yer
vermemeli. "Ben kocamın çocuklarını sevip en süper üvey anne olacağım"
düşüncesi ona baştan kaybettiriyor. "Ben hiçbir zaman anneniz değilim;
olamam da demesi gerekiyor." Evcil hayvanlar da ilişkileri yumuşatabiliyor.
Evde bulunan eskiye ait izleri yine çocukla ve yapıcı bir şekilde yenilemeli.
Diğer
kitaplarınızda hangi konulara değiniyordunuz?
"Marjinal
Kadınlar"da kumar, alkol bağımlısı, eşlerini döven kadınlar ve toplumda
yaptıklarıyla sivrilmiş kadınlar vardı. "Benim Stand Up'ım"da pek çok
tiyatro ve sinema sanatçısıyla yaptığım söyleşiler, "Marazi Aşklar"da
da yaşanmış bir hikâye yer alıyordu.
Gelecek
projeniz nedir?
"Üvey Babalar"
Yine Bahadır Bakım ile hazırlık ve okuma aşamasındayız. Yazımıyla sanıyorum
bir seneden fazla sürecek.
Bu güzel
röportaj için teşekkür ederim.
Ben teşekkür
ederim.
Röportaj
: Fulya Öztürk
Mekan: Pamukbank Beyoğlu Şubesi
Tarih: Şubat 2003
Anket:
1. En son okuduğunuz kitap? Nefes Nefese / Ayşe Kulin
2. En son izlediğiniz film? Hayalet Gemi
3. En sevdiğiniz yemek? Kereviz
4. En son yemek yediğiniz restoran? Hong Kong Restaurant
5. Doğum gününüz? 15 Ekim
6. En son izlediğiniz konser? Ajda Pekkan - Açık Hava
7. En son gittiğiniz sergi? Fausto Zonaro - Yapı Kredi
8. Takip ettiğiniz yayınlar? Sabah, Milliyet Sanat, Aktüel
9. Sizin en son aldığınız hediye? Oyuncak tren
10. Size en son verilen hediye? Kazak
11. En sevdiğiniz sanatçılar? Filiz Akın
12. En beğendiğiniz internet siteleri? Porttakal.com, Mahmure.com
13. En büyük hayaliniz/idealiniz? Tiyatroda oynamak
14. En sevdiğiniz şarkı? "Kimler geldi kimler geçti"
15. En sevdiğiniz film müziği? Dr. Jivago
16. Son zamanlarda sizi en çok etkileyen olay? Irak
17. Eviniz için aldığınız en son eşya? Masa örtüsü
18. Size verilebilecek en güzel hediye nedir? Paris seyahati
19. En son ne zaman ve nerede tatil yaptınız? 1999'da Kıbrıs'ta…
|