|
SELİM
İLERİ
Okuma Grubu'nda
ayın kitabı olarak seçtiğimiz "nam-ı diğer kaptan"ın yazarı Selim İleri
ile kitap, projeleri ve mesleği hakkında konuştuk...
Selim
Bey, sizi yeni nesil okuyucu adına kısaca tanıyalım...
1949'da İstanbul'da
doğdum. Orta öğretimimi Galatasaray Lisesi ve Atatürk Fen Lisesi'nde tamamladım.
İlk öykü kitabım "Cumartesi Yalnızlığı" 1968'de yayımlandı. İ.Ü. Hukuk
Bölümü'ndeki eğitimimi yarıda bıraktım. 1976'da "Dostlukların Son Günü"
ile Sait Faik Hikâye Armağanı'nı, 1977'de "Her Gece Bodrum" ile Türk Dil
Kurumu Roman Ödülü'nü aldım. "Yaşarken ve Ölürken" 1981'de yılında Milliyet
Sanat Dergisi'nce yılın romanı seçildi. "Kırık Bir Aşk Hikâyesi" adlı
senaryom Sinema Yazarları'nca '82-'83 En İyi Senaryo Ödülü'ne lâyık görülürken
"Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın" 1991 Türkiye Yazarlar Birliği
Roman Ödülü'nü aldı. "Allahaısmarladık Cumhuriyet"adlı oyunumla 1997'de
Afife Jale ve Avni Dilligil Ödülleri'ni, 1999'da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin
televizyon alanında Kültür-Sanat Ödülü'nü, ardından radyo çalışmalarım
sebebiyle Dialog Medya Ödülü'nü aldım. Son kitabım "Bu Yaz Ayrılığın İlk
Yazı Olacak" 2002 Orhan Kemal Roman Armağanı'nı bana getirdi.
TurkiyeOnLine
adına sizi tebrik etmek isterim. Orhan Kemal Roman Armağanı'nı almak size
neler hissettirdi?
Çok sevindim.
Çok saygı duyulması gereken bir yazardır Orhan Kemal. İsmini taşıyan bir
ödülü almak ayrıca gurur verici. Çok seçkin insanlardan oluşan bir jürinin
ödülü oybirliğiyle bu kitaba vermesi mutluluk vericiydi. Günümüzün piyasa
taleplerine karşı koyulan, hiçbir ticari kaygı taşımadan hiçbir satış
beklememe düşüncesiyle yazılmış bir kitabın almış olduğu ödül de ayrıca
umut veriyor.
"nam-ı
diğer kaptan"dan bahsedersek... Fikir nasıl doğdu?
İş Bankası'nın
dizisi olan bu tarz kitaplar mevcuttu. Bir akşam Kanlıca'da Çolpan Hanım'ın
evinde oturuyoruz... Attila Bey onun konu edileceği bir kitabın kendisine
teklif edildiğini fakat bunu kimle ve ne şekilde oluşturacağına karar
veremediğini açıkladı. Ben de yapmak istediğimi söyledim. Böylece bütün
yaz, sadece haftasonları bir araya gelerek, teyp kayıtları almak suretiyle
çalıştık.
Nasıl
bir çalışmaydı? Attila bey anılarını kolaylıkla aktarabildi mi? Ve Attila
Bey'i önceden tanıyor olmanızın bir avantajı oldu mu - sorularınıza baktığımızda
çoğunlukla yardımcı ve hatırlatmacı oldukları görülüyor.
Söyleşi sonunda
30 küsur kaset deşifre edilmek üzere İş Bankası'na gönderildi. Tekrarları
attım; eksik kalmış yanların üzerinden geçtik ve yeniden yazdım. Bazı
kasetlerde bozukluklar olmuş - Attila Bey zaten araya hiç zaman girmemiş
gibi anlatıyordu - o bölümleri ilk kez anlatıyor gibi aldı götürdü. Son
düzeltmeleri Attila Bey yaptı ve yayımlanmak üzere teslim ettik. Tanıyor
olmanın avantajı vardı; başka bir yazarla da yapmak istemezdim. Hayatımda
etkisi olan bir kişidir. Yapılan iş çok mihnetli ve tarzım olmayan bir
iş açıkçası. Gönül borcu gibi geldi... Attila Bey'in parlak hafızası ve
akıcı anlatımıyla bir iş olmaktan uzaklaştı bu çalışma...
Amaç neydi
sonuç ne oldu sizce?
Bu tarz çalışmalarda
Attila İlhan daha kavgacı-tartışmacı bir ağırlığa sahiptir. Onun, insanların
bilmedikleri duygusal yönünü, polemik yaratacak sertliğin dışındaki Attila
İlhan'ı göstermek istedim. Benim açımdan yıllardır tanıdığım, sevdiğim
insanla ortak bir kitabımızın olması amaçtı; sevinçti. Hayatımın çok kötü
bir dönemiydi. Moral bozukluğu, yalnızlık hissediyordum; bir tedavi, bir
sağaltım gibi geldi. Yaratıcı değil teknik bir çalışmaydı fakat başka
şeyleri de unutturdu.
Söyleşi
yerine tam bir gazeteci gibi detaycı, zorlayıcı bir tavır içinde olsaydınız
sizce verimli olur muydu? Eserin ne kadarlık bir bölümü ortaya çıkardı?
Kendisi böyle
bir çalışmayı kabul ettikten sonra yine sonuç alınabilirdi. Onunla 30
yılı aşan usta-çırak, ağabey-kardeş ilişkisi ile okurları tarafından fazla
bilinmeyen duyarlı yönünü keşfetmelerini sağlamak istedim. Kimle böyle
bir projeyi hayata geçirseniz, fazla detaylara inilmesinden; kişisel yaşamına
fazla meraklı turşucu yaklaşımda bulunulmasından rahatsız olur; ayrıca
bu tarzı ben de sevmiyorum. Tamamen uzak kalmayı yeğledim.
Kitapta
yer alan isimlerden yayım izni alındı mı?
Hayır, izin
alınmadı. Tepki de gelmedi. Basında müspet tepkiler geldi. Ne itham, ne
sövgü vardı.
Siyasi
isimlerin tanımı sözkonusuydu...
Hasan Tanrıkut
gibi o isimlerin büyük bir kısmı ölmüş kişilerdir. Kitapta geçen evli
çift uzun yıllardır yurtdışında yaşıyor. Sanıyorum ki Attila Bey buna
dikkat etmiştir.
Özellikle
Paris gezileri hakkındaki derlemelerde çok fazla tasvir ve süslü bir anlatım
var. Bir yazar olarak yeniden yazdığınızı; müdahale etmiş olabileceğinizi
düşündürüyor.
Bir yazar
başkalarının hayatlarını yazamaz. Bahsedilen park, havuz kenarı gibi bölümlerde
edebî lezzet var şüphesiz. Attila Bey detaylı anlatıyor; süsleyebiliyor;
renklendirebiliyor. İmgesel bir anlatımı var. Bunu konuşurken de yapabiliyor.
Sanıyorum şair yanının ona kazandırdığı bir güç bu...
Fotoğraflar
ve fotoğraf kaynakları?
Hepsi Attila
Bey'den... Bu arada biz de farkettik ki müşterek bir fotoğrafımız hiç
olmamış. İş Bankası Kültür Yayınları'nın Genel Müdürü Mürşit Bey bizi
kapak fotoğrafı için biraraya getirmek istedi fakat bir aksilik sonucu
biraraya gelemedik. Halen de öyle bir fotoğrafımız yok.
Kitaptaki,
eserlerin kronolojik olarak yeraldığı başvuru bölümü de iyi bir fikirdi.
Okurlar onun yazın hayatını kolaylıkla takip edebiliyorlar...
Eserleri
şahsi zevkime göre derledim. Tadımlık bir şeyler olsun, erişilsin istedim.
"Kitaba iyi bir şey kattı" diye düşünüyorum.
En çok
çekindiği, gergin olduğu bölüm hangisiydi?
Hiç gergin
olmadı. Aşklarından bir kısmını çıkardım. Bazı edebiyat, sanat adamları
hakkında beni bağlamayan ve yer almasını istemediğim nitelemeleri de çıkardım.
Benim için önemli olan polemik yanı değil sevgicil yanıydı. Attila Bey
de son derece zarif davrandı. Açık kart bıraktı. Belki bir yaşa geldikten
sonra kişisel ve politik hayatında rahatlamış ve otosansür uygulamayan
bir insan. Kitapta içtenliksiz tanımlar anlatacağıma en azından bahsetmeyerek
amacı korudum. Kendi anı kitabım "Issız ve Yağmurlu"da da bu yötemi uygulamıştım.
Yakınlarıyla
da konuşmayı düşündünüz mü? 
Hayır...
Yakınları olabilirdi. Öyle küçük bir antoloji gibi olabilirdi.
Yazar
Selim İleri olarak... Attila İlhan nasıl bir şairdir?
Şair,
romancı, siyaset yazarı Attila İlhan yaşayan son büyük ustalardan... Okumadığım
çok az kitabı vardır. İlk, 11-12 yaşlarındayken "Sisler Bulvarı" okumuştum.
O, yakınçağ edebiyatımızda tek başına bir bölümdür.
Öyle bir
duayene bir eserinizi okutmak ve fikir almak isteseydiniz hangisi olurdu?
"Bu Yaz Ayrılığın
İlk Yazı Olacak". Genelde yazarlar son kitaplarını okutmak isterler.
Kitaplarınız,
derlemeleriniz, kitap önsözleriniz, başka yazarlara ait kitaplarda içerik
yazılarınız ve arka kapak değerlendirmeleriniz var. En son "nam-ı diğer
kaptan"la karar veriyoruz ki siz dış göz olmayı seviyorsunuz. Ayrıca hepsine
nasıl vakit ayırdığınız da merak ediliyor. Neler Selim İleri kitaplarına
konu olur?
Doğan Kitapçılık'ın
Aşka Davet Dizisi'nde tekrar okuyup -çoğunu okumuştum- redakte edip eski
kelimeler varsa günümüz kelimeleriyle sadeleştirdim. Kendi romanıma günde
bir sayfa ve sabah saatlerinde çalışırım. Az gibi gelse de yılda 365 sayfalık
bir romandır toplamda. Bir gün çalışmayınca suçluluk duyarım; birkaç günlük
bir kopukluk 30-40 sayfayı üşenmeden yeniden yazmama sebep olur. O süreliliği
kaybettiğimde esinim de gitmiştir artık... Genelde yaşanmış, sona ermiş
hayat hikayelerinden, dinlediklerimden, gördüklerimden esinlenirim.
Peki ya
yemek kitaplarınız? Haklarında çok konuşuldu...
Elimden hiç
yemek yapmak gelmez. Lezzet Dergisi'nde bu tarz yazılar yazmamı önerdiler;
ünlülerin sofraları... O yazılar bana unutmuş olduğum anıları hatırlattı.
Araştırarak, sorarak bu kitapları oluşturdum.
En sevdiğiniz
yemekler nelerdir?
Çerkez Tavuğu
ve kabak mücveri.
Siz hangi
kitapları okuyorsunuz?
Aynı anda
birkaç kitap okurum aslında. Size Nazan Bekiroğlu'nun "İsimle Ateş Arasında"
ve Octavio Paz'ın "Çifte Alev"inin isimlerini verebilirim.
İnternetle
aranız nasıldır? İnternet yayıncılığı hatta şu an aklıma gelen Cumhuriyet
gazetesinin internet yayınındaki abonelik sistemi hakkındaki görüşleriniz
nelerdir?
Bilgisayarım,
faksım yoktur. Teknolojiyle pek aram yoktur. Cumhuriyet Gazetesi'nin bu
uygulamasını tasvib etmiyorum. Yeni okuyucu kazanacakken, hiç olmazsa
bazı bölümlerini serbestçe girişe almaları gerektiğini İlhan Bey'e de
aktardım.
Gelecekle
ilgili idealleriniz?
Sağlıklı
olmak, bugünkü hayat koşullarını sürdürebilmek. Çok büyük bir idealim
kalmadı artık. Büyük beklentilerim yok. Türkiye'nin çok büyük değişimlerini
gördüm. Umutlu bir yaklaşım yok yarına ait. İnsanların konuşmaları, günümüzde
tad aldıkları konular pek tad vermiyor artık.
Son olarak
Attila İlhan'ın yazarlığa başlamanızdaki etkisinden ve yazar olmak isteyen
yeni nesil kalemlerin kendilerini nerede sınayabileceklerinden bahseder
misiniz? Sözgelimi sizin ilk hikayeniz 1967 Eylül'ünde Yeni Ufuklar Dergisi'nde
yayımlanmış...
İlk olarak
eserlerinin bende bıraktığı etki, onun beni roman yazmaya itelemesi beni
kamçıladı. Okurla buluşmamda, eserlerimin basımında büyük katkısı olmuştur...
Zamanımızda o tarz dergiler azaldı. Fakat Adam Öykü, Adam Sanat, Virgül
hepsinden ayrı ve özel. Son olarak Enis Batur, benim de içinde yer alacağım
bir kadroyla Gece Yazısı'nı Ocak ayında çıkaracak...
Sizden
alacağımız güzel bir sözle bitirelim...
Colette'in
bir sözü... "Sonu aç da bitse her aşk mutluluktur."
Bu güzel
röportaj için çok teşekkür ederim Sayın İleri...
Ben teşekkür
ederim.
Röportaj
: Fulya Öztürk
|