|
ASYA
O, uzun
saçları, alımlı sesiyle güzellikleri hayatına katmaya her zaman dikkat
etmiş; sık kullandığı "kalite" sözcüğünü hayatından hiç çıkarmamış bir
vokal. Tarzı ilk kez bu yıl club'a yönelmiş. Sanıyorum biz onu romantik
şarkılardan farklı bir yorumla görünce elimizin altında "yadırgama" varken
ona uzanacağız. Erol Taş gerçek hayatta "kötü" adam değildi ve iyiyi oynadığını
görmememiz de bizim seçimimizdi. Zor olanı seçelim ve bu tarzın da onda
iyi duracağı hakkında kafa yoralım. Hüzün kadar hareket ve enerji de ona
yakışıyor.
Asya sahneye
nasıl adım attı?
Lise sonda
müzikle ilişkim tesadüf eseri başladı. Okul korosuna seçildim. Polis olma
hayalim vardı fakat müzik beni ufak ufak içine çekti ve sahneden para
kazanmaya başlayınca profesyonel anlamda meslek olarak edindim.
"...anneannem
"Teratoralara gidiyorsunuz; günaha giriyorsunuz" derdi..."
Kazancınız
ne düzeydeydi? Bu meslek ailenizin olumsuz tepkisini almanıza sebep oldu
mu?
Halk Eğitim
Merkezi'ne devam ederken festivallere katılıyorduk. Sahneden aldığım kazancın
yarısını kendime ayırıp yarısını aileme veriyordum. Eskişehir, bizim yaşadığımız
şehir muhafazakâr bir şehirdi. İstekler ve olanaklar sınırlıydı. Çarpıklık
da oradan başlıyordu sanıyorum. Annem hep yanımda olmuştur; aslında pek
istemiyordu. Dedem hacıydı; anneannem "Teratoralara gidiyorsunuz; günaha
giriyorsunuz" derdi; televizyon bile izlemezdi. Çakır bir insandı; dedemi
de geçen yıl kaybettim… Azmettim…
Başınız
sağolsun… Sizi kim keşfetti?
Ankara'ya
çağırıldım. İlhan Feyman Bodrum'da izlemişti. Ankara'da sekiz yıl Grup
Angora'nın solistliğini yaptım. Kulüp, gazino yerine otel rooflarında
çalıştım. Kaliteye önem veririm. 1994'ten itibaren de İstanbul'da sahnedeydim.
"Nilüfer'i
zaten severdim bir sanatçı olarak; böyle bir teklifi reddemek mümkün değildi."
Nilüfer
ve siz nasıl karşılaştınız?
Böyle bir
çalışma sırasında konakladığı yerin dışında bir lokalde program dinlemek
istediği bir sırada yukarı çıkmış. Sesimi çok beğendiğini söyledi. "Düşünürseniz
vokal arıyorum. Benimle çalışırsanız çok daha az çalışarak aynı miktarı
kazanabilirsiniz" dedi. Nilüfer'i zaten severdim bir sanatçı olarak; böyle
bir teklifi reddemek mümkün değildi. Tası tarağı toplayıp İstanbul'da
çalışmaya geldim.
Nasıl
biridir sizin gözünüzde Nilüfer?
Abla kardeş
gibiyizdir. Arkamı dönüp destek alabileceğim insandır. En düzgün, beş
yıldızlı ortamlarda yaşadım. Ona dört yıl vokal yaptım.
O
yıllarınız, arkadaşlıklarınız nasıldı?
Arkadaşlarımla
doludizgin yaşadım. Yıprandığımı sonradan anladım. Dört hanım tatillere
giderdik. Gece 02:00'de bir yerlerde eğlenirdik. Çorbacıya giderdik. Türkçe
çok az söylenirdi o yıllarda - Aşkın Nur Yengi vardı; ben vardım; yabancı,
İngilizce şarkılar söylerdik. Bağımsız söylediğim şarkılar da oluyordu.
"Seninle Başım Dertte" gibi, Ajda'dan, Sezen'den, Nilüfer'den, Kayahan'dan...
Patricia Kaas, Whitney Houston, Barbara Streisand, Michael Frank da dinlerdim.
"Sam
Brown'dan "Stop". Çok seviyordum o şarkıyı"
Sevdiğiniz,
söylemekten zevk aldığınıuz bir şarkı var mıydı o yıllarda?
Sam Brown'dan
"Stop". Çok seviyordum o şarkıyı. Zaten Nilüfer roofa gire girmez şarkıyı
kimin söylediğini sormuş; çok gidiyordu o şarkı sesime. Bunun dışında
"Autumn Leaves"i çok severim.
Ben de
severim o şarkıyı fazlasıyla. Zor bir şarkıdır değil mi?
Evet. Sıkı
bir teknik gerektirir. Biraz da taklitle söylenebiliyor. Teknik bir şarkıcı
olmak istemiyorum. Duygu da katabilmek önemli.
Albüm
çıkarmaya nasıl karar verdiniz?
Dört yıl
vokalden sonra Nilüfer'e "Albüm yapmak istiyorum" diye bir bombardımana
başladım. '94 yılında ilk albümüm çıktı. Üç albümümün prodüktörlüğünü
de o yaptı. Onunla yaşayarak öğrendim herşeyi, çok örnek aldım. Nilüfer
işinde çok disiplinli. Halâ şan dersleri alıyor.
Son albümünüzde
kimle çalıştınız?
Dördüncü
albümde Rıza Erekli'yle çalıştım. Artık tek başıma birşeyler yapmam gerekti.
"Kendi kanatlarınla uç evladım." dedi. Nilüfer'in beş şarkı favorisi var.
Klip çekilecek şarkıyı da kendisine danıştım. Hâla manevi olarak desteğini
alıyorum.
Bu albümünüz
nasıl sizce?
Daha sosyal,
daha dışadönük, midtempo genel karakteri. Kendime ait, kendimi ifade edebildiğim,
hikâyesi olan şarkılar.
Kaliteli
mekânlarda sahne aldğınızdan bahsettiniz, sahne deneyimlerinizden bahseder
misiniz? Hiç gazino programı yapmadınız mı?
Kadınlar
matinesi vardı o zamanlar... Bulundum tabii oralarda. Başkent Gazinosu'nda,
Altınnal'da çalıştım. Çok sevimli oluyor o ortamlar... Ekonomik nedenlerden
gazinolara gidemeyen, gece programlarını göremeyen hanımlar dolmalarını
sarıp arkadaşlarıyla biraraya geliyorlar. Şu anda gazinolar çok dejenere.
"Eşimle
ben birbirimizi değiştirdik zamanla; kişisel ve ruhsal çok besledik birbirimizi."
Kendinizi
nasıl tanımlıyorsunuz? Sevdiğiniz, sevmediğiniz yanlarınızla...
Ben biraz
ağırımdır. Kendimi klasik olarak nitelendiriyorum. Hayat tarzım da ağırdır.
Uzun yıllar kırmızı birşeyim olmadı sonra kırmızı bir araba aldım. Kendini
göstermek isteyen insanlardan kaçardım. Kendim öyle oldum gibi geldi kırmızı
bir arabayla; sonra siyaha döndüm. Bir iki kişi değildir öğretmen; anne
bir insanın yetişmesi için uzun emek verir; birçok insan da ekler, katkıda
bulunur. Nilüfer'in ve eşimin katkıları farklı boyutta oldu benim için.
Eşimle ben birbirimizi değiştirdik zamanla; kişisel ve ruhsal çok besledik
birbirimizi. Daha sinirli ve tezcanlıydım. Herşey tam olsun isterdim;
kimseye güvenmezdim. Eşimin olgunluğunu yakalayana dek yıllar geçti; hayat
yorucu... Çok ciddiye almamak lazım. Kızımın biraz daha hercai de olmasını,
herşeyden zevk almasını istiyorum. Anne modeli olarak sağlam bir insan
olmak istiyorum.
Asya ismini
nasıl almıştınız?
Aysel Gürel,
Onno Tunç o kadar tatlılardı ki. Gülüyorduk. "Vurulmuşum Sana"yı Aysel
Gürel yazmıştır. Pelin Pestilci, Şebnem vardı. Tülay benim gerçek ismim.
Tülay Özer'i çağrıştırıyordu. Asya, Leyla gibi isimler o zamanki ruh halimi
yansıtıyordu. Hint modası da olduğu için kabullendiler.
Televizyon
çalışmalarınız?
Evet yaptım.
Grup Angora'yla Pazar günleri çocuk programlarında söyledim. '86 yılıydı
sanıyorum. Operadan arkadaşlar da vardı.
Müslüm
Gürses bir şarkınızı seslendirdi...
Ben, "Olmadı
Yar"ı ona çok yakıştırdım. Tersini de söylerdim; gerçekten çok yakıştırdım.
Yemek
ve boş vakitlerle aranız nasıldır?
Gün içinde
çok acıkmam; güzel yemek yemiyorum anlayacağınız. Sabah kahvalı ederim;
akşam yemeği belki. Düzenli değildir saatleri. Albüm çalışmasıyla tempom
arttı. Eşimle sinemaya gideriz; "Melekler Şehri" ve "Şeytan'ın Avukatı"nı
sevmiştim. Kitap okurum - Doğan Cüceloğlu'nun "İletişim Donanımları"nı
okuyorum. Resim yaparım; monopoly ve tombala oynarız. Çok kitabım var;
özellikle çocuk yetiştirmek için.
Bu güzel
röportaj için çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür
ederim.
Mekan:
Sony Müzik binası
Röportaj : Fulya Öztürk
Tarih :OCAK
2003
|