Warning: main(/home/sites/home/web/php/FULogin.php) [function.main]: failed to open stream: No such file or directory in /home/toladmin/public_html/templates/roportajlar/prepend.php on line 17

Warning: main() [function.include]: Failed opening '/home/sites/home/web/php/FULogin.php' for inclusion (include_path='.:/usr/share/pear') in /home/toladmin/public_html/templates/roportajlar/prepend.php on line 17
TurkiyeOnLine.com - Röportajlar
 
KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

TurkiyeOnline - Röportaj

Müzik, Eğlence, Moda Dünyası
Ünlüler ile moda, müzik, yaşam üzerine...

Sinema
Yönetmenler, yapımcılar, oyuncular ile filmleri üzerine...

Edebiyat
Yazarlar ve şairler ile satıraralarında gezinti..

 

 Röportaj

BENNU YILDIRIMLAR

Aktörlerin de aktristlerin de başarılısına, iyisine rastlamak zor. Oyuncunun kendini eğitme sürecinde harcadığı uzun ve yorucu zamanın sonunda aradığı karşılık "takdir" ve çoğu zaman bu bile sahibini geç buluyor. Genç yaşında, "Bir Atın Öyküsü" ile Bedia Muvahhit Ödülü'nü alarak başarılı isimlerden olmuş; ayakları yere sağlam basan, kendinden emin, kararlı, ifadesinin sertliğinin onu tanıdıkça içindeki sıcaklığın ölçülü dışavurumundan kaynaklandığını anladığınız etkileyici bir insan, sahne elektriği olan ve kameranın sevdiği bir oyuncu, Bennu Yıldırımlar ile "oyuncu" ve sırlarını konuştuk...

"Gelenekse eskilerin gelenekleri vardı; mesleki anlamda da…"

İyi yapımlarda yer almak; iyi bir kariyere sahip olmak... Başlangıcında bir Bedia Muvahhit Ödülü... Alırken nasıl hissettiniz?

Sözlüye kalkmış gibi hissediyorsun. Bedia Muvahhit gerçekten çok değerli bir insandı. Böyle insanların bir şekilde aramızda yaşamaya devam etmesini dilerdim. Bir yerlerden bize gülümseyerek baktığını hissediyorum. Gelenekse eskilerin gelenekleri vardı; mesleki anlamda da… şimdi gelenek karmaşası yaşanıyor... Gurur vericiydi.

Yeteneğinizi nasıl keşfettiniz?

Sessiz bir çocukluk dönemi geçirdim. Dayım konservatuarda şan bölümündeydi. Kendi yazdığım küçük birşeyi aileme oynadık onunla lise sondayken; hepsi bu. Arkadaşlarım mimarlık okudu; başka dallarda eğitimler aldı. Ben mezuniyete yakın matematik bölümünde okudum fakat Belediye Konservatuarı geleneğine, bölümün hazırlık sınıfıyla dahil oldum ve birbirini seven 30 kişi olarak okumaya başladık. Zaman geçtikçe sayımız azaldı. İlk sınıfı geçen altı kişi arasında oldum. Ertesi yıl İstanbul Üniversitesi'nin Yunan Dili ve Edebiyatı'nı kazandım. Konservatuar yarı zamanlı olarak devam ediyordu. İki yıl bunu yürütmek için kendimce savaş verdim. Girilmesi zorunlu dersler fazlalaşınca Yunan Dili'ni bıraktım.

Tiyatro hayatınızda önemli bir yer tutmuş öyleyse. Sizi etkileyen; örnek aldığınız isimler olmuştur…

Hocalarımız Cüneyt Türel, Engin Uludağ, Suat Özturna, hazırlıktan sonra Güngör Dilmen, Ahmet Levendoğlu, Mehmet Birkiye, Lütfi Oğuzcan, Yıldız ve Müşfik Kenter ve Haldun Dormen'di… Örnek almayı sevmem. Hepsinin eğitimde önemli izleri olmuştur. Usta-çırak ilişkisinden sözeder eskiler; o eskide kalmış birşeydir. Yenilere birşeyler verirken belki de kendilerini taklit etmeyi isterler farkında olmadan. Öğrenci çok etkisinde kalıp onun kötü bir kopyası olur. Kendini bulmak zorundasın…

"Oyunculuk bir bütün olarak ele alınmalı. Bizde hala çoğu oyuncu bir başkası tarafından seslendiriliyor ve oyuncu olarak ilan ediliyorlar."

Oyunculuk nedir sizce?

Oyunculuk, sinema da olsa, televizyon da olsa böyle birşeyi yapmayı kavramak, hissetmek, hissettiğin şeyin vücuduna, sesine yansıması, değişik rollerde kendini deneme ve kendiyle karşılaşma, içinde kimbilir neler var…oyuncu olarak kendiyle başka şeyler arasında ilişki kurma, farklıyı yaşama. Egzajere olmak insana belki birşeyler katar ama kendinden kendinden birşeylerle oynayabilirsin. Kendine kadar yedirebilirsin. Öyle bir içsel yolculuk. Oyunculuk bir bütün olarak ele alınmalı. Bizde hala çoğu oyuncu bir başkası tarafından seslendiriliyor ve oyuncu olarak ilan ediliyorlar; ödül dahi verilebiliyor. İltifat aslında kendi sesinize veriliyor.

"...Önemli olan insanın kendisini devamlı olarak sorgulaması…"

Oyuncunun aracı da dil… Türkçe'yi nasıl görüyorsunuz?

Eskilerden hoş insanlarla karşılaşınca anlıyorsunuz bunu. Güzel bir insan, o insanın iyi bir sesle konuşması olarak algılanıyor. Türkçe kendi handikapları olan, devamlı gelişen bir dil. Bazı şeyler var ki iyice araştırıp söylemek gerekiyor. İngilizler de Shakespeare'i dönemin İngilizcesiyle sahneye koyuyor. Dil canlı bir varlık; Arapça ve Farsça anlamadığım şeyleri danışarak yola çıkıyorum. '98 yılında oynadığım "Huzur" adlı oyunda (İsmet Küntay En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü aldığı oyun) özellikle "gidiciim, yapıciim" diyerek konuşuyorduk; oyunun konusu olan dönemin Türkçe'si buydu. Ben de içindeyim; yaşayarak öğreniyorum. İyi spikerlerin iyi oyuncu da olması gerekir. Konservatuar mezunu bir sürü insan var; önemli olan insanın kendisini devamlı olarak sorgulaması…

Sahnedeyken, arka planda neler düşünürsünüz?

Garip bir harekette bulunuyorsun diyelim. Sebepleri vardır. Herşeyin mantıksal açıklaması vardır. İçki, uyuşturucuyla ilgisi olan insanlara mantıklı ve affedilebilecek bir açıklama bulunamaz yalnızca. Sahneye çıktığın zaman herşeyi unutmuyorsun. Hiçbirşey yokmuş gibi, aslında varmış gibi. O anda konuşan insanın aslında kafasında bir sürü sorular var. "Burada nasıl oynasaydım? Şurada yanlış yaptım; hatamı tekrar etmemeliyim; şimdi sıra bende…" gibi.

"Aynı prömiyerdeki gibi gidiyorsa hata. İnsan gibi rolü de gelişmesi gerekiyor."

Önemli olan insanın kendisini devamlı olarak sorgulaması dediniz; oyuncu nasıl geliştirir kendini?

Kendi açından, tiyatro açısından gelişme olması için sorgulamak. Kötüler senin iyin olmaya başladığında gelişemezsin. Oyun provadan çıkmışsa artık onundur. Onun disiplinine gider; provanın üzerine gelişimi etkilemeyecek şekilde karakterin oturması gerekir. Aynı prömiyerdeki gibi gidiyorsa hata. İnsan gibi rolü de gelişmesi gerekiyor.

1994'te Ankara Film Festivali'nde "Yılın Umut Vaad Eden Kadın Oyuncu" Ödülü'nü aldığınız "Ağrı'ya Dönüş" nasıl bir projeydi?

Tunca Yönder tiyatro kökenli bir insan. Çok büyük olmamasına rağmen dikkat çekici bir roldü. Böyle bir şey beklemiyordum hayatımda. Filmin festivale katılması, ödül alması önemli şeyler değil. Ama Türkiye'de ödüller güzel birşeyler katıyor "yeni bir yüz", "yeni bir isim" gibi. Yeşilçam'ın ses ve yüz yarışmaları varmış zamanında; "umut veren oyuncu" da aynı. Yanlış bir sistem var sonuçta. Şimdi medya güzel insanlara çok fazla fırsat veriyor. Bir de basamakları çok hızlı tırmanan iyi-kötü ayırmadan pohpohlama dönemine alınan durumlar yaşanıyor. Kriterler de tam oturmadı. Eleştirmen sistemi olmadı; tiyatroda, hele sinemada daha az. Küstürmemek için belki; senede sekiz film çekiliyor; sen de üzülüp acı çekiyorsun.

"...Bu mu bizim hayatımızdaki komedi?"

İzleyiciyi eleştirmen koltuğuna oturtursak ne alırız?

İyi şeyler yapıldığı zaman insanlar görüyor. İfade biçimleri çok farklı ama televizyon denen bir güç var ve yadsınamaz. İnsanı geliştiriyor mu? Önemli olan bu. İnsanlarımız çok çabuk etkileniyor; çocuk ruhu taşıyoruz toplum olarak. 70-80 küsur dizi yapılıyor; insan gücü var mı, ışık sistemi var mı; öyküler çıkarılabilir fakat nasıl devam ediyor; onları nasıl izliyorlar? Çok popüler olan bir diziyi bir akşam izledik eşim Bülent Emin Yarar'la, "göstermek istediği nedir?" diye sorguladık. Patron eve kadar gelebiliyor. Bu mu bizim hayatımızdaki komedi? Erkekler kızları sahipleniyor; sürekli bir dişilik kavramı tekrar ediliyor. Her dizide toplumsal mesaj şartı yok fakat ana konu da yok.

Kızınız Ada ile televizyon izleyebiliyor muzsunuz?

Haber izleyemiyorsun; sabah çocuk programları... Kızımla tiyatroya gidiyoruz bol bol; sonuna kadar dikkatle izliyor oyunları. Sinemada ise çok seçici; bir filmin yarısında çıktığımız oldu. Tiyatro canlı olduğu için tercih ediyor olabilir.

Meslektaşınız olmasını ister miydiniz?

Engel olmaya çalışmam. Ama iyi bir müzisyen olsun dünyanın heryerinde yaşasın. Fazıl Say'ı severim, müziğini, iyi bir insan. Avrupa'dan geldi; burada çalışıyor; böyle değerli bir insan var; çökertmeye çalışıyorlar. Anadolu'da birçok konser veriyor; para aldığını da sanmıyorum. Arabesk bir kültürün içine sokulmuşuz; yadsıyamayız; kulağımızı buna alıştırdık fakat insanlarımız iyi birşeyle karşılaştığında dinliyor; çok sesli müziğe ihtiyaçları var. Kültürle ilgili. Hiç eğitim almamış birinden Mozart dinlemesi beklenemez.

Hayatla ilgili düşünceleriniz?

Hayatı sorgulayanlarla karşılaşıp umudunu yitirmiyor insan. Kültürle doğru orantılı. Saygıyla karışık korkumuz var. Temiz olsun karşındaki, anlarsın. Patavatsızlık hakim. Zekice birşey yapar, onu örter; zekâ ürünü de yok.

İdeal insan nasıl olmalıdır?

Karşısındakinin durumunu da düşünebilen, en azından kafa yoran insandır. Saygı görmek için saygı göstermek gerekir.

Hangi kitapları okuyorsunuz?

Anı kitapları, zorunlu olarak oyunlar. Çocuk sahibi olduktan sonra yoğunlaşamadım. Kitap okumakta düşülen hatalar vardır; bir şey almadan Dostoyevski okumak da yanlış. Milletçe şiir yazmayı seviyoruz; herkeste bir türkü okuma isteği var. Kültür açısından zengin bir ülkeyiz, bir de farkında olabilseydik... Farklı yerlerde olabilmeliydik. Tiyatroya ve sinemaya karşı bir küskünlük yaşanıyor.

Yemeklerle aranız nasıl?

İyidir. Son günlerde çok şey yapmıyorum. Zeytinyağlılarda iyiyimdir. Değişik tadlar denemeye meyilli bir insanım; klasik değilim bu konuda.

Bu güzel röportaj için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

Mekan: Pia (Beyoğlu)
Röportaj : Fulya Öztürk

Tarih : Aralık 2002

Yorumlarınız:

Henüz bir yorum yazılmadı.
Yorumlarınız için lütfen aşağıdaki formu doldurunuz. Paylaşmak istediğiniz düşünceleriniz sayfamıza derhal eklenecektir.
Adınız ve Soyadınız: 

Yorumlarınız:

 
 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
  Copyright © 2000-2002 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.