Warning: main(/home/sites/home/web/php/FULogin.php) [function.main]: failed to open stream: No such file or directory in /home/toladmin/public_html/templates/roportajlar/prepend.php on line 17

Warning: main() [function.include]: Failed opening '/home/sites/home/web/php/FULogin.php' for inclusion (include_path='.:/usr/share/pear') in /home/toladmin/public_html/templates/roportajlar/prepend.php on line 17
TurkiyeOnLine.com - Röportajlar
 
KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

TurkiyeOnline - Röportaj

Müzik, Eğlence, Moda Dünyası
Ünlüler ile moda, müzik, yaşam üzerine...

Sinema
Yönetmenler, yapımcılar, oyuncular ile filmleri üzerine...

Edebiyat
Yazarlar ve şairler ile satıraralarında gezinti..

 
 Röportaj

Cem Arslan

Aslında çoğu insan onu "Gazoz Ağacı Cem Arslan" olarak tanıyor. Bir de hiç kimseden çekinmeden yaptığı yorumlardan... Her ne kadar eleştiriler, hatta tehditler alsa da birçok fanatiği var Cem Arslan'ın... Bu en son Magazin Gazetecileri Derneği'nin ona verdiği "En iyi erkek DJ Ödülü" ile kanıtlanmış oldu.

Sizi tanıyabilir miyiz?

1970 İstanbul doğumluyum. Anadolu yakasında yaşadım. Lise sonrasına kadar birçok iş yaptım. Üniversite imtihanına hazırlanırken, çalışmam gerekiyordu, paraya da ihtiyacım vardı. O yüzden Üniversite imtihanına fazla hazırlanamadım ve Açıköğretimi okumayı daha uygun buldum. Açıköğretime devam ederken, Türkiye'de medya camiası o zamanlar şimdiki gibi değildi, çok kısırdı. O dönemlerde TV'ye ve Radyoya uzaktan uzağa ilgi duyardım ama keşke bu sektöre girebilsem diye özel bir çabam olmadı. Sonra çok büyük tesadüfler eseri, yani Türk filmlerindeki gibi tesadüfler sonucu ATV'ye girdim. İlk olarak ATV'de arşiv sorumlusu oldum. Sonra program planlama departmanına girdim. O zamanlar televizyon camiasında bir tek TRT'den transfer edilen insanlar vardı, başka kimse yoktu. ATV'den sonra Kanal 6'ya gittim. Orda arkadaşlarım Nilgün ve Cevdet vardı, sabah programı yapıyorlardı. İşte "Bizim muhabbetimiz iyi, ses tonumuz iyi, gel seninle birlikte Radyo programı yapalım" dediler. Sonra 1995 Radyo Fener'de "İkisi birarada" diye bir programla başladık. O program bitti. Daha sonra Radyo Klas'ta hafta sonları programları yapmaya başladım. Program beğenildi ve hafta içine kaydı ve bugünlere kadar geldik.

Günlük iş temponuzdan biraz bahsedebilir misiniz?

Saat 6-10 arası yayında olmak zorundayım. Ölsen bile ölünüzü oturturlar yayının başına. Onun için, hastaydım, uyanamadım, dişim ağrıdı, başım ağrıdı, çocuğun veli toplantısı vardı, bizim için öyle şeyler geçerli olmuyor. Çünkü insanlar saat 6'da radyoyu açtığında sizi bulmak durumunda, duymuyorsa orda bitiyorsun. Bizim işimizde ölsen bile ölün konuşmak durumunda. Saat 5-5.15 gibi uyanıyorum, programa gidiyorum, 6 ile 10 arası programı yapıyorum. Sonra çıkıyoruz, farklı işler, toplantılar, görüşmeler oluyor daha sonra geziyorum.

Evdeki Cem Aslan nasıldır?

Bunun tek bir cevabı yok. Evde de, bayırda da çayırda da Cem Aslan, Cem Aslan'dır. Evde de aynı, kırda da aynı.

Neden radyo?

Benim seçimim değil. Ben radyocu olmadan önce de insanlarla radyoda yaptığım tipte muhabbetin aynısını yapardım. İnsanlar benim konuşmalarımı, söylemlerimi, yaklaşımlarımı kendine yakın buldular. Benim etrafım, benim adıma daha tasalıydı bu konuda yani "sen iyi konuşuyorsun, düzgün konuşuyorsun, komik konuşuyorsun, en sıkıcı konuyu bile insanların ilgileneceği hale getiriyorsun". Beş altı arkadaş konuşuyorsak, "esasında yazık oluyor sen bunu radyo TV illa değil de daha geniş kitlelere ulaşabilecek bir yerde yapsan, bizim aldığımız lezzeti keşke herkes alsa" dediler. Yani beni radyocu yaptılar, esasen ben radyocu olayım diye çok çaba sarfetmedim. Radyoculuğu çok seviyorum o ayrı konu tabii. Ama başlangıç aşamasında beni etrafım radyocu yaptı. Nilgün Canel, Cevdet Canel benim arkadaşlarım dı, onlar program yapıyordu. Nilgün'ün önayak olmasıyla radyocu oldum.

TV düşünüyor musunuz?

Bizim işte birilerinin seni düşünmesi gerekiyor...
Birilerinin seni düşünmesi önemli, senin düşünmen önemli değil. Yani ben "Keşke televizyon yapsam" diye kendimi sabaha kadar camdan cama atsam kendimi, birileri beni düşünmedikten sonra bunun bir hükmü yok. İnsanın hedefleri olması lazım ama o manada, ben "Radyocu olacam, ilk önce güzel bir radyo programı yapacam", hani bizim mankenler gibi "Önce playboyla adımı duyuracam, sonra meşhur olacam, sonra şan dersi alıp kaset yapacam, sonra diziye sıçrayacam, diziden sonra bir havlu kralı bulacam", yani böyle bir şey yok. Böyle bir basamak, taş yok. Yani ilk önce "Radyocu olacam, sonra bir show programı yapacam, sonra mankenlerle düşüp kalkacam", yani öyle bir amaç yok. Ben sadece işimi yapıyorum. İşim benim hedefim. Böyle konuşunca bana "Hiç mi hedefin yok? Hedeflerin olması lazım" diyorlar. Hedefim yaptığın işi en iyi yapmak. Zaten işini en iyi şekilde yaptığın zaman, er ya da geç birileri seni farkeder. "Bu adam iyi program yapıyor, bunu değerlendirelim diye"..

TV programında istek bazında,tabiki isterim. Bana yakışacak, benim durumumu birikimlerimi ekrana yansıtacak bir program yapmak isterim. Ama istiyorsan yap o zaman denilecek bir şey değil. Birilerin, yapımcıların, televizyoncuların bunu gündeme getirmesi lazım.

Yani şu anda TV sözkonusu değil

Zaten ben, Kanal 6'da, Genç TV'de, Number One'da bazı programlar yaptım. 1.5 yıl kadar ekranda birşeyler yaptım.

İçerikleri neydi?

Show programlarıydı. Yani Beyaz gibi, Zaga gibi, o tarzda idi. Yani şu anda 3 yerden teklif var ama hala görüşmeler devam ediyor. Bakalım hangisi olur.

"Gazoz ağacı" programın adı, nerden esinlendi bu isim?

Gazoz ağacının öyle çok vahşi bir hikayesi yok. Radyo Klas'a geçtiğimde, benim programım için isim ararken, kağıta bazı isimler yazıyorduk, şu olsun bu olsun diye..

Kadir Çöpdemir ile beraber düşünürken elemeler yaptık ve en son Gazoz Ağacı kaldı. Gazoz Ağacı'nı listeye yazma sebebini sorarsan, eskiler derler birileri saçmaladığı zaman, "O senin dediğin gazoz ağacı o da burda çıkmaz" diye. Ama gazoz ağacının ana anlamı, gazozuna oynanan oyunlarda devamlı kaybeden kişilere denir. Devamlı kaybettiği için Gazoz ağacı oluyor gibi. Eski argo bir laf. Yani sevdim ve programın ismi oldu.

Günlük hayata bakışınızda radyodaki gibi midir?

Programda nasılsam, radyo da öyleyim. Günlük hayatta en sık karşılaştığım cümle "program bitti artık normale dön". Bana en sık söylenen şey budur. Aslında ben, normal hayatta radyoda ki gibi değilim, radyoda normal hayatta gibiyim. Yayında olmanın tabiki bazı dikkat edilmesi gereken hususları vardır ama genel olarak "aman radyodayım konuştuğuma dikkat etmeliyim" diye bir endişe duymam.

Cosmogirl dergisinde hala yazı yazıyor musunuz?

Cosmogirl dergisinde birkaç yazı yazdık, sonra karşılıklı olarak yazıları kestik.
Çünkü, benim radyodan dolayı hitap ettiğim kesim tam manasıyla çok klasik olacak ama 7'den 77'ye dir. Yani benim 7-8 yaşında bir fanatik dinleyicim olduğu gibi, beni sabahları arayan "evladım günaydın" diye mesajlar atan 60-70 yaşında nineler, dedeler de vardır. Ben 12 Eylül'ü de yaşadım, 12 Eylül öncesi kuyruklu dönemi de yaşadım, şimdi ki bolluğun olduğu dönemi de yaşadım. Tam ara dönemde olduğum için her kuşağı yakalıyorum. O eski yokluk gören kuşağın zamanı, mesela benim bir abim vardı rahmetli oldu. Eskiden birşey alınır biraz abin giyer, sonra büyürsün abinden sana kalır o dönemi de yaşadık. Şimdi artık ilkokula giden çocuğun kafaları jöleleyip okula gittiğini gördüğümden her kuşağın ben de bulduğu birşeyler var. Dolayısıyla Cosmogirl ise belirli bir hedefe giden bir dergi. Cosmogirl'de yazı yazmak için hakikaten sadece o yaşları dikkate almak gerekiyor. Yani Cosmogirl bugün 12 ile 22 yaş arasında ki kesime hitap eden bir dergi olduğundan o yaş grubunun duyguları, düşünceleri bakış açılarını değerlendirmek gerekiyor. Cosmogirl'de sipariş üzerine çalışman gerekiyor. Ben hiçbir sipariş üzerine değil tamamen kendi birikimimi ortaya koyuyorum ama o birikim kendi kendine gidip herkesi yakalıyor. Orda bir ikilem oluştu, bazı yazılarım o yaş grubuna ağır geldi, bazıları uygun geldi, onu tam toparlayamadık.

Yaşlandım diyorsunuz?

Yaşlanmadım ama benim yaklaşımlarım o yönde değil. Ben 33 yıllık birikimimi bırakıyorum. Ara kuşağın çocuğu olduğum için, ara kuşak herkesi yakalıyor. 7 yaşında çocuğu da 70 yaşında adamı da yakalıyor. "Ben öyle bir konuşayım ki beni yaşlılar sevsin, ben öyle bir konuşayım ki beni üniversiteliler sevsin, ben öyle bir konuşayım ki beni kızlar sevsin" diye bir durumum yok. Ben sadece konuşuyorum onları yakalıyor. Cosmogirl gibi sadece tek bir hedefe odaklanmış işlerin bana uygun olmadığını o projede anlamış oldum.

Akşamları dışarı çıkmayı sever misiniz?

Çok severim. 3.5-4 yıldır sabah programları yapıyorum. Programım 6'da olduğu için sabah 5'te kalkıyorum. Aslında uykuyu sevmem ama gece dışarı çıktığında geç yatıyorsun ve kendin yorgun olmasan da sabah kalktığında ses yorgun oluyor. Gece dışarı çıktığımda sigara ve alkol kullanmıyorum ama bulunduğum ortamda ki o sigara dumanını ve oksijeni az havayı teneffüs ettiğimde, ses tellerini boğuklaştırıyor.
O yüzden Cuma, Cumartesi dışında çok nadir dışarı çıkarım.

İnternetle aranız nasıl?

Çok iyi bir internet ve bilgisayar kullanıcısı değilim. İnternet konusunda bayan şöforler gibiyim, direksiyon sürücüsüyüm yani. İçerikle fazla ilgili değilim. Hani bayanlar lastik patlasa taksiciye değiştirir ya..

Ben de internette bayan şöforler gibi, sadece sayfalarda sörf yaparım, bana dinleyicilerimden gelen mailleri cevaplarım.

Mail adresiniz nedir?

gazozagaci@radyoklas.com.tr

En büyük hayaliniz ve en büyük korkunuz nedir?

Korkum yok. Benim işimi yapan insanlarda "Bir gün dinlenmemeye başlarsam, ya benim programım bayatlarsa" gibi korkular çok hakimdir. Ama benim ne öyle, ne de herhangi bir korkum yoktur.

En büyük hayalim ise, birgün iyi para kazanırsam, büyük bir tekne alıp, teknede yaşamak isterim.

Yalnızlığı sever misiniz?

Herşeyi sevdiğim kadar. Yani diğer şeyleri nasıl seviyorsam; bazen yemek semeyi seversiniz, bazen sevişmeyi seversiniz, bazen televizyon seyretmeyi seversiniz. Yani ihtiyacım olduğunda yalnız kalmayı da severim ama, özellikle yalnızlığa yöneleyim diye bir uğraşım olmaz. Benim işimin ana malzemesi insan olduğu için, zaten yalnızlığı seven bir insan benim işimi yapamaz.

Bazen bir kafamı dinleyeyim derim ve biraz yalnız kalırım. Öyledir yalnızlığım. Yoksa yalnızlığı pek sevmem.

Hediye almayı ve vermeyi sever misiniz?

Hediye almayı severim, vermeyi sevmem. Medyacı herşeyi beleş yoldan elde eden adam demektir.

Hediye almakta vermekte güzel birşey. En son hediye olarak Magazin Gazetecileri Derneği'nden Yılın en iyi erkek DJ ödülü aldım. Bu bana dinleyicilerimin verdiği bir hediyey di. Daha önce MGD'nin bir jürisi vardı ve o karar verirdi kimin ödül alacağına... Ama bu sene halk oylaması yapıldı ve o oylamada tüm kategoriler içinde benden daha fazla oy alan yoktu. O da benim insanları ne kadar sevdiğimi ve onlara ne kadar değer verdiğimi gösterdiğimin bir kanıtı oldu.

En son kime ne hediye aldınız?

En son bir arkadaşıma CD verdim.

Yemeklerle aranız nasıl? Yemek yapar mısınız? Çok başarılıyım dediğiniz bir yemek var mı?

Yemeklerle aram iyidir. Yemek yaparken çok iyi düşünür ve dinlenirim. Çok etnik, çok yöresel yemeklerle uğraşsam yaparım ama normalde hani Türk toplumunun günlük hayatta yediği yemekleri çok iyi yaparım. Şimdi bunu böyle diyince kılın biri çıkarak "Keşkek, Yuvarlama yapar mısın" diye de sorabilir. "Hadi bunu da yap da görelim" diyebilir. Belki yapamaya bilirim tabi. Ya da adı çok enteresan, ama kendisini gördüğünde bakıyorsun ki aslında çok kolay bir et yemeği. Ama ona acayip bir baharat katıp, değişik bir şey yapıp, yöresel bir isim koyup, o yemeğe ayrı bir hava vermişler. Onun dışında her yemeği yaparım.

Modayı takip ediyor musunuz?

Modayı takip etmek isterim. Ama çok ince takip etmem. Modaya "Chanel gözlük takıp, pahalı montlar giymektir" tadında yaklaşanlar vardır. Ben marka takip etmiyorum ve giyim için çok fazla alışveriş yapamıyorum, vaktim olmuyor. Günlük hayatta başkalarının tasarladığı yani Armani tasarlamış o da gidip basmış parayı almış, işte "Ben çok zevkli giyiyorum" onu ben kabul etmiyorum. Ben daha çok Terkos Pasajı'nı, Beyoğlu'nu gezip, ordan kendine yakışanı alıp, kendi modasını daha ucuza oluşturanları daha çok takdir ediyorum.

İleriye dönük planlarınız nedir?

Türkiye deprem ülkesi. Bu yüzden Türkiye'de insanın geleceğe dair birşeyler planlaması bence zaman kaybından başka bir şey değil. Benim depremden de korkum yok. Burası şu anda yıkılsa ve ölsek benim için çok önemli değil. Geçen yıllar içinde gerçeklerle yaşamayı öğrendim.

İleri dönük olarak, Gazoz Ağacı iyi bir noktaya geldi ve Gazoz Ağacının sorumlulukları arttı. Eskiden daha kısıtlı bir kitleye ulaşırken, şimdi daha kalabalık kitlelere, yaş grubu olarak ta öğrencilere daha fazla hitap etmeye başladı. Daha fazla kesime hitap etmeye başladığı zaman da daha dikkatli konuşmak ve yaklaşımları daha bir tartman gerekiyor. Yani bu beni farklılaştırdı manasında değil de daha dikkatle, özenle işi yapmak gerekiyor.

İleriye dönük proje olarak söylemeyeyim ama Gazoz Ağacı'nı gidebildiği yere kadar, aynı tempoda düşürmemek hedefim.

Çünkü özellikle Türkiye'de meşhur olmak çok kolay. Bugün Çankaya Köşkü'nün önünde don sütyen kalıyorsun. Ardından sana dizi teklifi geliyor. Ya da Kumkapı cinayeti oluyor. Koridorlarda ana avrat birbirine küfreden insanlar daha sonra birlikte şarkı söylüyorlar. Burası acayip bir ülke. Bir yere gelmekten ziyade orayı muhafaza etmek önemli. Türkiye'de bir yerlere gelmek kolay ama o yeri muhafaza etmek zor.

Programdan dolayı olumsuz tepkiler alıyor musunuz?

Programım çok sivri olarak görülüyor. Bana mesela ukala diyen var, küstah diyen var, kendini birşey zannediyor diyen var. Ama bunların hiçbir tanesi değil. Benim programıma illa birşey söylenecekse sivri denilebilir. Bana normal ama, birçok kişiye sivri geliyor.

Bir trafik kazası olur bakarsın, eskiden anneler uyarırlardı "Aman orda durma şahit yazarlar" Biz herşeyden uzak durmaya alıştırıldık. "Politikadan konuşma terörist zannederler", "Fener Galatasaray muhabbetine girme kavga çıkar" Yani her ortamda susturulmaya alışmış bir toplum olduğumuz için, ben günlük olayları konuştuğumda insanlara sivri geliyor.

Tehdit alıyor musunuz?

Çok tehdit geliyor. "Seni öldüreceğiz, asacağız, keseceğiz" diye. Program yapıyoruz diye geliyor. Türkiye'de doğruyu söyleyenler pek sevilmez. Türkiye'de sevilen bir kişi olmak için düzene uymak ve araya karışmak gerekir.

Turkiyeonline. com kullanıcıları için ne söyleyebilir siniz?

Sanal dünyanın dozu çok önemli. Orda kendine bir dünya oluşturabilirsin. Ama dozu ayarlamak ve gerçek dünyadan da uzaklaşmamak gerekiyor.

Ödülden dolayı sizi tebrik ediyor ayrıca bu keyifli sohbet için çok teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

Röportaj : Tuba Kurt

Tarih :MAYIS 2003

Yorumlarınız:

Henüz bir yorum yazılmadı.
Yorumlarınız için lütfen aşağıdaki formu doldurunuz. Paylaşmak istediğiniz düşünceleriniz sayfamıza derhal eklenecektir.
Adınız ve Soyadınız: 

Yorumlarınız:

 
 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
  Copyright © 2000-2002 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.