Warning: main(/home/sites/home/web/php/FULogin.php) [function.main]: failed to open stream: No such file or directory in /home/toladmin/public_html/templates/roportajlar/prepend.php on line 17

Warning: main() [function.include]: Failed opening '/home/sites/home/web/php/FULogin.php' for inclusion (include_path='.:/usr/share/pear') in /home/toladmin/public_html/templates/roportajlar/prepend.php on line 17
TurkiyeOnLine.com - Röportajlar
 
KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

TurkiyeOnline - Röportaj

Müzik, Eğlence, Moda Dünyası
Ünlüler ile moda, müzik, yaşam üzerine...

Sinema
Yönetmenler, yapımcılar, oyuncular ile filmleri üzerine...

Edebiyat
Yazarlar ve şairler ile satıraralarında gezinti..

 
 Röportaj

FATİH KISAPARMAK

Bir masal dinliyorsunuz sanki, cümleler o kadar düzgün ve sıradışı ki... Ama birden kendinizi gerçeklerin arasında buluyorsunuz, sevgiyle kullanılan sözcüklerin arasında düşünülmesi gereken o kadar çok konu var ki..

Sanatını günlük hayatta da karşısındaki insana hissettiren, Anadolu müziğini modern bir şekilde yoğurarak sunmuş, özgürlüğü seçmiş, en iyi olmak için çalışmış, sanatı sevgiyle harmanlamış, çalışmalarıyla seven sevmeyen herkesten takdir toplamış, başarısının farkında ancak bir o kadar da mütevazi olan Fatih Kısaparmak'la keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Sanat yaşamınız için "Kilim'le başlayan bir macera" diyebilir miyiz?

"Kilim", profesyonel yorumculuk maceramızın başlangıcı ve ilk göz ağrımız, uğurumuz elbette. Ancak öncesi de var. İlköğretim dönemimde, Ankara Radyosu Gençlik Korosu'nda Muzaffer Arkan'ın, Ankara Devlet Konservatuarı'nda ise kısa bir süre Mithat Fenmen'in müzik öğretimlerinden yararlandım. Klasik Batı Müziği ile başlayan çalışmalarım, Turhan Toper'in öğrencisi olarak ve Klasik Türk Müziği ile sürdü. Müzikal arayış ve kavrayış sürecimin üçüncü perdesinde bağlama ile tanıştım. İlk ustam Mehmet Erenler idi. Daha sonra Yüksel Tekiner ve Coşkun Güla'dan ders aldım. TRT Ankara Televizyonu'nun çeşitli programlarına bağlama ile katıldım; kısa metrajlı belgesellere müzik yaptım. Yine, TRT'nin açtığı ve ülke genelinde binlerce kişinin katıldığı ses ve saz sanatçılığı sınavını kazandım. Ancak devlet memuru olabilecek yaşta bulunmadığım ve sonrasında da tercih etmediğim için, kazanılmış bu haktan yararlanmadım. Üniversite dönemimde Zafer Dalgıç'ın büyük etki ve katkısı ile müzik piyasasına girdim. Bu arada, bazı önemli dergilerde şiirlerim, araştırmalarım ve röportajlarım yayımlandı. "Dil Folkloru Açısından Harput Ağzı" yayımlandığında, yirmi bir yaşımdaydım. İlk kasetim olan "Kilim-Nazlı Bebe", 1987 yılında ve benim askerlik görevim sürerken piyasaya sunuldu. İlk konserim, Şahin Özer'in emek ve çabasıyla İstanbul Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda, 1 Eylül 1990 Dünya Barış Günü'nde; ilk televizyon programım ise Erşan Başbuğ ile Ayhan Ölmezoğlu'nun hazırlayıp Erkan Yolaç'ın sunduğu "Bizden Size"de ve 20 Ocak 1990'da gerçekleşti. Sırasıyla "Kilim-Nazlı Bebe", "Yarına Kaç Var-Bekle Küçüğüm", "Cemre Düşünce", "Güneşi Biz Uyandırdık", "Portakal Çiçeğim", "Hoşçakal", "Mozaik", "Dicle'nin Oğlu", "Olur mu Böyle Hasan", "Mor Salkımlı Sokak", "Ve Senin Şiirlerim", "Bu Dağ Ne Rüzgarlar Gördü", "Vay Benim Hayallerim" ve "Sevdaysa Sevda, Kavgaysa Kavga" adlı albümleri sunduk Türkiye'ye.

Öğrendiğim kadarıyla iktisat ve hukuk fakultelerinde bir süre eğitim almışsınız ancak tercihiniz sanattan yana olmuş. Bu birbirinden farklı 3 dal arasında sanatı tercih etme nedeniniz nedir?

"Sanat özgürlüğün çocuğudur"

Sanatı sevmek, sevmeyi sanat haline getirebilmekle anlamdaştır. Uygarlıkların oluşum, gelişim ve evrimi, çoğu kez sanatçıların, bilimadamlarının ve namuslu beyinlere sahip düşünürlerin çabalarıyla gerçekleşir. Ben sanatı ve sevmeyi daha çok seviyormuşum ki, bilinçli bir tercihle bu alana yöneldim. Kaldı ki, sanat özgürlüğün çocuğudur.

"Bir çocuk doğunca annesinin ölmesi mi gerekli?"

Anadolu müzik kültürünün, çağdaş bir ambalajla genç kusaklara aktarılmasında önemli bir görev üstlendiniz. Bunun devamını getirmek ve daha da iyileştirmek için neler yapılması gerekir?

Anadolu'yu sevmek ibadettir. Maraton koşmaya ve ülkemin kültür değerlerine müzik yoluyla katkı sunmaya geldim. Müzik sanatını, bir enstrüman olarak kullanma yöntemini seçtim. En azından orta ve uzak vadeli hedeflerim vardı gelirken. İnsanlarımıza iyi, doğru, yararlı ve güzel şeyler sunmanın sorumluluğunu hissediyordum. Şükürler olsun ki, utanmadım ve utandırmadım; üzmedim ve üzülmedim. Nasıl ki rüzgar eken fırtına biçerse, sevgi ekenin de sevgiler biçeceğine inandım hep. Öte yandan, gerçek sanat eseri ne eskidir, ne de yeni... Ancak hem eskidir, hem de yeni. Eski olsaydı ölmeye, yeni olsaydı eskimeye mahkum olurdu... 0, yaşanılan zamanın ve güncel beğenilerin üstüne çıkabilendir. Her mevsimin çiçeğidir. Eski olsa bile eskimeyendir. Şimdinin içinde hem dün vardır, hem de yarın. Eski hayranlarına, şunu soruyorum: Her annenin bir çocuğu yok mu? Yeni hayranlarına ise şöyle diyorum: Her çocuğun bir annesi yok mu? Ya da, çocuk doğunca annesinin ölmesi mi gerekli? Dolayısıyla, henüz doğmamış çocukların dinleyeceği ezgilerimizin bulunduğuna ve Anadolu müzik kültürünün yarınlara sancılı olduğuna inanıyorum. Hem de bütün varlığımla. Eğer birgün gerçek anlamda bir çağdaş müziğimiz oluşacaksa, ayaklarını mutlaka Anadolu toprağına basacak ve yine Türkü Cumhuriyeti'nin, yani Avrasya Türk kültür varlığının bütün renklerini taşıyacaktır. Bilim ve sanat tarihinin deneyimlerine uygun olan da budur.

"Çağdaş Halk Müziği" kavramını, uzun yıllar sonunda yaygın bir ekol haline getirmeyi başardınız. Bundan sonra yapmak istedikleriniz ve yapacaklarınız nelerdir?

Toplumun önünde yürüyen ve ileri hedefleri gözleyen gençlerimize güveniyorum. Gerçekten bilinçli, yapılan işlerin farkında ve doğruları kestirme yoldan kavrayabilen bir müzik dinleyici kitlesi oluştu ülkemizde. Çığ gibi büyüyen bu kitle, yarına yönelik umutlarımı tomurcuklandırıyor. Onun içindir ki, hızla kentleşen ve gençleşen Türkiye'nin yeni kuşaklarına, altında yüzyılların imzası bulunan müzik kültürümüzü ulaştıralım, ama mutlaka ulaştıralım diyorum. Bunu başarmanın en etkin yöntemi ise, onu çağdaş bir ambalaj içinde sunmaktır. Bu aynı zamanda, kültür emperyalizmine karşı alınabilecek en akılcı yöntemdir de. Unutmayalım ki, boş kalan bir kaba, ne rast gelirse o dolar. Toplum ve müzik ilişkisinde yeni bir dönemece vardığımız bugün, müziğin gözden geçirilmesi zamanıdır. Özünü koruyan, kabuğunu yeniden kazanabilir. Bunu ya başaracağız, ya da müzik alanındaki boşluktan yararlanarak oluşan prefabrik müzik türleri ithal etmek durumunda kalacağız. Her kök, bin tane dal demektir. En büyük projem, müzikal köklerimize dayalı dev bir Anadolu Orkestrası ile senfonik eserler icra etmek. Curadan meydan sazına, çoban kavalından sipsiye kadar uzanan geniş yelpazede ulusal operetler oluşturmak. Dünyanın en uzak ve en ufak yerlerine kadar, bağlamamızın gönderinde dalgalanan çağdaş türkülerimizle ulaşmak... Halkımız, değişen beğenilerine yanıt veren ama kendisinden renkler taşıyan çalışmalara olumlu karşılık veriyor. Yani, istikbal köklerdedir... Bu ve benzeri nedenlerle ve çok acil olarak bağlamamız için bir metod; bunun için de bağlama türleri ve düzenleri konusunda açıklık gerekiyor. Bağlama tür ve düzenlerinin, standartlarının belirlenmesi, akort seslerinin ve aralıklarının saptanması kaçınılmazdır. Ayrıca, düzenlere göre değişen ve pozisyon diye adlandırdığımız perde kullanımlarının da belirlenmesi; böylelikle ulusal standartlara kavuşan bağlamanın evrensel platformlardaki yerini alması gerekmektedir.

"Kobraya bal da yedirseniz, onu zehire dönüştürür"

Bir yerde "Türkiye'de yapılan müzikte ve sanatçıda kalite erozyonu yaşandığı" ifadesini kullanmışsınız. Bu konuyu biraz açarmısınız?

Toplumsal travma yaşıyoruz. Ve yok olmanın dayanılmaz ağırlığını taşıyoruz... Böyle bir ortamda, iki defa düşünmeden konuşmamalı. Ben de öyle davranmaya çalışıyorum. Fakat sanat ve sanatçı, uyarıcı olmakla da sorumlu ve yükümlü. Arının görevi bal üretmek. Kobra yılanının ise zehir. Kobraya bal da yedirseniz, onu zehire dönüştürür... Bana göre, Dünya'nın yeniden paylaşımı peşindeki küresel eşkıyalık, ulus ötesi dev şirketlerin egemen olacağı bir sömürü düzeni kurmaya çalışmakta. Ülkelerin değerler sistemini çökertmeyi ve kendi kültürel varlığını yaymayı amaçlamakta. Görünen köy kılavuz istemez. Toplumsal cinnet döneminden geçen ülkemizde ise, akıl tutulması yaşanmakta. İnsanımızın köleleştirilmesi ve ülkemizin tutsaklaştırılması operasyonu, ulusal hafıza kaybına yol açan kültür terörü ile başlatıldı. Önce, eğitim düzenimiz kundaklandı. Ortaya çıkan kültürel kimlik ve nitelik erozyonu, ülkeye büyük irtifa kaybettirdi. Düzeysizlik, hem "yaygın"laştırıldı, hem de "saygın"laştırıldı. Kalite çıtası aşağı düşürülen Türkiye, zamanla dibe vurdu. Biliyorsunuz, kültür emperyalizminin kullandığı iki temel mayın, dil ve sanattır. Ulusal kültür bütünlüğünü parçalamanın ve kültürel kimlikleri yok etmenin yolu, sömürgeci toplumu "ideal model" olarak benimsetmekten geçer. Sömürgecilerin müziği, edebiyatı, sineması, yaşam felsefesi, düşünme, beslenme ve giyim tarzları, toplumsal kural ve kurumları vs.; kolonilerin genç kuşaklarına, dil enjektörüyle yavaş yavaş zerk edilir.

"Dev bir kaseye birer tutam tuz oluyoruz"

Kendinizi bu camianın içinde nasıl nitelendirebilirsiniz?

Kendimi, öncelikle haddini bilen bir sanatçı olarak tanımlamak isterim. Anadolu'da, "Mahkeme kadıya mülk değildir" derler. Bu, bizim için de geçerli. Herkesin bir mevsimi vardır. Ancak eğer, her mevsimin ve tüm zamanların çiçeği sayılan klasik eserler üretebilmişseniz o başka. Bazı birikmişlikler demlenir ve hiç beklemediğiniz bir anda dönüşüverir besteye. Ben de, beynimdeki ve yüreğimdeki birikimlerin tortularını, size bestelerimle sunmaya çalıştım. Sizler beni dinlemeye başlamadan çok öncelerden beri, ben sizi dinliyordum... Duyduğum sevgi, notalar ve dizelerle dolu bir dünyaya götürdü beni ve işte tam orada buluştuk. Yaşamak hem çok sıradan, hem de çok olağanüstü. Hayat hem çok uzun, hem de çok kısa. Martı, kimine göre çöp yiyen bir kuş, kimine göre ise şarkıları süsleyen bir simge. Yani her şey göreceli ve bakışa göre değişken. Üstelik, her şeyin bir de tezadı var. Ama her yanımız ortak. Aynı şeye bakıp, sıkça farklı şeyler anlatıyor da olsak, en azından aynı havayı soluyoruz. Gökyüzümüz aynı. Yıldızlarımız ve denizlerimiz ve denizlerimizdeki mercan kayalıklarımız da. Doğuyoruz, yaşayıp gidiyoruz. Bir şeyler bırakıyor ve dev bir kaseye birer tutam tuz oluyoruz.

Yeni albümünüz hayırlı olsun. Albümünüzden biraz bahseder misiniz..

Yeni albüm için yalnızca 2 televizyon programı yaptım. Çıkabileceğimiz program bulmakta zorluğumuz var. Çünkü bu işlerin çivisi çıktığından beri, halkımıza daha çok konserler yoluyla ulaşabiliyoruz. Bir öncekinden 19 ay sonra halkımıza sunduğumuz bu albüm, yaklaşık 4 ay süren titiz bir stüdyo çalışmasının ürünü. Düzenlemeleri 2 aranjör yaptı. Kayıtları ve editing/mastering işlemleri 3 ayrı stüdyoda, 6 tonmaister tarafından gerçekleştiridi. 41 kişilik dev bir orkestra ile oluşturuldu. Deli Yürek televizyon dizisinin unutulmaz eserlerinden "Yiğidi Gül Ağlatır" adlı eserde, Anadolu aydınlığının ölümsüz ışığı Mevlana'ya ait bir şiiri, eşimle birlikte ve düet şeklinde seslendirdik. Evet, yanlış duymadınız; ilk kez bir "şiir düeti" dinleyeceksiniz bu albümde... Profesyonel meslek yaşamımın 18. yılını tamamlarken iddia ile tekrarlıyorum ki, bu albümü alıp da dinleyenler, bize hakkını helal edecek. Çölde çiçek olmak zordur... Fakat biz zorlukları severiz ve halkımıza da güveniriz! Bu şarkılar da hayatla yüzleşmemizin ve ödeşmemizin bedeli zaten.

Bir süre resim yapmışsınız. Bu uğraşınız hala devam ediyor mu?

Resim , bir yaşama biçimidir. Dünya'ya ve herşeye renklerin beyniyle bakmayı gerektirir. Ben artık notaların ve dizelerin yüreği ile bakıyorum hayata, insanlara ve zamana.

Sizce hayatta en önemli şey nedir?

Hayattaki en önemli şey şu ya da budur diyemem. Hayatın kendisi zaten çok önemli. Ancak elbette sağlık, huzur, onur ve özgürlük gibi kavramlar son derecede mühim. Sevgi ve bilgi dolu bir dünya için yaşamalıyız. Yani, bizi neanderthallerden ayıran özelliklerimizi öne çıkarmalıyız. İnsanüstünü talep eden kişi, üstinsana ulaşır...

Röportaj : Tuba Kurt

Tarih :MAYIS 2003

 
 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
  Copyright © 2000-2002 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.