Warning: main(/home/sites/home/web/php/FULogin.php) [function.main]: failed to open stream: No such file or directory in /home/toladmin/public_html/templates/roportajlar/prepend.php on line 17

Warning: main() [function.include]: Failed opening '/home/sites/home/web/php/FULogin.php' for inclusion (include_path='.:/usr/share/pear') in /home/toladmin/public_html/templates/roportajlar/prepend.php on line 17
TurkiyeOnLine.com - Röportajlar
 
KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

TurkiyeOnline - Röportaj

Müzik, Eğlence, Moda Dünyası
Ünlüler ile moda, müzik, yaşam üzerine...

Sinema
Yönetmenler, yapımcılar, oyuncular ile filmleri üzerine...

Edebiyat
Yazarlar ve şairler ile satıraralarında gezinti..

 
 Röportaj

HALİT ERGENÇ

Bir oyun medyatik olmayagörsün... Medyatik de olmasa nereden tanıyacağız o oyunda oynayanları değil mi? Sanatçının değerinin bilinmediği bir toplumun medyası ise medyatikliği yaratan; isimlerin, özgeçmişlerin uçuştuğu fakat değerlerin hiçbir şeyin altında ezilmediği, özlenen, ütopik bir dünyada bir yarımızın halâ yaşadığını, bu dünyaya ait sanatçıların halâ varolduğunu görür ve mutlu oluruz. Kendimizi kandırırız; yetenekli insanları hakettikleri yerlere taşıma çabası yerine sansasyon duymayı; kötüye yakıştırmayı, alkışlamaktan kolay buluruz. Diğer yarımızın çivilendiği katı dünyayı aslında biz yaratırız da görmek istemeyiz...

İşte ismini medyatikleştirilmiş oyun "Pop Corn"la duyduğumuz, ABD'de sanat için araştırmalar yapmış; o özlenen dünyaya ait, bir yıldız olmaya aday, nitelikli, bir o kadar da mütevazı bir sanatçıyla söyleştik; Halit Ergenç...

Siz yurtdışında da sahne almış; okullu bir müzikal oyuncususunuz değil mi?

Evet. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Müzikal Oyunculuğu Bölümü mezunuyum. Bazı organizasyonlarla ve ABD'de kaldığım süre içinde şahsi girişimlerimle yurtdışında da sahneye çıktım.

"Arkadaşlarla Muzaffer Hanım'ı "Gladies" olarak çağırırdık. Agresif bir hanımdı. ...haksız yere bağırdığı bir gün begonyalarının bütün çiçeklerini yediğimi hatırlıyorum. Yüz ifadesini görmeliydiniz..."

Müzikal şarkı söyleyebilmenin yanısıra dans ve oyunculuk yeteneklerini de gerektiren çok boyutlu bir sanat... Kendinizi nasıl keşfettiniz?

Çok hareketli bir çocuktum. Dünya bana dar gelirdi. Ağaçlara tırmanır, hatta üzerlerinde uyuya kalır; bisikletime atlar çok uzaklara giderdim. Kabul edilen sınırların ötesine karşı engellenemez bir merak duyardım. Hala değişmedi. "Yapma!" denilen şeyler herkesin merakını uyandırır, ben ise onları yapardım. Hayatı bana geldiği gibi yaşıyordum; tepkilerimi de kendime has bir şekilde gösteriyordum. Çoğu zaman alışılmadık oluyorlardı. Unutamadığım bir anım vardır komşumuzla... Arkadaşlarla Muzaffer Hanım'ı "Tatlı Cadı" dizisinin her şeye meraklı bir karakteri olan "Gladies" olarak çağırırdık. Biraz sinirli bir hanımdı. Gürültü yaptığımızı öne sürerek yine haksız yere bağırdığı bir gün begonyalarının bütün çiçeklerini yediğimi hatırlıyorum. Yüz ifadesini görmeliydiniz... Begonyanın çiçeği ekşidir biliyor muydunuz? Bir keresinde de ağacın üzerinde uyuyakalmıştım. Annemin sesi ile uyandım. Avazı çıktığı kadar bağırarak beni arıyordu. Zaten bunu neredeyse her akşam yapmak zorunda kalıyordu. Beni şaşırtan yanı, her seferinde de aynı heyecanı ve korkuyu duymasıydı. Demek öyle oluyor anne olunca... Beşiktaş Atatürk Lisesi'ndeyken ortaokulda tiyatroyla ilgilendim. "Sersem Koca'nın Kurnaz Karısı"nda sersem kocayı oynadım. Fakat asıl keşif müzikle oldu.

Ne tür bir keşifti bu?

Şarkı söylüyordum. Hep de söyledim. Küçükken babamın yaptığı bütün kayıtların üzerinde benim sesim olurdu. Bir şekilde mahvederdim çalışmalarını. Ama bana hiç kızmadı. İyi ki de kızmamış. 1986-1987 Milliyet "Türkiye Liselerarası Müzik Yarışması"nda yeniden düzenlediğimiz "Angie" isimli parçayla "En İyi Erkek Solist" ödülünü aldım. Müzik bir daha da hiç çıkmadı hayatımdan... 1987'de İTÜ Gemi İnşaat Mühendisliği'ne girdim ama içimden gelen sese daha fazla direnemedim ve okulu 1989'da bırakarak Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Opera-Şan Bölümü'ne başladım. '92- '93 öğretim yılında Müzikal Bölümü açıldığında artık bir müzikal öğrencisiydim. 1997'de mezun oldum.

"Babamın isminden faydalanmaktan hep uzak kalmayı seçmişimdir. Evet, o gerçekten iyi bir müzisyendir."

Babanız Sait Ergenç, eski bir "Altın Mikrofon"lu, Şehir Tiyatroları emeklisi bir oyuncu öyle değil mi? Genetik özellikler taşıyorsunuz...

Nereden buldunuz babamın "Altın Mikrofon"lu olduğunu? Pek bilmez herkes bu konuyu... Babamın isminden faydalanmaktan hep uzak kalmayı seçtim. Evet, o gerçekten iyi bir müzisyendir. Pek çok bestesi var. Yüzlerce… Eski 45liklerin bir çoğunda adını görebilirsiniz. Zeki Müren, Safiye Ayla, Müslüm Gürses ve İbrahim Tatlıses gibi pek çok sanatçı okudu şarkılarını. "Şeytana uyduk bir kere", "Nikahsız Aşk", "Ben İnsan Değil Miyim?" birkaç tanesi.

İlk profesyonel sahne deneyiminize geri dönersek...

Profesyonel sahne hayatıma Sait Sökmen sayesinde dans ile başladım. İlk olarak Levent Kırca-Oya Başar Tiyatrosu, "Gereği Düşünüldü" ve "Hangi Yüzle" oyunlarında dans ettim.

Ve Dormen Tiyatrosu...

Haldun Dormen'in hem bir dost hem de yol gösterici olarak hayatımda doldurulamaz bir yeri var. Onunla tiyatro dünyasını tanımaya başladım ama tiyatrosuna giriş sebebim kendisi değildir. Okuldan arkadaşım, Deniz Kurtoğlu beni bir gün "Dormen Tiyatrosu'na çağırdı. "Şarkılar Susarsa" isminde bir müzikal sahneye konuyordu. Şu anda piyasada tanınan Şebnem Sönmez, Deniz Kurtoğlu, Emre Altuğ, Yosi Mizrahi, Gülbin Yeşil, Güneş Berberoğlu, Nazım Kerkez, Meltem Kaymak... 19 genç insan, Çetin Akcan yönetiminde oynadık. Ertesi yıl Feydeau'nun "Sevgilime Göz Kulak Ol" adlı oyunu için teklif geldi. Rus Prens rolünü oynadım. Bir sonraki yıl da başka bir Feydeau oyununda, yine bir diyalektik rolü "Arapsaçı"nda Alman Futbol antrenörü Herrman'dım. Sonraki yıllarda "Evita, Hayalet ve Ötekiler", "Popcorn", "Nerde Kalmıştık?" gibi oyunlarla kapanana kadar Dormen Tiyatrosu'ndaydım.

Müzik ve dansla ilgilenmeye devam ettiniz mi bu arada?

Leman Sam'la üç, üç buçuk yıl kadar çalıştık. Leman'ın programlarında çeşitli müzikaller ve operalardan düetler söylüyorduk. Tiyatro ve dizi çalışmalarım yoğunlaşınca ayrılmak zorunda kaldık. Çok tatlı bir kadındır. İşini sever; kaprissiz ve adil bir insandır. Konuşan, fikrini anlatan biridir. Ben de onunla işi biraz daha sevdim. Ajda Pekkan'a Rumelihisarı Konseri'nde vokal yaptım. Vokalistliğin benim işim olmadığını orada anladım. Uzun süre Suna Uğur Bale Stüdyosu, Dans Akademik ve La Dancé'de Latin ve Salon dansları hocalığı yaptım. Bir çok öğrencim oldu. TV ve çekimler sebebiyle öğrencilerime verdiğim sözleri tutamamaya başlayınca hocalığı bıraktım.

"Rolün küçüğünün veya büyüğünün olmadığına inanıyorum.."

Dizilerde, reklam filmlerinde, TV filmlerinde hep kısa ama akılda kalan, etkili bir oyunculukla izledik sizi...

Son iki yıl içinde rol aldıklarım "Dedem Gofret ve Ben","Kumsaldaki İzler", "Zeybek Ateşi" ve "Şapkadan Babam Çıktı"... Hepsinde de severek oynadım. Rolün küçüğünün veya büyüğünün olmadığına inanıyorum. Alacağınız zevki oynayacağınız karakteri ne kadar keşfedebildiğiniz belirler. Ama yine de rolü kabul etmeden önce iyi düşünmek gerek.

Dormen Tiyatrosu'na paralel giden İstanbul Devlet Opera ve Balesi günlerinize dönersek...

Devlet Opera ve Balesi'ne konservatuvarın ilk yılında "Konsolos" ve "Yusuf ile Züleyha" da figüranlık yaparak başladım. Amaç mesleği tanımaktı. İlk senenin sonunda bıraktım. Geri dönüşüm "Kral ve Ben" ile oldu. Sonraki yıllarda "Müzikallerden Seçmeler"de, Meg Ryan ile Tom Hanks'in oynadığı "You've Got Mail" filminin müzikal versiyonu "Beni Seviyor"da ve Tony Stevens'ın yönettiği "Tatlı Charity"de roller aldım. Geçen sezon Altan Günbay ile "Kiss Me Kate" (Öp Beni Kate) müzikalini çalıştık ama yoğunluk sebebiyle bu sezon oynamıyorum.

"Pop Corn" çok medyatik bir oyundu... Size kazandırdığı avantaj ne oldu?

Ben Elton'un Pop Corn'u medyayı eleştiren bir oyundu ve medya tarafından da gayet güzel eleştirildi. Oyun eleştirdiği medya tavrına maruz kaldı. Tamamen yüzeysel bir bakış açısıyla ve görselliğiyle konuşuldu. İnsanın eline kolay kolay her gece üç kişiyi öldüren psikopat bir katili canlandırma şansı geçmez. Benim kazancım da bu oldu. Hem çalışma, karakteri ete kemiğe büründürme hem de sahnede oynama aşaması bana çok büyük bir zevk ve güç verdi.

"İlk gece çok heyecanlıymışım. Video kaydını yeniden izlediğimde inanılmaz geliyor. Zamanla gelişince insan herşeyi daha iyi görüyor".

"Kral ve Ben"den bahsedersek... Çok ilgi görmüştü...

İlk müzikal başrolüm. Beklenmedik bir anda ve beklenmedik bir şekilde gerçekleşti. Haldun Dormen'in yönettiğini biliyordum. İçim kıpır kıpırdı. Oynayabilmeyi çok istemiştim. En ufak role bile razıydım. Ama İstanbul Devlet Operası'nın yapımıydı ve kendi oyuncularını kullanacaklardı. Haldun Dormen'den en azından provaları izlemek için izin almıştım. Bir sabah beni çağırdı. Toplantı halindeki opera oyuncularının bulunduğu bir odada provayı izlemeyi beklerken "Kral ve Ben"in tekstini elime verdi ve "Kral'ı okur musun?" diye sordu… Oyunun ilk gecesinde çok heyecanlıymışım. Video kaydını yeniden izlediğimde inanılmaz geliyor. Zamanla gelişince insan herşeyi daha iyi görüyor. O oyun da zamanla olgunlaştı. Sevgili Haldun Dormen Broadway versiyonundan daha iyi bir prodüksiyon olduğunu söylüyor "İkinci Perde" adlı kitabında... Ve "Turkish Musical Cavalcade"i unutmamalı. Ayşegül Aldinç, Ruhsar Öcal, Erol Evgin'le Londra'da Criterion'da, geliri İzmit depremzedelerine bağışlanan Türk müzikal derlemesinde sahne aldık.

Müzikal... Bu kelime telaffuz edildiğinde gözleriniz pırıl pırıl oluyor. Mesleğinizi tutkuyla sevdiğinizi duyuyorum. Şarkı söylemeden yaşayabilir misiniz?

Hayır. Asla. Sahne öyle bir şey ki benim için... AKM Büyük Salon özellikle... Güzel bir elektriği var. Enerjisi çok yüksek. Çok fazla seyircisi var; büyüleyici... Siz susunca herşey susuyor...

"Broadway'de olmak, araştırmalar yapmak çok şey kazandırdı bana fakat ülkemi özledim; oralarda kalamadım.İnsanlar çok yalnızlar orada."

Müzikal adına ABD'deki sahne deneyiminiz?

Bir yıl Gene Frankel'in oyunculuk workshop öğrencisi oldum. Bir çok seçmelere girdim ve sonunda Magical Musical Foundation For Life şirketinin cast grubuna bağlı olarak "Adventures of Zack" (Zack'in Maceraları)'te oynadım. Müzikal tiyatrolarının light barlarında birkaç gece barmenlik de yaptım; Aslan Kral'ın fuayesinde de, Sultan Restoran'da ve "Nectar" isimli bir vitamin barında da çalıştım. Broadway'de olmak, araştırmalar yapmak çok şey kazandırdı bana fakat ülkemi özledim; oralarda kalamadım. İnsanlar çok yalnızlar orda.

Hayatınızın nasıl olmasını isterdiniz?

Şu an olduğu gibi. Daha keşfedilecek çok sınır ötesi var. İstediğim, bildiğim demek. Bildiğim gibi olsa sıkıcı olurdu zaten. Tabiata ve tabiatın yıkılamaz dengesine olan inancım bana güç veriyor. Yaptığımız herşeyin bir boomerang gibi, şekil değiştirerek de olsa yine kendimize geri geleceğine inanıyorum. Yüzmeye, dalmaya bayılırım. Toprağı severim. Bir de şarkı söylemeyi ve sevdiğime dokunmayı…

Bu güzel röportaj için size çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

Röportaj : Fulya Öztürk

 
 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
  Copyright © 2000-2002 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.