|
Nuran Kutlubay
"Başarımın
sırrı önceliklerim..."
O aslında bir meteoroloji mühendisi. Ama spikerlik
yaşamında da 15 yılını doldurmuş bir profesyonel. Dile kolay, televizyona
adanmış koskoca bir 15 yıl. Röportajımız esnasında gözlerinin hala o ilk
gün coşkusuyla parladığını, amatör ruhunu içinde taşıdığına tanık olduk.
Müthiş bir çevreci, alışverişte inanılmaz pazarlıkçı. Aynı zamanda hayvansever.
Cipsy adlı köpeği onun için çok özel. Nuran Kutlubay, işini çok seviyor.
Programı olmasa da stüdyaya gelip, ne yapılıyor şöyle bir gözlemliyor.
15 yıllık emeğin neticesini bizce çoktan almış, çünkü hala ayakta, izleniyor,
alkışlanıyor. Nice 15 yıllara...
-Nuran
Kutlubay'ı daha yakından tanıyabilir miyiz?
Nuran Kutlubay, yaşı hiç önemli değil, doğum
tarihi hiç önemli değil...çalışan bir kadın ve bir anne. Hepsini bir arada
en güzel bir şekilde yapmaya çalışan bir insan. İnsanca bütün özellikleri
de taşıdığıma inanıyorum. Duygusal patlamalarıyla, zaman zaman kaçışlarıyla
ama başını bildiğimiz sonunu bilmediğimiz bir süreç yaşıyoruz, hayat dediğimiz
bir süreç. Bu süreç içerisinde üstümüze düşen görevlerin de ötesinde bir
şeyler yapmaya çalışan diğer insanlardan biriyim.
-Her şeyden önce bir annesiniz... biraz çocuğunuzla yaşadığınız
ilişkiden bahsedebilir misiniz?
Bir oğlum var. Eylül ayında 15 yaşına girdi. Gerçekten bir delikanlı...işte
o kanının deli akmaya başladığı dönemi yaşıyoruz. Çocukluk dönemi belki
daha sıcak ve anneyi daha hoşnut eden bir dönemdi muhakkak. Daha vericiydiniz.
Yavaş yavaş onun değişen metabolizmasına ben ayak uydurmaya çalışıyorum.
Hatalar yapmamaya çalışıyorum, çünkü dünyanın en zor işi bir insan yetiştirmek.
Bu süreçte annenin çok büyük etkisi var. Muhakkak ki toplumsal etkilenmenin
de etkisi büyük ama, anne faktörü önemli. Sürekli 5 düşünüp bir konuşmak
zorundasınız. Özellikle bluğ çağında bir çocuğu yetiştirirken bu sorumluluğu
çok daha fazla üzerinizde hissediyorsunuz. Çünkü neye ne zaman tepki vereceğini
kestiremiyorsunuz. Paylaşmayı bilen bir çocuk. Gerçi kuzguna yavrusu şahin
görünür misali bazen benim oğlum şöyledir, benim oğlum böyledir diyorum
ama şaka bir yana anneliğin her kadını yaşaması gereken bir duygu olduğuna
inanıyorum.
-Şu an olduğunuz konumdan memnun musunuz? Bu kafanızdaki yer miydi?
Bir kere şunu belirtmek isterim ben İstanbul Teknik Üniversitesi Metereoloji
Mühendisliği bölümünü bitirdim. 2 yıl kadar mühendislik yaptım. Belki
biraz tesadüf, tasadüf değildir hayatta hiçbirşey ama yönlendirilmişlik
vardır, bu mesleği seçtim. 15 yılımı da tamamladım bu meslekte. Zaman
zaman insanoğlu koyduğu hedeflere çok çabuk ulaşamıyor maalesef. Bi de
mesleki anlamda başlarken kendime belirgin bir hedef belirlememiştim açıkçası.
Ama ben bildiğimi paylaşmayı ve aktarmayı seven bir insanım. Bu yüzden
de bunun en çağdaş yolu olan televizyonculuğu seçmiş olmaktan da çok mutluyum.
Son dönemlerde kafama koyduğum daha hoş, daha güzel hedefler de var. İnşallah
onlara da ulaşacağım.
-Türkiye'de çalışan bir kadın olmanın getirdiği zorluklar sizce neler?
Aslında dünya kadınlarıyla aynı sorunlarımız var. Bir kere çalışan
kadın çalıştığı sektörde erkeklere karşı savaş vermek zorunda kalıyor.
Çünkü erkek egemen toplumunda yaşadığımızdan ötürü böyle bir birinci sorunumuz
var. İkinci etap Türkiye'de ve İstanbul'da yaşıyor olmanın getirdiği zorluklar
var. Bir kere ulaşım. Neden ulaşım? Çünkü aynı anda birçok işi yapmak
zorunda kalan kadınlar, bir kere ulaşım problemiyle karşı karşıya kalıyor.
Evinin alışverişiyle ilgilenmek zorunda kalan, an gelir evinin temizliğiyle
ilgilenmek zorunda kalan, mutfaktaki sağlıklı ve dengeli beslenmeyi kovalamak
zorunda kalan, aynı zamanda işinde koyduğu hedefe ulaşmak için sürekli
koşturan, çaba gösteren bu arada da önüne çıkan engelleri de aşmak zorunda
olan bir misyon; çalışan kadın. Bakıyorum çevreme, 100 m engelli koşular
var aman ne güzel...biz hayatımız boyunca engelli koşular yapıyoruz. Zaman
zaman bu engellere takılıp düşüyoruz. Yaratılış itibariyle kadınların
erkeklerden daha mukavim olduğuna inandığım için de bunları aşabiliyoruz,
bunları aşabildiğimiz için de bugün buralara gelebiliyoruz. Bir defa zorluğu
gördükten sonra çözüm üretebiliyoruz. Kadın, ilk etapta kaçan değildir.
-Mesleki anlamda başka bir alanda çalışmayı hiç düşündünüz mü?
Ben zaten hayatım boyunca meslek değiştirmem ile ünlüyüm. İş alanımı değiştirmektan
ziyade, mesleği değiştirmeyi yeğliyorum. Konuşmayı seviyorum, yazmayı
da çok seviyorum. İnşallah yazılarımla da kısa bir süre sonra okuyucularımla
buluşacağım.
-Özel yaşantınızla iş yaşamınızı bir arada yürütmeyi nasıl başarıyorsunuz?
Ben canlı yayın sunucusu olduğum için çalışma saatim yoğun olarak
herkesin çalıştığı erken saatler. Cumartesi-Pazar günü 1,5 saatlik çalışma
saatim var. 1,5 saatli bu saati değerlendirebilmek için bir önceki haftaya
bakmak gerekiyor ve beyin olarak hazırlanabilmek gerekiyor. Belki zaman
1,5 saati gösteriyor olabilir ama biz 4 saatlik yorulmuşuzdur. Bilirsin,
saniyelik boşluklar önemlidir ve seyirci bunu çok çabuk farkeder, ve bizler
de o boşluğu doldurmamız gerekir. Bunun dışında hafta içi daha rahatım.
Sadece gelip gidip neler yapılıyor bakıyorum ve beyinsel olarak hazırlandığım
için ve bedensel olarak fazla yorulmadığımdan nispeten daha rahatım. Her
zaman için önüme koyduğum kriter şudur; hangisi daha önemli...yapmak için
de düşünmek için de. Eğer evdeki bütün aile fertleri açsa benim önce
yemek yapmam gerekiyor. Bir köpeğim var Cipsy...eğer o açsa ve açlıktan
beni yiyecekmiş gibi bakıyorsa evet, önce onu doyurmam gerekiyor. Hep
önüme bunları koyarım, önce neleri yapmam gerekiyor. Bunu yaparken başka
neleri yapabilirim...Yemek yaparken düşünebilirsiniz, telefonla konuşabilirsiniz.
Eğer donanımlı bir mutfağa sahipseniz, yazabilirsiniz. Demekki iki hatta
üç işi aynı anda yapabilme durumunuz var. Önem sırasına göre birşeyleri
yaparken, diğerlerini de aynı anda nasıl yapabilirim diye düşünmekten
geçiyor başarının sırrı. Ben bir de şunu kendime düstur edindim, evime
misafirler gelsin, yemekler hazırlayayım onlara. Benim evimde her zaman
için geleceğe yönelik mutfakta yapılmış yatırımlar vardır. Mesela derin
dondurucum ağzına kadar doludur. Derin dondurucu birçok besini uzun süre
en iyi şekilde saklama yollarından biridir ve çok çabuk bir şeyler yapılabilir.
Asla çok fazla el oyalayıcı, zaman alıcı yemek yapmam ama hiç kimse benim
masamdan aç kalkmaz ve aç kalkmadığı gibi, ooo çok güzel olmuş diye ayrılır.
Yani, öncelikleri belirlediğiniz zaman ikisi bir arada muhakkak gidiyor.
Birde eş güzergah üzerinde yapılabilecek şeylerin takibi çok önemli. TV'den
çıkıp eve giderken hangi işleri halledebilirsiniz? Markete gidebilirsiniz,
fatura varsa postaneye gidip onu yatırabilirsiniz. Ayrıca evden çıkıp
televizyona gelirken yapmam gereken bir şeyi ertelersem de o düzen bozuluyor.
-Sizce moda nedir?
Benim için moda sponsor firmanın yolladığı kıyafetlerdir.
-Ben şeyi merak ederim hep, onlar gelir ve eve gider
değil mi?
Bu kıyafetler gelirler eve giderler, bir hafta boyunca giyinilir ve geri
dönerler. Ama ben onu eve götürürüm çünkü içine dışına ne giyeceğim, aksesuar
ne takacağım onları muhakkak irdelerim. Yani, yarın programda ne olacak
sorusunun ardından bir spikerin kafasındaki ikinci soru, yarın ne giyeceğimdir.
Modayı takip etmiyorum, edemiyorum, ayrıca takip edebilecek maddi koşullarım
da yok. Moda benim için sevdiğim kıyafetlerdir. Bazı maddelerle özdeşleştirdiğim
kıyafetler.
-Burcunuz?
Akrep. Burçlara inanırım ve burcumun bütün özelliklerini de taşıdığıma
inanıyorum. Yükselenim de Başak.
-Yemek yapmayı sever misiniz?
Çok. Ama dediğim gibi öyle çok el oyalayıcı yemekleri yapamıyorum. Ama
onun dışında yemekte yaratıcılığı çok seviyorum. Osmanlı Mutfağı konusunda
iyiyim. Tabii, çok fazla kilo almamak için yediklerimize dikkat edip,
gerektiğinde diyet de yapmamız gerekiyor.
-Ekranda en az 5 kilo daha fazla görünülür derler, ama
siz sanki biraz kilo vermişsiniz?
Yaklaşık bir bir buçuk yıl önce kilo vermeye başladım ben ama, son birhafta
on gündür de inanılmaz koşturuyorum. Doğru, bu yüzden kilo verdim galiba.
-Nuran Kutlubay dendiğinde uzun saçlı olarak insanlar
hatırrlıyor sizi, ama görüyorum ki bu model size çok yakışmış, rengi de
hoş...
Ne olacağımız, yarının bize neler getireceği hiç belli değil. Bu yüzden
ne yapmak gerekiyorsa onu yapmalı insan, saç bu uzar. Size de tavsiye
ederim.
-İddialı olduğunuz bir yemek var mı? Çok basit de olsa bize bir tarif
verebilir misiniz?
Çok güzel makarna sosu hazırlarım, tavuk yemeklerinde iddialıyım. Fakat
şunun farkına vardım; tavuk haşlandığında lezzet kaybı olabiliyor. Birtakım
minerallerde suyuna karışıyor. Ben bu kaybı minimuma indirmek için ne
yapabilirim, daha hoş ve daha aromatk, aynı zamanda lezzetli tatlar nasıl
yakalarım diye birgün yoğunlaştım. Ve şöyle bir şey yaptım. Tavuğu
yine haşlama suyuna koyuyorum, içine defne yaprağı, bir iki karanfil,
bir ya da iki diş sarmısak, kekik, limon suyu damlatıyorum. Tarçın kabuğunu
da unutmamak lazım. Hepsini tavukla birlikte pişiriyorum ve harika bir
tavuk suyu elde ediyorum. Baharatların kokusu tavuğa geçiyor ve sos ilavesi
olmadan da tek başına yiyebileceğiniz harika bir lezzet oluyor.
- Benim bildiğim tavuk ya da et suları pilav pişirmekte
de kullanılır değil mi?
Buna benzer bir şey oldu... Tabii, tabii. O baharatlı haşladığınız tavuğun
suyunu, daha doğrusu baharatlarını süzün ve pilav yapmayı deneyin...inanılmaz
güzel oluyor, herkese tavsiye ederim.
-İnternet üzerinden de baharatlı çok amaçlı sos tarifi de vermiş olduk
değil mi?
Haklısın gerçekten de çok amaçlı sos bu. Herkes denemeli.
-Bir gün sevdikleriniz için çok özel bir mönü hazırlamanız istense,
mutfağa girdiniz ne yemek hazırlardınız?
Balık sofrası yapmayı tercih ederdim. Çok güzel, yeşilliklerle dolu bir
salata, hamsi tuzlama, lakerdalar falan...böyle bir balık sofrası hazırlardım.
Benim babaannem Karadenizli bu yüzden hamsi ile oynamayı biliriz. Bulgurla
oynamayı pek bilmem, yemesini severim ama. Babamın babası Sürmene Karadenizli,
annem Akdenizli, Ege'de evlenmişler. Ben de Muğla Köyceğiz doğumluyum.
Bu yüzden otları, yeşilliği severim, salatalara bayılırım.
-Yemek yaparken
görselliğe önem veriyor musunuz?
Tabii, çok önem veririm. En basitinden bir patates püresi bile yapsanız
hemen üstüne iki zeytin, bir domates kabuğu, iki dal maydanozla nasıl
değişik bir hava veriliyor. Sanki daha önce hiç yememişim, aman Allahım
o an dünyanın en lezzetli yemeği. Onun için görsellik her açıdan çok çok
önemli. Sofrada da...
-Hamsi dediniz de uzun bir süredir bir Karadenizli elinden şöyle ağız
tadınla bir hamsi pilavı yemek istiyordum ki...
Hah, sana çok güzel bir yer tarif edebilirim. Ortaköy'de Pafuli bar diye
bir yer var. Çok şirin, çok güzeldir. En güzel Karadeniz Yemekleri'ni
tadabilirsin. Yalnız gitmeden önce rezervasyon yapmanda fayda var.
-Alışverişi sever misiniz?
Evet, nasıl severim anlatamam. En sevdiğim alışveriş mutfak alışverişi.
Sonra dekorasyon malzemeleri daha sonra da giysi alışverişi.
-Yine giysiyi en sona attınız?
Doğru. Çok mu belli ediyorum? Ama giysi konusunda sevdiğim bir alan var;
ayakkabı, inanılmaz seviyorum çünkü.
-Alışverişlerinizde olmazsa olmaz dedikleriniz var mı?
Mutfak besin alışverişlerimi genelde Carrefour'dan yapıyorum. Giysi alışverişlerinde
ise inanılmaz pazarlık yaparım. Satıcı için inanılmaz kötü bir müşteriyim.
Öyle kötü pazarlık yaparım ki, oğlum o esnada bana sırtını döner ve tanımamazlıktan
gelir.
-İnterneti kullanıyor musunuz?
Evet kullanıyorum. Yalnız ben bilgisayarı hayatımın olmazsa olmazlarından
biri haline getirmiş insanlardan değilim. El yeteneğim çok fazla gelişmemiş,
mutfak haricinde. Dikiş dikemem, örgü öremem. Çeneye vermiş kuvvet. İlerleyen
teknolojiyi bir anda uygulayabilmiş insanlardan değilim. Onun için bilgisayarı
oğlum destekli kullanıyorum.
- Türkiye'deki İnternet kullanıcılığını şu an nerede görüyorsunuz?
Şu an çok yaygın ve daha da gelişeceğine inanıyorum. Çocuk ve genç kesim
arasında çok daha yaygın. Bu biraz da şeye benzer; biz televizyon nedir
bilmezdik. Cep telefonunu ancak James Bond filmlerinden görür ve iç geçirirdik.
Hayal bile edemezdik böyle bir şeyi. Onlar cep telefonu, televizyon ve
bilgisayar üçgeninde buldular kendilerini. Gençler bazı şeyleri çok daha
fazla kapabiliyorlar.
-Kendinize özel bir bakım uyguluyor musunuz?
Yapmaya çalışıyorum. Bir kere her sabah en az 40 dakika köpeğimle
süren yürüyüşüm var. Koşmam ama yürürüm. Muhakkak banyomu yaptıktan sonra
kendimce iyi olduğuna inandığım markaların ürünlerini kullanır, günlük
cilt bakımımı tamamlarım.
-Son olarak okuyucularımıza söylemek istedikleriniz var
mı?
Sizler önemlisiniz. İlk etapta kendinizi sevin, kendinize önem
verin. Kendinize güvenin ama bu güven asla başkalarını ezmek ve parçalamak
için değil, koyduğunuz hedefe ulaşmakta en büyük destekçiniz olmalı. Bugün
için dünya biraz karanlık, biraz gri olabilir ama, muhakkak ki güneş de
doğar her karanlığın ardından. Hiçbir zaman sadece kendimiz için yaşamak
değil, başkalarını da düşünerek yaşamamız lazım. Başka insanlar, başka
hayvanlar, başka bitkiler...bir çevreci olarak şunu söyleyebilirim. Gelecekte
çocuklarımıza evler, mülkler bırakmayı istiyoruz ama, oksijensiz bir ortamda
onu dört duvar arasına ölüme terketmiş olmuyor muyuz?. Sonuç olarak bu
dünyayı paylaşmak zorunda olduğuklarımız var ve insanoğlu olarak haddimizi
bilmliyiz. Kadınlara ayrı bir sesleniş; en güzel sizlersiniz...
-Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.
Rica ederim zevkti, teşekkürler.
İlknur
Kaya
|