|
Tan Sağtürk
"Bale
tıpkı ölümden öç almak gibi
birşey..."

Tan Sağtürk...Önce Fransa, sonra Türkiye onu ayakta alkışladı.
Ömür boyu sözleşmesi varken o herşeyi elinin tersiyle itip, Türkiye'de
kendi grubunu kurmak için çalıştı. Uğraştı, çabaladı ve artık kendine
ait bir okulu var. O artık ne biliyorsa aktaracak...Bunun heyecanını gözlerinden
okuyabiliyorsunuz. Film oyuncusu, klip oyuncusu ve ardından fotomodellik
yaptı...ama bale asla önceliğini yitirmedi onun gözünde. Kendi deyimiyle
başka dünyaları da tanımak istedi. İşini seviyor, öğrencileri de onu...
Tan Sağtürk'ü daha yakından tanımak istiyoruz
24 senedir danseden ve artık bir okul kurmuş olan birisi. Biraz da deneyimlerini
aktarsın diye değil de kurmak istediği gruba dansçı yetiştirebilme amacında
olan bir dansçıyım.
Çalışmalarınız nasıl gidiyor? 
Bale ve dans okulu açıldı. Tam 15 sponsorla kuruldu burası. Aslında bunun
olabileceğini düşünemezdim bile...acaba bir sponsor bulupta bana yardımcı
olmalarını isteyebilir miyim diye düşünürken her gittiğim sponsor neredeyse
ceketinin düğmelerini ilikleyip "elimizden geleni yaparız" dediler. Mesela
NTV...Bilirsiniz normalde TV kanalları genelde sponsorluk alırlar ama
sağolsunlar bana çok yardımcı oldular. Şişli Belediyesi, Mustafa Sarıgül
aynı şekilde ve Doğuş Holding...Kendime şunu dedim hep, demek ki kişi
ne denli canayakın ve başarılı olursa insanların onu desteklemesi de o
kadar kolay oluyor. O zaman sanatçının görevleri geliyor akla, ne
yapması gerektiği...en azından genç yaştaysa, bir anne ve babanın işte
benim çocuğum da böyle olabilmeli diyebileceği biri olmalı. Böyle olunca,
başınız dara düştüğünde çevrenizde birçok anne baba bulabiliyorsunuz.
Hele hele bir özel okul için sponsor bulmak çok zorken 15 tane sponsor
bulmak benim için gerçekten inanılmazdı.
Bale ile uğraşmak nasıl bir duygu?
Nasıl bir duygu bilemiyorum, çünkü onun içinde doğup büyüdüm. Başka duyguları
tanımadım. O yüzden başkasına göre tarif edebilmem çok zor. Fakat bunu
bana soran birçok insan var ve ben diyorum ki, ölümden öç almak gibi bir
şey...
Medya önünde çok fazla yer almıyorsunuz...gerek işiniz gerek ilişkilerinizle...siz
bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Tanınmış olmanın çok büyük dezavantajları olduğunu biliyorum. Böyle birşey
varsa avantajlarını değerlendirmek gerekiyor. Yurtdışındayken tanınmış
olmak gibi bir kaygım yoktu. Çünkü zaten yaptığınız meslek çok dolu yapılan
bir meslek ve insanlara tanıtımı gerekiyor. Bunu da zaten Fransız Hükümeti
yapıyordu. Fransa'da santçıların bu tip bir çalışmaya girmesine gerek
yoktu fakat Türkiye'de ne yazık ki popularitesi az olan sanat dallarının
tanıtımını yapmak çok zor. Devletin kültüre harcadığı para ve çaba
çok az. O zaman da ne oluyor...sanatçılar kendi sanatlarını icra etmekten
çok bir de tanıtımını yapmak zorunda kalıyor. Ben eğer çok fazla temsile
çıkmamış ya da yurt dışında yaşamamış olsaydım yine de bu tanıtımı bu
şekilde yapmak istemezdim. Nitekim zamanımı alıyor birçok şey. Hoş tarafları
şu, 24 saat yaptığım mesleğimden bahsediyorum. Diğer taraftan da keşke
benim yerime bunu devlet yapabilseydi ve sadece ben sahnelerde konuşabilseydim
demeden de geçemiyorum. Bakıyorum, konservatuarlara başvurularda son bir
iki yılda artış var. Bu medyanın gücü aslında...ne kadar çok sempati uyandırırsanız
o derece propagandasını yapmış oluyorsunuz. Talebin içinde de kaliteye
yakalamak mümkün olabiliyor.
Baleyi tanınmakta bir araç olarak kullanmamanız ve balede diretmeniz
de bunda etken ama...
Güzel gözlem. Film de çekiyoruz ama bununla ilgili hiçbir röportaj yapmadım.
Most Production'dan Mustafa Oğuz'la daha bu filmin ilk çekim aşamalarında
konuşurken konuştuğumuz konu işin, yaptığım sanatın üzerine çıkmamasıydı.
İnsanlar da zaten sizin karşınıza kafalarındaki proje bale dışında
ne olursa olsun ilk etapta " balet Tan Sağtürk" diye değerlendiriyolar...

Evet, çok güzel....Doğru...Her zaman balet Tan Sağtürk vardı ve balet
kimliğimle ön plandaydım. Bu özel hayatınızdan çok şey götürüyor. Diğer
taraftan abes bir örnek ama, Cumhurbaşkanı bile Cumhurbaşkanı olduktan
sonra artık kendisi için yaşayamaz. İnsanlar sinemaya yönelmem konusunda
neden sinema diyebilirler...ama ben 2.500 temsil oynadıktan sonra artık
oynayacak bir temsil kalmamasından dolayı, ikinci bir dünyayı tanımak
istedim. Bu tıpkı şey gibi...aya gittik ayı gördük, şimdi insanlar için
ikinci adım Mars oldu. Nasıl başka bir dünya? Devlet balesinden istifa
ettiğim zaman ne yapacaktım?...Halkla ilişkiler firmaları benim halkla
ilişkilerimi kimin yaptığını hep merak etmiştir. Menajerim yok, ama yapılması
gerekenler var. Bir de ısrarcı bir biçimde yapmak istediğinizi söylemeniz
var. Hedef belli, oku zaten siz gidip saplayacaksınız oraya.
Baleyi seçtiğinizden ötürü hiç tepki aldınız mı?
Hayır olumsuz bir tepkiyi hiç hatırlamıyorum. Çok eski dönemleri hatırlayın,
siyah-beyaz filmler vardı...ve filmlerde oynayan mini etekli bayanlar.
Hiç bir tepki yoktu!
Bale'yi ciddi anlamda düşünen çocuklar hangi yaşlarda baleye başlamalı?
Burada dört yaşından itibaren çocukların eğitim aldığı lay lay
lom sınıfı dediğimiz bir sınıf oluşturduk. Çok fazla üzerlerine yüklenmiyoruz
zaten. Çocuklar da ister istemez bu şekilde belli bir kalıba girmeye başladılar
bile. Müzikle beraber hareket etmesini öğreniyor ve kendi vücutlarını
tanıyorlar. Kendi vücudunu tanıyan birisi de daha mutlu oluyor. Ne
kadar erken başlanırsa o kadar iyi...bana sorarsanız 4,5 ama daha da erken
başlanabilir diyorum. Bu da nasıl olacak, müzik dinleterek tabii ki. Çünkü
ufak bir bebeğe baktığınızda dahi müzikle hareket ettiğini, ritm tuttuğunu
görüyorsunuz.
Burası tam olarak dans eğitim merkezi mi, yoksa bale kursu mu?
Burası ilk etapta özel bir okul. Beni etkileyen bir olayı anlatmak istiyorum
size. Rusya'ya gittik ve bir mağara gezdik orada. İçeride üç tane figür
dikkatimi çekti, ilkel insanların yaptıkları. Bunlardan bir tanesi avlanan
insanları ikincisi avladıklarını yerken üçüncüsü ise danseden insanlar
vardı. Aslında bugün de pek bir şey değişmiş değil sadece bu üçüncüsü
için biraz tanıtım yapmak gerekiyor galiba. Aslında burası 4 yaşından
tutun da 82 yaşına kadar dansla içiçe olan herkese hitap eden bir yer.
Nitekim 82 yaşında tango derslerine gelen bir çiftimiz var.
Bale'nin zor tarafları var mı?
Bale'nin en zor tarafı çok nankör olması. Aynı zamanda diğer sahne
sanatlarından çok daha güç bir zeminde icra ediliyor olması. Bundan emin
konuşuyorum. Çünkü birçok operacı, tiyatrocu ya da orkestradaki dostlarımızla
konuşuyorum, ne kadar zor bir mesleğiniz var diyorlar. Düşünün, 1,5
saatlik bir gösteri için sabah saat 09.00'dan akşam 18.00'e kadar prova
yapardık. Ondan sonra da bir sonraki eserleri çalışmaya koyulurduk.
Bu meslekte vücudunuza çok iyi bakmanız gerekiyor. Hastalanma gibi bir
lüksünüz yok. Hadi bir gün bir tembellik yapayım da biraz dinleneyim dediğinizde,
onun cezasını çok ağır ödüyorsunuz.
Fransa'da nerelerde çalıştınız? Eğitiminiz nedir?
Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bale Bölümü mezunuyum. Birtakım şeyleri
kendi kendime ispatlamam gerektiğinden yurtdışında okumak istemedim. Milliyetçilik
tarafım da ağır bastı.
Fransız Balesi'nden istifa edip Türkiye'ye döndüğünüzde pişmanlık hissettiniz
mi?
Birçok şey hesap edilerek yapılmıştı. Kendimden her zaman için emin oldum.
Onlara dedim ki "Türkiye'de kendime grup kurmalıyım ve grubumla sizin
yanınıza gelmeliyim." Onlar da anlayışla karşıladılar tabii ki.
Merkezinize katılım nasıl?
Merkezimize olan katılımdan memnunum. Tabii bu konuda ne kadar konuşursam,
talep de o denli yoğun oluyor..
Türkiye'de baleye olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir ülkede hiçbir zaman sanata olan ilgi yeterli olmaz. Türkiye'de
kültür ve sanata harcanan para %0.7 imiş, bu sene 0.3'e düşürülmüş. Kimsenin
haberi yok. Aynı şey Fransa'da olmuş olsaydı diyorum, herkes sokaklara
dökülmez miydi?..Fransa'da hiç baleye gitmemiş insan yok mu? Var...ama
onlar da yürürlerdi, çünkü ülkelerinin kötülüğünü istemezlerdi. Fransa'da
talep çok fazla olduğu için bilte fiyatları yüksek fiyatlarda. O kadar
milyon dolarların döndüğü bir durumda Daire Başkanlığı bu parayı okullara
yatırıyor. Ve beni izleyen o çocuklar kulaklarında walkman ağızlarında
sakız salona girerken hiçbir dayatma ve zorlamaya maruz kalmadan beş dakika
içerisinde kulaklıklarını indirdiklerine ve sakızlarını çıkardıklarına
tanık oldum, faltaşı gibi gözlerle bize baktılar. Bir anda onlara masal
prensini anımsatmıştım.
Sahnedeyken neler hissediyorsunuz?
Bu, dönem dönem değişti. Ara sıra bu sahneyi zorlanmadan oynayabilir miyim
endişesi, bazen de rezil olacak mıyım düşüncesi. Çünkü en ufak bir pürüzde
eleştirmenler sizi keser, yok olursunuz. Bir problem çıkmayınca endişem
azalmaya başladı. Endişem azaldıkça da kendime güvenim arttı. Güvenim
artmaya başladıkça da çok zevkli bir iş yaptığımın farkına vardım. O kadar
insan beni seyrediyor, binlerce kişilik salonları, stadyumları dolduruyoruz,
35 bin kişi ve ben tek başınayım sahnede. Yani o sırada herkese
küfretsem küfredeceğim, dışarı çıksam çıkacağım her şey bana bağlı. Bazen
hiç aklınızdan geçmiş midir, arabayla yolda giderken, direksiyonu şöyle
bir kıvırsam neler olur diye, korkarım hemen toparlanırım mesela. Herşey
bana bağlı bu kadar güzel birşey olabilir mi? Aşama aşama sonraları insanları
ne zaman avucumun içine alacağım endişesi başlar. AKM'de yaptığım son
gösteriye bakacak olursanız arkalardan öne yaşlı bir hanım sırf beni alkışlamak
için koşturuyordu.
Sürekli başarıları yaşamış ve başarıya odaklanmış bir kişi olarak "acaba
bir gün nerede hata yapacağım?" endişesini taşıyor musunuz?
Ön plana çıkarmaktan gurur duyduğum ve kandimi övmek istediğim vasıflardan
bir tanesi hiçbir şeyden emin olmamam. Yapmak istediklerim konusunda hep
kararlıydım ve ne etki bırakacağını biliyordum. Bir çocuk gelip de
bana "Tan ağabey 2x2=4 etmez, nedeni de şundan şundan dolayıdır" dese
oturur onu dinlerim, beni ikna edebilirse, inanırım. Sanat öyle bir
konu ki, iki ayağınız yerde olurken, başınız da bir parça bulutlarda olabilmeli.
Böyle olursa sanat adına kendinizi biraz daha konsantre edebiliyorsunuz
demektir. Bu hayata farklı bir biçimde baktığınızı gösterir, ve size ihtiyacı
doğurur. Öbür türlü sadece adınız sanatçı kalır. Bir çok insan çok mütevazı
olduğumu söyler bu da beni mutlu ediyor, çünkü yeri geldiğinde bir dilenciyle
bile oturup konuşabiliyorum. Ama aynı zamanda şunu da söyleyebilirim,
bütüm bu yaptıklarımdan sonra başarı gelmiş olmasaydı, sert bir imaj yaratırdım.
Çünkü tamamen verici, herkesle birlikte aynı şeylerden konuşan, kendisine
ait bir karakter belki de oluşmamış.
Bale dışında nelerle ilgilenirsiniz? Hobileriniz neler?
Sürekli Tüple dalıyorum.
İnternetle aranız nasıl?
İnternetle aram çok zayıf. Bilgisayara karşı bir becerim yok. İlgim olsa
zaman bulurum ama hiç ilgim olmadı. Benim ilgi odağım haline gelmesi için
de bence biraz daha ilerlemesi gerek İnternetin. Bunun dışında müthiş
bir talep var diye düşünüyorum. Geçen seneki röportajlarıma bakıyorum;
gazete ve dergiler ağırlıklıyken, bu sene İnternet dünyasından pek çok
isimle röportajım olmuş. Hani bir film vardı mikroçiplerle beyninde bilgi
taşıyan bir çocuğun hikayesini anlatıyordu...İşte, İnternet ve teknoloji
o kadar genişleyecek ki benim ilgimi çekebilsin.
Modayla aranız nasıl?
Bir röportajımda bana şu soruyu sormuşlardı; "Hangi modacıları seversiniz?"
Ben de şöyle cevap vermiştim. "Modanın ne kadar gereksiz bir iş olduğunu
düşünen modacıları..." Zorluyorum sizi değil mi? Şaka bir yana bir
kadının aynanın karşısına geçip, değişik ve üzerine oturan kıyafetleri
deneyip kendini izlemesi, beğenmesi hoşuma gidiyor ama, öbür türlü aktüel
modadan hoşlanmıyorum. Burada çok komik bir şey olmuştu, ilk Türkiye'ye
geldiğim zaman, siyah uzun bornoz tipli giysiler modaydı ve herkes giymişti.
Televizyonla ilgili projeleriniz var mı? Bir dönem klip oyunculuğu
da yapmıştınız..
O dönem o müziği çok beğenmiştim ve klip oyunculuğu ise, bale ile ilgili
söylemek istediklerimi oluşturmakta bir zemindi aslında...Üstelik magazinden
uzak çıtı pıtı bir isimle çalıştım, kendisini de çok severim..
Orada da yine balet kimliğinden uzaklaşmadan böyle bir durum oluşmuştu...
Evet, Vakko'da da öyle oldu.
Hem siz, hem de proje üreticileri de bunu istemiyor zaten...
Doğru bir saptama.
Sorumuzu toparlayayım, bir program bir çalışma var mı, televizyona
yönelik?
Bir kültür-sanat programı hazırlamak isterim. Dansı tanıtmak isterim.
Hiç birşey olmasa, halk dansları olurdu bu. Örneğin Karadeniz danslarına
bir bakın, nasıl da sosyal yaşamı yansıtıyor. Evler ayrı ayrı yerlerde,
bir komşu bir komşuya bağırıyor fakat gidemiyor. Yukarıda toprak ekip
biçecekler, aşağıdan toprak yükleyip yukarıda değerlendiriyorlar. Bu şekilde
yaşayan insanları bırakın halk danslarını, başka türlü yaşamalarını bekleyemezsiniz
zaten. Ege'de mesela ağır aksak yapılan danslara bakın, hep bir yerden
gelecek saldırı korkusu, bir tedirginlik vardır.
Çok seviyeli bir birliktelik yaşadınız...ne düşünüyorsunuz?
Çok çaba sarfetmemiz gerekti, çünkü bizim için örnek alabileceğimiz birkaç
kişi daha yoktu...hem genç hem başarılı olan. Biz mesela ikinci depremi
yaşadığımızda havaalanındaydık. Duygu ile beraber diğer mankenler de oradaydı.
Mankenler olunca da magazin basını da vardı tabii ki. Biz birbirimize
sarılmış, herşeyi tutup sarmalamaya çalışırken herkes kaçıp duruyordu.
Hiç kimse bizi çekmedi, bu durumda magazin basınına birçok kimse suç atmamalı.
Magazin basınıyla cebelleşmek zordur ama bir defa siz göz kırpmazsanız...
Duygu da zaten oldukça olgun bir genç bayan ve işini ilişkisinin önüne
geçirmedi...Bütün bunlar için uğraşmak ilişkiyi çok yorar aslında. Bunu
bile bile biz üstüne gittik. Göz önünde olan insanların ilişkilerini yürütebilmeleri
zordur . Zaten yurt dışına çıktığımızda kardeş zannettikleri olmuştur.
Bir röportajınızda "Ondan çok şey öğrendim" diyordunuz...neydi bu öğrendikleriniz?
Ben
konuşurken kendimden çok şey öğrenirim. Bilemiyorum, hiç birşeyin reçetesi
yok ilişkilerde. Biz hep güzel götürmeye çalıştık. Fakat şu aralar özellikle
ben burayı kurduktan sonra ki, o burayı kurmamda çok yardımcı oldu, ikimiz
kurduk gibi bir şey. Hatta iş almadı kendine. Diğer yandan burası kuruldu,
o ise Kanal D'de muhabir artık. İkimiz de başladığımız işlerin mutlaka
en iyi bir şekilde sürdürülmesi gerektiğini düşündüğümüzden kendimize
zaman ayırma kararını aldık.
Son olarak kullanıcılarımıza söylemek istedikleriniz var mı?
Buraya muhakkak gelin...çünkü burası öyle bir dünya ki, öyle bir virüs
ki...kapınca bir daha bırakamıyorsunuz.
İlgilenenler için iletişim:
Tan Sağtürk Bale ve Dans Eğitim Merkezi
Avukat Süreyya Ağaoğlu Sok. 45/A Teşvikiye -İstanbul
Tel: 0212 296 83 61
Röportaj:İlknur
Kaya
|