|
Cihat
Aşkın
"Cihat
Aşkın" kimdir? Belki de bu yazıyı okuyana kadar ismini duymuşsunuzdur
ama fikirleri, düşünceleri, heyecanları, planları hakkında bir fikriniz
olmayabilir...
"Sanatçı" olmak yeterli özellikleri gerektirir ve çoğu özden gelir. Bu
özellikler "Sanatçı"nın bakışlarına, dimağına, ruhuna işlemiştir ve bir
mekanizma gibi yalnız kendi yaşıma değil diğer ruhları da sürükleyen gücü
ile topluma ışık olur. Cihat Aşkın ile karşılaştığınızda gözlerindeki
keskinliği, düşüncelerindeki heyecanı, hareketlerindeki dengeyi hissedip
bu sürüklemenin etkisine girersiniz. Her hangi bir zaman çözümlediği bir
düğümün içindeki heyecanını olduğu gibi yansıtarak size yaşattığı gibi
her hangi bir çözümsüzlüğe de değişik bakış açısı ile yine rehberlik eder.
Özden gelen bu özelliklerle Cihat Aşkın tam bir "Işık"tır bizlere.
Cihat Aşkın her yönü ile tanınması gereken bir "Dost" bir "Sanatçı" ve
tabii ki bir "Müzisyen".
"Cihat; Işığın ve varlığın için teşekkür ederiz..."
-Cihat Aşkın'a göre "Müzik nedir?"
Müzik hayatın kendisi bence. İlk insanların ilgisini, çevrelerinde olan
doğa olaylarının sesleri çekmiş. Dolayısı ile insanlar kendi ihtiyaçları
için ortaya çıkan sonuçları estetikle birleştirdikleri zaman sanat eserleri
yaratmışlar. Aslında herşey insanın kendi ihtiyacı, günlük gereksinimleri
için. Fakat bu gereksinimler bir tür rekabete yol açıyor.
Örneğin bir A kişisi bir yaratıda bulunuyor, buna karşılık B kişisi
de benzerini yapıyor ama daha değişiğini yapıyor. Aradan belki de yüzyıllar
geçiyor ve bunlar arasında bir estetik faktör oluşuyor; estetik işin içine
girince "Sanat" ortaya çıkıyor.
Ve sesler; "Fırtına", "Ateş", "Doğa" ve "Su" bütün bu tabiattaki dört
önemli unsurun çıkardığı sesler ve bazen de sessizlik müziğin kendisi.
Tüm bu saydıklarım bir araya gelerek "Tabiat"ın bütününü, dolayısı ile
"Müzik"i oluşturuyorlar. Daha sonra bu müzik insanların dinsel törenlerine
veya din dışı ayinlerine konu oluyor. Böylelikle insanlar müziği günlük
yaşamlarında kullanmış ve bu gereksinimlerini gidermiş oluyorlar. "Müzik"
insanların yaşaması için gerekli olan "Su", "Hava" ve "Ateş" gibi gerekli
bir madde olmuş oluyor. Onsuz bir şey düşünülemiyor. Müziğe felsefi açıdan
da baktığımızda insan vücudundaki olağan işleyişi sırasında çıkan sesler
ve ritmi bir müzik. Örneğin Kalp atışı bir müzik. Çünkü bebekler dünyaya
gelmeden önce daha anne karnındayken annenin "Kalp Atışları"nı dinleyerek
ilk müziği dinlemeye başlıyorlar; ilk ritmik öge bu. Ardından "Ninni"yi
dinliyorlar melodik öge de bu, bunların ardından da "Armoni" geliyor ama
armoni ritmik ve melodik ögeye göre o kadar da şart değil.
- Peki müziği bir "Ateş" olarak nitelendiriyorsanız bu "Ateş"i içinizde
ne zaman hissetiniz?
Ben kendimi bildim bileli müzikle haşır ne şirdim.
İlkokul yıllarından çok meraklıydım; Televizyon, radyo dinlerdim ve dinlediğim
müzikleri de taklit etmeye çalışırdım. İlk olarak ailem bana bir Mandolin
aldı. Bir süre bu Mandolin ile çalıştım. İlkokul 4. ve
5. sınıftayken arkadaşlarıma şarkılar, türküler ve marşlar öğretir, koroları
yönetirdim. Okul müsamerelerinde görevler alır ve bu görevleri gerçekleştirirdik.
Sonra konservatuara girdim ve o şekilde devam ettim.
- İcracı olmanızın yanında Besteci yönünüz de aşikar; Bestelerinizin
kaynağını nedir?
Bence insanın bestelerinin kaynağı iki ayağının bastığı yer olmalı.
Benim öyle bir felsefem var; insan bir çevrede doğuyor, büyüyor dolayısıyla
ayağının bastığı her kültür ürünleri onun için bir kaynaktır. Ben de öyle;
ayağımın bastığı bütün kültür ürünlerini bir kaynak olarak görüyorum.
En ufak bir şeyden bile bir sanat çıkarabiliyorsunuz bazen. İlle de beste
yaparken değil yorumlarken de öyle; o anda bir duygu geliyor içine ve
o duyguyu başka bir şekilde yorumlamak veya bir başka şekilde görmek...
Aynen Fotoğraf sanatçısı gibi; Fotoğrafçı bir olayı görüyor o olayı onun
gözüyle görebilmek çok önemli ve aynı zamanda onu yansıtabilmek de, çünkü
bu insanın yaratıcılığına yol açıyor. Onun için ayaklarımın bastığı yer
olan şu odada bile beğenebileceğim estetik unsurlar var. Estetik de hayatın
bir parçası.
- Bir Klasik Müzik sanatçımız olarak alışılmamış bir projeye imza attınız
ve Piyanist Mehru Ensari ile bir Keman-Piyano albümü yaptınız. Bu albümü
yapma amacınız neydi?
Burada da yine ayak basma meselesinden yola çıkalım... Sadece Avrupa'yı
değil dünyanın diğer ülkelerini de gezdim ve gözlemlediğim; her ülkenin
kendine göre özellikleri olduğu. Bu özellikler kendi insanları tarafından
ortaya çıkarılıyorlar. Fakat Türkiye'deki özelliklerin hiç birisi kendi
insanlarımız tarafından çıkarılmıyor. Türkiye'deki özelliklerin hepsini
insanlar, başka ülkelerin insanlarının özellikleri ile çıkartmaya çalışıyorlar.
Bu bana çok ters ve çelişkili geldi. Halbuki biz de, eğer kimliğimizi
ve değerlerimizi biliyorsak kendi özelliklerimizi bu yolla dışarı çıkarmamız
gerekiyordu. Böyle bir felsefi açıyla düşündüm ki, Türkiye'deki bir plak
şirketi ile Türkiye'deki dinleyiciye hitap edecek ve çok sesli müzik formunda
bir albüm verebilirim. Burada "çok sesli müzik" derken de müziği tek sesli
veya çok sesli ayırımını yapmıyorum; "kaliteli" ve "kalitesiz" müzik ayırımını
yapıyorum. Bunu da uzun zamandır söylüyorum; zira müziğin
tek seslisi de çok kaliteli olduğu gibi çok seslisi de çok kalitesiz olabiliyor.
Dolayısı ile tarzım ve geçmişim neyse onu yansıtmaya çalıştım. Klasik
bir keman eğitimi aldım. Beste eğitimi almadıysam da beste yaptım. Eğitim
aldığım Konservatuar da İstanbul Üniversitesi Türk Müziği Konservatuarı'ydı.
İşte "ayağımı bastığım tüm kültür birikimlerini toparlasam acaba nasıl
olur?" diye düşündüm. Başka ülkelerdeki örneklere bakıp; mesela Fritz
Kreisler veya Pablo de Sarasate gibi sanatçıların yaptığı "Minyatür" besteler
var. Sarasate'nin İspanyol Dansları, Kreisler'in Viyana Dansları var.
Bu çalışmalar nasıl ki o ülkelerde ulusal ekollerin oluşmasını sağlamışlarsa
Türkiye'de de bu ulusal ekolün eksikliği vardı. Hatta belki hala da
var. Dolayısı ile ben kendi alanım olan Keman'da o eksikliği kapatmak
için 1998 yılında bir projeye başladım. Çağdaş Türk Müziği bestecilerinin
bütün keman eserlerini kapsayan bu proje ile 140'a yakın eser ortaya çıkardım
ve katalogladım. Mevcut olan bazı eserlerin de bu kataloğa girmesini sağladım.
Bu eserlerden bazılarının notalarını edindim, bestecileri ile irtibata
geçtim, yaşamayan bestecilerin eserlerini arşivlerden buldum. Daha sonra
bu eserlerin yaklaşık üçte birini 1998 yılındaki konserlerde seslendirdim.
Ve bu konserlerde seslendirdiğim eserlerden bazılarının da stüdyo kayıtlarını
yapıp bu albüm ile yayınladım. İşte meydana gelen o "Minyatürler" albümümde
kendi bestelerim, bazı genç besteci arkadaşlarımın benim için bestelemiş
oldukları besteler, kendi düzenlemelerim var, dolayısı ile bu üç kategoriyi
bir araya getirdim ve albümü "Kalan Müzik" ile yaptım. Bana göre
Türkiye'nin en kaliteli plak şirketi olduğu için "Kalan Müzik"ten çıkarttım
bu albümü. Onların da Klasik tarzdaki ilk çalışmalarıydı. Şimdi ise daha
radikal bazda başka çalışmalar içindeyim.
Yeni çalışmam da çok yakın zamanda çıkacak. İsmini henüz koymadık ama
Türk ve Yunan bestecilerden Mikis Theodorakis ve Ulvi Cemal Erkin'in eserleri
olacak içinde. Ayrıca otantik çalınışlarıyla Türk ve Yunan Halk Dansı
örnekleri de olacak. Mesela Buzuki, Akordiyon, Gitar, Sipsi Bağlama bu
enstrümanlardan sadece bir kaçı. Hazırladığımız tüm eserlerin düzenlemelerini
(yaylı sazlar orkestrası ve diğer küçük enstrüman toplulukları için) kendim
yaptım. Tüm düzenlemeler de akustik çalgılar için. Bu albüm de bir - iki
ay içinde CD olarak piyasaya çıkacak. Albümün satışı sadece Türkiye'de
değil Yunanistan'da da yapılacak. Dolayısı ile "Minyatürler" ile başladığımız
projemizin arkası bu şekilde gelmiş oluyor. Ancak yaptığım kayıt projeleri
sadece bu değil; Klasik Keman Konçertolarını da hazırlıyorum. Mesela Necil
Kazım Akses'in Keman Konçertosunu 30 yıl aradan sonra ilk defa Almanya'da
Ağustos ayında Sayın Rengim Gökmen ile seslendirdik. Bu çalışmanın ürünü
de CPO plak şirketinden Mart ayında çıkacak ve bütün Avrupa'da yayınlanacak.
Kısaca, yapılacak çok şey var.
devamı
|