|
Noir
Desir
Noir
Desir, ham maddeleri elektronik buhar ile erittiği, buram buram özgürlük
kokan ve radyolarda uzun bir süredir çalan "Le vent nous portera"
(Rüzgar bizi götürecek) isimli parçaları ile tanınıyor. Marakes, Nimes,
Lion ve New York’daki çeşitli konserlerde kaydı tamamlanan albüm, geçmiş
çalışmalarından çok uzak bir çizgide sürdürülen keşif yolculuğu ve yeni
deneyleri içeriyor.
Halen Fransa'da
en parlak günlerini yaşayan dörtlü Noir Desir, "Victoires de la Musique'te
bu yıl, en iyi albüm, en iyi klip ödüllerini aldı.
Tutku ve
içgüdüyle yoğurulan ilk dört albümleri “Veuillez render l’ame A qui elle
appartient”, “Du ciment sous les plaines, “Tostaky” ve “666.667 Club”
ile Fransız rock’ının rotasını değiştiren Noir Desir, yenilikçi ve anlam
yüklü şarkı sözleri, rezonansla tınlayan ses yapısı ve zorlama, doğruluk
ve vahşet konularındaki ödünsüz, yepyeni yaklaşımları ile müziğini zenginleştirdi.
Noir Desir, bir sonraki albümü “one trip, one noise” ile yepyeni bir remix”macerasına
atılmış, müzik geçmişlerinin elektronik ortamda yeniden şekillenmesine
izin vererek rock sınırlarını aştı.
"Des
Visages Des Figures" ile önceki albümünüz arasında beş yıl var. Albüm
yapmamak, konsere çıkmamak bir eksiklik yaratıyor mu sizde?
Bertrand
Cantat: Dışarıya yansısın ya da yansımasın, kendimizi zenginleştiren pek
çok deneyim yaşadık bu arada, solo çalışmalarımız oldu. Bu deneyimler
bana başka şeyleirn ne kadar eksikliğini duyduğumuzu gösterdi. Gruptan
ayrı olunca insan çıplak hale geliyor. Ayrıca bizim birlikte gerçekleştirdiğimiz
şeyi başkası bizim adımıza yapamaz.
"Des
Visages Des Figures" ile bazı hayranlarınızı kaybedebileceğinizi
düşündünüz mü?
Serge
Teyssot-Gay: Bunu bayağı bir tartışdık. Şarkınının gidişine göre durum
değişiyor. Dinleyicimizin beklentisini hor görmüyoruz. Ama ona göre davranmaya
da hakkımız yok.
Bertrand:
Dinleyicinin beklentisiyle önceki albümde başa çıkmak daha zordu. Hollwood'un
film yaptığı gibi ya da televizyon kanallarının program akışlarını belirlediği
gibi albüm yapılmaz. Dinleyicimizi pohpohlamak korkunç olurdu. Ayrıca
turneler sonrasında gördük ki, dinleyicimizin tam olarak kim olduğunu
da bilmiyoruz.
Parçlarınızın
dinleyiciler tarafından nasıl anlaşıldığını düşünüyorsunuz?
Bertrand:
Müziğimiz rock sound'unda ama biz ambiyansı öne çıkarmaya çalışıyoruz.
Her dinleyenin yorumuna pay bırakmaya çalışıyoruz.İnsanların aynı şeyleri
bu kadar farklı farklı görmesi şaşırtıcı. Bazen de bizim şarkıyı yaparken
düşündüğümüzle aynı şey söyleniyor bu da hoşumuza gidiyor.
Bu albümde
ilginç kişilerle çalışmışsınız, Akosh Szelevenyi ile birlikteliğiniz önceden
de var ama Manu Chao, Brigitte Fontaine...
Bertrand:
Bu albümdeki buluşmalar çok farklı düzeylerde oldu. Akosh'la olan daha
sürekli. Brigitte Fontaine'e gelince, Avrupa hakkında bu kadar mesafeli
konuşabilecek ondan başka birisi yoktur diye düşünüyorduk. Sanatsal açıdan
o parçada onun sesini duymayı arzu ettik. O da bizden kendi albümüne katılmamızı
istemişti ilginç bir çaprazlama oldu. Tam biz "Le Vent nous portera"nın
miksini yapıyorduk. Manu stüdyonun kapısını açıverdi. Parça aslında bitmişti,
son anda büyük bir akışkanlıkla onun parçaya katılması harika oldu. Özgürce
kendi hikayesini parçaya kattı.
Hayranlarının
arasında çok genç olanlar da var...
Serge: Akranımız
olanlar "merhaba n'aber" diye hitap ediyor, veletlerse "merhaba
efendim nasılsınız?" diyorlar. Son konserlerimizde ise farklı kuşakların
karışımını gördük.
Bordeaux'da
yaşamanızın nedeni birlikte olma arzusundan dolayı mı?
Tamamen.
Bir koruma aracı, Paris'le, modanın çalkantılarıyla, sonu gelmez ve bomboş,
hiç bir yere varmayan tartışmalarla aramıza mesafe koymanın bir yolu bu.Eğer
Paris'e taşınmış olsaydık, yaptıklarımızı kesinlikle yapamazdık. İlk albümden
ve onu izleyen kimlik krizlerinin ardından grubun biraradalığını bu şekilde
koruyabilidik. Kim söylemişti hatırlamıyorum ama, ilk albümü çıkarmak
20-25 yıl alıyor, ikincisine bir iki yıl yetiyor. Bizim yaşadığımızda
tam böyle oldu.
|