|
Sade
Son albümünüzü
çıkaralı sekiz yıl oluyor. Kariyerinize nokta mı koymuştunuz?
Hayır.
Bir yıllık turneden çıkmıştık ve tek arzum evime dönmekti. Turnelere her
ne kadar katlanması zor olsa da, aynı zamanda bir kaçış, uzaklaşma işlevi
de görüyor. Ve turne biter bitmez sorunlar da peşpeşe sökün etti. Londra'daki
evim harabaye dönmüştü. Bir yakınım çok ağır bir hastalığa yakalanmıştı...Derken
bebeğim oldu. Kızımla birlikte olmaktan başka dileğim yoktu. Şarkı söylemiyordum
ama müzik yine hayatımın bir parçasıydı.
Performansınızda
ya da ilginizde bir değişiklik var mıydı?
Bu
albümü yapmış olmaktan dolayı mutluyum. Süreç başladığında aslında bu
işi ne kadar çok sevdiğimi anladım. Ama yine de yaptığım şey beni sarsıyor.
Oturup da "ne yaptım, daha hazır değilim ki, ya çocuğum ne olacak,
her şey tekrar başlarsa ne olur" diye düşündüğüm çok oldu. Şimdi
sokakları öylece turlayıp yalnız kalabilirim, bunu seviyorum. Geçenlerde
bir çocuk yanaştı yanıma ve bir zamanlar Sade olup olmadığımı sordu. Bu
çok güldürdü beni.
Bu albümün
diğerlerine göre farklı yanları neler?
Şarkılarda
çok daha az düzenleme yapıldı, ilk baştaki titreşimleri korumak için pek
çok kusura dokunmadık. Bu albüm bana çok benziyor. Şarkı söylemekten zevk
almam uzun bir zamanın sonunda oldu; Tam 15 yıl....Bu albüm öncekilerden
daha çok köklere dönük. Daha az süslü daha temellere yönelik... "Lovers
Rock" ismini sevdim, çok tatlı, gösterişsiz.
"Lovers
Rock"ta belli bir reggae etkisi de var...
Eskiden beri
tüm bas partisyonlarımız hep reggae'ye meyilliydi. Bu yüzden albümün adını
"Lovers Rock" koymak beni çok sevindirdi. "Slave Song"un
yazılışı çok zor oldu. Bob Marley'in "Redemption Song"undan
ilham aldık. Genel olarak, kölecilikle zihin işgal etmede bir mana göremiyorum,
bu takdirde asla bunu geçemeyiz. Şarkının kuvvetli bir özü olduğunu düşünüyorum.
"İnsanların
sıra sıra dizilip gecenin sonuna hazırlandığı, sürü usulü diskolara benzemiyordu."
Reggae'yle
nasıl tanıştınız?
11 yaşımdayken
Essex'teki şehir salonuna sık sık giderdim. Orda ska dansını öğrenmiştim.
Sonra Londra'ya geldim. Erkek kardeşim düzenli blues partilerinin yapıldığı
bir sokakta oturuyordu. O partilere giderdim. Saatlerce dans edebileceğin
dumanlı, gri karanlık yerlerdi. İnsanların sıra sıra dizilip gecenin sonuna
hazırlandığı, sürü usulü diskolara benzemiyordu. Oraya takılanlar dinledikleri
müziğin tamamen içindeydiler.
Sesinizi
nasıl tarif edersiniz?
Ben büyük
bir şarkıcı değilim. Geniş bir sesim var, ama ona fazla hakim değilim.
Genellikle çok kuvvetli ya da çok yukarıdan söylemeye yatkınım. Kendimi
pek kontrol edemiyorum.
"Kesinlikle
ders almıyorum, belki de zaafiyetlerimi görme korkusundandır."
Sesinize
özen gösteriyor musunuz?
Kesinlikle
ders almıyorum, belki de zaafiyetlerimi görme korkusundandır. Öyle olunca
da, kendi sınırlarım içinde ve yavaş yavaş ilerleyerek beste yapıyorum,
zaman içinde ilerleme kaydediyorum. Komşularımdan birinin annesi operada
şarkıcıydı. Bir gün ona gittim. Dört tane Alman çoban köpeği vardı. Ne
zaman şarkı söylese havlamaya başlıyorlardı. Bana kesinlikle yapılmaması
gereken şeyleri söylemişti. Telefonda bağıra bağıra konuşmayacaksın, ertesi
gün şarkı söyleyeceksen akşam kulüplere gitmeyeceksin, hava soğukken soğuk
şeyler içmeyeceksin. Bunlar hayat kurtaran reçeteler. Adaçayı içiyorum,
boğazımı tuzlu sularla temizliyorum. Ama düzenli olarak hep bırakmaya
çalıştığım halde hala sigara içiyorum.
Dionne
Warwick'e ya da Aretha Franklin'e yakın hissediyor musunuz kendinizi?
İkisine de
değil. Daha çok tam manasıyla bir şarkıcı sayılmayan Gill Scott Heron'a
yakın hissediyorum. Aretha Franklin eşsizdir, tektir; gospel onun kişiliğiyle
öylesine bütünleşmiştir ki, onun sesine sahip olmak imkansızdır. Ben Marvin
Gaye'i , Al Green'i, Bill Withers'ı seviyorum, bugünkülerden de Lauryn
Hill, Dr.Dre. Bir de Janis Joplin, Joni Mitchel...
Çaldığınız
enstrüman var mı?
Piyanoda
temel akorları bilirim, ama maalesef gitar çalamıyorum. Kendi kendine
birşeyler çıkarmak, üç beş temel akor bulmak için piyano daha kolay bir
alet. Ellerim kocamandır, benimkinden daha kalın başparmağı olan birisine
rastlamadım daha. Boksör olabilirmişim yani.
"Aynaya
bakarken içinizden "ben siyahım" diye geçirmiyorsunuz. "
Kendinizi
siyah biri olarak mı görüyorsunuz?
Sonuçta kendimi
kendim olarak hissediyorum. Tam olarak bir aidiyet duygum yok, ama ne
zaman bir spor karşılaşması olsa, bir boks maçı seyretsem, siyahların
tarafını tutuyorum. Ben de siyah olduğum için mi, yoksa siyah ırk hep
itildiği kakıldığı için mi bilemiyorum. Aslında siyah bir kadının kabul
görmesi, siyah bir erkeğinkinden dahah kolay. Tanıdığım tüm siyahlar da
mükemmel değil tabii. Aynaya bakarken içinizden "ben siyahım"
diye geçirmiyorsunuz.
"Nijerya'da
şarkıcı omak çok büyük bir şey değil, bulaşık yıkamak gibi. "
Afrika'yla
alakanız ne düzeyde?
Nereden geldiğimi
biliyorum, amam başıma sariler bağlayıp adımı "Inga wawa mawana aba"
koymaya da niyetim yok. Sakallarım çıksa ne kadar tuhaf olursa, bu da
o kadar tuhaf olurdu. Amerika'da Afrikalı kökenlerine sahip çıkmak isteyen
çok sayıda siyah olduğunu biliyorum, çünkü onlar kimliklerinin ellerinden
alındığını hissediyorlar. Ben Nijerya'da doğdum, ama herhangi bir yere
ait değilim. Orda da yaşayabilirim ve aynı olurdum. Kendimi hiçbir zaman
yersiz yurtsuz hissetmedim. Nijerya'ya ilk döndüğümde 21 yaşındaydım.
Adetlerini hiç bilmesem de, kendimi dışlanmış hissetmedim. Nijerya'da
şarkıcı omak çok büyük bir şey değil, bulaşık yıkamak gibi. Herkes bütün
şarkı ya da ilahi söylüyor, dua okuyor. Doktor ya da Avukat olmanız onların
gözünde daha etkileyici. Sorumluluk duygusuyla orası için iyi bir şeyler
yapabileceğimi umuyorum günün birinde.
İsminizi
"sad" (üzgün, hüzünlü) kelimesini düşünerek mi, yoksa Marquis
de Sade'a atfen mi seçtiniz?
Hayır. Bebekliğimden
beri bana hep Sade derlerdi. Nijeryalılar için, Helen bir isim değil çünkü
hiç bir anlamı yok.
Melankolik
biri gibi görünüyorsunuz...
Etrafımdakilerden,
gördüklerimden çabuk duygulanırım. Evet ne kadar mutlu olabilirsem, o
kadar da melankolik olabilirim.
Kendinizi
güzel buluyor musunuz?
Ben de Dolly
Parton gibiyim, makyajsız dışarı çıkmam. Evimi alevler sarsa, dışarı çıkmam
için makyaj yaparım. Kendime güzel demem. Sahip olduğumla en iyisini yapmaya
çalışıyorum.
Şan şöhretle
aranız nasıl? Meşhur olduğunuzdan beri değişen şeyler oldu mu?
İlk zamanlar
şöhretin üzerimdeki etkisi çok dramatikti. Başka bir albüm yapıp yapmayacağım
da belli değildi. Grup üzerimde baskı oluşturmamış olsaydı. Çoktan bırakmış
olurdum. Şöhret ihtirası yok bende. Para ve şöhret mutluluk getirmez,
acıdan muaf tutmaz sizi.
|