|
SAFA
YEPREM
Ülkemiz ne cevherlerle dolu. Bu cevherlerle görüşmek, kimi zaman kilometrelerce
derinliktekilere ulaşmak gibi zor, kimi zaman da hemen yanıbaşınızda olabiliyor.
Bugün sizlere çok renkli bir portreyi tanıtacağız; "Safa Yeprem".
O, aslında çok yakınımızda olsa da sessiz sedasız ama etkili çalışmalarıyla
ülkemizin adını duyuran bir kültür elçisi, İnternet'i kullanarak eserlerini
5.000 mil ötede bastırmış ve bunu yaparken de ülkeden çıkmamış, verdiği
konserler ve akademiş çalışmalarla Türkiye'de "ilk" olmuş
ve tüm mütevaziliği ile kültür yaşamımıza katkıları giderek artacak bir
"sanatçı" adayı.
Gelin onun "gitar" ile bütünleşen, kimizinin ortaokul
veya üniversite arkadaşı, kimimizin öğretmeni, kimimizin
konserde "sanatçı" olarak karşılaştığı bu renk dolu portrenin
kapılarını birlikte aralayalım.
Gitar
eğitiminize ne zaman ve nasıl başladınız?
1983 yılında ağaeyim olan Reha Yeprem ile başladım. O dönemde ağabeyim
ile İsveç'li bir aile dostumuz olan Alberto Henry'nin çalışmalarını gözlemlemiş
ve ilk eğitimlerimi onlardan almıştım.
Lisans
eğitiminize kadar da bu böyle mi gitti?
Başlangıçta
çalışmalarımız onlarla sürdürdüm, daha sonraki dönemlerde ise çalışmalarım
daha serbest gelişti. Bu dönemde akustik, elektrik ve bas gitar çalışmaları
yaptım. Özellikle Ortaokul ve Lise yıllarında Hard Rock müziği ile iç
içeydim. O zamanki çalıştığım gruplarda eletrik gitar çalıyordum. Bir
yandan klasik gitar çalışmalarım da devam etmesine rağmen lisans döneminden
itibaren bu çalışmalar daha planlı ve programlı olarak gelişti.
Klasik
gitar eğitimi aldınız değil mi?
Marmara Üniversitesi Müzik Eğitimi Bölümü'ne 1991 yılında girdim. Anabilimdalı
olarak zaten daha önceden de çalışmış olduğum gitarı seçtim. Ancak okuldaki
klasik gitar programının sınırları içinde kalmayıp, "Latin Amerika
müziği" ve "Flamenko" üzerinde de yoğunlaşma fırsatı buldum.
Lisans eğitiminiz sonrasında başladığınız yüksek lisans teziniz de Flamenko
hakkındaydı. Türkiye'deki belki de ilk flamenko hakkında yazılan akademik
araştırmalardan birine imzanızı attınız. Neyi araştırdınız?
Evet! Yaptığım çalışma Türkiye'de bu konuda yapılmış olan ilk akademik
araştırmaydı. 1991 yılında Flarmoni Derneğinin düzenlediği "Gitar Festivali"
kapsamında Paco Pena topluluğunun perfromansını seyrettikten sonra flamenko
müziğine yönelmeye kara verdim. O dönemden itibaren edindiğim bütün kaynakların
İspanyolca ve İngilizce olmasından dolayı ciddi bir ytabancı dil problemiyle
karşı karşıya kaldım.
Bu
problemi nasıl çözdünüz peki?
Öncelikle
bu konuda basılmış en önemli kaynaklara ulaşarak bunları Türkçe'ye çevirdim
ve çevirttim. Hazırladığım tez ile bu kaynakların kendi aralarında konuya
olan yaklaşımları açısından çelişen kısımlarını dışarıda bırakarak, gitar
eğitimine yeni bir soluk getirmeyi hedefledim. Tezimin deneysel kısmı;
flamenko gitar tekniklerinin temel gitar eğitimine uyarlanması sonucunda
kat edilebilecek pozitif ve negatif etkilerin sınanması idi. Bunu da başardım.
Ülkemizdeki formal müzik ortamlarında bunu nasıl test ettiniz? Flamenko
eğitimi veren kurumlar var mı?
Flamenko müziği henüz akademik ortamlarda yeterince çalışılmış ve üzerinden
araştırmalar yapılmış bir alan ne yazık ki değil. Ancak tezin yapısı itibarıyle
flamenko müzik eğitimi veren bir kurumdan ziyade temel gitar eğitimi verilen
okullarda bunun sınanması önemliydi. Araştırma sonucunda kat edilebilecek
pozitif etkileri ortaya koyabilirsem belki bundan sonraki aşamalarda,
ülkemizdeki gitar eğitimi konusunda alternatif bir yol bulmuş olacaktım.
Araştırmalarım sonucunda elle ettiğim verilen gösterdi ki flamenko ile,
gitar müziğinin gerek form gerekse teknik anlamda temel gitar eğitimine
uyarlanması durumunda pozitif yönde çok ciddi gelişmeler katedilebiliyor.
Tezinizi
kitap olarak basmayı düşünüyor musunuz?
1998 sonunda bitirdiğim yüksek lisans çalışmamı, bunu takip eden iki yıl
içinde yeniden ele alarak "Flamenko Sanatı ve Gitar" adı altında
yayınlanmak üzere bir kitap haline getirdim. Bu kitap ile flamenko sanatının
yapısından yola çıkarak temel gitar eğitimine daha farklı bir bakış açısı
kazandırdığıma inanıyorum. Ayrıca kitapla birlikte verilmesi için bugünlerde
hazırlıklarına başladığımız Video CD projesi ile de, görsel boyutunun
okuyuculara ulaştırma hazırlığındayım.
Bir de besteci yönünüz var. Ülkemizde tanınmayan ama Türkiye sınırları
dışında eserleri çalınan, çağdaş gitarcılardan birisiniz. Bunu nasıl başardınız?
1990'dan bu yana gitar için kompozisyon (beste) çalışmaları yapmaktayım.
Ancak şunu üzülerek söylemeliyim ki, bu alanda yaptığım çalışmaların
akademik çevrelerce gereken desteği gördüğünü söylemek güç. Üniversite
yıllarında düzenlenen konserlede kendi kompozisyonlarımı seslendirme fırsatı
buluyordum. Müziğimi insanlara ulaştırabilmek için bundan daha fazlası
da elimden gelmiyordu. O yılları (müziğim açısından) daha çok içime kapanarak
geçirdiğimi söyleyebilirim.
Bu
kapanıklıktan nasıl kurtuldunuz?
Gitar için yazdığım parçaların bırakın yurtdışı şartlarını, kendi aramızda
bile sahneye konuması konusunda çektiğimiz sıkıntılar beni bu işten yıldıracağı
yerde daha çok kamçıladı. Ta ki, 1997 yılında "Sylvain Lemay"
ile tanışana kadar bu böyle gitti. Kendisi "Les Productions d'OZ"un
(Kanada'da) sahibi ve baş editörüdür. Çeşitli sebeplerle nota alışverişi
yaptığım bu edisyon, gitar müziğimi yayınlayabileceklerini söyledi. Bunun
üzerine o döneme kadar yazıp henüz seslendirme fırsatı bile bulamadığım
parçalarım çok kısa bir zaman içinde yayınlanarak bütün dünyaya yayılmış
oldu.
Eserleriniz baskı aşamasındayken, nasıl bir iletişim kurdunuz?
İnternet'in bu ileşitimin kurulmasındaki rolü çok büyüktür doğrusu.
Posta yolu ile 2.5 ayda giden bir paketin dijital ortamda sadece saniyelerle
ifade edilen bir sürede ve yerine kusursuz bir şekilde ulaşması teknolojinin
bize sunmuş olduğu büyük bir olanaktır. Ben de bu imkanları sonuna kadar
kullandım.
Yani
ilgili kişiler ile hiç karşılaşmadınız. Öyle mi? Tüm iletişimi İnternet
ile yaptınız?
Evet. Ancak şu sizi yanıltmasın; dijital ortamın sunduğu imkanlar söz
konusu olduğu zaman (çok uzaklarda olsalar bile) insanların birbirini
görmesi ve duyması o kadar da zor değil. Biraz önce de söylediğim gibi
dijital teknolojinin tüm olanaklarını kullanarak en az yüzyüze görüşmek
kadar etkili olduğuna inandığım bir iletişim kurmayı başardım. Önemli
olan da bu iletişimi kurmak zaten.
Bilindiği gibi yaratılan her eserin (illa sanat eseri olmasına gerek
de yok) bir "telif hakkı" durumu var. Eserlerinizin telif haklarını nasıl
takip ettiniz?
"Les Productions d'OZ"(Kanada) ile yapılan anlaşma gereği yayınlanan
eserlerin bütün hakları "Socan" ve "Sodrac" isimli iki dernek
tarafından takip edilmektedir. Bu dernekler dünya üzerinde özellikle de
distribütor firmaların olduğu ülkelerde yapılan sanatsal etkinlikleri,
televizyon ve radyo programlarını ve yapılan albüm kayıtlarını takip ediyorlar.
6 aylık periyotlarda yayınevi, bu iki derneğin vermiş olduğu raporları
bestecilere iletiyor. Bu raporlardan aldığım bilgiler ile kitaplarımın
kaç adet basıldığı, hangi ülkelerde satıldığı, hangi sanatçılar tarafından
seslendirildiğini ve hangi albümlerde kaydedilerek kullanıldığını öğreniyorum.
Keşke böye bir durum ülkemizde de mümkün olsa.
Eserleriniz hakkında bilgi verir misiniz?
1998 yılında "Suite de la Caloriferre" (Kalorifer Süiti) ve "Midnight"
(Gece) isimli eserlerim yayınlandı. Bunu takip eden 6 ay sonunda aldığım
telif hakları raporuna göre bu iki kitabım başta Amerika ve İngiltere
olmak üzere tüm Avrupa ve uzakdoğu ülkelerinde 600 adet satmıştı.
Daha sonra ki 6 aylık dönemde, Kalorifer Süiti'nin Kanadalı bazı gitarcılar
tarafından kaydının da yapılmış olduğunu biliyorum.
Yayınladığınız
eserlerinize gelen tepkiler nasıldı?
Aynı yıl İngiltere'de yayınlanan "Clasical Guitar" dergisinde "Paul
Fowles" tarafından yazılan bir eleştiride "Suite de la Caloriferre"in
yazım üslubu olarak, ortadoğu renklerinin flamenko müziği ile alternatif
bir yolla ifade ettiğimi belirtmiştir. "Midnight" için yayınlanan
bir eleştiride ise, çağdaş caz müziğinin klasik gitar üzerinde ustaca
kullanıldığı da belirtilmişti. 1998 sonunda "Cafe turc" (Türk
Kahvesi) isimli eserim aynı edisyon tarafından yayınlanmıştı. Türk
Kahvesi'nin getirdiği ses de diğerlerine oranla çok daha etkiliydi.
Bu eseri 4 gitar için yazmıştım. Yayınlandıktan sonraki 15 gün içinde
Virginia'lı bir gitar kuarteti olan "Alexsandria Guitar Kuartette"
tarafından seslendirilmiş ve konser kaydı da yapılmıştır. Ne kadar
acı ki ülkemizde 4 gitarcı bir araya gelip de deşifre etmekten bile uzak
kaldığımız bu parçamın bizden önce seslendirilmesi ve kaydının da yapılmış
olması beni hem sevindiriyor hem de derin bir düşünceye sevk ediyor doğrusu.
Sonradan aldığım raporlara göre diğerleri arasında ticari açısdan daha
fazla ses getiren parçam "Cafe turc" olmuştu.
"Guitar Foundation of America"ya üye olduğunuzu biliyoruz. Bu da dünya
üzerindeki bir çok gitar ortamının kapılarını açtı herhalde size.
Haklısınız. Dünya üzerindeki en popüler gitar sitelerinden birine sahip
olan "Amerikan Gitar Vakfı", hem besteci hem de yorumcu olarak
yaptığım bütün çalışmaları desteklemekle kalmayıp bu konuda yapılabilecek
diğer çalışmalar hakkında rehberlik de etti.
Ne tip çalışmalar?
Gitar dünyasındaki en son gelişmeler düzenli olarak bu vakıf aracılığıyla
takip edilip sunuluyor. Bu kanalla edindiğimi bilgilerle dünyanın diğer
ucundaki bir gitar aktivitesi hakkında detaylı bilgi edinirken ülkemizde
yapılması muhtemel bir gitar festivali ve organizasyonu hakkında bilgi
alış-verişinde bulunabiliyorum.
Kısa vadedeki planlarınız neler?
Çok yakında yurt dışı konserlerim var. Mart sonunda Almanya'da konserler
vereceğim. Ayrıca yurt dışında vereceğim konserler benim için daha bir
önemli.
Bugüne kadar görüştüğümüz tüm müzisen ve sanatçılara sorduğum bir soru
vardı ama bu sefer o sorunun cevabını biliyorum; "İnternet kullanıyorusunuz".
İntenet'i bunların dışında (müzik alanında) nasıl kullanıyorsunuz?
İnternet vasıtasıyla dünyanın öbür ucunda yaşayan bir müzisyen ile bağlantı
kurup fikir alışverişi yapma imkanına sahibim. Hatta konserlerimden önce
eserlerini yorumladığım besteciler ile bağlantı kuruyor, eserlerin seslendirilmesi
konusundaki fikirlerini birebir alma fırsatına ulaşıyorum. Dünyanın çeşitli
yerlerinde İnternet ile bağlantı kurduğum bir çok müzisyen dostum var.
Takip ettiğiniz İnternet siteleri var mı?
Düzenli olarak takip ettiğim bir müzik sitesi yok. Ancak herhangi bir
konuda araştırma yapmam gerektiğinde bu bilgilere nasıl ve nereden ulaşabileceğimi
artık biliyorum.
İnterneti alanınızda çok olumlu kullanan biri olarak size gelecek günlerde
de başarılar diliyoruz.
Ben de size hazırlamış olduğunuz siteden ve müzik dünyamıza yapmış olduğunuz
katkılardan dolayı teşekkür ederim.
|