|
Kedma
- Amos Gitai (Yönetmen)
Tel
Aviv, Haifa ve Jerusalem şehri sakinlerini resmettiğiniz DEVARIM,
YOM YOM, KADOSH filmleriyle günümüzün Israil halkını inceliyorsunuz.
KIPPUR'un 1973 yılının savaşını eleştiren bir bakışı var. KEDMA
ise 1948'leri anlatıyor. Film, Israil Devleti'nin kuruluşunun arifesinde
Nazi yönetiminden kurtulup Filistine getirilen yahudileri konu alıyor.
Filmlerinizdeki amaç efsaneleri gün ışığına çıkarmak mı?
Amos
Gitai: İkinci Dünya Savaşı sonrası, Avrupa tarafından dışlanıp
Filistin'e gelen bu insanların tarihini araştırmak istedim. Hala
içleri korku doluyken, bu tanımadık topraklarda yaşamaya başladılar.
Bu
geçiş süreci nasıl gerçekleşmişti? Yeni "ülkelerine" gelmeden
önceki beklentileri nelerdi? Bu topraklar bütün insanlığın hayallerine
ait. Olağanüstü değil belki ama, oldukça yumuşak, kırılgan duygular
yansıtıyor. Tam bir Courbet tablosu gibi; yumuşak renkler, sıcak
bir öğleden sonrası ışığı...KEDMA'da insanlar toprakla ilgileniyorlar
ama tam tersi de düşünülebilir. Yüzyıllardır insanlık tarihine sessizce
tanık olan bu topraklar, insanların gelip geçmesini, öfkelerini,
savaşlarını, kayıplarını izliyor. Senaryo çalışmalarına başlamamdan
birkaç ay sonra, Orta Doğu'nun gerçeği tekrar patlak verdi. Bu olaylar
filmi yapma arzumu pekiştirdi. Bizi bugün birbirmizden koparan bu
zıtlıkların nedenleri 1948 olaylarında yatıyor.
KEDMA'yı
yazmaya başlamanızın nedenleri nelerdi?
Amos
Gitai: Her yaratıcı oluşumun başlangıcındaki kıvılcımın nedeni
her zaman kişisel bir hikayedir. 5 ya da 6 yaşındayken evimizde
çam ağacından yapılma oymalı bir baston vardı. Böyle sıradan bir
eşyanın üzerindeki olağanüstü güzel işlemeler beni büyülüyordu.
Anneme sıkça sorardım: "Kime ait bu?" diye. Nihayet bir
gün cevap verdi: "Bu baston, 1948 yılında gemiyle gelen bir
adama aitti. Evsizdi ve bizde kendisini birkaç günlüğüne evimizde
misafir ettik. Sonra savaşa katıldı ve onu birdaha hiç görmedik."
Bu hikaye beni çok etkilemişti. Yetenekli birisinin geride bıraktığı
tek izin bu oymalı tahta parçası olması bana çok anlamsız geliyordu.
Bu benim ölümle olan, ilk somut ve simgesel tecrübemdi. Bu hikaye
beni etkileyen insanların hikayesi. Karım Rivka'nın babasının hikayesi
gibi. Ailesinin, Naziler gelmeden önce Polonya'dan kaçabilen tek
üyesiydi. Kızıl Ordu'ya katıldı ve Rusya-Japonya sınırında bulunan
Kamçatka'ya gönderildi. Savaşın bitiminde Sovyetler Birliği'nin
tamamını ters yönde katedip, Filistine doğru giden bir gemiye bindi.
Filistine henüz varmıştı ki, Kudüs yolunu açmak için Latrun savaşına
gönderildi. KEDMA'nın konusu bu. Onun gibilerin yolculuklarını tahmin
etmeye çalıştım. Avrupa'yı terk edip, gemiye binip, sonunda da Kudüs
için savaşırken yaralanan veya ölenlerin. 1948'deki "sürgün"
üzerine bir film çekmek istedim. Naziler'den kurtulan Avrupalılar'ın
İsrail'e sürülmeleri ve Filistinlilerin İsrailliler tarafından sürülmeleri.
KEDMA'nın
tarihi konteksti ne ve kaynaklarınız nelerdi?
Amos
Gitai: İngiltere Filistin'de sürdürdüğü mandasını tamamlamayı
düşündüğünü ve ülkeyi Mayıs 1948'de terkedeceğini açıklamıştı. 29
Kasım 1947'de, Birleşmiş Milletler, Filistini, bir Yahudi Devleti
ve bir Filistin Devleti kurmak üzere ikiye bölme kararı aldı. Kararın
hemen ertesi günü, Kudüs yolunu kontrol altına almak isteyen Yahudiler
ve Araplar arasında şiddetli çatışmalar başladı. Bu çatışmalar kuşatmayla
sonuçlandı. İnsanlar susuz ve erzaksız kalmışlardı. Denizden gelen
konvoylara bağlıydılar. Bu yol için mücadele 1948 savaşının merkezi
olmuştu. Gemiden iner inmez göçmenler savaş alanında buldular kendilerini.
Bazıları henüz geleli 3 gün olmadan öldürülmüşlerdi. İsimleri bile
bilinmiyordu. 1948'in Filistini'ni aktarabilmek, gerçek diyalogları
ve hisleri bulmak için Yahudi ve Arap literatürüne ve ifadelerine
geri dönmek gerekliydi. KIPPUR'dan hemen sonra, KEDMA'nın yazarlarından,
Marie-Jose Sanselme, 16- 17 yaşlarında erkek ve kız çocuklarının
ifadelerini okumaya başladı.
Hepsi,
toplama kamplarından kurtulan ve Filistin'e gemiyle gelen çocuklardı.
Hepsi, gizli Yahudi ordusu Palmach'a katılmışlardı.O zaman filmi
Latrun Savaşı üzerine kurmaya karar verdik, fakat hikayeyi bir Rus
bestecinin karısı olan Yemenli bir şarkıcının gözünden anlatacaktık.
Bunları düşündüğümüz dönem, 2000 yılının sonlarına doğruydu, ikinci
İntifada'nın başlangıcı. Çözmemiz gereken, iki halk tarafından tartışılan
ve efsanevi hale gelmiş tarihi gerçeği nasıl ele almamız gerektiğiydi.
Tabii bir de kurguyu ve şarkıyı nasıl kullanmamız gerektiğini bulmamız
lazımdı. Bir senelik araştırmanın sonucunda oldukça basit bir tasarım
fikri bulduk: geminin gelişinden son konuşmaya kadar, şarkılarla
vurgulanan yedi önemli an. Ve karakterler de böylelikle oluşmaya
başladı; gemideki çift, Palmach askeri, Polonya'dan kurtulan kişi
ve Filistinli çiftçi.
Dönemin
İbranice ve Arapça literatürü de çok değerli bir kaynaktı. Haim
Azaz ve bir Filistinli şair olan Tawfik Zayad'ın çalışmalarının
duygusal yoğunlunu tekrar keşfetmek istedim. Oyuncularla karşılaşana
ve filmin çekileceği mekanları görene kadar da senaryoda başka bir
değişiklik yapılmadı.
Senaryo,
yönetmenin çekimler esnasında doğaçlamaya dönüp kendini özgür hissedeceği
şekilde, bir taslak yerine geçebilir mi?
Amos
Gitai: Çekimler sürdüğü müddetçe ve hatta filmin son hazırlıkları
yapılırken bile senaryoyu sorgularım. KEDMA'nın çekimleri bitmek
üzerydi ki Latrun savaşını çekmenin anlamsız olduğunun farkına vardım.
Göstermem gereken iki sivil halkın, Yahudiler ve Araplar'ın kavgalarıydı.
Herşeyi değiştirdim. Başlangıçta, gemide göçmenlerleyiz. Karaya
ayak basar basmaz, başka bir unsur ile karşılaşıyoruz, İngilizler.
Ardından Palmach ordusu ve Filistinliler geliyor. Bütün oyuncular
değişik dillerden konuşuyorlar, İbranice, Yahudice, Rusça, Lehçe,
Arapça.
Filmin
sonunda, sürülmüş insanlardan oluşmuş bir ülkeyle karşı karşıya
olduğunuz hissine kapılıyorsunuz. Bugün hala aynı durum hakim. Ülke,
Kuzey Afrika ve Avrupa'dan sürülmüş insanlar veya Israilliler tarafından
sürülmüş Filistinliler'den oluşuyor. Filmin dengesi de aynı doğrultuda
kurulu. İsrail gibi bir devlet için film çekmek, bir kanıtlama,
tanıklık etme yolu. Filmlerimde, hikayenin yapbozunun parçalarını,
birbirinden çok farklı mikrokozmosları gözlemleyerek, teker teker
birleştiriyorum.
Bir
çok filminizde İsrail ve Arap asıllı aktör Yussef Abu Warda ile
çalıştınız. KEDMA'da Warda, Filistinli bir çiftçiyi canlandırıyor...
Amos
Gitai: Yussef, benim gibi Hayfalı. YOM YOM'da babayı, KADOSH'ta
da hahamı oynadı. Bana sorucak olursanız, kendisi İsrail'in en büyük
aktörü. Diyalogları üzerine beraber çalışmaya başladığımızda kendisine:"Sonunda
bir Filistinli'yi canlandıracaksın" dedim. Monologvari şiiri
için, edebi arapçayı kullanmayı seçti. Bu karar çok yerindeydi.
İsrailliler dil ahenki ve inceliğin tekeline sahip değiller.
Gece
gündüz çalışmanız ve hızlı çekimleriniz ile tanınıyorsunuz. KEDMA'nın
çekimleri de aynı şekilde mi gelişti?
Amos
Gitai: DEVARIM'den bu yana bu şekilde çalışıyorum. Aylar boyu
bu denli konsantre olmak oldukça zor. Bu baskı sayesinde duygularımın
önünde duran engelleri aşıyorum. KEDMA'nın çekimleri, 20 Aralık
2001-25 Ocak 2002 tarihleri arası olmak üzere, beş hafta sürdü.
En yalın anlatımı ve arındırılmışlığı paradoksal olarak çekimler
esnasında yorgunluğun en son raddesine gelene kadar çalışarak elde
ediyorsunuz.
KEDMA'nın
bir sahnesinde yolculukları esnasında Arap ailelerle karşılaşan
Yahudi konvoylarını görüyoruz. "Nereye gidiyorsunuz?"
"Kaçıyoruz." "Kimden?" "Yahudilerden. Ya
siz? "Biz de kaçıyoruz." "Kimden?" "İngilizlerden."
Bu diyalog Araplarla Yahudilerin birbilerine kulak asmadıklarını
gösteriyor. Kavgadan münasip bir şekilde kaçınılıyor. Bu zorlu birliktelik,
Araplar ve Yahudiler aynı resimde, İsrael'in günümüzde içinde bulunduğu
durumun yankıları mı?
Amos
Gitai: Bu birbirini dinlememezlikler hala 2002'de diyalogların
güç olmasının sebepleri. Ortaya çıkan manzara her iki tarafın monologlar
halinde verdiği demeçlerden ibaret. Bilgilerin kaynaklarını, anlatıların
türlerini, bugünü soruşturmanın yollarından biri, bir tarihi film,
bir kurgu filmi. Farklı köklerden oluşan oyuncular ile çekim yapmak
toplum dışında deneysel bir alandı. Çünki, toplum aslında savaşta.
Her iki toplum da zaferlere inanıyor. Bu korkunç birşey. Her iki
taraf da kendi zafer mantığını benimsemiş. Bence kazandığımız tek
şey aslında her geçen gün artan ölü sayısı. İsrailliler ve Filistinliler
birarada varolmaya mahkum edilmiş iki aynı büyüklükteki halk. Film
bu şekilde hergün televizyonlardan aktarılan ikili, basitleştirilmiş
görüntülerinin tersine görüşler verebiliyor. KEDMA ile insanların
her iki tarafın da düşüncelerini, oldukları gibi duymalarını istedim.
Bu amaç, filmin yapımı için sarfedilen tüm gayretlere değiyor.
Filmin
sonu KEDMA'da anlatılan ikili tarjediyi aktaran iki monologla sona
eriyor. Bir tanesi Filistinli çiftçi Yussuf'un öfkesi, diğeri de
Janusz'un Yahudiler'in tarihine karşı duyduğu ümitsiz hiddeti. Yussuf'un
haykırışı Janusz'unkini başlatıyor. "Size rağmen burada bir
duvar gibi duracağız. Aç kalacağız. Evsiz kalacağız. Ama size karşı
geleceğiz. Şiirler yazacağız. Size rağmen burada bir duvar gibi
duracağız. Sokakları başkaldırarak dolduracağız. Öfke dolu çocuklarımız
bizleri takip edecekler, nesilden nesile..."diyor Yussuf. "Ülkemizden
kovulduğumuz günden beri, tarihi olmayan bir halka dönüştük. Mesih,
basit bir efsane oldu. Onsuz herşey daha değişik olurdu. Sonunda
Filistine veya başka bir yere geri dönerlerdi, geleceklerini düşünmek
zorunda kalırlardı, sadece bu kabustan kurtulmak için. İsrail artık
bir Yahudi devleti değil. Şu anda değil, gelecekte olması ihtimali
de daha düşük. Herşey harap oldu. Herşey bitti."
Amos
Gitai: Bu iki monoloğun yapıları çok farklı. Yussuf'unkinin
şiirsel bir özelliği var, klasik Arap edebiyatı gibi. Periyodik
yapısıyla Arap edebiyatı günlük hayatı masal veya alegoriye dönüştürüyor.
İbrani edebiyatı genellikle kavramsal bir düzene sahip. Janusz,
kendisini tam olarak çılgına çeviren birşeyi anlatıyor; kendilerine
2000 sene boyunca zorla yaşattırılan bir kaderin ardından, İsrail'in
kuruluşu Yahudilere kendi tarihlerini kontrolleri altına almalarını
sağladı. Artık, bazı çelişkileri kabullenmek zorundaydılar. En önemlisi
gücü nasıl kontrol edeceklerini öğrenmeleriydi. Tarihini ve kaderini
kontrol eden bir halk, gücün kendilerini kontrol etmesine izin veremezdi.
|