Warning: main(/home/sites/home/web/php/FULogin.php) [function.main]: failed to open stream: No such file or directory in /home/toladmin/public_html/templates/roportajlar/prepend.php on line 17

Warning: main() [function.include]: Failed opening '/home/sites/home/web/php/FULogin.php' for inclusion (include_path='.:/usr/share/pear') in /home/toladmin/public_html/templates/roportajlar/prepend.php on line 17
TurkiyeOnLine.com - Röportajlar
 
KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

TurkiyeOnline - Röportaj

Müzik, Eğlence, Moda Dünyası
Ünlüler ile moda, müzik, yaşam üzerine...

Sinema
Yönetmenler, yapımcılar, oyuncular ile filmleri üzerine...

Edebiyat
Yazarlar ve şairler ile satıraralarında gezinti..

 
 Röportaj

Kedma - Amos Gitai (Yönetmen)

Tel Aviv, Haifa ve Jerusalem şehri sakinlerini resmettiğiniz DEVARIM, YOM YOM, KADOSH filmleriyle günümüzün Israil halkını inceliyorsunuz. KIPPUR'un 1973 yılının savaşını eleştiren bir bakışı var. KEDMA ise 1948'leri anlatıyor. Film, Israil Devleti'nin kuruluşunun arifesinde Nazi yönetiminden kurtulup Filistine getirilen yahudileri konu alıyor. Filmlerinizdeki amaç efsaneleri gün ışığına çıkarmak mı?

Amos Gitai: İkinci Dünya Savaşı sonrası, Avrupa tarafından dışlanıp Filistin'e gelen bu insanların tarihini araştırmak istedim. Hala içleri korku doluyken, bu tanımadık topraklarda yaşamaya başladılar.

Bu geçiş süreci nasıl gerçekleşmişti? Yeni "ülkelerine" gelmeden önceki beklentileri nelerdi? Bu topraklar bütün insanlığın hayallerine ait. Olağanüstü değil belki ama, oldukça yumuşak, kırılgan duygular yansıtıyor. Tam bir Courbet tablosu gibi; yumuşak renkler, sıcak bir öğleden sonrası ışığı...KEDMA'da insanlar toprakla ilgileniyorlar ama tam tersi de düşünülebilir. Yüzyıllardır insanlık tarihine sessizce tanık olan bu topraklar, insanların gelip geçmesini, öfkelerini, savaşlarını, kayıplarını izliyor. Senaryo çalışmalarına başlamamdan birkaç ay sonra, Orta Doğu'nun gerçeği tekrar patlak verdi. Bu olaylar filmi yapma arzumu pekiştirdi. Bizi bugün birbirmizden koparan bu zıtlıkların nedenleri 1948 olaylarında yatıyor.

KEDMA'yı yazmaya başlamanızın nedenleri nelerdi?

Amos Gitai: Her yaratıcı oluşumun başlangıcındaki kıvılcımın nedeni her zaman kişisel bir hikayedir. 5 ya da 6 yaşındayken evimizde çam ağacından yapılma oymalı bir baston vardı. Böyle sıradan bir eşyanın üzerindeki olağanüstü güzel işlemeler beni büyülüyordu. Anneme sıkça sorardım: "Kime ait bu?" diye. Nihayet bir gün cevap verdi: "Bu baston, 1948 yılında gemiyle gelen bir adama aitti. Evsizdi ve bizde kendisini birkaç günlüğüne evimizde misafir ettik. Sonra savaşa katıldı ve onu birdaha hiç görmedik." Bu hikaye beni çok etkilemişti. Yetenekli birisinin geride bıraktığı tek izin bu oymalı tahta parçası olması bana çok anlamsız geliyordu. Bu benim ölümle olan, ilk somut ve simgesel tecrübemdi. Bu hikaye beni etkileyen insanların hikayesi. Karım Rivka'nın babasının hikayesi gibi. Ailesinin, Naziler gelmeden önce Polonya'dan kaçabilen tek üyesiydi. Kızıl Ordu'ya katıldı ve Rusya-Japonya sınırında bulunan Kamçatka'ya gönderildi. Savaşın bitiminde Sovyetler Birliği'nin tamamını ters yönde katedip, Filistine doğru giden bir gemiye bindi. Filistine henüz varmıştı ki, Kudüs yolunu açmak için Latrun savaşına gönderildi. KEDMA'nın konusu bu. Onun gibilerin yolculuklarını tahmin etmeye çalıştım. Avrupa'yı terk edip, gemiye binip, sonunda da Kudüs için savaşırken yaralanan veya ölenlerin. 1948'deki "sürgün" üzerine bir film çekmek istedim. Naziler'den kurtulan Avrupalılar'ın İsrail'e sürülmeleri ve Filistinlilerin İsrailliler tarafından sürülmeleri.

KEDMA'nın tarihi konteksti ne ve kaynaklarınız nelerdi?

Amos Gitai: İngiltere Filistin'de sürdürdüğü mandasını tamamlamayı düşündüğünü ve ülkeyi Mayıs 1948'de terkedeceğini açıklamıştı. 29 Kasım 1947'de, Birleşmiş Milletler, Filistini, bir Yahudi Devleti ve bir Filistin Devleti kurmak üzere ikiye bölme kararı aldı. Kararın hemen ertesi günü, Kudüs yolunu kontrol altına almak isteyen Yahudiler ve Araplar arasında şiddetli çatışmalar başladı. Bu çatışmalar kuşatmayla sonuçlandı. İnsanlar susuz ve erzaksız kalmışlardı. Denizden gelen konvoylara bağlıydılar. Bu yol için mücadele 1948 savaşının merkezi olmuştu. Gemiden iner inmez göçmenler savaş alanında buldular kendilerini. Bazıları henüz geleli 3 gün olmadan öldürülmüşlerdi. İsimleri bile bilinmiyordu. 1948'in Filistini'ni aktarabilmek, gerçek diyalogları ve hisleri bulmak için Yahudi ve Arap literatürüne ve ifadelerine geri dönmek gerekliydi. KIPPUR'dan hemen sonra, KEDMA'nın yazarlarından, Marie-Jose Sanselme, 16- 17 yaşlarında erkek ve kız çocuklarının ifadelerini okumaya başladı.

Hepsi, toplama kamplarından kurtulan ve Filistin'e gemiyle gelen çocuklardı. Hepsi, gizli Yahudi ordusu Palmach'a katılmışlardı.O zaman filmi Latrun Savaşı üzerine kurmaya karar verdik, fakat hikayeyi bir Rus bestecinin karısı olan Yemenli bir şarkıcının gözünden anlatacaktık. Bunları düşündüğümüz dönem, 2000 yılının sonlarına doğruydu, ikinci İntifada'nın başlangıcı. Çözmemiz gereken, iki halk tarafından tartışılan ve efsanevi hale gelmiş tarihi gerçeği nasıl ele almamız gerektiğiydi. Tabii bir de kurguyu ve şarkıyı nasıl kullanmamız gerektiğini bulmamız lazımdı. Bir senelik araştırmanın sonucunda oldukça basit bir tasarım fikri bulduk: geminin gelişinden son konuşmaya kadar, şarkılarla vurgulanan yedi önemli an. Ve karakterler de böylelikle oluşmaya başladı; gemideki çift, Palmach askeri, Polonya'dan kurtulan kişi ve Filistinli çiftçi.

Dönemin İbranice ve Arapça literatürü de çok değerli bir kaynaktı. Haim Azaz ve bir Filistinli şair olan Tawfik Zayad'ın çalışmalarının duygusal yoğunlunu tekrar keşfetmek istedim. Oyuncularla karşılaşana ve filmin çekileceği mekanları görene kadar da senaryoda başka bir değişiklik yapılmadı.

Senaryo, yönetmenin çekimler esnasında doğaçlamaya dönüp kendini özgür hissedeceği şekilde, bir taslak yerine geçebilir mi?

Amos Gitai: Çekimler sürdüğü müddetçe ve hatta filmin son hazırlıkları yapılırken bile senaryoyu sorgularım. KEDMA'nın çekimleri bitmek üzerydi ki Latrun savaşını çekmenin anlamsız olduğunun farkına vardım. Göstermem gereken iki sivil halkın, Yahudiler ve Araplar'ın kavgalarıydı. Herşeyi değiştirdim. Başlangıçta, gemide göçmenlerleyiz. Karaya ayak basar basmaz, başka bir unsur ile karşılaşıyoruz, İngilizler. Ardından Palmach ordusu ve Filistinliler geliyor. Bütün oyuncular değişik dillerden konuşuyorlar, İbranice, Yahudice, Rusça, Lehçe, Arapça.

Filmin sonunda, sürülmüş insanlardan oluşmuş bir ülkeyle karşı karşıya olduğunuz hissine kapılıyorsunuz. Bugün hala aynı durum hakim. Ülke, Kuzey Afrika ve Avrupa'dan sürülmüş insanlar veya Israilliler tarafından sürülmüş Filistinliler'den oluşuyor. Filmin dengesi de aynı doğrultuda kurulu. İsrail gibi bir devlet için film çekmek, bir kanıtlama, tanıklık etme yolu. Filmlerimde, hikayenin yapbozunun parçalarını, birbirinden çok farklı mikrokozmosları gözlemleyerek, teker teker birleştiriyorum.

Bir çok filminizde İsrail ve Arap asıllı aktör Yussef Abu Warda ile çalıştınız. KEDMA'da Warda, Filistinli bir çiftçiyi canlandırıyor...

Amos Gitai: Yussef, benim gibi Hayfalı. YOM YOM'da babayı, KADOSH'ta da hahamı oynadı. Bana sorucak olursanız, kendisi İsrail'in en büyük aktörü. Diyalogları üzerine beraber çalışmaya başladığımızda kendisine:"Sonunda bir Filistinli'yi canlandıracaksın" dedim. Monologvari şiiri için, edebi arapçayı kullanmayı seçti. Bu karar çok yerindeydi. İsrailliler dil ahenki ve inceliğin tekeline sahip değiller.

Gece gündüz çalışmanız ve hızlı çekimleriniz ile tanınıyorsunuz. KEDMA'nın çekimleri de aynı şekilde mi gelişti?

Amos Gitai: DEVARIM'den bu yana bu şekilde çalışıyorum. Aylar boyu bu denli konsantre olmak oldukça zor. Bu baskı sayesinde duygularımın önünde duran engelleri aşıyorum. KEDMA'nın çekimleri, 20 Aralık 2001-25 Ocak 2002 tarihleri arası olmak üzere, beş hafta sürdü. En yalın anlatımı ve arındırılmışlığı paradoksal olarak çekimler esnasında yorgunluğun en son raddesine gelene kadar çalışarak elde ediyorsunuz.

KEDMA'nın bir sahnesinde yolculukları esnasında Arap ailelerle karşılaşan Yahudi konvoylarını görüyoruz. "Nereye gidiyorsunuz?" "Kaçıyoruz." "Kimden?" "Yahudilerden. Ya siz? "Biz de kaçıyoruz." "Kimden?" "İngilizlerden." Bu diyalog Araplarla Yahudilerin birbilerine kulak asmadıklarını gösteriyor. Kavgadan münasip bir şekilde kaçınılıyor. Bu zorlu birliktelik, Araplar ve Yahudiler aynı resimde, İsrael'in günümüzde içinde bulunduğu durumun yankıları mı?

Amos Gitai: Bu birbirini dinlememezlikler hala 2002'de diyalogların güç olmasının sebepleri. Ortaya çıkan manzara her iki tarafın monologlar halinde verdiği demeçlerden ibaret. Bilgilerin kaynaklarını, anlatıların türlerini, bugünü soruşturmanın yollarından biri, bir tarihi film, bir kurgu filmi. Farklı köklerden oluşan oyuncular ile çekim yapmak toplum dışında deneysel bir alandı. Çünki, toplum aslında savaşta. Her iki toplum da zaferlere inanıyor. Bu korkunç birşey. Her iki taraf da kendi zafer mantığını benimsemiş. Bence kazandığımız tek şey aslında her geçen gün artan ölü sayısı. İsrailliler ve Filistinliler birarada varolmaya mahkum edilmiş iki aynı büyüklükteki halk. Film bu şekilde hergün televizyonlardan aktarılan ikili, basitleştirilmiş görüntülerinin tersine görüşler verebiliyor. KEDMA ile insanların her iki tarafın da düşüncelerini, oldukları gibi duymalarını istedim. Bu amaç, filmin yapımı için sarfedilen tüm gayretlere değiyor.

Filmin sonu KEDMA'da anlatılan ikili tarjediyi aktaran iki monologla sona eriyor. Bir tanesi Filistinli çiftçi Yussuf'un öfkesi, diğeri de Janusz'un Yahudiler'in tarihine karşı duyduğu ümitsiz hiddeti. Yussuf'un haykırışı Janusz'unkini başlatıyor. "Size rağmen burada bir duvar gibi duracağız. Aç kalacağız. Evsiz kalacağız. Ama size karşı geleceğiz. Şiirler yazacağız. Size rağmen burada bir duvar gibi duracağız. Sokakları başkaldırarak dolduracağız. Öfke dolu çocuklarımız bizleri takip edecekler, nesilden nesile..."diyor Yussuf. "Ülkemizden kovulduğumuz günden beri, tarihi olmayan bir halka dönüştük. Mesih, basit bir efsane oldu. Onsuz herşey daha değişik olurdu. Sonunda Filistine veya başka bir yere geri dönerlerdi, geleceklerini düşünmek zorunda kalırlardı, sadece bu kabustan kurtulmak için. İsrail artık bir Yahudi devleti değil. Şu anda değil, gelecekte olması ihtimali de daha düşük. Herşey harap oldu. Herşey bitti."

Amos Gitai: Bu iki monoloğun yapıları çok farklı. Yussuf'unkinin şiirsel bir özelliği var, klasik Arap edebiyatı gibi. Periyodik yapısıyla Arap edebiyatı günlük hayatı masal veya alegoriye dönüştürüyor. İbrani edebiyatı genellikle kavramsal bir düzene sahip. Janusz, kendisini tam olarak çılgına çeviren birşeyi anlatıyor; kendilerine 2000 sene boyunca zorla yaşattırılan bir kaderin ardından, İsrail'in kuruluşu Yahudilere kendi tarihlerini kontrolleri altına almalarını sağladı. Artık, bazı çelişkileri kabullenmek zorundaydılar. En önemlisi gücü nasıl kontrol edeceklerini öğrenmeleriydi. Tarihini ve kaderini kontrol eden bir halk, gücün kendilerini kontrol etmesine izin veremezdi.

Film hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız...
 
 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
  Copyright © 2000-2002 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.