|
Charlize
Theron ile "İtalyan İşi" hakkında...
Charlize Theron'un
Güney Afrika'da bir çiftlikte başlayan yaşam yolculuğunda birçok
aşama var. Güney Afrika'dan Birleşik Amerika'ya geldikten sonra
New York'ta yaşamaya başladı. Fotomodellik ve Joffrey Balesinde
dansçılık yaptı. Ardından Los Angeles'a tek gidiş bileti aldı. İki
hafta içinde bir ajansla anlaştı ve New York'a bir daha dönmedi.
Orijinal "Italian
Job"u izlediniz mi?
Evet. Bu filme
hazırlık amacıyla izledim. Daha önceden öyle bir filmin var olduğunu
bile bilmiyordum. Bir arkadaşım o filmin İngiltere'de her Noel gösterildiğini
anlattı. Bence harika bir film. Michael Caine çok iyi oyuncu. Ancak
bu film onun birebir yeni versiyonu şeklinde olmadı. Sadece ruhunu
taşıyor, hepsi bu. Zaten orijinalinde benim canlandırdığım karakter
de yok.
İlk filmde de
Mini Cooper arabalar vardı...
Evet. Mini'ler
ve unutulmaz bir takip sahnesi vardı. Bazı karakterlerin isimleri
de aynı ama benzerlikler bu kadar diyebilirim.
Altı - yedi
erkek arasında tek kadın oyuncusunuz. Rol arkadaşlarınız arasında
Mark Wahlberg ve Jason Statham da var. Setteki bu erkeksi havada
canınız sıkılmadı mı?
Hayır.
Bence son derece eğlenceli oldu. Mark ile daha önce "The Yards"
adlı filmde birlikte oynamıştık. O günden sonra arkadaşlığımız devam
etti. Bir kez daha birlikte çalışmayı çok istiyordum. Senaryoyu
okuduğumda bunun için iyi bir fırsat olacağını düşündüm. Ayrıca
hızlı araba kullanma tutkumu gidermek için de iyi bir yoldu.
Arabalarla ilk
ne zaman ilgilenmeye başladınız?
Mekanikçi bir aileden
geliyorum. Ailemin bir yol inşaat şirketi vardı. Evimizin her tarafının
ingiliz anahtarlarıyla, araç gereç kutularıyla ve yedek parçalarla
dolu olduğunu tahmin edersiniz. Babam ayrıca araba da yapardı. Küçükken
go-cartlarım ve motosikletlerim vardı.
O zaman filmdeki
sahnelerde arabaları kendiniz kullandınız?
Evet. Arabanın
havada uçtuğu sahne hariç hepsini diyebilirim. Ancak araba yere
düştüğünde içinde yine ben vardım. Filmdeki tehlikeli sahnelerin
hepsinde de kendim oynadım. Mark ve diğer oyuncularla birlikte sürücü
kursuna gittik. Ayrıca altı hafta boyunca akrobatik hareket dersleri
aldık.
Yeni model Mini'ler
ne kadar hızlı?
Gerçekten çok hızlılar.
Onlarla bütün limitleri zorladık.
Çekimlerin sonunda
yapımcılar size bir Mini armağan etmişler. Doğru mu?
Hayır. Bugün bu
soruyu soran üçüncü kişi oldunuz. Birilerine telefonla arasam iyi
olacak galiba.
Gerçek yaşamda
ne kullanırsınız?
Mercedes kullanırım.
Hızlı araba kullanmaya karşı eğilimim vardır. Bu çok çok çok kötü...
Bunun Mark Wahberg
ile ikinci filminiz olduğunu söylediniz. Başka bir aktörle kimyasal
uyumunuzun tutmayacağından mı endişe ettiniz?
Bazı
insanlarla kimyanız daha fazla tutar. Bu insanın içinden gelen bir
duygudur. Şimdiye kadar birlikte oynadığım birçok aktörle aramda
kimyasal uyumun tuttuğunu hissettim. Mark ile daha önceden çalıştığım
için bunu biliyordum. Onunla birlikte oynamak çok keyifliydi. Mark
kendisini fazla ciddiye almayan bir insandır. Hatta kişiliğinde
biraz safça bir yön vardır. Kendisini ciddiye almıyor olaması bu
film için önemli bir özellikti. Bildiğiniz gibi filmdeki Mini Cooper
arabalar da kendilerini çok fazla ciddiye almıyorlar.
Yakında başka
filmler de gelecek mi?
Evet. "Monster"
adlı bir film var. O filmde geçen yıl idam ile cezalandırılan Aileen
Wuornos adlı bir kadın katilin yaşamını canlandırıyorum.
İnsanları epeyce şaşırtacak...
Şaşırtma
unsurunun yanısıra ben o filmi umut veren bir aşk öyküsü olarak
görüyorum. İnsanlar herşeyden önce kendilerini yargılamayı bilmeliler.
O kadın yedi erkeği öldürdü. Bunun hoş görülecek bir tarafı elbette
yok ama yaşamını incelediğimde ne kadar trajik olduğunu gördüm.
Ve idam cezasında ölüme giderken "Hiç kimse benim için üzülmesin"
dedi.
Britt Ekland'ın
yaşamını da canlandıracağınız söyleniyor...
Evet. Peter Sellers
hakkında yapılan bir filmde Britt Ekland'ı oynayacağım. Hazırlık
amacıyla Londra'ya gitmeyi düşünüyorum. Ayrıca "Head in the
Clouds" adlı bir filmi de yeni bitirdim. Penelope Cruz ve Stuart
Townsend (Charlize Theron'un şu sıralarda çıktığı İrlandalı aktör)
ile birlikte oynadım.
Peki o filmdeki
kimsayal uyum nasıl oldu?
Umarım iyi birşeyler
olmuştur.
Kendinize ait
bir film prodüksiyon şirketiniz var...
Evet. Denver and
Delilah Films adlı bir şirket bu...
Kendiniz için
daha iyi roller bulma fikriyle mi kurdunuz?
Herşeyden
önce şunu söylemeliyim ki, ben sadece oyunculuğu değil, bir filmin
tüm yapım sürecini çok seviyorum. Şimdiye kadar çevremde hep beni
bu konuda cesaretlendiren aktörler, yönetmenler ve yapımcılar oldu.
Sadece oyunculukla yetinmeyip olayın bütününü öğrenmem gerektiğini
söylediler. "Sweet Home Alabama"nın prodüksiyon amirliğini
yaptım. Senaryo yazarlarıyla birlikte çalışarak o projeyi geliştirdim,
film şirketine götürmeye kadar herşeyiyle ilgilendim. Kimse bu kadarını
yapabileceğimi sanmıyordu.
Hollywood'a
ilk geldiğinizde eski bir fotomodeldiniz. İlk filmlerinizde genellikle
dişiliğini kullanan çekici kadın rollerini aldınız. Onları unutturup
bugünkü durumunuza gelmeniz zor oldu mu?
Yaptığım işin çok
boyutlu olduğunu düşünüyorum. O dönemde bana gelen tekliflerde yüzümün
güzelliği ve dişiliğim ön planda tutuluyordu. Ancak çok iyi biliyordum
ki, o şekilde devam etseydim kalıcı bir kariyer edinmek benim için
zor olacaktı.
Yani oyunculuk
kariyerinizi o günlerde de ciddiye alıyordunuz...
Evet
ama ilk dönemde çok fazla seçeneğim yoktu. Fotomodellik hiçbir zaman
içime sinmemişti. Balerin olmayı çok istediğim halde bir kaza geçirdiğim
için onu da yapamamıştım. Sonunda oyuncu olmaya karar verdim. Ancak
oyunculuğa başlarken de neler olacağı konusunda bir fikrim yoktu.
Hollywood geleneğine
uygun olarak bir gecede mi keşfedildiniz?
Medyada hep bu
şekilde yazılıyor. Şans eseri bir menajerle tanıştığım doğrudur.
Los Angeles'a taşındıktan sekiz ay sonra ilk filmimde oynadım. "2
Days in the Valley" adlı bir filmdi. Bazı insanların hakkını
gerçekten ödeyemem ama hiçbir şey de elime hazır verilmedi.
Güney Afrika'da
bir çiftlikte büyüdünüz. Hatırladığınız ilk anınız nedir?
Yüzme havuzuna
düşüşüm... Paniğe kapıldım diyemem, çünkü başıma neler gelebileceği
konusunda bir fikrim yoktu. Suyun altından yukarıya baktığımı ve
o bulanık görüntüyü hatırlıyorum. Annem geceliğiyle ve terlikleriyle
havuza atlayıp beni kurtarmıştı.
Küçükken erkek
çocuklar gibi bir kız mıydınız?
Herhangi bir kız
çocuğunu alıp Güney Afrika ormanlarının ortasındaki o çiftliğe koyun,
öyle olmaması imkansızdır. Ağaçlara tırmanırdım, çamurlu yollarda
bisiklet kullanırdım. Genellikle de erkek çocuklarla gezerdim. Zaten
çevredeki çocukların hemen hepsi erkekti.
İlk filmi ne
zaman seyrettiniz?
Annem
sinema sevgisiyle dolu bir kadındı. Charles Bronson ve Roger Moore
hayranıydı. Ancak orada doğru düzgün bir televizyon yayını bile
yoktu. Tek kanaldan günde üç saatlik bir televizyon yayını yapılırdı.
Çiftliğimizden bir saat kadar uzakta araba içinden film seyredilen
bir sinema vardı. Annem beni her Cuma akşamı oraya götürürdü. Ancak
giderken hangi filmin oynadığını bile bilmezdik.
İzlediğiniz
filmleri hatırlıyor musunuz?
Oyuncuların kimler
olduğu veya bir film yıldızının nasıl bir şey olduğu konusunda fazla
bir fikrim yoktu. Filmde oynamak için özel olarak giyinmiş sıradan
insanlar olduğunu düşünürdüm. Bütün James Bond filmlerini çok sevmiştim.
Başrolünde Roger Moore'un oynadığı James Bond filmleri favorimdi.
Ayrıca "Fatal Attraction - Öldüren Cazibe"yi seyrettiğimi
de hatırlıyorum.
Filmler İngilizce
mi gösterilirdi?
Evet.
Peki Afrika
dilinde konuşmuyor muydunuz?
İngilizce'yi
okulda sekiz yaşından itibaren yabancı dil olarak öğrenmiştim.
Ama İngilizceniz akıcı ve kusursuz. Sanki ana diliniz gibi konuşuyorsunuz...
Hayır, hiç sanmıyorum. Annem de Los Angeles'da yaşıyor ve onunla
İngilizce konuşmayı aklımdan bile geçiremem. Hayallerimi hala Afrika
dilinde kurarım. İngilizce ile zaman zaman problemler yaşıyorum.
Duygularımı en iyi Afrika dilinde sözcüklerle ifade edebiliyorum.
İngilizce konuşurken bazen takıldığım ve el kol hareketleriyle havada
daireler çizerek konuştuğum zamanlar var.
Los Angeles'ı
artık eviniz gibi hissediyor musunuz? Ne de olsa Güney Afrika gibi
çok farklı ve uzak bir ülkeden geldiniz...
Los Angeles'a geldiğimde
ilk taksi yolculuğumu hatırlıyorum da hala gülüyorum. Taksi ücretini
ödeyebileceğimden emin olmak için sürekli dolarları sayıyordum.
Bu yüzden başımı kaldırıp çevreye bakamadım bile. Sonunda baktığımda
tepeleri ve dağları gördüm. O anda New York'ta neleri kaçırdığıızı
fark ettim. Sanırım artık kendimi bu kentte evimde gibi hissediyorum.
Film
hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız...
|