|
"Bayanlar Baylar - And Now ...Ladies & Gentlemen"
Claude
Lelouch'la Filme Dair...
Bu muhteşem filmle izleyicilerin büyük ilgisini çektiniz. Adeta
başarı vaat eden bir gösterinin organizatörü gibi hareket ediyorsunuz.
Kendinizi bu denli arka planda tutuşunuzun nedeni açıklar mısınız?
Her
şey iki gerçek öykü ile başladı. Filmdeki centilmen, iki yıl önce
Films 13'te beni görmeye gelen Valentin adlı bir İngiliz… Valentin
bana bir hediye getirdiğini söyledi ve kapıyı açar açmaz elime bir
zarf tutuşturdu. Zarfın içinde 500'lük banknotlardan oluşan 50.000
franklık bir deste vardı. Şaşkınlığımı görünce, açıklama yapma gereği
duydu:
10
yıl kadar önce Films 13'ün bodrumunda bir soyguna maruz kalmıştınız"
Kamera
şakası falan olduğunu sandım ve işi espriye vurdum. Bana bu parayı
neden iade etmek istediğini sordum. Şöyle dedi: "Bir buçuk
yıl önce, beynimde tümör olduğu anlaşıldı. Yaşama şansımın yüzde
on olduğu söylendi.
Ameliyathaneye
girerken, "Ölmez de sağ kalırsam, tüm kurbanlarıma çaldığım
şeyleri iade edeceğime kendi kendime söz verdim"; sonra bana
hayat hikayesini anlattı. Çaldıklarından kazandığı parayla çok iyi
yatırımlar yapmış, büyük kârlar elde etmişti. Tüm çaldıklarını geri
verdikten sonra bile refah içinde yaşayabilecek durumdaydı. O an,
hepimizin geri verecek bir şeyleri olduğunu ve bunun sonraki filmlerimde
kullanabileceğim harika bir metafor olduğunu düşündüm.
"Itinerary
of a spoiled child" filminin çekimleri sırasında da Zimbabwe'de,
bir otelin barında şarkı söyleyen bir kadına rastladım. Çok güzel
bir kadındı ve oldukça iyi bir şarkıcıydı. Bu tür barlar çok zavallı
yerlerdir; kimse şarkıcıyı dinlemez. Müşterilerin kayıtsız tavrı
her şeyi daha da dokunaklı kılıyordu. Meraklanmıştım. Kadına pek
çok soru sordum. Talihsizliklerle dolu yaşam öyküsü beni derinden
etkiledi. Onun yaşam öyküsüyle Valentin'in yaşam öyküsü arasında
pek çok benzerlikler vardı. Bir çok şey bu ikiliyi bir araya getirebilirdi.
O yüzden, rotalarını yeniden tayin ettim...
Yaşam
öykülerinden keyif alıyorsunuz. Bu ister kendinizin olsun, isterse
karşınıza çıkan kişilerinki...
Biraz
basmakalıp gelebilir ama yine de söylemek istiyorum: Yaşam benim
favori filmim. Bu gezegende 6 milyar insan yaşıyor ve muhteşem bir
yönetmen sayesinde, hepsi de başrolde olduklarını düşünüyorlar.
Sizi
dinlerken insanı şaşırtan şey şu: Hayatınızla filmleriniz arasında
sürekli olarak bir bağlantı var ve bu ikisi sürekli birbirlerini
besliyorlar.
Her
zaman için yaşamımın benim işim olduğunu düşünmüşümdür. Öyle veya
böyle tanık olmadığım olaylar haricinde herhangi bir şey hakkında
konuşma konusunda aciz olduğumu düşünüyorum. Hayatımda ne kadar
çok şey olursa, o kadar çok şey beyaz perdeye yansıtabilirim. Ben
sadece anlatıcı görevi görüyorum. Bir olayı sindirip, analiz etmeden
önce, o olaya kendi gözlerimle şahit olmalıyım. Ancak bu şekilde
o olayı yeniden nasıl kurgulayabileceğimi kararlaştırabilirim. Her
an bir olayı, bir cümleyi, yada bir hareketi yakalayabileceğim düşüncesiyle
yatıp kalkıyor ve yaşıyorum.
Senaryolarınız
önceden yazılmasına rağmen, çekim sırasında ortaya ne çıktığını
görebilmek için oyuncuların özgürlüklerini kısıtlamıyor, bazı şeylerin
değiştirilmesine de izin veriyorsunuz...
Aslında,
ben hep bir değil dört tane film yapıyorum. İlki hayalini kurduğum
film; ikincisi yazdığım film; üçüncüsü çektiğim film; ve dördüncüsü
de kurgu aşamasından sonra ortaya çıkan film. Her aşama konuyu daha
da belirginleştirmek ve bir üst düzeye ulaşabilmek açısından önem
taşıyor. Bir üst düzeye her geçişimde, bir önceki "filmin",
evrenin, yetersiz ve eksik yönlerini görüyorum. Ama tabii ki en
önemli evre filmin çekim aşaması.
Bu
noktada, daha önce düşünmüş olduğunuz tüm öğelerin geçerli olup
olmadıklarını görüyorsunuz. Oyuncuları yönetme konusuna gelince,
bir oyuncu gerçeklik aurası yaydığı ölçüde başarılıdır. İnsanların
bilinçsizliğini görüntüleyebildiğimizde, yani kendilerini tamamen
unuttuklarında, kontrolleri dışında bir şeyler ortaya çıktığında,
bu auraya dokunabiliriz.Oyuncular,
yetenekleri sayesinde, yazdığınız metni kendilerine uyarlamayı başardıklarında,
sizi ister istemez yönlendirirler. İşte ben bu noktada devreye giriyorum.
Filmlerimde, gerçeklik aurasının oyuncudan daha ön plana geçtiği
sahneleri tercih ediyorum. Bu durum genellikle sahnenin sonunda
ortaya çıkıyor. Oyuncu, zorunluluktan arınmış, ısınmış, sahne korkusunu
yenmiş oluyor ve tekrar doğal bir insan hâline geliyor.
Bize
öyle geliyor ki, öyle veya böyle, sizin için bir filmin kompozisyonunda
en önemli unsur oyuncular.
Çocukken
sinemaya gittiğimde, yönetmenin ve yazılı bir senaryonun varlığından
habersizdim. Ben oyuncuları izlemeye giderdim. Benim için, bir yıldız,
sıradan bir filmde bile oynasa, görmekten mutluluk duyduğunuz kişidir.
Her zaman söylenen şudur: İyi bir film yapmak için iyi bir hikayeye,
iyi bir hikayeye ve iyi bir hikayeye ihtiyaç vardır. Bence aynı
zamanda ve her şeyden önce iyi oyunculara ihtiyacınız vardır, çünkü
onlar en önemsiz olayları bile çok çarpıcı hâle getirirler.
|