|
Nikita
Mikhalkov ile nasıl tanıştınız?
Senaryo elime alışılagelmiş biçimde ulaştı. Sonra Nikitayla Paris'te
karşılaştım. 1996 Temmuzunun başlarıydı. Ağustos sonunda onunla
bazı deneme çekimleri yaptık ve filme Kasım ayında başladık. Şimdiye
dek yaşadığım en uzun çekimdi.
Filmin çekimi sürerken aktrist olarak değiştiğinizi hissettiniz
mi?
Sanırım beni en çok değiştiren şey Nikitayla geçirdiğim üç dört
ay oldu. Çalışma yöntemi onu benzersiz bir yönetmen yapıyor. Eğitimini
gördüğüm Stanislavski Tekniği koşullara uymamı sağladı. Bu yöntem
ve Mikhalkov'unki bir araya geldi; provalara, diyaloglara, tartışmalara
ve fikir oluşturabilecek her şeye yansıdı. Nikita sizi hiç düş kırıklığına
uğratmıyor, size yardımcı oluyor ve size zaman ayırmaktan kaçınmıyor.
Bir araya getirdiği resimlere bakınca onun ne kadar usta olduğunu
anlıyorsunuz.
Böyle
bir film bir meydan okumadır. Siz nasıl yorumladınız?
Oynadığım rol son derece duygusaldı. Bununla birlikte Nikita ve
ben güven dolu bir ilişki sürdürdük; ben yönetmen olarak ona o da
oyuncu olarak bana güvendi. Bu film, gerçekten güçlü konsantrasyon
gerektiriyordu. Sette neler olup bittiğini ve ne söylendiğini kavramak
en önemli şeydi. Yönetmen ne kadar iyi niyetli olursa olsun, pek
çok kişi senaryonun başka bir dilde yazılmış ve satır satır yorumlanmış
olmasından nefret eder. İletişim entellektüel bir olgudan duygusal
bir olguya geçiş demektir. İyi sonuç almak için her ikisinin kaynaşması
gerekir.
Bu sizin Sibirya Berberinde oynadığınız kişiliği de yansıtıyor...
Jane, oldukça mutsuz bir çevrede yetişen, kişiliğini kendi yaratan
bir kadın. Bir yanda risk almaktan hoşlanıyor öte yanda duygusal
bir noktada kendini fazla koruyor. Duygularını kontrol etmeyi ve
açık vermemeyi öğrenmiş ama aşk kapıyı çaldığında her şeye boş veriyor.
Bu filmde en çok hoşlandığım şey her şeyin anında anlaşılabiliyor
olması. Bir yanda kötü biri diğer tarafta iyi biri yok. Minicik
ayrıntılar her şeyi altüst ediyor. Siz de komik bir durumdan yoğun
dramatik bir ortama geçiveriyorsunuz. Film onur ve soyluluk kavramlarını
baz almış. Jane, soyluluktan nasip almadığını kavrıyor, Tolstoy'un
yeni yaşamını altüst etmemeye karar veriyor.
Çekimler
sırasında Rusya'da geçirdiğiniz deneyimler neydi?
Bu film çekimi sırasında bir soru kafamı çok kurcaladı "bu
ülkeyi tanıyor musun?" Rusya'ya gelen kimsenin bu soruya olumlu
yanıt verebileceğini sanmıyorum. Sibirya Berberi, Rusya'da gerçekleştirdiğim
üçüncü film. 1991'de Genç Catherine adlı TV filmi için St.Petersburg'a
gelmiştim. O günlerde Rusya dünyaya yeni yeni açılmaya başlamıştı.
1992'de de HBO'nun Stalin filminin çekimi için geldim. Her ikisi
de Amerika Birleşik Devletleri yapımıydı. Ben bu insanları çok seviyorum.
Burası için de gerçekten üzülüyorum. İnsanlar politik bir çıkmaza
girmiş. Yani burada suçluluk ve acıma duymamak olası değil. Her
şey komünizmin yıkılışı, perestroika ile başladı. Her şey Rus halkının
uzun bir uykudan uyanıp dünyayı yeniden keşfetmesiyle oldu. Ayrıca
Batıda Soğuk Savaş sırasında biz de Rusya'dan korkmayı öğrendik.
Sibirya Berberi'nde paranın her tür problemi çözdüğünü görüyoruz.
Moskova'da parası olanlar ve olmayanlar arasındaki farkı bilmeden
yaşamanıza olanak yok. Ama bir batılı olarak, siz parası olanların
arasındasınız. Rus insanının ruhusun bir parçası olan karışıklık,
karmaşa,yaşamak, varolmak için adeta bir gereksinim. İnsani değer
burada ortaya çıkıyor.
Sibirya
Berberi, sizin Rusların yapımcılığını yaptığı ilk filminiz. Onların
çalışma alışkanlıklarında bir fark sezdiniz mi?
Bir ülkede çekim yaptığınızda, neresi olursa olsun, uyum sağlamanız
gerekir. Nikita, kendi ritmi ile film çekiyor. En önemli şey de
bu. Ayrıca, insanların üstündeki büyük gücü herkesi etkiliyor. Böyle
bir enerjiyle yüz yüze gelmek bir aktristi harekete geçiriyor. Onun
işine bağlılığı beni çok etkiledi. Hiç kimse işe yaramayacak bir
iş için bu kadar uzun süreli çalışmaz. İsrafa izin verilmez. Yani
insanlar iletişim için başka olanakları kullanıyor ve sonuç da son
derece olumlu.
Mikhalkov sette nasıl çalışıyordu?
Nikita, ne istediğini kesinlikle biliyor. Aynı zamanda özgür olmak
da istiyor. Bir planın ne sürede çekileceğini, nelere ihtiyacı olabileceğini
kesinlikle biliyor. Sete ancak gerekli olduğu zaman geliyor ve gereksiz
tartışmalarla zaman kaybetmiyor. Çekimlere başlamadan önce tüm soruları
yanıtlamış ve tüm sorunları çözmüş oluyor. Bir İngiliz ya da Amerikalı
Yönetmenin böyle çalıştığına pek rastlanmaz.
Onunla çok sık tartışınız mı?
Evet. O bana kişiliğimle ilgili çok şey anlattı. Ama biz daha teknik
konuları da tartıştık. Doğru tonu bulduğu anı gayet iyi biliyor.
Ama bu tiyatroda böyle olur. Üç yerine yedi hafta prova yaparsanız
otomatik olarak çok daha iyi oynarsınız. Sibirya Berberi'nin çekim
süresi olağan dışı görünebilir ama bu filmin boyutunun bir sonucu.
Nikita, sete çıkagelip hemen "motor" diyen biri değil...
Çekimler
sırasında yaşadığınız en çarpıcı an hangisiydi?
Sanırım buz tutmuş gölde olanlardı. Sihirli bir şey gibiydi. Ninji
Novgorod'da olanlar da oldukça ilginçti. Ayrıca McCracken'in motoru
ve atölyesi de öyle... Rus karakterini çarpıcı biçimde yansıtan
göl sahnesi halâ gözümün önünden gitmiyor. Nikita'nın setinde en
çarpıcı an ise çekime başladığımız an kes diye bağırması oldu. Ama
herkes hiçbir şey olmamış gibi işine devam etti. Bütün o insanlar
için panayırın gerçekleştiğini ve insanların çocuk gibi eğlendiğini
görebiliyordunuz.
Kremlinin içinde çekilen sahneyi bize anlatabilir misiniz?
Gerçekten de çok ilginçti. Kızıl Meydan'da çalıştık. Her an yanan
ünlü Kızıl Yıldızı söndürtmeyi de başardı. Araba telefonundan Boris
Yeltsin'i aradı ve "Kızıl Yıldızı söndürtebilir misiniz?"
diye sordu. Komünist Rejim sırasında o Kızıl Yıldız daha önce hiç
söndürülmemişti. Ninji Novgorodta'da çok ilginç bir şey oldu: Tam
çekim sırasında köşeye bir kedi gelip oturdu ve inatla setten ayrılmamakta
direndi. Bildiğiniz gibi genellikle insanlar çocukla ya da hayvanla
çalışmayı diş çektirmek kadar acı verici bulur ama bu çekimde hiç
de öyle olmadı. Herkes son derece mutlu görünüyordu ve bence bu
genel durumu gayet güzel anlatıyor.
|