|
Yönetmen
Kinji Fukasaku ile "Battle Royale - Ölüm Oyunu" üzerine...
Battle Royale
gençlere bir uyarı mı yoksa nasihat mı?
Kinji Fukasaku:
(Uzun bir sessizliğin ardından) Bence her iki kelime de benim motivasyonumu
aşan kelimeler. Ben bu filmi kafamda bu derece özenle belirlenmiş
hedeflerle çekmedim. Bu bir masal. Filmin içinde modern dünyada
sık sık karşılacaşabileceğiniz pek çok öğe bulunuyor. Gençlerin
işlediği suçlar, bugün Japonya'nın önünde çözülmesi gereken sorunların
başında geliyor gerçekten de.
Özellikle bu
bir uyarı mı yoksa nasihat mı diye sordu çünkü film çok güçlü bir
mesajla bitiyor: "Kaçın"
Film boyunca
anlatılan masalın sonu buydu. Sanırım bu bir mesaj olarak algılanabilir.
Bunu bir mesaj olarak algılayıp algılamamak tamamen seyircinin seçimine
kalmış.
Filmde günümüzde
yaşayan gençleri alıp, onları savaş koşullarına yerleştiriyorsunuz.
Sanırım bunlar sizin İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında
yaşadıklarıza benzer koşullar. Bu bilinçli bir tercih mi? Sizce
savaşa tanık olmuş ve onun parçası olarak yaşamış bir bireyin karakterinde
bunun kalıcı izleri olur mu?
Günümüzde
gençlerin hayatları çok farklı. Geriye dönüp 15 yaşında olduğum
zamanı düşündüğümde elbette çok acılı bir dönemi anımsıyorum. Bu
film boyunca kendime şunu sorup durdum. "Tüm o olanlar, bu
çocukların başına gelseydi ne olurdu?" Benimle, gençlerin arasında
çok büyük bir nesil farkı olduğunun farkındayım. Çekim süreci boyunca
önüne geçmeye çalıştığımız en büyük sorun bu nesil farkıydı. Hikayedeki
çocukların durumuyla, benim onların yaşındaki durumun aslında birbirine
çok benziyor. Ancak ne oyuncularım, ne de onların aileleri savaşı
görmedi.
Bize biraz
o yıllarda ne yaptığınızdan bahseder misiniz?
Durmaksızın
bombalanan bir silah fabrikasında çalışıyordum. O fabrikada çok
yakın arkadaşlarım oldu ancak tüm o bomba sağanağı başladığında
dostluk, arkadaşlık gibi kavramlar yok oluyordu. Önemi olan tek
şey hayatta kalmaktı. Hayatta kalmak için ölen arkadaşlarımızın
cesetlerinin altına saklanırdık. Bombardıman sona erdiğinde kimse
kimseyi suçlamazdı. Bombardıman sona erdiğinde ise ölen arkadaşlarımızın
cesetlerini kaldırmamız gerekirdi. Tüm o olaylar bana dostluğun
bir sınırı olduğunu gösterdi. O günlerde yaşadığım şeylerin, bugünkü
hayatımda özellikle de şiddet kavramına yaklaşımımda önemli etkisi
vardır.
Japonya'da
filminizin gösterimi pek çok tartışmaya neden oldu. Olaylar nasıl
gelişti?
Politikacılardan
birisi parlemantoda konuyu gündeme getirdi. Battle Royale'in çocuklar
için sakıncalı olabileceğini, bu nedenle filme müdahele edilmesi
gerektiğini iddia etti. Japonya'da film endüstrisinin kendi otosansür
mekanizması vardır. Ancak bu politikacılara göre, bu yeterli değildi.
Dışarıdan bir kurumun da filmleri denetmelemesi gerekiyordu. Tabii
ki söyledikleri saçmalıktan başka bir şey değildi. Bir süre tartışıp
durduk ancak bu tartışmalara hiçbir sonuca bağlanmadı.
Daha sonra
filmin kurgusunu tamamlayıp Japonya'nın dört bir yanını dolaştım.
Filmi 16-17 yaşlarında pek çok gençle birlikte seyredip, onların
fikirlerini almak istedim. Farkettim ki konuştuğum bu gençler, o
aptal politikacılardan çok daha mantıklı, çok daha olgunlardı. Politikacılar
kendi sansür mekanizmalarının filme zarar vermenin ötesinde hiçbir
işe yaramadığını anlamadılar.
Sonunda,
filmi sadece 15 yaşın üstündekilerin seyredebileceği kararı verildi.
Ben en azından karakterlerimle aynı yaştaki, yani 15 yaşındakilerinde
filmi seyredebileceğini umuyordum. Bilirsiniz bir şey ne kadar yasaklanırsa
o kadar çekici olur. Savaş boyunca Japonya'da yabancı film izlemek
yasaktı. Gençliğimde bu tarz saçma bir sansürü görmüş birisi olarak,
bu kısıtlamaya karşı sonuna kadar savaşmaya karar verdim.
Siz Pearl Harbour
olayıyla ilgili çekilmiş en önemli filmlerden birisinin olan Amerikan-Japonya
ortak yapımı "Tora! Tora! Tora!"nın yönetmenlerinden birisiydiniz.
Yeni çekilen "Pearl Harbour"u izlediniz mi?
Evet
izledim. Bana bazı kısımları eksikmiş gibi geldi. Birisi neden böyle
bir film çekmek ister, en ufak bir fikrim yok. Bu insanların savaşa
bakış açısı bana gerçekçi gelmiyor. Benim "Tora! Tora! Tora!"daki
rolüm daha çok filmin teknik yönüyle ilgiliydi. Hava saldırılarını
filme alıyordum. Senaryo üzerinde bir söz hakkım yoktu. Projeyle
ilgili pek çok şüphem vardı. Filmin benim yaşadığım savaşı anlatıp,
anlatmadığından emin değildim. Filmde hem Amerika'lı, hem de Japon
askeri görevliler ne yaptıklarını bilen kontrollü insanlar olarak
portre ediliyorlardı.
Eğer herkes
bu kadar centilmence davranmış olsaydı, olanların hiçbiri yaşanmazdı.
Tam tersine, savaşın nedeni bu insanların yanlış tavırlarıydı.
Kitano ile
çalışmak nasıl bir deneyimdi?
On
sene önce de onu bir filmimde oynatmak istemiştim ancak bir türlü
programlarımızı uyuşturamamıştık. Takeshi televizyon programları
yüzünden çok meşguldu ve 8 tam hafta boyunca vaktinin tamamını o
filme ayırmasına imkan yoktu. Sonunda başka sebeplerden de ötürü
o projeyi bıraktım ve Takeshi filmi yönetmeye karar verdi. Böylece
"Violent Cop" onun ilk yönetmenlik denemesi olmuş oldu.
O günden bu yana Takeshi ile çalışmak için fırsat kolluyordum. Sanırım
Takeshi rolü kabul etmeseydi Battle Royale'i çekmezdim.
Son derece
enerjik görünüyorsunuz. Bunu neye borçlusunuz?
Doğrusunu
söylemek gerekirse, Battle Royale son on yıldır beni heyecanlandıran
tek filmim oldu. Bu yüzden ne fiziksel ne de zihinsel zorlukları
pek önemsemedim. Yaşam enerjimin bir sırrı yok. Bu sadece istediklerinizi
yapıp, istemediklerinizi yapmamakla ilgili bir şey sanırım.
Film
hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız...
|