|
Yönetmen
Lukas Moodysson’la “Daima Lilya” Üzerine....
İsveç sinemasının
önde gelen isimlerinden Moodysson ilk iki filmi Fuckin Amal ve Together’la
ticaret ve sanat arasındaki aşılması zor boşluğu kapattı. Dünya
çapında izleyiciler ve eleştirmenler tarafından övgüye boğulan yönetmenin
ilk filmi için yönetmen Ingmar Bergman “Genç bir ustanın ilk başyapıtı”
dedi. Fakat tüm bu övgü seli Moodysson’un kendisini ileriye götürmesini
engellemedi. Moodysson, Daima Lilya’da izleyicisini 70’ler İsveç’inin
politik ve kişisel sorunlarından çok uzağa, eski Sovyetler Birliğinin
katı gerçekliğine doğru çok farklı bir yolculuğa götürüyor.
“Bu fikrin aklıma
ne zaman geldiğini söylemek çok güç. Tilsammans-Birlikte”den sonra
bildiğim tek şey bir sonraki filmimde daha derinlere inmek istediğimdi.
Aklımızda parlak fikirlerin belirdiği hayatımızdaki anları sonradan
tanımlamak çok güç. Ne zaman olduğunu biliyorum, o zaman ne tür
müzik dinlediğimi de biliyorum ama bunları kendime saklamak istiyorum.
Yine de bunlar ne zamandır aklımda depolanmışlardı bilmiyorum”.
Lilya eskiden Sovyetler
Birliği’nde bulunan isimsiz bir şehrinde yaşayan 16 yaşında bir
kız. Yaşıtlarının pek çoğu gibi (ve Fucking Amal’daki kızlar gibi)
en büyük hayali yaşadığı yerden uzaklara gitmek.
“Hikayeyle ilgili
fikir aklıma geldiği anda, hikayenin içinde geçtiği evreni biliyordum.
Hikaye hem Lilya’nın kişisel trajedisini hem de daha büyük bir politik
gerçeği içinde barındırıyordu. Sanki zaten orada olan bir hikaye
gibiydi. Bazı araştırmalara yaptım ama hikaye bana neredeyse bitmiş
bir şekilde geldi.”
Yapımcı
Lars Jönsson 3 milyon dolarlık filme bütçe sağlarken, Moodysson’da
kasting üzerinde çalıştı ve filmin iki ana karakteri için 1000’in
üzerinde çocukla görüştü. 4 aydan fazla bir süre içersinde ekip
Moskova’ya, St. Petersburg’a ve Tallin’e gitti ve sonunda Rus oyuncular
Oksana Akinshina (Lilya) ve Artiom Bogucharskij (Volodya)’da karar
kılındı.
“Yerin isimsiz
olmasına da karar vermemiştim ama ırzına geçilmiş bir toplum, çökmüş
bir imparatorluk bulmam gerektiğini biliyordum.”
Ana
karakterler Lilya ve Volodya’nın yaşadıkları mekan olarak kullanılacak
olan tasfiye edilmiş bir yerleşim bölgesi Estonya’nın dışında, Rusça
konuşulan bir bölge olan ve terkedilmiş eski Sovyet Denizaltı Üssü’nün
yakınlarında bulunan Paldiski’de bulundu. Moodysson “Burası eskiden
bir güç merkeziymiş ama şimdi boş” diyor.
“Yine de tek
bir ülkenin bu durumun yegane suçlusuymuş gibi görünmesini istemedim.
Hikaye her ne kadar karakterler üzerinde odaklansada onları çevreleyen
toplum da çok önemli. Olaylar Meksika’da da geçebilirdi çünkü orada
da zengin ve fakir arasında büyük bir fark var.”
“Her
şeyi satın alabileceğimiz bir kültürde yaşıyoruz. İnsanların iş
güçlerini yada bağırsaklarını –ya da Türkiye’den veya Hindistan’dan
bir böbrek- satın alabiliyoruz. Benim filmim işte bu dünya hakkında.
Ben fakir ülkeleri suçlamıyorum, tersine onları istismar eden zengin
ülkeleri suçluyorum. Bugün, globalleşen dünyada İsveç şirketleri
fabrikalarını fakir ülkelere taşıyıp, işçilik maliyetini neredeyse
ortadan kaldırıyorlar ve bu da zaten hiç bir şeyleri olmayan insanların
daha da mahvolmasına sebep oluyor.”
“Neden
Lilya gibi pek çoğunun buradan kurtulmayı hayal ettiğini anlamak
güç değil. Örneğin Avrupa’nın en fakir ülkesi olan Moldovya’da yaşayan
gençlerin %99’unun kendi ülkelerinde bir gelecek göremediklerinden
eminim. Hepsi gitmek istiyor. Ayrıca fahişelik yapan kadınların
toplam nüfusa oranı korkunç derecede yüksek. Bu korkunç bir gerçek,
ama Moldovya’nın suçu değil. Bu hem kapitalist, hem de komunist
bir ırza geçme. Bir filmi yapmanızı sağlayan şey politik bir seçimse,
bu anlamda benim filmin politik bir bildiri.”
Plan, karakterler
ve diyaloglar Moodysson filmlerinin anahtarı. O kendi öykülerini
yöneten bir yazar ve Fucking Amal ve Together’da gerçekçi ve keskin
diyalogları öne çıkıyor. Fakat Daima Lilya’da bütün diyaloglar Rusça!
“Kendinizi
zorlamanız gerek, aynı futbolda olduğu gibi. Eğer rakibiniz şampiyon
takımsa daha iyi oynarsınız.” Peki ama aynı dili konuşmadığı oyuncularla
çalışmayı nasıl başardı? “Kastingde çok dikkatli olmanız ve çok
iyi oyuncular seçmeniz gerekli. Bir kere onları bulduktan sonra
onlara sonsuz inanç duymam gerek, onların da bana. Bundan sonra
herşey çok temel. Sadece çocuklar için değil bütün çekimler için
çok huzurlu ve rahat bir atmosfer oluşturmanız gerekli. Yani korkmadan
denemeli ve hata yapabilmeliler. Bu çok önemli. Bundan sonrası sezgilere
kalıyor. Elbette her şeyi kontrol altında tutuyorum ama küçük ayrıntılara
dokunmuyorum. Dinlediğiniz zaman doğru mu yanlış mı anlayabiliyorsunuz.
Ayrıca çevirmenlerim de var. Bunlardan biri de Alexandra Dahlstrom
(Fuckin Amal’da Elin’i canlandıran genç oyuncu). Benim için etrafımda
tanıdığım insanların olması çok önemli ve bu yüzden hep aynı görüntü
yönetmeni, aynı yönetmen yardımcısıyla, kurgucu ve yapımcıyla çalışıyorum.
Yapımcı Lars Jönsson
Moodysson’un bütün filmlerinin yapımcılığını üstlenmiş ve onun için
o kadar önemli bir hale gelmiş ki, Moodysson o olmadan bir film
yapmayı düşünemiyor bile.
“Tanıştığınız
için çok şanslı olduğunuz ve hayatınızda büyük etkileri olacak insanlar
vardır. Bu insanlar bir kere hayatınıza girdikten sonra onların
fikirlerine sizinkine ters olsalar bile güvenmek zorunda kalırsınız.
Lars benim ne olursa olsun güvendiğim bir kaç kişiden biri. Onunla
çok atışıyoruz. Beni tam olarak denetleyebilicek kadar eleştirisel
olabiliyor. Bu inanılmaz bir şey, bana sonsuz özgürlük sağlıyor
ama aynı zamanda dürüst olduğunu da biliyorum ki bu benim için çok
önemli. Yaratıcılığıma çok katkısı var.”
Moodysson’un Together’ın
başarısından sonra Amerika’dan bazı teklifler aldığı sır değil ama
henüz hiç birini kabul etmiş değil.
“Hiç bir zaman
oraya geçmek gibi bir hırsım olmadı ama bu günün birinde Amerika’da
bir film yapmayacağım demek değil. Orada da çok ilginç fikirler
var. İngilizce bir film yapmak isterdim ama gelen konular ilgi çekici
değildi. Ben sinemaya aşığım ve acı olan sinema endüstrisinde en
gelişmiş ülke artık sinemayla ilgilenmiyor, sadece parayla ilgileniyor.
Kendilerini dünyanın merkezinde görüyorlar ama öyle değiller. Sanki
bu tek başına yeterli bir hedefmişcesine bütün yönetmenlerin bir
gün Hollywood’a gelmeyi hayal ettiğine dair yanlış bir inanışları
var. Bu nasıl bir kibir?! Yine de eğer oraya gidecek olursam benim
için kilit noktadaki insanları da beraberimde götürürüm. Ben ekip
çalışmasından yanayım ve Amerika’ya gitmem ekibimden vazgeçmem anlamına
geliyorsa Avrupalı bir yönetmen olarak bunu yapmak isteyeceğimi
sanmıyorum.”
“Ben
hep eskiden kimseniz hala o olduğunuza inanırım. Herkez bir zamanlar
çocuktu ve bir çocuk bakış açısına sahipti. Onlar en güçsüzlerimiz
ve hiyerarşide en alt noktadalar. Onlarla ve onların bakış açılarıyla
özdeşleşebiliyorum. Bu filmimde önceki filmlerimdekilerin devamı
niteliğinde olan öğeler var. Filmleri birbirlerinden farklı parçalar
gibi değil de, onları ben yazdığım ve onlarla birlikte geliştiğim
için bir sürecin parçalarıymış gibi görüyorum. Tek bir filmde bitiremeyeceğiniz
meseleler var ve ben bu yüzden bir filmin sonrakiyle harmanlandığını
düşünüyorum”
Daima Lilya’da
olan ve Fucking Amal’ın kilit sahnesi olan otoyolun üzerindeki köprü
gibi mekanlar ve olaylar tekrarlanıyor.
“Evet köprünün
benim için özel bir anlamı var ama nedenini anlatmak güç. Fakat
sonraki filmimde tekrar karşınıza çıkacağını biliyorum. Bunun pek
çok açıklaması olabilir fakat bunlardan en muhtemeli bir köprünün
yakınlarında büyümüş olmam. Geceleri evden sıvışır ve o köprünün
üzerinde buluşurduk.”
“Bir
şeyin neden işe yaradığını söylemek zor. Kurgucum ve ben bir sürü
şey dinledik ve bazıları da işe yaradı. Neredeyse Metafiziksel bir
durum: bir sahnenin ona mükemmel olarak uyan bir parçayla aynı uzunlunkta
çıkması harika. Seçtiğim her müzik bizim zamanımız hakkında bir
şeyler anlatıyor. Bu insanların yaşadıkları mekanlarda öyle –klasik
müzik bile sahnelerdeki insancıllığı ve duyguları taşıyor. Müziğin
her şey, daha üst bir seviyeye, evrensel bir seviyeye yükseltmesi
beni büyülüyor. Müziği çok sevsem de, belirli bir sahnede hangi
müziği kullanmak istediğime dair kesin bir fikre sahip olmak tehlikeli
çünkü herşey ters düşebiliyor bu isteğe. Bu film için çekimleri
yaptığımız yerlerde popüler olan müzikleri tercih ettim. Rammstein
da bunlardan biri. O ve Prodigy gibi grupların isimlerini duvarlarda
görebilirsiniz. Orada bulabileceğiniz enerji, güç ve yıkıcılığa
dair – hem iyi hem de kötü anlamda çok şey anlatıyorlar.”
|