|
Moritz
Bleibtreu ile aşk, hayat ve sinema üzerine...
“Temmuz’da” ilk görüşte aşk üzerine bir film. Moritz Bleibtreu ilk
görüşte aşık olup ardından yuva kuracak bir erkek mi?
“Temmuz’da”
ilk görüşte doğru aşkı bulmak üzerine bir film ancak ben ilk görüşte
aşka inanmıyorum. Bir kadını ilk seferde en fazla güzel bulabilirim.
Ancak aşık olmak başka bir şey. Aşk için bir bakıştan çok daha fazlası
gerekli. Evlilik şu anda önceliklerimden birisi değil. Evlilik ve
çocuklar iki kişinin ortak isteği ile gerçekleşebilir. Bu yüzden
arayış içinde değilim, hayatı oluruna bıraktım.
Almanya’da
oldukça sevilen bir oyuncusunuz. “Koş Lola Koş”tan bu yana Amerika’da
da hayranlarını gün be gün artmakta bize Amerika maceranızı anlatabilir
misiniz?
Amerika’ya
oyunculuk eğitimi için gittiğimde 19 yaşımdaydım. Oyunculuk eğitimi
verilen programların çoğu benim karşılayamacağım kadar pahalıydı.
Eğitim programlarının fiyatları yüzünden epeyce tartışma yaşadım
ve sonuçta güvendiğim bazı oyunculara bana oyunculuk dersi verip
vermeceklerini sormaya karar verdim. Oyunculuk mesleği ahçılık gibi
değil, ne yapmanız nasıl olmanız gerektiğini herhangi birisinden
öğrenemezsiniz. Karşınızdaki kişi kadar, aranızda kurulacak ilişki
de bir o kadar önemli.
Son
bir kaç filmim ardından Almanya’da, Amerika’daki başarım konuşulup
durdu. İşin doğrusu ben bu “Amerika’da başarılı” olma konusunda
pek de emin değildim. Ancak buraya geldiğimde gördüm ki artık Amerika’da
da kim olduğumla ilgilenen ve beni takip eden bir kitle var. Tüm
bunlar “Koş Lola Koş” sayesinde oldu.
Röportajlar
sırasında İngilizcemin son derece düzgün olduğu, Hollywood’da bir
kariyer düşünüp düşünmediğim sorulup durdu. İngilizceyi her ne kadar
akıcı kullansam da sanırım hiçbir zaman Amerika’da yaşyan tipik
bir Amerika’lıyı oynama şansım olmayacak. Bu da demek oluyor ki
şu parlak “Brad Pitt” rollerini asla oynayamayacağım. Açıkçası bu
düşünce beni üzmüyor. Üç dört ayda bir Amerika’ya gelip, ilginç
bir kaç projede yer alma fikri de son derece cazip. Yine de kariyerimin
Almanya eksenli olacağını tahmin ediyorum.
Geçtiğimiz
yıl rol aldığınız sansasyonel yapım “Das Experiment - Deney”in Almanya’nın
yakın tarihi ve Nazizm üzerine derin altmetinler içerdiği düşünülüyor.
Sizin yakın tarihinize bakışınız nedir?
Ben
kendi adıma, Almanya’dan bu tarz filmler çıktığı için son derece
mutluyum. Bu filmlerin bazı insanlara, Almanya’nın 50 yıl önce yaşanan
korkunç olaylardan ders alıp, değiştiğini anlatabileceğini umut
ediyorum. Yaşananların etkisi bugün bile tüm şiddeti ile hissediliyor.
Bu sırtımızda taşıdığımız ve dünyanın neresine gidersek gidelim
bizimle gelecek olan bir yük gibi. Bu sorunla başa çıkmanın sanırım
tek yolu onunla yüzleşmek. “Deney” gibi filmler yapmak ve tüm dünyaya
benim jenerasyonumdaki insanların olaylara ne açıdan baktığını göstermek
çok önemli bir adım.
Bizim
anne babalarımız bu sorunu görmezden gelerek çözmeye çalıştılar.
Çünkü onların anne babaları yaşananlara ya birinci dereceden tanıktılar
ya da yaşananların bir parçasıydılar. Bu yüzden ilk oluşan tepki
gerçeği reddetmek, görmezden gelmekti. Benim düşünceme göre, benim
kuşağım bu soruna daha sağlıklı bir tavırla yaklaşıyor ve şunu demek
istiyor: “Evet, bu hayatlarımızı etkileyen bir sorun ve bunun üstesinden
gelmeliyiz. Tüm dünyaya bu ülkenin artık farlı bir Almanya olduğunu
ve hatalarından ders aldığını göstermeliyiz.” İşte tam da bu yüzden
filmler bu sorunun üstesinden gelmek için son derece yerinde araçlar.
Film
hakkında bilgi için tıklayın...
|