|
Sibirya
Berberi adlı proje uzun süredir aklınızdaymış, yıllar onu nasıl
geliştirdi?
Temelde bir değişiklik olmadı. Daha özlü bir hale geldi, gelişti.
Başlangıçta 600 sayfalık uzun bir roman gibiydi. Yirmi yıl içinde
tüm karakterlerin evrim geçirdiği gerçek ve romantik bir konu. Sonra
çeşitli değişikliklerle öykü epey farklı hale geldi.
Çekimlere nasıl hazırlandınız?
Senaryoyla birlikte her sahnedeki tüm karakterlerle ilgili notlar
da yazdım. Bu notlarda sahnenin neleri kapsadığı, çekim planları,
atmosfer, kostümler, ışık hatta olabilecek hatalar bile vardı. Bu
notlarda sanatsal kararlarla ilgili tüm soruların yanıtını bulabilirsiniz.
Bana hiç kaç figürana gerek var ? Ya da ne giyecekler? diye sormadılar.
Çok aşırı çalışma isteyen bir işti ama sonunda çok işe yaradı. Ekip
üyelerine İngilizce ve Fransızca olarak dağıtıldı Herkeste o dosyanın
bir kopyası vardı.
Bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz en büyük film bu mu oldu?
Şey, ne kadar büyük olduğunu kavramak benim için oldukça zor. Ayrıca
ben asla projenin boyutundan aşırı bir biçimde etkilenmedim. Sibirya
Berberi, Avrupa'da gerçekleştirilmiş en büyük filmlerden biridir.
Filmi etkisi ve kendine özgü çekiciliği nedeniyle keyifli buldum.
Bu film bize böylesi büyük bir projeyle özgür biçimde ilgilenme
fırsatı verdi.
Daha
önce ki çalışmanızda Chekov'a gönderme yapmıştınız; burada da kahramanınızın
adı Tolstoy. Neden bu ismi seçtiniz?
Tolstoy'un yazarla uzaktan yakından bir ilgisinin olup olmadığının
sorulmasını istedim. Ama yok. Tolstoy'un çok tanınan biri olduğunu
bilmeniz gerekir .Ama filmde ki karakter oldukça yoksul ve annesi
de son derece gösterişsiz. Jane, ona yazarla bir ilgisi olup olmadığını
sorduğu zaman, tepkisinden çocukluğundan bu yana aşağılık kompleksi
içinde olduğunu kolayca görebilirsiniz. Çok genç biri ve Leon Tolstoy'la
bir ilgisi olmasını çok istiyor. Bu soru ona çok sorulmuş ve bundan
çok rahatsız olmuş. Bu kişiliğin ortaya çıkması açısından çok önemli.
Karakterinin bir yanını ortaya çıkarıyor. Çok sıradan bir çevrede
doğmuş bir aristokratın oğlu olma ve dünyanın tanıdığı bir romancıyla
yakınlığının olması fikrinden çok hoşlanıyor.
General rolü size daha çok uyardı. General Radlov yerine neden
III. Alexander'ı oynadınız?
Önceleri aklımda General Radlov rolü vardı. Ama aynı zamanda hem
yönetmek hem oynamak çok zor olacaktı. Üstelik Radlov rolü gerçekten
önemliydi. Burnt by the Sun (Güneş Yanığı) adlı filmde Albay Serguei
Petrovich Kotov rolünü oynayarak o zevki tatmıştım. Çünkü kızım
Nadia da projenin içindeydi ve filmin çok küçük bir bütçesi vardı.
Bu kez benim için böyle bir riske girmek söz konusu bile olamazdı.
Bu nedenle küçük bir rol oynamaya karar verdim.
Herkese yukardan baktığınızda bazen gerçek Çar III. Alexander
gibi hissettiğiniz oldu mu?
Bir bakıma yönetmen daima bir generaldir. Yönetiminiz altında 5
ya da 120 kişi olduğunda, herkes kendi görevini yapar. İşin kalitesi
ve sonucu yönetmenin sorumluluğu altındadır. Elbette ben de omuzlarımda
büyük bir yük ve sorumluluk duygusu hissettim. General gibi davranmak
benim görevimdi.
Oyuncularla
çok yakın bir çalışma içindeydiniz. Sette onlarla çok fazla konuştunuz.
Onlara ne diyordunuz?
Provalara bayılırım, fakat sonra süratle çekime geçerim. Özellikle
Sibirya Berberi gibi projelerde metni aynı gün okuyup sete gelen
olduğunda bu durumdan nefret ederim. Julia Ormond'la çok fazla prova
yaptık. Sonunda o fevkalade bir rol arkadaşına ve çok hoş bir genç
kadına dönüştü.
Rusya, tarihinin en büyük krizlerinden birini yaşarken siz Çar
Dönemini anlatan Sibirya Berberini çekmeye karar verdiniz. Neden?
Rusya, III. Alexander döneminde dengeli yaşadı ve ekonomik yönden
büyüme gösterdi. Savaş yoktu. Ruble son derece güçlü bir paraydı.
Mısır üretimi yüksekti ve Rusya özellikle de Ukrayna, Avrupa'nın
tahıl ambarı olmuştu. III. Alexander, Büyük Pedro gibi dâhi ya da
maceraperest değildi. O sakin bir hükümdardı. Güçlü kişiliğiyle
kararlarını eyleme dönüştürürdü. Yani bu Çarlığın şaşalı dönemi
değildi. Rusya değişiyor ve insan, bir gün benim filmimde gösterilen
değerlerin yeniden geçerli olmasını umuyor. Yirmi yıl önce çektiğim
filmler nostaljikti. Çünkü bir gün her şeyin değişeceğini ummanız
mümkün değildi.
Rus Edebiyatında hangi türleri tercih ediyorsunuz?
Romantik edebiyatı. Puşkin zamanının en büyük yazarıydı. Aynı zamanda
da en büyük romantik Rus yazarı. Ayrıca en sevdiğim şairdir. Aynı
dönemden Gogol'ü severim. Onun çalışmalarında da bir nebze olsun
romantizm vardır. Elbette Çekov'u da severim.
Yapımcı
Michel Seydoux ile yaptığınız işbirliği nasıl bir sonuç doğurdu?
Michel, bana batıyla nasıl iletişim kuracağımı öğretti. Biz ilk
kez Dark Eyes-Siyah Gözler sırasında bağlantı kurmuştuk. İşte o
zaman ben, biz Rusların batıyla iletişim kurma ve anlaşma hususunda
ne kadar yetersiz olduğumuzu anladım. Sovyet vatandaşı için batıya
gidebilmek başlı başına büyük bir fırsattı. O zamanlar çok şey öğrendim.
Ayrıca yapım yardımcılığı konusuna daha fazla özen göstermeye başladım.
Kararlılığın sanatsal düzeyden daha çok işe yaradığını fark ettim.
Hollywood'da kalmam için bana bir sözleşme önerildi ama hoşuma gitmedi.
Çünkü yalnızca sözleşme imzalamakla ilgiliydi. Michel, filmlerimin
yapımcısı olarak kalmak istediğimi anladı. Bu nedenle onunla gayet
iyi bir iş ilişkisi kurabildim Ayrıca onda müthiş bir espri anlayışı
var.
Filmin çekimi sırasında sizi uğraştıran en büyük zorluk neydi?
Çok tuhaf gelebilir ama en çok hava koşulları ile mücadele etmek
zorunda kaldık. Çünkü Şubatın ortasında Moskova'da ısı birden 13
dereceye kadar çıktı. Buz tutmuş gölün üstünde bir panayır seti
kurmuştuk. Buz erimeye ve incecik bir tabakaya dönüşmeye başladı.
Gerçekten çok tehlikeliydi. Hemen bir çözüm bulmamız gerekiyordu.
Ayrıca başka sorunlar da çıkmıştı. Benim hayatımda hiçbir şey basit
olmamıştır. Her zaman bir şeyler enerjimden bir parça alıp götürmüştür
ama Tanrıya şükür, beyaz perdede siz harcanan gayreti görmüyorsunuz.
Sette
dil sorununu nasıl çözdünüz?
En doğal yöntemle. Amerikalılar kendi aralarında ve Ruslarla İngilizce
konuştular. Yöneticiler onlara İngilizce yanıt verdiler. Kendi aralarında
ise Rusça konuştular. Filmin %70 i İngilizce, %30 u Rusça.
Bu maceranın sonucundan hiç kaygı duydunuz mu?
Bakın, bir dağcı Everest gibi bir dağ görüp tırmanmak zorunda kalırsa,
önce bunun imkansızlığını düşünür. Ama tırmanmaya başladığında yalnızca
tek bir şey vardır aklında: Başarmak. Adım adım, yavaşça dağa tırmanır.
Her adımda zorluklarla tanışır. Sonunda yüksekliğini unutur ve başladığı
işi bitirir. Benim için de aynı şey oldu. Parasal konularda, çekimde...
sonra filmin basımı sırasında. Adım adım, her gün sorunları çözerek
sona ulaştım.
|