|
Tom
Tykwer
Franka
Potente ve Moritz Bleibtreu Alman sinemasının yeni yüzlerinden ...
Moritz Bleibtreu " Knock' on Heaven's Door"daki Abdul
rolüyle herkesin kahramanı oldu. Franka Potente ise "It's a
Jungle out here" isimli komedide iyi kızların belki cennete
gidebileceklerini ama kötü olanların kesinlikle yaşamlarının ortasında
kendilerine düşen görevi yerine getirdiklerini kanıtladı. Yönetmen
Tom Tykwer "Winter Sleepers" isimli romantik polisiyeden
sonra hızlı ve kalıp dışı bir filmle herkesi heyecanlandırıyor.
Aşk,
ölüm ve yaşam temalarının etrafında dönen film, Heino Ferch, Herbert
Knaup, Joachim Krol ve Nina Petri gibi Alman sinemasının usta oyuncularıyla
birlikte başarılı yeni oyunculardan Potente ile Bleibtreu'yu da
bu filmde biraraya getirmiş.
Run
Lola Run'un orjinal fikri nasıl doğdu ?
Ben
her zaman bir görüntü ile işe başlarım. Kafamda bir imge vardır.
Ve bunu hareketlendiremeyi isteyerek başlarım ve filmi yaptıktan
sonra bu durumun dışına çıkarım. "Run Lola Run"da, bir
kadının ( medium close up kamera açısında ) koşmasıydı. Bence film
yapanlar dinamik bir fim yapmayı çok istiyorlar. Bu yüzden de aksiyon
filmleri çok popüler çünkü bu filmlerde hızı duygusuyla karşılaşıyorsunuz
... Bu filmde de dinamizm ve patlayıcı şeyler var. Ayrıca film duygular
da taşıyor... Koşan insan yanına tüm patlayıcıları , dinamikleri
ve duyguları alıyor. İnsan bir yerden bir yere doğru harekete geçtiğinde,
o zaman zarfında yaşadığı ümitsizliği ya da mutluluğu ifade etmektedir.
Ben "Run Lola Run" ile seyircileri yakalamayı, onları
filme doğru çekmeyi ve onların atlıkarınca gibi bir döngü yaşamalarını
istedim. Ben hızın süslenmemiş zevkini ve onun getirdiği şansı filmde
vermek istedim. Filmin sonunda vahşi sonucu kovalıyorsunuz...
Deadly
Maria", "Winter Sleepers" ve "Run Lola Run".
Son filminiz "Run Lola Run"ın diğer filmlerinizle ne gibi
bir ilişkisi var ?
Benim
üç filmim de oldukça farklı... Fakat hepsinde kendimi tanımaya devam
ediyorum... Bazı elementlerin su yüzüne çıkması benim ilgimi çekiyor.
Mesela zamanın ve onun manipüle edilişi ... Dramatik zaman yaratılmasındaki
prensipler bence film yapımının en ilginç yönlerinden biri ... 20
dakikada ya da 20 yılda ne olacağı konusunda bağlantı kurabilir
ve tahminler de bulunabilir. "Run Lola Run" benim için
devam eden bir yolculuk gibi... Biz filmde izleyicilere Lola'nın
bir çok seçeneği olduğunu gösteriyoruz. Bu sadece 20 dakika ile
sınırlı değil... İzleyiciler zaman sınırını duygusal anlamda aşıyorlar
ve film ilerledikçe Lola'ya sempati duymaya başlıyorlar.
"Run
Lola Run" görsel olarak nasıl tasarlandı ?
Filmin
storyboard'u en ince ayrınıtısına kadar tasarlandı. Çünkü biri sürü
detayı içinde bulunduruyordu. Hangi sahnede hangi kişi tam olarak
nerede olmalı gibi sorunlar vardı. Kamera filmde neyin önemli olduğunu
nasıl göstermeliydi ? Ve en başta biz belirli bir zaman aralığınıda-aynı
gün içerisinde-bir öykü anlatmak zorundaydık. Bu şu demek oluyor
havanın ve ışığın birbirinin aynı olması demek ... Bizi en fazla
çılğına döndüren durum ise, çekimler boyunca saatlerin ilerlemesiydi
- bazı sahnelerde saat 12'ye 6 kalırsa ne olur ? 12'ye 7 kalırsa
ne olur tartışmasıyla geçti. Peki ya 12'ye 5 kalırsa ? Filmdeki
devamlılık için insanlar çok çalıştı. Görsel fikrin hazırlık aşamasında
bu çok önemliydi. Çünkü senaryoda çok fazla teknik detay vardı.
"Run
Lola Run"da müziğin önemli bir rolü var. İki müzisyenle birlikte
çalıştınız ?
"Winter
Slepppers"filminde olduğu gibi, "Run Lola Run"ın
müzikleri için Johnny Klimek ve Reinhold Heil ile çalıştım. Birisinin
benim filmim için müzik yapma fikri olması sanki bir kabus. Yanlış
müzik seçimiyle her şey tamamiyle değişebilir. Müzik filmi çok iyi
hale getirir, bazen de iyi olan filmi kötüye de çevirir. Çünkü müzik
her şeyi yoğunlaştırır. Şunu anlatmak istiyorum "Once Upon
a Time in the West"I müziksiz düşünün. Müzik ve görüntü filmde
eşittir. Bence yazmanın ve kurgu amacıyla kesmenin müzikal anlamda
görevleri o kadar aşikar ki, filmin soundtrack'ına gözüm gibi bakmak
zorundayım. Biz filmdeki tekno müzikte bir standard olmasını istemedik.
"Run Lola Run" soundtrack'ında kayıtlar ilk olarak pop
kaydı olarak yapıldı. Bu gerçek anlamda bir dans kaydıydı...
Filmi
kurarken, karşılaştığımız en büyük mücadele neydi ?
Montaj
aşamasında en önemli şey, zamanlamaydı. Çünkü film hızlı çekimlerden
oluşuyor. Seyircilere zaman verip , onların izlediklerini anlamaları
için zaman verilmeli ... Yaratıcılık üzerine konuşursak, benim için
en büyük fırsat aksiyonları bölen zaman içindeki sıçralamalar değildi.
Geçişlerin birbirini içine geçişini sağlamaktı.
Böylece
izleyiciler bir sahneden diğerine geçerken duygusal anlamda bağlılıklarını
bozmamaktı. "Lola" ve "Manni"nin sekansları
35mm olarak çekildi. Diğer çekimlerde sentetik ve suni dünyayı anlatmak
için video kullanıldı. Lola ve Manni'nin dünyalarının tıpkı filmlerde
olduğu gibi mücizeler oluyor. Filmin görüntüsü doğru diğeri ise(
video görüntüleri) yanlıştı. Lola video görüntülerine doğru koşarken
artık izlenen filmdir ... Filmdeki her bir düzeyin kendine ait bir
bakışı var.
Öyleyse
"Run Lola Run" yeni tip bir film ?
Sadece
dışsal olarak öyle... Hikayenin anlatım yolunu değiştiremezsiniz.
Klasik dram prensiplerine göre, bunun da fonksiyonları var. Ama
"Run Lola Run" için durum biraz farklı ... Film boyunca
büyük ve tutkulu aşkın yanısıra aksiyonun prensiplerini ve misyonunu
görüyorsunuz.
Berlin'le
sıkı bağlarınız olmasına karşın,"Run Lola Run" uluslararası
gişesi de oldu ?
"Run
Lola Run"daki hikaye oldukça basit. 100.000 markı bulabilmek
için 20. dakikanız var. Şehir boyunca koşup gerçek aşkınızı düştüğü
zor durumdan kurtarmak zorundasınız. Filmin başlangıcındaki mesaj
bundan da belirgin olamazdı. Tema ve içeriğiniz uluslararası ise,
bir kadının tutkusu, keskin kurallarla çizilmiş uygulamaları dize
getirebilir. Aşk dağların yerini değiştirebilir... Aksiyonun üstünde
ve altında, filmin genel itici gücü aşk... Bu başka bir yerde çekmek
isteseydim, filmin seti Pekin, Helsinki ya da New York'ta olabilirdi.
Sadece değişiklik dekor da olurdu.. Duygusal düzlemde bir değişiklik
olmazdı. Bence herkes, kendisini Lola'yla özdeşleştirebilir.
Alman
sinemasında şu anda yaşanan heyecan uluslararası Başarılarlardan
nasıl etkiyenecek ?
İngiliz
sinemasını kendini artistik ve ticari güçlenmesi çok yıl aldı, onların
dil avantajı da vardı. Artık bizim de uluslararası arenada başarı
şansımız var. Biz de onlüron yaptıklarının bir çoğunu yapmak zorundayız.
Eğer bu olursa Alman sineması için bu durum farklı bir yere gelecek.
Pazarı düşündüğümüzde daha sık mücadele etmeliyiz. Bir kenar da
oturup endişelenmemeli. Kendimize güvenimizin gelmesi için yeni
filmler önermeliyiz. Her şeyi riske ederek, filmin içerikleri ilginç
olmalı ve seyircide büyük etki yaratmalı.
Tom Tykwer eğer Hollywood'tan teklif alırsa ne olur ?
Bir
teklif geldi ! Ama yeteri kadar ilginç değildi ! Ben filmlerimi
materyal el verdiği sürece ve nerede iyi realize edeceğimi karar
verdikten, sonra çekmeyi tercih ediyorum. Evet Hollywood'ta film
çekme seçeneğim var. Fakat bir sonraki filmim için Wuppertal etkileyici
bir mekan.
|