|
11' 09'' 01
Samira Makhmalbaf
- İRAN
Genç
yönetmen Samira Makhmalbaf, varlığından haberdar olmadıkları bir şehirde
yaşananlar yüzünden, yerinden yurdundan olan Afgan çocuklarının hikayesini
anlatıyor. 11 Eylül
olaylarının hemen ardından Amerika, saldırılardan sorumlu tuttuğu Afganistan'ı
vurmaya hazırlanmaktadır. Genç bir öğretmen, İran sınırındaki Afgan mülteci
kamplarından birinde, öğrencilerinden yaşanan olaylar için 1 dakikalık
saygı duruşunda bulunmalarını ister. Ancak öğrencileri, ne karşı karşıya
kaldıkları tehlikenin boyutlarından, ne de bir gökdelen denen şeyin ne
olduğundan haberdardır.
Claude Lelouch - FRANSA
Fransız
sinemasının dev yönetmeni Claude Lelouch tüm dünyayı sarsan 11 Eylül olayları
üzerine, kişisel bir film yapmış. Film,
İkiz Kuleler'de turist rehberi olan Amerikan sevgilisiyle, New York'ta
yaşayan sağır ve dilsiz bir Fransız kadının bakış açısından anlatılıyor.
Lelouch, filmin eksenini bitmek üzere olan bir aşk hikayesi üzerine kurarken,
11 Eylül sabahı New York'ta yaşananları mutlak sessizlikle yansıtmayı
seçmiş.
Yusuf Şahin - MISIR
Mısırlı yönetmen Yusuf
Şahin, doğu ve batı medeniyetleri arasındaki savaş üzerine güçlü bir beyin
fırtınasına soyunuyor.
Yönetmen Yusuf Şahin
11 Eylül olaylarının olduğu tarihte film çekimlerindedir. Olaylar karşısında
çok sarsılan yönetmen 1983'te Beyrut'ta bir saldırıda öldürülen Amerikan
askerinin hayaletiyle karşılaşır. Daha sonra Filistin'de, karşılaştığı
Amerikan askeri ile aynı yaşta ölmüş, bir intihar komandosunun ailesini
ziyaret eder. Ailesi, oğullarıyla gurur duymaktadır. Savaş, bir kan davasına
dönüşmüştür.
Danis Tanovic- BOSNA
HERSEK
Danis Tanovic, kaybın,
acının ve yıkımın sadece New York'ta yaşanmadığını anımsatan etkileyici
bir çalışmaya imza atıyor.
Dünyanın
bir başka yerinde yaşanan acı, kendi acınızın önüne geçebilir mi? 11 Eylül
2001'e derin bir acı ile başlayan sadece New York'lular değildi. 11 Temmuz
1995'te Serebneica'da yaşanan korkunç olaylarda yakınlarını kaybeden çok
sayıda Bosna'lı, her ayın 11'inde bu acı olayı anarlar. 11 Eylül 2001
sabahı New York'ta olanlar, Serebrenica'da ki bu ritüeli gölgelemek üzeredir.
Idrissa Oudregga -
BURKİNA FASO
Burkino
Faso'lu yönetmen, Afrika'nın yoksul ve sert atmosferi içinden insanı şaşırtacak
kadar keyifli ve seyredeğer filmle karşımıza çıkıyor. 11
Eylül, Amerikan tarihinin en kanlı terör eylemi olarak tarihe geçmiştir.
Amerikan hükümeti, dünyanın dört bir yanında, olaydan sorumlu tuttuğu
Usama Bin Ladin'i aramaktadır. Hasta annesine ilaç almaktan başka bir
düşüncesi olmayan bir genç ve arkadaşları, Bin-Ladin'i ülkelerinde görünce
şok geçirirler. Amerika, Bin-Ladin'i yakalayana 25.000$ vereceğini açıklamıştır.
Bin-Ladin, bir anda gençlerin geleceğe dönük en büyük ümitleri haline
gelir.
Ken Loach - İNGİLTERE
Ken Loach, Venedik Film
Festivali'nde, En İyi Kısa Film ödülü kazanan filminde, Amerika'nın başka
bir 11 Eylül'deki kanlı rolünü sorguluyor.
Tarih
11 Eylül 1973, halkın büyük çoğunluğunun desteğini alarak iktidara gelen
Allende hükümeti, Pinochet'in yönetimindeki bir askeri darbe ile devrilir.
Allende kimilerine göre intihar ederek, ancak daha büyük olasılıkla bir
CIA ajanı tarafından tek kurşunla öldürülür. Şili'de demokrasi büyük kayıp
verir, 180.000 kişi kaybolur, onbinlercesi işkenceye uğrar. Ülke yıllarca
Pinochet'inin diktatörlüğüyle yönetilir. Loach 'rüzgar eken, fırtına biçer'
atasözünü anımsatan bir tavırla 11 Eylül 2001'den 18 sene önce Şili'de
yaşanan olaylardaki Amerika faktörüne dikkatimizi çekiyor.
Alejandro Gonzalez
Inarritu - MEKSİKA
"Paramparça Aşklar
ve Köpekler"in genç yönetmeni, bir kez daha dehasını konuşturuyor
ve İkiz kulelerden kendini aşağı bırakan insanların görüntüsü eşiğinde
soruyor: "Tanrının ışığı bize yol mu gösteriyor, yoksa kör mü ediyor?"
Genç yönetmen Alejandro Gonzalez'in, 11 dakikalık kısa film çalışması
kelimenin tam anlamıyla sarsıcı bir yapım. Gonzalez seyircisini, tedirgin
edici bir ses bandı ve karanlık bir ekranla başbaşa bırakıyor. Birer flaş
patlaması gibi görünüp kaybolan, kulelerden düşen insanların görüntüleri,
11 Eylül ile olaylarını televizyonlardan binlerce kez izlemiş kişiler
için bile şok edici imgelere dönüşüyor.
Amos Gitai - İSRAİL
İsrail'li
yönetmen, terör eylemlerinin hemen her gün yaşandığı bir ülkeden, medyanın
olaylara yaklaşımına, ilginç bir bakış açısı getiriyor. Amos Gitai, ustası
olduğu plan-sekans yöntemiyle ülkesi ve terör gerçeği üzerine etkileyici
bir hikaye anlatıyor. İsrail'de yaşayanlar hemen her gün terör eylemleriyle
iç içe yaşarlar. Magazin içerikli bir televizyon programı sunucusu ekibiyle
birlikte tesadüfen bir terör olayına tanıklık eder. Ekip anında canlı
yayına geçer. Sunucu bir süre sonra, içinde bulundukları korkunç durumun
yayınlanmadığını farkeder. New York'ta daha korkunç bir olay olmuştur.
Mira Nair - HİNDİSTAN
Ünlü Hint yönetmen filminde,
11 Eylül'den itibaren batı toplumunu kasıp kavuran İslam-Fobisi üzerine
yoğunlaşmayı tercih ediyor. Mira Nair 11 Eylül'ün, toplumların birbirine
bakış açıları ve dinler arası hoşgörüyü yıkan yanını göz önüne seriyor.
New
York'ta yaşayan Pakistan asıllı, müslüman bir Amerikan ailesi 11 Eylül
olaylarının ardından yoğun olarak ayrımcılığa maruz kalırlar. Aile bir
oğlunu, 11 Eylül olayları sırasında kaybetse de, toplumun onlara bakış
açıları değişmez. Hatta her şey tahmin edilenin aksi istikametde gelişir.
Sırf müslüman olduğu için saldırıda ölen oğullarına şüphe ile bakılır.
Nair kahramanlık ve hainlik gibi kavramların bile dinlere göre dağıtıldığı
yeni bir dünya düzeninden bahsediyor.
Sean Penn - A.B.D.
11 Eylül'le ilgili, 11
filmden oluşan bu toplamanın içinde, belki de Amerikan politikasına karşı
en sert, en muhalif çıkış yine bir Amerikan sanatçısından, Sean Penn geliyor.
Yaşlı
adamın evinde herşey gölgede, herşey karanlıktadır. Yaşlı adam köhne evinin
içinde, olmayan karısıyla, açmayan çicekleriyle, eski güzel günleri sayıklamaktadır.
Yaşlı adamın hastalıklı yaşamı, içine ışık sızmayan evinde sürüp gitmektedir,
ta ki o mucizevi olay olup evin için güneşle doluncaya kadar. Sean Penn,
ikiz kulelerin yıkılışını adeta sevinç verici, umut verici ve hastalıklı
bir düzenin sona erip, sağlıklı bir düzenin başlangıcı olarak sunuyor.
Shohei Imamura - JAPONYA
Japon sinemasının yaşayan
devi Imamura, seyirci için hazmı zor bir filmle, toplamayı kapatıyor.
Imamura'nın filmi tüm insanlığa haykırıyor. "Onurlu savaş diye bir
şey yoktur."
Genç
adam ikinci dünya savaşından sağ çıkmayı başarmıştır. Genç adam hayatını
kaybetmediyse de, insanlığını kaybetmiştir. Kendisinin bir yılan olarak
dünyaya tekrar geldiğine inanmaktadır. Ailesi, her ne kadar onun için
üzülse de bir süre sonra dönenin oğulları değil, gerçekten de bir yılan
reenkarnesi olduğuna ikna olurlar. Imamura hiçbir savaşın, kutsal sayılamacayağını
son derece şiirsel bir dille ifade ediyor.
11 Yönetmenle yapılan
söyleşiler için tıklayın...
|