|
"50
First Dates - 50 İlk Öpücük"
"50
İlk Öpücük / 50 First Dates"in orijinal hikayesi Seattle'da geçiyordu.
Hikayenin Havai'ye taşınması fikri ise Sandler'a ait. Ewing bunu şöyle
anlatıyor: "Adam hikayeyi Havai'ye taşıma fikrini öne sürdükten sonra,
oranın filmi çekmek için pek çok açıdan muhtemel en iyi yer olduğu anlaşıldı.
Orada geçen pek fazla film yok, dolayısıyla farklı bir mekanda film yapmak
harika bir deneyimdi. Ayrıca, bir romantik komedi için muhteşem güzel
bir yer".
Çekimlerin
6 haftası Havai'de, diğer 6 haftası ise Los Angeles ve çevresinde gerçekleştirildi.
"50 İlk Öpücük / 50 First Dates" Oahu'da toplam olarak bir düzinenin
üzerinde mekanda çekim yaptı. Çekimler Marlin'in Waikane'deki evinde başlayıp,
Henry'nin Kaneohe'deki Heeia Kea Limanı'nda demirli teknesinde sona erdi.
Arada geçen 6 haftada, ekip adayı baştan gezip, Kaaawa Vadisi'ndeki Kualoa
Ranch gibi uzak bölgelere, Wahiawa ve Waialua'daki tozlu yollara, Dole
Gıda Şirketi'nin ananas tarlalarına ve Sandy Kumsalı'ndaki Makapuu Deniz
Feneri'ne uzanan bir yolculuk yaptılar. Diğer mekanlar ise Honolulu'nun
Hawaii Film Stüdyoları, Ada Deniz Uçağı Limanı ve belki de en önemlisi
Henry'nin çalışma yeri olan Waimanalo Deniz Yaşamı Parkı'ydı.
Henry'nin
ofisindeki çekimler her ne kadar Los Angeles'ta bir platoda gerçekleştirildiyse
de, dış mekan çekimlerinin çoğu Deniz Yaşamı Parkı'nda yapıldı. Oahu'nun
doğu kıyılarında yer alan ve Pasifik'e bakan Deniz Yaşamı Parkı sadece
yaralı deniz memelileri için kurtuluş yeri olmakla kalmıyor, aynı zamanda
halkı deniz ekolojisinin önemi konusunda eğitiyor. Filmin sahnelerinde
kullanılan bölgelerden bazıları Deniz Aslanları havuzu ile Yunus Koyu'ydu.
Oyuncu yunuslar burada kameralar için numaralarını da sergilediler.
Havai dönüşünde,
ekip önce Kaliforniya Vallejo Six Flags Deniz Dünyası'ndaki Mors Koyu
ve Köpekbalığı Tüneli'ndeki çekimler için Napa Vadisi'ne uçtu. Ardından
da, çekimlerin son günü denizin üzerinde Prince William Sound'daki geçen
sahneler için Alaska Whittier'a gidildi. Culver ve Sony Stüdyoları'ndaki
platolarda üç büyük set hazırlandı. Birincisi Hukilau Café'nin, ikincisi
Whitmore evinin ve üçüncüsü de Henry'nin ofisinin iç mekanıydı. Yapımcı
Giarraputo, "Pek çok harika kişiyle çalışma şansını elde ettik. Bu
insanların bir çoğuyla daha önce de çalışmıştık. Ekibi tanıdığınızda ve
birbirinizi kolayca anladığınızda çalışmak daha rahat oluyor".
Segal
ve Happy Madison'la "Anger Management/Asabiyim"de birlikte çalışan
yapım tasarımcısı Alan Au, iç mekanların tasarım ve yapımını denetledi.
"Sanat departmanı için en büyük zorluk şuydu: Dış mekan çekimleri
gerçek Havai mekanlarında yapılmıştı ve Los Angeles'da platodaki yapıların
da oradakilerle uyumlu olması gerekliydi" diyen Au, şöyle devam ediyor:
"Peter Segal'la ilk konuşmamızda, Oahu'yu sadece bir tatil kasabası
olarak değil, 'öteki yüzü'yle, yani daha kırsal, daha doğal hâliyle de
göstermek istediğini net bir şekilde ifade etmişti. Mekan arayışlarına
başladığımızda, aradıklarımızın çoğunun adanın Rüzgarlı Taraf'ında olduğunu
fark ettik. Burası yeşil açısından çok zengin, güzel kumsallara sahip
bir yerdi".
Sanat yönetmeni
Domenic Silvestri ise şunları ekliyor: "Waikiki'deki modern yapılardan
çok, geleneksel Havai yapıları aradık. Sıcak ve nemli hava nedeniyle,
esintiyi yakalamak için Havai yapılarında inanılmaz bir açıklık olduğunu
keşfettik. Bu mimari, yapıların bol miktarda güneş ışığı almasını da sağlıyordu.
Kendi renk paletlerimizi kullanmak yerine, doğal Havai malzemelerinin
renklerini yakalamaya çalıştık. Ahşabın ve çatılardaki (zamanla paslanan)
oluklu saçın rengi turuncu ve kırmızının tonlarını sundu. Damdaki sazlar
ise kendilerine özgü sıcak bir toprak rengi taşıyorlardı".
Hukilau Café
ve Whitmore evi için ise, Au şunları söylüyor: "Kualoa Ranch'te arkasında
balık havuzu olan güzel bir yer bulduk. Arkada dağlar, masmavi gökyüzü
ve berrak suyuyla inanılmaz güzel bir doğa parçasıydı. Burası Hukilau
Café için mükemmeldi. Havai evleri de kendilerine özgü muhteşem bir havaya
sahipler. Yüksek zeminlere dar aralıklarla inşa edildikleri ve teneke
çatılara sahip oldukları için, çok rustik bir görüntü sunuyorlar. Yakalamak
istediğimiz şeyin özü de buydu zaten".
Hukilau,
Henry ile Lucy'nin tanıştığı yer ve burada sayfalarca konuşma geçiyor.
"Sorunlarımızdan biri burayı görsel olarak nasıl ilginç hâle getirebileceğimizdi"
diyen Au, şöyle devam ediyor: "Bu yüzden, mutfağın bir kısmını da
sete dahil ettik ve diğer sürekli müşterileri buraya oturttuk. Ayrıca
duvarları çok sayıda Havai tarihi eserleriyle süsledik".
Ama daha
büyük problem, Hukilau'yu hatasız şekilde platoda inşa etmekti. "İzleyici,
içeride çektiğimiz yerin dışarıdakiyle aynı olduğuna ikna olmalıydı. Dolayısıyla,
Kualoa Ranch ve balık havuzunun dev bir görüntüsünün slaytını dışarıya
astık, ve Café'nin dışındaki arabaları de aynı şekilde oraya koyduk. Üzerlerine
Oahu'daki toprağın renginde tozlar serptik ve pek çok tropikal bitki ekledik"
diyor Au.
Bir başka
önemli mekan da Whitmore eviydi. Waikane'de otoyoldan ayrılan tozlu bir
ara yolda, okyanus üzerinde onlarca metrelik güzel bir iskelenin yanında,
dört bir yanında harika manzaralar olan bir evdi burası. Au, "Eve
Havai mimari özelliklerini de ekledik. Ayrıca, tüm arka bahçeyi tekrar
ektik, kademelendirdik ve çimlendirdik" diyor.
Yine, önce
çekilen Los Angeles iç mekanlarının, Havai dış mekanlarıyla uyumlu olması
gerekiyordu. Silvestri bu konuda, "Los Angeles'taki platoda kurduğumuz
iç mekan Havai'deki evin kaba coğrafyasına dayanıyordu çünkü film ekibine
ev sahipliği yapması gerekiyordu" diyor ve ekliyor: "Ayrıca,
çekim yapılan alanda kullanamayacağımız birkaç tane yapı vardı. Platoda
yarattığımız mimari dokuyu kopya edebilmek için bazılarını yıkmamız gerekti".
Henry'nin
ofisini görsel açıdan daha ilginç hâle getirebilmek için de inisiyatif
kullanıldı. Au bunu şöyle açıklıyor: "Pete, Henry'nin Deniz Yaşamı
Parkı'ndaki ofisiyle ilgili harika bir fikir getirdi. Nasıl olsa burayı
inşa etmemiz gerekeceğine göre, ofisin yunus tankını gören bir penceresi
olmasını önerdi. Bu, Henry ile Lucy arasındaki çok önemli bir sahnede
romantik havanın pekişmesini sağladı".
Segal
görüntü yönetmeni olarak Oscar adayı Jack Green'i seçti. Bunda Green'in,
Clint Eastwood yönetimindeki "Unforgiven/Affedilmeyen" ve "The
Bridges of Madison County/Yasak İlişki"deki çalışmasının Segal üzerinde
bıraktığı etki önemli rol oynadı. "Kötülükleri işleyen 'Unforgiven/Affedilmeyen',
ve çok hassas bir aşk hikayesini konu alan "The Bridges of Madison
County/Yasak İlişki", benim '50 İlk Öpücük / 50 First Dates'te istediğim
görüntü açısından ikon niteliğinde filmlerdi" diyen Segal, şöyle
devam ediyor. "Yumuşak ve gerçekçi bir görüntü elde etmek için kameranın
arkasında usta bir göze ihtiyacımız olduğunu biliyorduk. Jack, Havai yöresinin
güzellikleri ile hikayenin samimi ve komik havası arasında denge kurmayı
başardı".
Giarraputo
ise, "Clint Eastwood birkaç komedi yaptı. Dolayısıyla, Jack'in komediden
anladığını biliyorduk. Ayrıca, en güzel ve panoramik görüntüleri de çekebildiğini
biliyorduk. Bir şeyleri nasıl güzel ve büyük göstereceğini biliyor ve
Pete'in de istediği buydu" diyor.
Green'e göre
ise, "Pete'le görüştüğümde, 'Unforgiven' ve 'Bridges'i , yakalamak
istediği görüntülere referans olarak gösterdi. Havai'de çekim yapmak,
size görüntü ve doğallık açısından pek çok fırsat sunuyor. Buna ek olarak,
bu hikayede harika bir çekicilik ve sevimlilik var. Çok komik bir havası
var ama aynı zamanda ciddi konuları da ele alıyor".
Daha
önce Havai'de hiç çekim yapmamış olan Green, bu mekanın yarattığı zorlukları
şöyle sıralıyor: "Süreklilik açısından korkunç. Oahu her ne kadar
güzel bir yer olsa da, bulutlar bir görünüyor, bir kayboluyor. Hava bir
an pırıl pırıl, bir dakika sonra bulutlu ve karanlık. Arka plan aydınlık
olduğunda, ön plan karanlık. Her an diken üzerindesiniz, çünkü çok hızlı
değişiyor. Ayrıca, setler hakkında Alan Au'yla pek çok konuşma yapmamız
gerekti çünkü iç mekan ile dış mekanları birbirine harmanlamamız gerekiyordu.
Sette kontrol tamamen elimizdeydi, ama Havai'de durum tam tersiydi".
Gülerek, "Başka ellerdeydi" diyen Green, Los Angeles'ta Hukilau
Café setinde kullanılan dev slaydın (arkadan aydınlatılan fotoğraf benzeri
baskı) çekiminden de sorumluydu. Görüntü yönetmeni, "Önce Havai'de
set kurup, ardından bu dev slaytta kullanacağımız fotoğrafları çekmek
durumunda kaldık. Slayt, arkasından ışıklandırıldığında o mekandaymış
görüntüsü oluşturdu" diyor.
"Sabit
bir görüntü olmasına rağmen, balık havuzundaki su hareket ediyormuş gibi,
ya da bulutlar ilerliyormuş gibi göstermeyi başardık" diye devam
eden Green, sözlerini şöyle noktalıyor: "Ayrıca, Hukilau Café'de
çok sayıda sahne olduğu için, izleyiciyi tamamen farklı bir günde olduğumuza
inandırmamız gerekiyordu. Peter, Alan ve ben, Havai ve Los Angeles olmak
üzere iki farklı mekan kullandığımızı gizlemek amacıyla, Café'yi farklı
açılardan görüntüleyebilmek için çok çalıştık. Café'ye açık tavan koyduk
ki, Havai mimarisine uygun olarak çok ışık alsın ve havadar olsun. Havai'de
pek çok ev ve işyerinde gökyüzüne açılan arka bahçeler var".
Kostüm
tasarımcısı Ellen Lutter, Happy Madison ailesinin "50 İlk Öpücük
/ 50 First Dates" ekibine katılan bir başka sürekli elemanı. "Film
yapmak bütünüyle bir ekip işi" diyen Lutter, şöyle devam ediyor:
"Filmin kostümlerini bir araya getirmeden önce, aynı düzlemde olabilmemiz
için, hem Jack Green, hem de Alan Au'yla toplantılar yaptım. Mavi perdede
yapılacak çok sayıda görsel efektimiz olduğu için, kullandığımız renklerde
dikkatli olmalıydık. Sürekli iletişim hâlinde olmamız gerekiyordu çünkü
belli bir sahnenin ya da durumun nasıl işleneceği ön prodüksiyon aşamasında
kesin olarak belirlenmiyordu. O sahnede belli bir görsel efekt kullanılmasına
karar verildiyse, bundan haberimizin olması gerekiyordu, çünkü bu durumda,
kullanabileceğimiz renk sayısı azalıyordu ve renk skalamız oldukça daralıyordu".
Lutter
kostümlerin renkleriyle ilgili olarak filmin yönetmeniyle de çok sayıda
görüşme yaptı. "Peter kostümlerin 'ada havası' taşımasını, aynı zamanda
gerçekçi ve renk açısından zengin olmasını istedi. Havai'ye geldiğinizde,
aklınızdan 'parlak renkler' geçiyor. Ama gerçekte buradaki insanlar oldukça
sade giyiniyorlar ve kıyafetlerinin parlak renkte olması için bir çaba
göstermiyorlar. Zengin ve eski moda Havai havası yaratmak için, 40'larda
olduğu gibi parlak mücevher renkleri, kestane, nane yeşili ve altın sarısı
gibi renkleri biraz abartmaya karar verdik. Bunlar şu anda popüler olanlardan
çok daha çekici renkler" diyen Lutter, ayrıca, giydirdiği karakterlerin
kişiliğine de hassas bir yaklaşım gösterdiğini söylüyor. "Adam'ın
canlandırdığı karakter bir veteriner, yani temelde bir bilim adamı. Ama
ruhunda biraz da "Hawkeye Pierce" tarzı olduğu için klasik bir
bilim adamı değil" diyor Lutter ve ekliyor: "Bilim adamıyla
kaşif özelliklerinin bazılarını kullandık, ama araya sörfçü havası da
kattık, çünkü Havai'de buna ilgisiz kalmak mümkün değildir. Yani, tuhaf
bir şekilde, bence aslında bu karakter Adam'ın kendisine olabilecek en
yakın kişi. Yoğunluğu olan, zeki biri, ama eğlenmeyi de seviyor. Bazı
şeyleri ciddiye alabiliyor ve işine büyük önem veriyor, ama eğlenmek de
istiyor".
Kostüm, Barrymore'un
karakter yaratımında da büyük bir rol oynadı diyen Lutter, şöyle devam
ediyor: "Bu filmde Drew'un yaşadığı en büyük zorluklardan biri, kısa
süre önce 'Charlie's Angels: Full Throttle/Charlie'nin Melekleri: Tam
Gaz'ı çekmiş olmasıydı. O filmde, her gün farklı, çoğunlukla egzotik kostümler
giyiyordu. Ama '50 İlk Öpücük / 50 First Dates'in çoğu sahnesinde Ekim
ayının belli bir gününde olduğunu düşünüyor ve haftalarca aynı kıyafeti
giyiyor".
"Normalde
giydiğim şeyler konusunda çok metodiğimdir" diyen Barrymore ise,
"Her sahne için kendi kostümlerimi önceden seçerim. Ama bu filmde,
Lucy'nin hangi gün olduğunu bilmemesi döngüsü bana da yansıdı. O kadar
hazırlıklı olmak istemedim, çünkü Lucy de değildi. Tüm canlandırdığım
karakterlerde, pek çok değişim, gelişme ve evre yaşamaya alışkındım. Örneğin,
neredeyse hep bir filmin başında düz ayakkabı giyerim ve gittikçe daha
yüksek topuklara geçerim çünkü boyunuzla birlikte duruşunuz değişir. İnsanlarla
göz teması seviyeniz değişir. Hikaye ilerledikçe saçımı değiştirmeye çalışırım.
Lucy'de farklıydı çünkü zamanın belli bir anına sıkışıp kalmış. Filmin
çoğunu beyaz pantolon, pembe tişört ve Havai'de tokyo adını verdikleri
terliklerle geçirdim" diyor.
Rob Schneider'ın canlandırdığı Ula karakterine gelince, Lutter, aktör
hakkında gülerek şunları söylüyor: "Mükemmel bir işbirlikçi. Her
şeyden önce, takma bir burun ve peruk takıyor; ayrıca çok sayıda da dövmesi
var. Dolayısıyla, Schneider'ın her sahne alışında, bir öncekini aşmanız
gerekiyordu. İşimizi kolaylaştıran şey, sıradan, eski, yıpranmış ve salaş
şeyler giymesiydi. Hatta olabildiğince salaş. Kilo aldığı halde lisede
giydiği can kurtaran kıyafetlerini hâlâ giyebilecek formda olduğunu düşünen
şu adamlardan biri gibi görünüyordu".
Film hakkında
bilgi için tıklayın...
|