KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

Vizyon Programı
Gelecek filmlerin vizyon tarihleri...

Film Arşivi

Haberler
Sinema dünyasında neler oluyor?

Kamera Arkası
Yapım aşamalarına ait ilginç ayrıntılar...

Kameranın Arkasındakiler
Yönetmenler hakkında bilmek istedikleriniz.

Tanıdık yüzler
Sinema oyuncularını yakından tanıyın...

Foto-klik

Gereksiz Bilgiler

Replik

Özel Dosya

Söyleşi

Sektör

 
   Kamera Arkası

"Anaconda 2:Lanetli Orkidenin Peşinde"
"Anacondas: The Hunt for the Blood Orchid"


Yapımcı Verna Harrah, yapımcılığını yine kendisinin gerçekleştirdiği "Anaconda"yı geliştirmeyi her zaman istediğini ve bu kararında etkili olan unsurun yeni bir hikaye anlatmadaki becerisi olduğunu ifade ediyor. Yapımcı, "İlk düşüncemiz anakondaların Amazon'dan gelen bir gemiden New Orleans su kanallarına kaçması şeklindeydi. Bu eğlenceli bir fikirdi ama sonra biraz karmaşık bir hâl aldı. Bu yüzden, orman ortamında kalmaya karar verdik. Şimdiki hikayemiz, Borneo'da, ömrü uzatması mümkün olan bir orkide türünün var olabileceğini keşfeden bir grup eczacı hakkında" diyor.

Bu yeni serüven, bir şirket tarafından finanse edilen New Yorklu bir grup bilim adamının, yedi senede sadece iki kez açan nadide bir orkide türünü aramak üzere, Borneo'ya yola çıkmasıyla başlar. "Elbette başlarına pek çok dert açılıyor çünkü buraya geldikleri mevsim sadece muson sezonu değil, aynı zamanda anakondaların çiftleşme dönemidir" diyor Harrah.

Yönetmen Dwight Little'nin projeye duyduğu çekimin nedeni, özellikle egzotik ve heyecan verici öğelerle bezenmiş macera filmlerini çok sevmesi. "İyi bir macera filminden daha keyifli birşey yoktur, ve bu film öyle" diyen Little, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Canavar ya da yılan öğesi olmadan bile, tehlikeli bir bölgede, engellerle dolu bir nehirde geçen bir keşif gezisini anlatan, gerçekten iyi bir hikaye. Buna bir de yılanları eklediğinizde bambaşka bir şey oluyor!"
Harrah, Little'ın ekibe katılmasından duyduğu büyük mutluluğu şu sözlerle dile getiriyor: "Bu film için gerçek bir vizyona sahipti. Karşınızda sakin, yetenekli ve işbirlikçi bir adam var; bu ne muhteşem bir şey, değil mi?"

Korku filmlerinin vazgeçilmez öğelerinden biri, filmin yüzde doksanının dış mekanlarda geçmesidir. Doğal olarak, bu film için de mükemmel bir çekim mekanı bulundu. Yapımcılar enfes güzelliklere sahip Fiji'de istedikleri gibi bir orman buldukları için çok sevindiler, çünkü burası hem yaratıcılık, hem de finans açısından çok memnun ediciydi. "Fiji daha önce filmlerde görülmemiş, çok çeşitli, müthiş ve inanılmaz mekanlar sundu. Gerçekten nefes kesici yerler" diyen Harrah, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Ama bunun da ötesinde muazzam vergi indirimleri aldık ki bu da kesinlikle çok önemliydi". Üstelik, hükümet de yabancı gruba karşı çok misafirperverdi. Harrah, "Fiji çok da güvenli bir yer. Burası, bir ormanda çalışıp, terörizm ya da yerel savaşlar konusunda endişelenmeniz gerekmeyen ender yerlerden biri" diyor.

Oyuncu Seçimleri

Yönetmen Dwight Little daha en başından, "ANACONDA 2"nin başarısının anahtarının oyuncu seçiminde gösterilecek dikkat olduğunu bildiğini ifade ediyor: "Gerilim ya da korku filmlerinde, sinemaseverler her şeyden önce oyunculara bağlanmalı ve onlarla özdeşleşmeli. Bunun ardından gerilimi oluşturmaya başlayabilirsiniz. İzleyiciler oyunculara bağlanmazsa, ne gerilim kalır, ne korku" diyor Little.

Her oyuncu yeteneğine ve rolüne katabileceklerine göre seçildi. Sonuçta, bir grup yeni ve enerjik oyuncu kadroya alındı; ve bu oyuncuların her biri fiziksel zorluklarla dolu bu filmdeki karakterlerini en iyi şekilde hayata geçirmek üzere hazırlandılar. Harrah bu konuda şunları söylüyor: "Hepsi de çok yetenekliydi ve filmde harika göründüler. Her biri hem bireysel olarak hem de ekip içinde parlayan birer yıldız. Böylesine inanılmaz bir oyuncu kadrosu bulduğumuz için müthiş talihliyiz".

Johnny Messner, ormanda kendi teknesinde yalnız yaşayan sert bir adam olan Bill Johnson'ı canlandırıyor. Yüklü miktarda bir para karşılığında, bilim adamlarını, tehlikelerle dolu olmasına karşın, nehrin aşağı kısmına götürmeyi kabul eder. "Bill tam bir enkaz" diyor Messner ve ekliyor: "Borneo'ya yeni bir hayat kurmaya geliyor ama içindeki şeytanlardan kaçamıyor. Hem bir ayyaş, hem bir kumarbaz, hem de borç içinde yüzüyor. Elindeki tek şey eski püskü teknesi. İlginç bir karakter çünkü tamamen kötü biri değil. Gerçekten iyi yürekli; ama hayatında bazı hatalar yapmış". Little, kendi ülkesinden kaçmış Amerikalı rolünü klişeye döndürmediği için Messner'a övgüler yağdırıyor: "Aktör olarak ayakları yere o kadar sağlam basıyor ki filmi gerçek bir yerde gösterdi, bir 'film' mekanında değil" diyor Little.

Bill'in zaafı teknede onunla yaşayan evcil maymuna gösterdiği sevgide kendini belli ediyor. Messner için, insana bir hayvan tarafından nasıl davranıldığı, karakterinin büyük bir göstergesi. "Kong, Bill'in değer verdiği tek şey; buna karşılık maymun da ona gerçekten büyük bir sevgi besliyor" diyor Messner ve ekliyor: "Dolayısıyla, bu durum karaktere bambaşka bir boyut getiriyor". Kong'la çalışmanın kendisi için inanılmaz ödüllendirici bir deneyim olduğunu dile getiren Messner, bu konuda da şunları söylüyor: "O maymunu gerçekten sevdim. Omzuma çıkıp, kulağımı öpüyordu. Çok da zekiydi. İnsanları memnun etmeye bayılıyordu; filme çok güzel anlar kattı".

Morris Chestnut, araştırma ekibinin finansörü ve keşif gezisinden edinilecek hazinede sürekli gözü olan Gordon Mitchell'ı canlandırıyor. Morris, "Mitchell tüm film boyunca çelişki içinde. Oradan hemen uzaklaşıp evine dönmek istese de, orkideyi buldukları takdirde şirketinin çok para kazanacağını biliyor. Güzel takım elbiselerini ve parlak ayakkabılarını seven biri olarak, ormanda birkaç kilometre yol alıp, bir yılana yem olabileceğini fark ettiği zaman hiç de memnun olmuyor! Gerçekten eğlenceli bir roldü ve Fiji'de çok güzel vakit geçirdim. İnanılmaz bir yer".

Little, Chestnut'ın karizmasının ekibe çok büyük katkı sağladığı görüşünde: "Morris gerçekten de varlığıyla beyaz perdeyi aydınlatan bir oyuncu; onda gerçek bir yıldız kumaşı var" diyor Little ve ekliyor: "Canlandırdığı karakter toplantı salonuna girip, yapacağı şeyin bu olduğunu söylediğinde, ona gerçekten inanıyorsunuz".

Ekibin başı olan bilim adamı Dr. Jack Byron rolü ise İngiliz aktör Matthew Marsden'a verildi. Marsden, "Jack dalında uzman olan çok iyi bir bilim adamı, ama kafasında kendi filminin yıldızı olmak var. Tam bir egoist olduğu da söylenemez. Nadide orkideyi bulma ve şirketine sonuç götürme konusunda büyük baskı altında. Bu onu tam anlamıyla kötü biri değil, sadece hedefe fazlasıyla kitlenmiş biri yapıyor. Geçmişte hep kahramanları canlandırdım, dolayısıyla bu rol benim için hoş bir değişiklik oldu. Gerek senaryonun, gerek karakterlerin gerçekten çok ilginç olduğunu düşünüyorum" diyor.

Zorlu bir oyuncu seçmesinden sonra, Jack'i dümdüz bir kötü adam şeklinde oynamayan Marsden role yeni bir soluk getirdi. "Matthew harika bir sürprizdi. Endişelenmeye başlamıştık çünkü Dwight'la birlikte Fiji'ye gitmiş olduğumuz halde rol için doğru kişiyi bulamamıştık. Ama Matthew canlandırdığı karaktere çok hassas bazı şeyler kattı, ve senaryoda her zaman bulunmayan bir derinlik getirdi" diyor Harrah.

Keşif gezisindeki bir diğer bilimci olan Gail Stern rolü için ise yapımcılar Salli Richardson-Whitfield'i seçtiler. "Gail keşif gezisini finanse eden şirketin bilim adamlarının başı; yani onun başlıca görevi herhangi bir şey bulunursa şirketin bundan kendisine düşen payı almasını temin etmek" diyen aktris, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Oysa, bir bilim kadını olarak, ekibin iddialarının saçma ve tüm gezinin de para ve zaman kaybı olduğunu düşünüyor. Daha filmin en başından, onun bu iddialara hiç inanmadığını görüyorsunuz. New York'un iş camiasından biri olarak, oldukça konforlu bir yaşantısı var. Dolayısıyla, Borneo'da doğayla boğuşmak hiç de ona göre değil. Film boyunca, hareket eden her şey karşısında çığlık atan bu karakteri canlandırmak gerçekten çok eğlenceliydi!"

Richardson-Whitfield en sevdiği filmlerin gerçekten korkunç olanlar olduğunu ve bunlardan birinde yer alma fırsatını kolay kolay kaçırmayacağını dile getiriyor ve ekliyor: "Harika bir senaryo; korkmayı seviyorsanız, bu tam size göre bir film!"
Ekibin üyelerinden bir diğeri ve Jack Byron'ın asistanı Sam Rogers rolünü KaDee Strickland üstlendi. Strickland, Sam'i filmin yüreğinin temsilcisi olarak gördüğünü ifade ediyor: "Sam'in oradaki ekipte bulunma nedeni Jack'in kendisiyle daha önce çalışmış olması ve ona güvenmesi. Sam'i motive eden şey iş aşkı ve bilimsel bir keşfin parçası olma düşüncesi; ama ekipte kimin dürüst, kimin kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğinden emin değil".

Little, Strickland'in, rolün gerektirdiği zekayla fizikselliği dengelemedeki becerisini takdir ettiğini şu sözlerle dile getiriyor: "Çok fiziksel, çok sağlam ama aynı zamanda karakterinin New Yorklu yeni mezun master öğrencisi yanını da en iyi şekilde yansıtıyor. Bir elinde pala, diğerinde dizüstü bilgisayarıyla inanılmaz duruyor."

Strickland korku filmlerini severek büyüdüğünü söylüyor: "Bu, rol aldığım ilk korku filmi. Çok beğendiğim Fiji'de üç ay geçirme fırsatı bulmaktan da çok mutluyum. İşin en eğlenceli yanı da, oyuncu kadrosunun birbiriyle çok iyi anlaşmasıydı! Gerçekten de çok iyi arkadaş olduk. İnsanlardan sürekli korku hâlinde olmasını istediğinizde, ki bizim aslında yaptığımız buydu, çok sinir bozucu olabiliyor. Yine de, bütün günü beraber geçirmemize rağmen, akşam yemeklerini hep beraber yedik".

Eugene Byrd, ise ekibin teknik elemanı, kendi deyişiyle "bilgisayar kurdu", Cole Burris'i canlandırdı. Eugene, "Her şeyi hafife almaktan hoşlanan bir tip. İşini yerine getirmek istiyor ama arada birkaç espri yapıp eğlenmekten de keyif alıyor. Tabi bu durum, arkadaşının inanılmaz büyüklükteki yılanlar tarafından yendiğini gördükten sonra değişiyor. Ondan sonra tek istediği oradan bir an önce uzaklaşmak oluyor" diyor.

Byrd'e, repliklerine komik eklentiler yapma özgürlüğü tanındı. Harrah amacı korkutmak olan bir filmde bunun çok olumlu bir öğe olduğunu ifade ediyor: "Eugene bizim komedi unsurumuz. Çok keyif verici bir aktör. Karakterini çok iyi çözdü. Replikleri, doğaçlama bile olsalar, hep mükemmel ve çok komikti. O, filme rahatlama getirdi; inanın korku filmlerinde buna ihtiyacınız vardır" diyor Harrah.
Nicholas Gonzalez heyecan peşindeki karakteri Dr. Ben Douglas'ın çoğu insanı ürkütecek şeyler karşısında geri durmadığını ifade ediyor: "Ben maceradan kaçmayan türde biri" diyor Gonzalez ve ekliyor: "Yanlarına bir doktor almak zorundalar ve Ben de Jack Byron'ın arkadaşı! Maceraya alışık olduğundan keşif gezisinin zorluklarından yılmıyor; ve bayanları da görünce iyi vakit geçireceğinden emin oluyor. O her şeye eğlence ve mizahla yaklaşıyor!"

Gonzalez, Fiji'deyken iyi vakit geçirmeyi de ihmal etmedi. "Derin deniz avcılığı yaptık ve tüm ekibe bir hafta yetecek kadar balık tuttuk!" diyor Gonzalez.
Bill'in yerli arkadaşlarından biri olan Tran rolü için yapımcılar Karl Yune'u seçtiler. "Bill ve Tran ortaklar çünkü Bill, Tran'e güveniyor" diyen Yune, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Tran şehrin içini dışını biliyor. Bir şeye ihtiyacınız olduğunda, Tran'e başvuruyorsunuz. Hem Bill, hem Tran hayatı uçlarda yaşıyorlar ve biraz çılgınlar. Tran bilima damlarını umursamıyor; onun tek derdi bir tekne kiralamak için 50.000 dolar teklif etmiş olmaları. Gerçi su taşkınlarının olduğu mevsimdeler, ama bu çok büyük bir para".

Yune yönetmen Dwight Little'la çalışma fırsatı bulduğu için çok mutlu olduğunu şu sözlerle ifade ediyor: "Dwight tanıyabileceğiniz en rahat yönetmen. Gerçekten oyuncu merkezli, ve yapmak istediği film konusunda müthiş bir vizyona sahip. İlgilenmesi gereken çok sayıda oyuncu olmasına karşın, ne zaman ihtiyacımız olsa yanımızdaydı. Fikirlerimize gerçekten kulak verdi ve taviz vermekten kaçınmadı. Harikaydı. Kariyerimin bu noktasında onunla çalıştığım için çok talihliyim".

Yılanları Serbest Bırakmak

İlk "Anaconda"da animatronikler kullanıldı. Ama o günden bugüne bilgisayar yapımı görüntülerde (BYG) kaydedilen büyük ilerleme göz önünde bulundurularak, bu filmdeki dev sürüngenlerin BYG'le hayata geçirilmesine karar verildi. Yapımcı Harrah bu konuda şunları söylüyor: "Yedi yıl önce ilk filmi yaptığımız zamankiyle günümüz BYG teknolojisi arasında dünyalar var. Bu yılanlarla elde edilen aksiyon, o zamankinden kat kat iyi. Görsel efekt ekibimizin ortaya çıkardığı iş göz kamaştırıcı".

Yönetmen Little, yılan geliştirme sürecinin çok karmaşık olduğunu ve önce bir sanatçının konsept çizimleriyle başlandığını ifade ediyor. "Anakondaların yanı sıra, pitonlara, çıngıraklı yılanlara ve daha pek çok yılan türüne bakarak, hangi gözün, hangi dişin, hangi derinin, hangi tonların ilgimizi çektiğini belirledik. Bir deniz canavarına benzemesini kesinlikle istemedik. Ben olabildiğince gerçekçi bir görüntü istedim, ama bir yandan da, gerçek bir anakondadan daha zeki, daha atik ve canlı olmasını arzu ettim. Bu yüzden, biraz daha düşünen bir yaratık olması amacıyla bir iki ufak değişiklik yaptık".

Öte yandan, filme adını veren yırtıcı söz konusu olduğunda, izleyiciler sadece efekt çalışmalarını görmeyecekler. Little, "Aynı zamanda gerçek anakondalarla da bol miktarda çekim yaptım ve tüm bu materyaller filmde yer alacak. Gerçek yılanlarla BYG yılanlar arasındaki farkı ayırt edebileceğinizi sanmıyorum" diyor.

Little ne istediğini görsel efekt süpervizörü Dale Duguid'a çok net biçimde anlattı: Doğaya uygun bir yaratık istiyordu, gerçek üstü bir yaratık değil. Duguid konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: "Mükemmel bir BYG yılanın gerçeğinden ayırt edemeyeceğiniz şekilde olması gerektiğine şüphe yok. Ve bu da oldukça zor bir şey! On iki metrelik bir yılanda yüzlerce kaburga, ve sayısız pullarının ardından hareketlerini görebildiğiniz çok sayıda kas ve organ vardır. Bu pullar, vücudun esnediği yöne ve aldığı şekle göre, farklı hareket ederler. Bir yılanın üzerindeki her şey çok dinamiktir. Dolayısıyla bu hayvanı hayata geçirmek çok zordu. Çeşitli teknolojilerin bir karışımını kullandık: Böylesine devasa bir hayvanın hızını ve şiddetini ancak BYG'yle yansıtabilirsiniz. Bu nedenle, elbette büyük ölçüde BYG var, ama aynı zamanda protez öğeler de mevcut."

Little ve Duguid yılanın kişiliğinin olup olmaması gerektiğini tartıştılar, ama Little olmaması gerektiği konusunda kararlıydı. "O, küçük bir beyne sahip bir makine ve temel olarak kafasında 'Öğlen yemeğinde ne var?'dan başka bir şey yok" diyor Duguid ve ekliyor: "Kötülük, kıskançlık ya da öfke gibi insani duygulara sahip olmadığı için, çok daha korkutucu. Ortaya çıkıyor ve önce ne yemesi gerektiğine karar veriyor. Hiç 12 metrelik bir anakondaya karanlıkta ayağım takılmadı, ama eğer takılsaydı, eminim korkudan ödüm patlardı. Yani bizim tek yapmamız gereken, hayvanı oyuncuların performans ortamına taşımaktı; bu olunca, korku, çağrışım yoluyla anında kendisini gösteriyordu".

Yönetmen Dwight Little, korkunç bir yılan yaratmak için yapılan tüm bu çalışmaların sonucu olarak, izleyicide yılanı görme beklentisi oluşturmanın öneminin farkındaydı. Bu nedenle, sinemaseverler filmin ortalarına kadar yılanı net bir şekilde göremiyorlar. "O an gelmeden önce, izleyicide oldukça büyük bir korkunun temelini oluşturacağız!" diyor Little.

'Anaconda 2 'nin Görüntüleri

Filmin olabildiğince güçlü bir etki yaratması için görsel öğelerin son derece önemli olduğu konusunda herkes hem fikirdi. Yönetmen Dwight Little yapım tasarımcısı Bryce Perrin ve görüntü yönetmeni Stephen F. Windon'la yakın işbirliğine girerek, filmin nasıl görünmesi gerektiği konusunda fikir alışverişinde bulundu.

Little'ın bu konudaki açıklamaları şöyle: "Elbette, filmin değişken bir ruh hâli ve atmosfere sahip olmasını istedim. Brezilya yağmur ormanlarında, batı dünyasından tamamen uzakta yaşayan yerli halkı konu alan National Geographic makale ve resimlerinden ilham aldım. Orada ormanın gizemi, yumuşak ışıklar ve tüm o yakılan ateşlerin dumanları var. Bu fotoğraflardan çok yoğun etkilendim. Onlar ilham kaynağım oldu ve böyle bir görüntü yaratmak istedim".

Bir diğer ilham kaynağı da Fiji'nin kendisiydi. Harrah bunu şöyle açıklıyor: "Havaların daha serin olduğu bir dönemde Fiji'de olacağımız için memnunduk, çünkü, o daha karanlık ve gizemli görüntüyü istedik. Önce açık ve güneşli havalarla başladık, sonra film ilerledikçe görüntüler daha karanlık ve kasvetli bir hâl aldı ve karakterler gitgide daha çok korktu. Mağaraya ve dehlize girdikçe karanlık daha da arttı. Karanlıkta ve yağmurda çekim yapmak filmi daha da ürkütücü kıldı".

Tasarım ekibinin önündeki en zor iş, Bill'in o harap haliyle deniz yolculuğu yapması mucize olan teknesi Bloody Mary'yi yaratmaktı. Yapım tasarımcısı Bryce Perrin daha önce hiç tekne tasarlamamıştı, ama bu meydan okumayı kabul etti. "Teknenin hem çok eski ve döküntü görünmesi, hem de üzerinde çekim yapabilecek ve suda yüzebilecek kadar güvenli olması gerekiyordu" diyor Perrin ve ekliyor: "Farklı yerlerde suya indirebilmek için teknenin içine kirişler yerleştirdik".

Little tekneyi bir mühendislik harikası olarak niteliyor: "Fiji'de nehirler çok sığ. Yani teknenin buna göre tasarlanması gerekiyordu. Böylesine büyük bir tekneyi tüm çekim mekanlarına götürebilmemiz kayda değer bir durumdu. Gerçek bir tekne olmasa, bunu asla başaramazdık".

Perrin, Bloody Mary'nin ünlü Humphrey Bogart/Katharine Hepburn filmi "African Queen/Afrika Kraliçesi"nden esinlendiğini dile getiriyor: "Bu eski orman teknesinin kendine özgü bir romantizmi var, ama aynı zamanda çok da kullanışlı bir tekne çünkü Bill'in nehirden atık toplamasına yarıyor. Tekne Bill'in topladığı bu eski lastik, plastik ve demirlerle dolu".

Suda çekim yapmak hiç de kolay değildir. Neyse ki, daha önce balina filmi "Free Willy 2/Özgür Willy 2"yi yapmış olan Little bunu iyi biliyordu. Bir deniz savaşına gidiyormuş gibi hazırlandıklarını söyleyen Little, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Temelde, ışıktan kameraya her şeyi nehirdeki muazzam mavna ve dubalara taşımak zorundasınız. Sonuçta küçük bir donanma gibi görünüyorsunuz! Ana teknenin arkasında Bloody Mary, onun ardında da farklı departmanların malzemelerini taşıyan 30 küçük tekne daha vardı. Çok karmaşık bir operasyondu. Fiji'de Navua Nehri'nde çekim yaptık ve Fiji nehir kaptanları ve mürettebatları bize çok yardımcı oldular".

En korkutucu sahnelerden biri Bloody Mary'nin bir çağlayana girerken, yolcularını türbülanslı sulara döktüğü sahneydi. Tüm ekip, dublör kullanılarak elde edilmesi mümkün olmayan bir gereçeklik yaratabilmek için türbülanslı sulardaki sahnelerde kendileri yer almayı kabul ettiler. Teknenin sahibi Bill'i canlandıran Johnny Messner: "Çok yoğun bir gündü. O akıntılara karşı mücadele vermek çok yorucuydu ama çok da eğlenceliydi. Tek bir sıra oluşturup, ele ele tutuştuk. Yanınızdaki kişiye gerçekten güvenmek zorundasınız yoksa suyun altına çekilirsiniz. Suda kameralar vardı ve biz hızla onlara doğru ilerliyorduk. Çekimler harika oldu" diyor.

Yönetmen Little'ın bu konudaki açıklamaları ise şöyle: "Oldukça çok sayıda çalkantı yarattık ve oyuncuların kıyıya ulaşmak için sert bir akıntıya karşı yüzmesi gerekti. Ama hepsi bunu başardı. Dublörle böyle bir görüntü elde edemezdik; o yüzden, oyuncuların sahnede yer almaya gönüllü olmaları bizi çok memnun etti".

Yapım ekibi, ayrıca, plato görevi görmesi için Avustralya'dan getirtilen dev bir çadırdan yararlandı. Yapım tasarımcısı Perin, "Çadır muhteşemdi" diyor ve ekliyor: "Portatif bir stüdyoydu. Fiji'de hiç plato yok; o yüzden böyle bir şeye ihtiyacımız vardı". Bloody Mary'nin iç mekanlarının bazıları ile mağara ve dolin setleri bu çadırda inşa edildi.

Genel anlamda, "ANACONDA 2: Lanetli Orkidenin Peşinde" hayata geçirilmesi zor bir filmdi. Baş yapımcı Jacobus Rose engelleri şöyle özetliyor: "Mekanlara gidebilmek ya da dağlara tırmanabilmek için kendi yollarımızı inşa etmemiz gerekti. Çoğu zaman yağmur yağdı ve gece vakti ormanda çekim yaptık. Hava çok sıcak ve nemliydi; ve her yer sivrisinek kaynıyordu.

Film hakkında bilgi için tıklayın...

 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
 
Copyright © 2000-2003 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.