|
"Anaconda
2:Lanetli Orkidenin Peşinde"
"Anacondas: The Hunt for the Blood Orchid"
Yapımcı
Verna Harrah, yapımcılığını yine kendisinin gerçekleştirdiği "Anaconda"yı
geliştirmeyi her zaman istediğini ve bu kararında etkili olan unsurun
yeni bir hikaye anlatmadaki becerisi olduğunu ifade ediyor. Yapımcı, "İlk
düşüncemiz anakondaların Amazon'dan gelen bir gemiden New Orleans su kanallarına
kaçması şeklindeydi. Bu eğlenceli bir fikirdi ama sonra biraz karmaşık
bir hâl aldı. Bu yüzden, orman ortamında kalmaya karar verdik. Şimdiki
hikayemiz, Borneo'da, ömrü uzatması mümkün olan bir orkide türünün var
olabileceğini keşfeden bir grup eczacı hakkında" diyor.
Bu yeni serüven,
bir şirket tarafından finanse edilen New Yorklu bir grup bilim adamının,
yedi senede sadece iki kez açan nadide bir orkide türünü aramak üzere,
Borneo'ya yola çıkmasıyla başlar. "Elbette başlarına pek çok dert
açılıyor çünkü buraya geldikleri mevsim sadece muson sezonu değil, aynı
zamanda anakondaların çiftleşme dönemidir" diyor Harrah.
Yönetmen
Dwight Little'nin projeye duyduğu çekimin nedeni, özellikle egzotik ve
heyecan verici öğelerle bezenmiş macera filmlerini çok sevmesi. "İyi
bir macera filminden daha keyifli birşey yoktur, ve bu film öyle"
diyen Little, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Canavar ya da yılan öğesi
olmadan bile, tehlikeli bir bölgede, engellerle dolu bir nehirde geçen
bir keşif gezisini anlatan, gerçekten iyi bir hikaye. Buna bir de yılanları
eklediğinizde bambaşka bir şey oluyor!"
Harrah, Little'ın ekibe katılmasından duyduğu büyük mutluluğu şu sözlerle
dile getiriyor: "Bu film için gerçek bir vizyona sahipti. Karşınızda
sakin, yetenekli ve işbirlikçi bir adam var; bu ne muhteşem bir şey, değil
mi?"
Korku
filmlerinin vazgeçilmez öğelerinden biri, filmin yüzde doksanının dış
mekanlarda geçmesidir. Doğal olarak, bu film için de mükemmel bir çekim
mekanı bulundu. Yapımcılar enfes güzelliklere sahip Fiji'de istedikleri
gibi bir orman buldukları için çok sevindiler, çünkü burası hem yaratıcılık,
hem de finans açısından çok memnun ediciydi. "Fiji daha önce filmlerde
görülmemiş, çok çeşitli, müthiş ve inanılmaz mekanlar sundu. Gerçekten
nefes kesici yerler" diyen Harrah, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Ama
bunun da ötesinde muazzam vergi indirimleri aldık ki bu da kesinlikle
çok önemliydi". Üstelik, hükümet de yabancı gruba karşı çok misafirperverdi.
Harrah, "Fiji çok da güvenli bir yer. Burası, bir ormanda çalışıp,
terörizm ya da yerel savaşlar konusunda endişelenmeniz gerekmeyen ender
yerlerden biri" diyor.
Oyuncu
Seçimleri
Yönetmen
Dwight Little daha en başından, "ANACONDA 2"nin başarısının
anahtarının oyuncu seçiminde gösterilecek dikkat olduğunu bildiğini ifade
ediyor: "Gerilim ya da korku filmlerinde, sinemaseverler her şeyden
önce oyunculara bağlanmalı ve onlarla özdeşleşmeli. Bunun ardından gerilimi
oluşturmaya başlayabilirsiniz. İzleyiciler oyunculara bağlanmazsa, ne
gerilim kalır, ne korku" diyor Little.
Her
oyuncu yeteneğine ve rolüne katabileceklerine göre seçildi. Sonuçta, bir
grup yeni ve enerjik oyuncu kadroya alındı; ve bu oyuncuların her biri
fiziksel zorluklarla dolu bu filmdeki karakterlerini en iyi şekilde hayata
geçirmek üzere hazırlandılar. Harrah bu konuda şunları söylüyor: "Hepsi
de çok yetenekliydi ve filmde harika göründüler. Her biri hem bireysel
olarak hem de ekip içinde parlayan birer yıldız. Böylesine inanılmaz bir
oyuncu kadrosu bulduğumuz için müthiş talihliyiz".
Johnny Messner,
ormanda kendi teknesinde yalnız yaşayan sert bir adam olan Bill Johnson'ı
canlandırıyor. Yüklü miktarda bir para karşılığında, bilim adamlarını,
tehlikelerle dolu olmasına karşın, nehrin aşağı kısmına götürmeyi kabul
eder. "Bill tam bir enkaz" diyor Messner ve ekliyor: "Borneo'ya
yeni bir hayat kurmaya geliyor ama içindeki şeytanlardan kaçamıyor. Hem
bir ayyaş, hem bir kumarbaz, hem de borç içinde yüzüyor. Elindeki tek
şey eski püskü teknesi. İlginç bir karakter çünkü tamamen kötü biri değil.
Gerçekten iyi yürekli; ama hayatında bazı hatalar yapmış". Little,
kendi ülkesinden kaçmış Amerikalı rolünü klişeye döndürmediği için Messner'a
övgüler yağdırıyor: "Aktör olarak ayakları yere o kadar sağlam basıyor
ki filmi gerçek bir yerde gösterdi, bir 'film' mekanında değil" diyor
Little.
Bill'in
zaafı teknede onunla yaşayan evcil maymuna gösterdiği sevgide kendini
belli ediyor. Messner için, insana bir hayvan tarafından nasıl davranıldığı,
karakterinin büyük bir göstergesi. "Kong, Bill'in değer verdiği tek
şey; buna karşılık maymun da ona gerçekten büyük bir sevgi besliyor"
diyor Messner ve ekliyor: "Dolayısıyla, bu durum karaktere bambaşka
bir boyut getiriyor". Kong'la çalışmanın kendisi için inanılmaz ödüllendirici
bir deneyim olduğunu dile getiren Messner, bu konuda da şunları söylüyor:
"O maymunu gerçekten sevdim. Omzuma çıkıp, kulağımı öpüyordu. Çok
da zekiydi. İnsanları memnun etmeye bayılıyordu; filme çok güzel anlar
kattı".
Morris Chestnut,
araştırma ekibinin finansörü ve keşif gezisinden edinilecek hazinede sürekli
gözü olan Gordon Mitchell'ı canlandırıyor. Morris, "Mitchell tüm
film boyunca çelişki içinde. Oradan hemen uzaklaşıp evine dönmek istese
de, orkideyi buldukları takdirde şirketinin çok para kazanacağını biliyor.
Güzel takım elbiselerini ve parlak ayakkabılarını seven biri olarak, ormanda
birkaç kilometre yol alıp, bir yılana yem olabileceğini fark ettiği zaman
hiç de memnun olmuyor! Gerçekten eğlenceli bir roldü ve Fiji'de çok güzel
vakit geçirdim. İnanılmaz bir yer".
Little, Chestnut'ın
karizmasının ekibe çok büyük katkı sağladığı görüşünde: "Morris gerçekten
de varlığıyla beyaz perdeyi aydınlatan bir oyuncu; onda gerçek bir yıldız
kumaşı var" diyor Little ve ekliyor: "Canlandırdığı karakter
toplantı salonuna girip, yapacağı şeyin bu olduğunu söylediğinde, ona
gerçekten inanıyorsunuz".
Ekibin
başı olan bilim adamı Dr. Jack Byron rolü ise İngiliz aktör Matthew Marsden'a
verildi. Marsden, "Jack dalında uzman olan çok iyi bir bilim adamı,
ama kafasında kendi filminin yıldızı olmak var. Tam bir egoist olduğu
da söylenemez. Nadide orkideyi bulma ve şirketine sonuç götürme konusunda
büyük baskı altında. Bu onu tam anlamıyla kötü biri değil, sadece hedefe
fazlasıyla kitlenmiş biri yapıyor. Geçmişte hep kahramanları canlandırdım,
dolayısıyla bu rol benim için hoş bir değişiklik oldu. Gerek senaryonun,
gerek karakterlerin gerçekten çok ilginç olduğunu düşünüyorum" diyor.
Zorlu bir
oyuncu seçmesinden sonra, Jack'i dümdüz bir kötü adam şeklinde oynamayan
Marsden role yeni bir soluk getirdi. "Matthew harika bir sürprizdi.
Endişelenmeye başlamıştık çünkü Dwight'la birlikte Fiji'ye gitmiş olduğumuz
halde rol için doğru kişiyi bulamamıştık. Ama Matthew canlandırdığı karaktere
çok hassas bazı şeyler kattı, ve senaryoda her zaman bulunmayan bir derinlik
getirdi" diyor Harrah.
Keşif
gezisindeki bir diğer bilimci olan Gail Stern rolü için ise yapımcılar
Salli Richardson-Whitfield'i seçtiler. "Gail keşif gezisini finanse
eden şirketin bilim adamlarının başı; yani onun başlıca görevi herhangi
bir şey bulunursa şirketin bundan kendisine düşen payı almasını temin
etmek" diyen aktris, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Oysa, bir
bilim kadını olarak, ekibin iddialarının saçma ve tüm gezinin de para
ve zaman kaybı olduğunu düşünüyor. Daha filmin en başından, onun bu iddialara
hiç inanmadığını görüyorsunuz. New York'un iş camiasından biri olarak,
oldukça konforlu bir yaşantısı var. Dolayısıyla, Borneo'da doğayla boğuşmak
hiç de ona göre değil. Film boyunca, hareket eden her şey karşısında çığlık
atan bu karakteri canlandırmak gerçekten çok eğlenceliydi!"
Richardson-Whitfield
en sevdiği filmlerin gerçekten korkunç olanlar olduğunu ve bunlardan birinde
yer alma fırsatını kolay kolay kaçırmayacağını dile getiriyor ve ekliyor:
"Harika bir senaryo; korkmayı seviyorsanız, bu tam size göre bir
film!"
Ekibin üyelerinden bir diğeri ve Jack Byron'ın asistanı Sam Rogers rolünü
KaDee Strickland üstlendi. Strickland, Sam'i filmin yüreğinin temsilcisi
olarak gördüğünü ifade ediyor: "Sam'in oradaki ekipte bulunma nedeni
Jack'in kendisiyle daha önce çalışmış olması ve ona güvenmesi. Sam'i motive
eden şey iş aşkı ve bilimsel bir keşfin parçası olma düşüncesi; ama ekipte
kimin dürüst, kimin kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğinden emin
değil".
Little, Strickland'in,
rolün gerektirdiği zekayla fizikselliği dengelemedeki becerisini takdir
ettiğini şu sözlerle dile getiriyor: "Çok fiziksel, çok sağlam ama
aynı zamanda karakterinin New Yorklu yeni mezun master öğrencisi yanını
da en iyi şekilde yansıtıyor. Bir elinde pala, diğerinde dizüstü bilgisayarıyla
inanılmaz duruyor."
Strickland
korku filmlerini severek büyüdüğünü söylüyor: "Bu, rol aldığım ilk
korku filmi. Çok beğendiğim Fiji'de üç ay geçirme fırsatı bulmaktan da
çok mutluyum. İşin en eğlenceli yanı da, oyuncu kadrosunun birbiriyle
çok iyi anlaşmasıydı! Gerçekten de çok iyi arkadaş olduk. İnsanlardan
sürekli korku hâlinde olmasını istediğinizde, ki bizim aslında yaptığımız
buydu, çok sinir bozucu olabiliyor. Yine de, bütün günü beraber geçirmemize
rağmen, akşam yemeklerini hep beraber yedik".
Eugene Byrd,
ise ekibin teknik elemanı, kendi deyişiyle "bilgisayar kurdu",
Cole Burris'i canlandırdı. Eugene, "Her şeyi hafife almaktan hoşlanan
bir tip. İşini yerine getirmek istiyor ama arada birkaç espri yapıp eğlenmekten
de keyif alıyor. Tabi bu durum, arkadaşının inanılmaz büyüklükteki yılanlar
tarafından yendiğini gördükten sonra değişiyor. Ondan sonra tek istediği
oradan bir an önce uzaklaşmak oluyor" diyor.
Byrd'e, repliklerine
komik eklentiler yapma özgürlüğü tanındı. Harrah amacı korkutmak olan
bir filmde bunun çok olumlu bir öğe olduğunu ifade ediyor: "Eugene
bizim komedi unsurumuz. Çok keyif verici bir aktör. Karakterini çok iyi
çözdü. Replikleri, doğaçlama bile olsalar, hep mükemmel ve çok komikti.
O, filme rahatlama getirdi; inanın korku filmlerinde buna ihtiyacınız
vardır" diyor Harrah.
Nicholas Gonzalez heyecan peşindeki karakteri Dr. Ben Douglas'ın çoğu
insanı ürkütecek şeyler karşısında geri durmadığını ifade ediyor: "Ben
maceradan kaçmayan türde biri" diyor Gonzalez ve ekliyor: "Yanlarına
bir doktor almak zorundalar ve Ben de Jack Byron'ın arkadaşı! Maceraya
alışık olduğundan keşif gezisinin zorluklarından yılmıyor; ve bayanları
da görünce iyi vakit geçireceğinden emin oluyor. O her şeye eğlence ve
mizahla yaklaşıyor!"
Gonzalez,
Fiji'deyken iyi vakit geçirmeyi de ihmal etmedi. "Derin deniz avcılığı
yaptık ve tüm ekibe bir hafta yetecek kadar balık tuttuk!" diyor
Gonzalez.
Bill'in yerli arkadaşlarından biri olan Tran rolü için yapımcılar Karl
Yune'u seçtiler. "Bill ve Tran ortaklar çünkü Bill, Tran'e güveniyor"
diyen Yune, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Tran şehrin içini dışını
biliyor. Bir şeye ihtiyacınız olduğunda, Tran'e başvuruyorsunuz. Hem Bill,
hem Tran hayatı uçlarda yaşıyorlar ve biraz çılgınlar. Tran bilima damlarını
umursamıyor; onun tek derdi bir tekne kiralamak için 50.000 dolar teklif
etmiş olmaları. Gerçi su taşkınlarının olduğu mevsimdeler, ama bu çok
büyük bir para".
Yune yönetmen
Dwight Little'la çalışma fırsatı bulduğu için çok mutlu olduğunu şu sözlerle
ifade ediyor: "Dwight tanıyabileceğiniz en rahat yönetmen. Gerçekten
oyuncu merkezli, ve yapmak istediği film konusunda müthiş bir vizyona
sahip. İlgilenmesi gereken çok sayıda oyuncu olmasına karşın, ne zaman
ihtiyacımız olsa yanımızdaydı. Fikirlerimize gerçekten kulak verdi ve
taviz vermekten kaçınmadı. Harikaydı. Kariyerimin bu noktasında onunla
çalıştığım için çok talihliyim".
Yılanları
Serbest Bırakmak
İlk "Anaconda"da
animatronikler kullanıldı. Ama o günden bugüne bilgisayar yapımı görüntülerde
(BYG) kaydedilen büyük ilerleme göz önünde bulundurularak, bu filmdeki
dev sürüngenlerin BYG'le hayata geçirilmesine karar verildi. Yapımcı Harrah
bu konuda şunları söylüyor: "Yedi yıl önce ilk filmi yaptığımız zamankiyle
günümüz BYG teknolojisi arasında dünyalar var. Bu yılanlarla elde edilen
aksiyon, o zamankinden kat kat iyi. Görsel efekt ekibimizin ortaya çıkardığı
iş göz kamaştırıcı".
Yönetmen
Little, yılan geliştirme sürecinin çok karmaşık olduğunu ve önce bir sanatçının
konsept çizimleriyle başlandığını ifade ediyor. "Anakondaların yanı
sıra, pitonlara, çıngıraklı yılanlara ve daha pek çok yılan türüne bakarak,
hangi gözün, hangi dişin, hangi derinin, hangi tonların ilgimizi çektiğini
belirledik. Bir deniz canavarına benzemesini kesinlikle istemedik. Ben
olabildiğince gerçekçi bir görüntü istedim, ama bir yandan da, gerçek
bir anakondadan daha zeki, daha atik ve canlı olmasını arzu ettim. Bu
yüzden, biraz daha düşünen bir yaratık olması amacıyla bir iki ufak değişiklik
yaptık".
Öte
yandan, filme adını veren yırtıcı söz konusu olduğunda, izleyiciler sadece
efekt çalışmalarını görmeyecekler. Little, "Aynı zamanda gerçek anakondalarla
da bol miktarda çekim yaptım ve tüm bu materyaller filmde yer alacak.
Gerçek yılanlarla BYG yılanlar arasındaki farkı ayırt edebileceğinizi
sanmıyorum" diyor.
Little ne
istediğini görsel efekt süpervizörü Dale Duguid'a çok net biçimde anlattı:
Doğaya uygun bir yaratık istiyordu, gerçek üstü bir yaratık değil. Duguid
konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: "Mükemmel bir BYG yılanın
gerçeğinden ayırt edemeyeceğiniz şekilde olması gerektiğine şüphe yok.
Ve bu da oldukça zor bir şey! On iki metrelik bir yılanda yüzlerce kaburga,
ve sayısız pullarının ardından hareketlerini görebildiğiniz çok sayıda
kas ve organ vardır. Bu pullar, vücudun esnediği yöne ve aldığı şekle
göre, farklı hareket ederler. Bir yılanın üzerindeki her şey çok dinamiktir.
Dolayısıyla bu hayvanı hayata geçirmek çok zordu. Çeşitli teknolojilerin
bir karışımını kullandık: Böylesine devasa bir hayvanın hızını ve şiddetini
ancak BYG'yle yansıtabilirsiniz. Bu nedenle, elbette büyük ölçüde BYG
var, ama aynı zamanda protez öğeler de mevcut."
Little
ve Duguid yılanın kişiliğinin olup olmaması gerektiğini tartıştılar, ama
Little olmaması gerektiği konusunda kararlıydı. "O, küçük bir beyne
sahip bir makine ve temel olarak kafasında 'Öğlen yemeğinde ne var?'dan
başka bir şey yok" diyor Duguid ve ekliyor: "Kötülük, kıskançlık
ya da öfke gibi insani duygulara sahip olmadığı için, çok daha korkutucu.
Ortaya çıkıyor ve önce ne yemesi gerektiğine karar veriyor. Hiç 12 metrelik
bir anakondaya karanlıkta ayağım takılmadı, ama eğer takılsaydı, eminim
korkudan ödüm patlardı. Yani bizim tek yapmamız gereken, hayvanı oyuncuların
performans ortamına taşımaktı; bu olunca, korku, çağrışım yoluyla anında
kendisini gösteriyordu".
Yönetmen
Dwight Little, korkunç bir yılan yaratmak için yapılan tüm bu çalışmaların
sonucu olarak, izleyicide yılanı görme beklentisi oluşturmanın öneminin
farkındaydı. Bu nedenle, sinemaseverler filmin ortalarına kadar yılanı
net bir şekilde göremiyorlar. "O an gelmeden önce, izleyicide oldukça
büyük bir korkunun temelini oluşturacağız!" diyor Little.
'Anaconda
2 'nin Görüntüleri
Filmin olabildiğince
güçlü bir etki yaratması için görsel öğelerin son derece önemli olduğu
konusunda herkes hem fikirdi. Yönetmen Dwight Little yapım tasarımcısı
Bryce Perrin ve görüntü yönetmeni Stephen F. Windon'la yakın işbirliğine
girerek, filmin nasıl görünmesi gerektiği konusunda fikir alışverişinde
bulundu.
Little'ın
bu konudaki açıklamaları şöyle: "Elbette, filmin değişken bir ruh
hâli ve atmosfere sahip olmasını istedim. Brezilya yağmur ormanlarında,
batı dünyasından tamamen uzakta yaşayan yerli halkı konu alan National
Geographic makale ve resimlerinden ilham aldım. Orada ormanın gizemi,
yumuşak ışıklar ve tüm o yakılan ateşlerin dumanları var. Bu fotoğraflardan
çok yoğun etkilendim. Onlar ilham kaynağım oldu ve böyle bir görüntü yaratmak
istedim".
Bir diğer
ilham kaynağı da Fiji'nin kendisiydi. Harrah bunu şöyle açıklıyor: "Havaların
daha serin olduğu bir dönemde Fiji'de olacağımız için memnunduk, çünkü,
o daha karanlık ve gizemli görüntüyü istedik. Önce açık ve güneşli havalarla
başladık, sonra film ilerledikçe görüntüler daha karanlık ve kasvetli
bir hâl aldı ve karakterler gitgide daha çok korktu. Mağaraya ve dehlize
girdikçe karanlık daha da arttı. Karanlıkta ve yağmurda çekim yapmak filmi
daha da ürkütücü kıldı".
Tasarım
ekibinin önündeki en zor iş, Bill'in o harap haliyle deniz yolculuğu yapması
mucize olan teknesi Bloody Mary'yi yaratmaktı. Yapım tasarımcısı Bryce
Perrin daha önce hiç tekne tasarlamamıştı, ama bu meydan okumayı kabul
etti. "Teknenin hem çok eski ve döküntü görünmesi, hem de üzerinde
çekim yapabilecek ve suda yüzebilecek kadar güvenli olması gerekiyordu"
diyor Perrin ve ekliyor: "Farklı yerlerde suya indirebilmek için
teknenin içine kirişler yerleştirdik".
Little tekneyi
bir mühendislik harikası olarak niteliyor: "Fiji'de nehirler çok
sığ. Yani teknenin buna göre tasarlanması gerekiyordu. Böylesine büyük
bir tekneyi tüm çekim mekanlarına götürebilmemiz kayda değer bir durumdu.
Gerçek bir tekne olmasa, bunu asla başaramazdık".
Perrin, Bloody
Mary'nin ünlü Humphrey Bogart/Katharine Hepburn filmi "African Queen/Afrika
Kraliçesi"nden esinlendiğini dile getiriyor: "Bu eski orman
teknesinin kendine özgü bir romantizmi var, ama aynı zamanda çok da kullanışlı
bir tekne çünkü Bill'in nehirden atık toplamasına yarıyor. Tekne Bill'in
topladığı bu eski lastik, plastik ve demirlerle dolu".
Suda çekim
yapmak hiç de kolay değildir. Neyse ki, daha önce balina filmi "Free
Willy 2/Özgür Willy 2"yi yapmış olan Little bunu iyi biliyordu. Bir
deniz savaşına gidiyormuş gibi hazırlandıklarını söyleyen Little, sözlerini
şöyle sürdürüyor: "Temelde, ışıktan kameraya her şeyi nehirdeki muazzam
mavna ve dubalara taşımak zorundasınız. Sonuçta küçük bir donanma gibi
görünüyorsunuz! Ana teknenin arkasında Bloody Mary, onun ardında da farklı
departmanların malzemelerini taşıyan 30 küçük tekne daha vardı. Çok karmaşık
bir operasyondu. Fiji'de Navua Nehri'nde çekim yaptık ve Fiji nehir kaptanları
ve mürettebatları bize çok yardımcı oldular".
En
korkutucu sahnelerden biri Bloody Mary'nin bir çağlayana girerken, yolcularını
türbülanslı sulara döktüğü sahneydi. Tüm ekip, dublör kullanılarak elde
edilmesi mümkün olmayan bir gereçeklik yaratabilmek için türbülanslı sulardaki
sahnelerde kendileri yer almayı kabul ettiler. Teknenin sahibi Bill'i
canlandıran Johnny Messner: "Çok yoğun bir gündü. O akıntılara karşı
mücadele vermek çok yorucuydu ama çok da eğlenceliydi. Tek bir sıra oluşturup,
ele ele tutuştuk. Yanınızdaki kişiye gerçekten güvenmek zorundasınız yoksa
suyun altına çekilirsiniz. Suda kameralar vardı ve biz hızla onlara doğru
ilerliyorduk. Çekimler harika oldu" diyor.
Yönetmen
Little'ın bu konudaki açıklamaları ise şöyle: "Oldukça çok sayıda
çalkantı yarattık ve oyuncuların kıyıya ulaşmak için sert bir akıntıya
karşı yüzmesi gerekti. Ama hepsi bunu başardı. Dublörle böyle bir görüntü
elde edemezdik; o yüzden, oyuncuların sahnede yer almaya gönüllü olmaları
bizi çok memnun etti".
Yapım ekibi,
ayrıca, plato görevi görmesi için Avustralya'dan getirtilen dev bir çadırdan
yararlandı. Yapım tasarımcısı Perin, "Çadır muhteşemdi" diyor
ve ekliyor: "Portatif bir stüdyoydu. Fiji'de hiç plato yok; o yüzden
böyle bir şeye ihtiyacımız vardı". Bloody Mary'nin iç mekanlarının
bazıları ile mağara ve dolin setleri bu çadırda inşa edildi.
Genel anlamda,
"ANACONDA 2: Lanetli Orkidenin Peşinde" hayata geçirilmesi zor
bir filmdi. Baş yapımcı Jacobus Rose engelleri şöyle özetliyor: "Mekanlara
gidebilmek ya da dağlara tırmanabilmek için kendi yollarımızı inşa etmemiz
gerekti. Çoğu zaman yağmur yağdı ve gece vakti ormanda çekim yaptık. Hava
çok sıcak ve nemliydi; ve her yer sivrisinek kaynıyordu.
Film hakkında
bilgi için tıklayın...
|