|
"Aşk Kapıyı Çalınca
- I'm with Lucy"
New
York, 2002. Lucy, diğer binlercesi arasında Büyük Lokma sayılan bir kızdır.
Keyfi yerinde, otuz yaşına gelmiş güzel bir sarışın. Normâl seyrini izleyen,
pırıl pırıl bir gazeteci kariyeri. Nihayetinde önemsiz bazı nevrozları
çok açık biçimde itiraf etmiş olsa da: biraz hastalık hastası, biraz saplantılı,
azıcık sıkıntılı ve kaygılı... tabi ki bunların hiçbiri onu patolojik
bir vaka yapmaz.
Yalnızca işte, diğer
binlercesi gibi, Lucy'nin de bir sorunu vardır: O da aşkı bulmak istemektedir!
Güzel kadın, büyük bir aşk tokadı yemiş, bundan incinmiş, yaralanmış,
uzun sözün kısası umutsuz bir şekilde kurtulmuştur. O delikanlı iyi değil
miydi, peki öyleyse kim iyi? Lucy, yalnızlığın tüm acılarını yaşayacaktır;
çok büyük miktarda tüketilen alkol ve gözyaşlarıyla akan çamurlaşan rimeller.
Ta ki görüşmeyi razı olana dek ve pragmatik Lucyur tüm endşelerine ve
manik depresif hallerine rağman o ilk randevuya razı olur...
"Bu
komedi, klasik kalıplardan ayrıldığı için özgün diye açıklıyor yönetmen
Jon Sherman. Burada, ne bir erkekle bir kadın arasındaki engelli aşk,
ne de bir kadın, kocası ve aşığı arasındaki aşk üçgeni değil, ama bir
olasılıklar dizisi söz konusudur. "Şurası bir gerçek ki: New York'ta,
Lucy gibi, yalnızlıklarından nasıl kurtulacağını bilmeyen, Manhattan kaldırımlarında
karşılaşıp birbirini görmeden birbirinin yanından geçen ve "blind
date" lere başvurmak durumunda kalan binlercesi var.
Ancak,
rakamlar ve istatistikler göz önüne alındığında, Lucy, New Yorklu, Parisli
ya da İstanbul'lu bir kız olabilir. Tam da, bir kız, bıraksın talihin
kaderini ellerine almasını beklesin durumu. Batının büyük başkentlerinde
şu bilinmektedir ki, kadın - erkek ilişkileri giderek daha karmaşık hale
gelmiştir. Her yakadan sosyologlar, kadınların değiştiğini, erkeklerin
bu yüzden şaşkına döndüklerini, meslekî kariyerin başlıca kozlardan biri
olduğunu ve çılgın bireyciliğin önceden var olan işaret noktalarını bozup
karmakarışık ettiğini söylemek konusunda birleşmektedirler.
Lucy, artık ikili bir
yaşam kuracağı birini bulma umudunun nereden gelebileceğini bilmediği
bir noktadadır. Dolayısıyla, işin başında ona ilk "randevu"sunu
ayarlayacak kız kardeşi Jo geçer.
Bobby
(Anthony Lapaglia), Lucy'nin dünyasından çok uzak, ona taban tabana zıt
biri. Şan-şöhret anının ne demek olduğunu bilen eski bir beyzbolcu olarak
koca ağzın teki, görgü kurallarını ciddi şekilde ihmâl eden, ama özünde
bir okadar da hassas...
Bunu, umulmadık şekilde
eğlenceli geçen diğer dört buluşma izler...
Barry (Henry Thomas),
temiz, titiz, eğlenceli ve ilgili bir genç. Muhtemel kaygısı, Lucy karşısında
çok çabuk eriyip tükenmek ...
Luke (David Boreanaz), çekici olduğu kadar da gösterişi seven; üstü açık
spor arabasıyla gezmey meraklı hız tutkunu bir ortopedist; sportif ve
nazik, ama toplumsal başarı takıntısı olan, takıntısı olmakla kalmayıp
bununla kafayı bozmuş biri ...
Doug (John Hannah), son
derecede zor bir boşanmadan yeni kurtulmuş Britanyalı böcekbilimci. Hiç
kuşkusuz böceklerle kafayı bozmuş; illallah dedirtecek kadar karışık,
fırtınalı ama bir o kadar da çekici ...
Gabriel (Gael Garcia
Bernal), new age eğilimli, önceki yaşamında Jules César olduğuna inanan
ve çılgın bir seks düşkünü; genç bir tiyatro yönetmeni ...
Tüm
bilinen, Lucy'nin bu beş gençten biriyle evleneceği. Ama hangisiyle? Jon
Sherman, "Film, bir tür duygusal coşku fırtınası olarak yapıldı"
diye sözü yeniden alıyor. "Bu adamların hepsi de, onu fethetmek derdindeler.
Elbette, herbiri, izleyicinin duraksayıp kuşkuya düştüğü o kendi "ânı,
sırası" geldiğinde. Şu bir gerçek ki, aralarından hiçbiri, telaşlı
bir elin tersiyle kapı dışarı edilmeyi hak edecek zampara bir kaybeden
deği". Jon Sherman'ın belirttiği gibi, "Bu adamlardan herbirinin
gerçek bir iç zenginliği, onu potansiyel bir koca yapan bir derinliği
var".
Ve işte, ezelî ve ebedî
soru, filmin laytmotifi: temiz bir sevgi neye bağlıdır? Bir karşılaşma
ve özellikle de daha derin bir anlaşma neye bağlıdır?
Monica
Potter, Lucy'yi ekranda canlandıran genç oyuncunun görüşleri şöyle: "Tüm
kadınlar, ideal erkeğin peşindedir; ama bu gerçekçi değildir. Filmin işaret
ettiği şey, bir kızın bir Bay Mükemmel'e ihtiyacı olmadığıdır. O, kendisine
uygun birini bulmak zorundadır". Ve işte, bozulan Peri Padişahı'nın
oğlu, yakışıklı delikanlı efsanesi, yaşamın katı gerçekleriyle çiğnenip
geçilen "ideal erkek". Şu halde Lucy, hissedecek ya da daha
çok yüreğinin seçimini yapacaktır. "Randevuların" olduğu bu
tip yöntemlere başvuran tüm erkek ve kadınlara umut etme yolunu açan bu
şey. Çok Amerikalı, çok pragmatik, kimi zaman da başrıyla eşanlamlı!
Paris'te, yaklaşık 600.000
dolayında bekâr olduğu söyleniyor. Elbet bizde de, "blind date"
ya da bir anlamıyla "görücü usulü" kendi yolunu yapmaktadır.
Tümüyle bu tip buluşmaların organizasyonuna adanmış kuruluş ve "kişi"
sayısı görülmeye değerdir.
Ve
orada dile getirilmeyen kavramlar, hâlâ daha çarpıcı ve şaşırtıcıdır.
Örneğin kız-erkek randevulaşma hızı; kimin kimi aslında tavladığı ...
Film hakkında bilgi için
tıklayın...
|