|
"Aşk
Masalı - Maid In Manhattan"
"Marisa'nın
bu filmde deneyimlediği serüven, yaşamında kendisi ile oğlu için yaptıkları
arasında bir denge kurmayı, daha fazla şey isteyip, bunun peşinden gitmenin
iyi bir şey olduğunu fark etmeyi içeriyor."
Jennifer
Lopez "Maid in Manhattan/ Aşk Masalı"nda aşk uğruna her şeyi
göze alan otel çalışanı rolünü bu şekilde özetliyor. "Marisa ailesi
ve arkadaşlarına bağlılığını sürdürdüğü halde, dünyada kendi yolunu bulabilmiş
güçlü bir kadın" diyen Lopez sözlerini şöyle sürdürüyor: "Sonra
bir gün, insanın karşısına kolay kolay çıkmayacak türde bir aşk buluyor
ve bu aşk onu altüst ediyor. Gerçekten de aynı anda hem komik, hem de
gerçek bir durum."
Proje Edmond
Dantes'in Elaine Goldsmith-Thomas'a senaryoyu vermesiyle başlamış. Ardından,
International Creative Management'ın New York ofisindeki en başarılı menajerlerinden
Joe Roth senaryoyu Julia Roberts"a sunmuş. "O an elimizdeki
senaryo birbirlerine aşık olan hizmetçi bir kızla bir İngiliz prensini
konu alıyordu. Çok daha peri masalı havasındaydı ve Külkedisi'ne büyük
benzerlik gösteriyordu" diye anımsıyor Thomas.
Roberts senaryoyu
geri çevirmiş; ama Thomas elindeki senaryonun nasıl iyi bir malzeme olacağını
düşünüp durmaktan kendini alamamış. Kendisi bunu şöyle aktarıyor: "Klasikleşmiş
birer romantik komedi olan 'Roman Holiday', 'Working Girl/Çalışan Kız'
ve 'Pretty Woman/ Özel Bir Kadın"dan öğeler içeriyordu. Ama gerçeğe
daha uygun olması gerekiyordu". Thomas'ın Roth's Revolution Stüdyoları'nın
doğu yakası operasyonları sorumlusu olarak çalışmaya başlamasından sonra,
Roth ondan senaryoyu geliştirmesini istemiş. Thomas bu teklifi memnuniyetle
kabul etmiş ve projenin alması gereken yeni yönü belirlemek üzere çalışmaya
başlamış.
Thomas projeyi
yapım ortağı Red Om Films'den Deborah Schindler'la (How Stella Got Her
Groove Back, Waiting to Exhale) tartışmış. Red Om Films'in başkanı olan
Schindler projeyi "çağdaş bir cazibeye sahip zamanlar üzeri bir öykü"
olarak tanımlıyor.
Filmin
merkezi konumundaki Marisa Ventura rolü için Thomas arkadaşı Jennifer
Lopez'le görüşmüş. İki kadın New York'un eşsizliği hakkında konuşmuşlar.
"Oz"un dışında olup, cama burnunuzu dayayarak içeride olmayı
istemenin nasıl bir şey olduğundan söz etmişler. "San Fernando Valley'li
birisi olarak, hayallerim Ventura Bulvarı'na yakın bir yerde yaşamakla
sınırlıydı" diyor Thomas ve ekliyor: "Korkarım vizyonum pek
geniş değildi. Ama Hollywood tepenin hemen ardındaydı, ve Jennifer gibi,
ben de oraya gitmek istiyordum. Belki de, her ikimiz de oraya girebilmenin
bir yolunu bulma dürtüsüne sahip olduğumuzu fark ettik. Sonra, 90'ların
ortasında New York şehrine taşındım. Ve anında kültür şokuna girdim. Yaşam
tarzı çok hızlıydı. Ayrıca buradaki insanlar kurnazdı. Ama onları sevdim;
özellikle de köprü ve metrodaki kalabalığı. Onları anladım. Onlar dışarıdaki
insanlardı. 'Fridays'i '21'e tercih eden, orta sınıfa mensup insanlar.
Hizmet ettikleri şehirde yaşamaya paraları yetmeyen insanlar."
"Jennifer
bir hafta sonu bende kaldı ve gece boyunca hikaye hakkında konuştuk. O,
canlandıracağı karakteri benden çok daha iyi tanıyordu. Marisa Ventura'nın
nasıl biri olduğundan bahsetti, nasıl bir yaşam sürdüğünden, nasıl gururlu
olduğundan. Jennifer sayesinde, bu karakteri gerçek yapacak ayrıntıları
fark edebildik" diyor Thomas.
Thomas ve Schindler, Lopez'in ardından yönetmen Wayne Wang'i (The Joy
Luck Club, Smoke) projeye dahil ederler. Schindler bunun nedenini şöyle
açıklıyor: "Kendisi 'Smoke' ve 'Chan is Missing' gibi filmlerde büyük
espri yeteneğini ortaya koymakla kalmadı, daha dramatik bir çalışma olan
'Joy Luck Club'da da karakter odaklı çalışmalardaki yönetme yeteneğini
de gösterdi. Bu, filmimiz için ideal bir bileşim olarak göründü."
Thomas'ın
bu konuda söyleyecekleri ise şöyle: "Filmlerinin tarzlarına aykırı
oluşunu sevdik. Bu projede bir gerçeklik olmasını istedik. Ayakları yere
basan bir hikaye olması kaydıyla, Wayne yönetmeyi kabul etti."
Wang ise
projeye ilgi duymasının nedenini şu sözlerle açıklıyor: "Film kolay
espriler ve gerçekçilikten uzak bir romantizme boğulmamıştı. İçerdiği
mizah tam kıvamındaydı, ve aşk hikayesi de son derece inandırıcı bir biçimde
gelişiyordu."
Yönetmene
cazip gelen bir başka nokta ise hikayedeki "yukarıdakiler-aşağıdakiler"
öğesidir. Film iki ayrı dünyayı bir araya getirmektedir: Lüks bir Manhattan
otelinin, varlıklı, sürekli müşterileri ile perde arkasında kalan, otelde
çalışan insanların dünyalarını. "Film farklı dünyalara ait iki insan
arasındaki bir aşk hikayesinden ibaret değil. İkisinin içgüdüsel olarak
birbirlerine aşık olmaları işin kolay kısmı. Ama aralarında gelişen anlayış
ve saygı ilişkinin yürümesini sağlayan esas şey" diyor Wang.
Bir sonraki
aşama "Working Girl/Çalışan Kız"ı yazan Kevin Wade'le çalışmaktı.
"Kevin harika bir iş arkadaşı. Fikirlerimizi dinledi ve çok güzel
bir hikaye yazdı" diyor Thomas.
Wade'in ise
projeyle ilgili yorumu şu şekilde: "Orijinal düşüncenin özüne, yani
baloya gitme imkanını elde eden çalışan kadın temasına bilinçli olarak
sadık kaldım. Buradaki can alıcı nokta ise kadının prensinin peşinden
gitmeye pek öyle istekli olmaması, çünkü kendi ve oğlu için elde etmek
uğruna böylesine çok çalıştığı güvenlik duygusunu tehlikeye atmaktan korkmasıydı.
Bu durum hem komedi, hem de dram unsurları açısından büyük bir gerilim
yaratmaya imkan tanıdı."
Marisa Ventura
karakterini canlandıran Lopez, Bronx'ta doğmuş Puerto Rico'lu, işçi sınıfından
gelen bir kadın. "Bu kızı, daha önce karşıma çıkan tüm karakterlerden
daha iyi tanıyordum" diyen Lopez sözlerini şöyle sürdürüyor: "Dışarıdan
içeriye bakan biri olmanın ve kendine daha iyi bir yaşamın hayalini kurmaya
bile izin vermemenin nasıl bir duygu olduğunu anlıyordum."
Bu filmin hikayeyi mizah yollu anlatmasına rağmen, Lopez filmde gerçeklerin
altının çizilmesine hayran kalmış. Bu duygusunu şöyle ifade ediyor: "Marisa,
pek çok annenin, özellikle de bekar annelerin yaptığı gibi, özel yaşamını
geri plana almış bir kadın. Film Marisa'nın yaşamında bu dengeyi nasıl
bulduğuna, kendi ihtiyaçlarına özen göstermeyi nasıl öğrendiğine ve aynı
zamanda oğlunun ihtiyaçlarını karşılamayı sürdürmesine ilişkin."
Önemli bir politikacının varlıklı oğlu Christopher Marshall rolü için,
Thomas, Schindler, Wang ve Lopez, 'Cary Grant' niteliğine sahip bir aktör
aramışlar. Sanırım, Ralph'i ilk teklif eden Jennifer oldu" diyor
Thomas ve devam ediyor: "Hiçbirimiz onun bir komedi filminde yer
aldığını görmemiştik ama aşk filminin altından kalkabileceğini kesinlikle
biliyorduk. O, inanılmaz bir aktör. Bu yüzden peşine düştük, yalvardık
ve reddedemeyecek noktaya getirene kadar ona gülümsedik."
Oscar adaylığı
olan aktörün büyük bir izleyici kitlesi var. Aktör "The English Patient/İngiliz
Hasta"daki rol arkadaşı Kristin Scott-Thomas'ı da kendine hayran
bırakmıştı. Thomas, "Ralph dostane, şirin ve nazik yanını ortaya
koymaya açık bir erkek" diyor.
Fiennes'i
"Maid in Manhattan/Aşk Masalı"na çeken ise, kendi deyişiyle,
filmin "sevimliliği" olmuş. "İnsanların ilhamları ve hayallerini
konu alıyor. Gerçek komedi, insanların kendilerini gerçekçi durumlarda
bulmalarından ortaya çıkar" diyen ünlü aktör, filmin merkezinde Lopez'in
olmasının filmi "hem kendisi, hem de Christopher karakteri için çok
çekici bir hâle getirdiğini" söylüyor ve ekliyor: "Büyük bir
çekiciliğe ve ikonik bir niteliğe sahip."
Wang, Fiennes'in
seçkin ve eğitimli tavrının, Lopez'in sokaktan gelme dobra yaklaşımını
mükemmel bir şekilde tamamladığı görüşünde. "Ralph'in canlandırdığı
karakterin gerçekçi olması konusundaki ısrarı üzerine, komedinin inandırıcı
olmasını sağlayacak şekilde çalıştık" diyen Wang şöyle devam ediyor:
"Doğal şekilde çalışabilmesi için gereksinim duyduğu bir bağlam sağlamaya
çalıştım ki komedi unsuru, karakterlerin özel durumlarından kaynaklansın.
Jennifer konusunda ise, onu kendi hâline bırakıp, içindekileri açığa çıkarmasına
izin verdim. Her çekimde farklı bir şey yaptı ve farklı bir komiklik ortaya
çıktı."
Fiennes ile Lopez'in tarzları arasındaki tezatın canlandırdıkları karakterlere
çok uygun olduğunu düşünen yapımcı Paul Schiff bunu şöyle açıklıyor: "Kesin
olarak farklı oyunculuk tarzları benimsemiş iki oyuncuyu bir araya getirerek,
sosyal yelpazenin iki zıt ucundan karakterler canlandırmalarını sağlamak,
aralarındaki benzersiz çekimi ortaya çıkarmak için ideal bir yol gibi
göründü."
Ne var ki,
yüzeyin altında, Fiennes ve Lopez'in karakterlerinin ortak bir noktası
da var: "Yaşamlarında gerçekleşmekte olan değişimler yüzünden her
ikisi de rahatsızlar" diyen Schindler sözlerini şu şekilde açıklıyor:
"Christopher karakteri babasının yolundan gidip, senatör adayı olmanın
gereklerine uyum göstermeye çalışıyor. Marisa müdürlük konumuna gelmek
üzere ve annesinin onun cesaretini sürekli kırması yüzünden, öz güvensizliği
daha çok ortaya çıkıyor; ama aslında, her iki karakter de layık görüldükleri
bu konumların altından kalkabilecek nitelikteler."
Hem profesyonel,
hem de kişisel anlamda hayatlarının dönüm noktasında olan politikacıyla
kat görevlisi arasındaki çekim bir kısmet sonucu ortaya çıkıyor"
diyor Fiennes ve devam ediyor: "Marisa'dan kendine karşı nasıl dürüst
olunacağını öğreniyor. Marisa ona bir yön hissi veriyor. Buna karşılık,
Christopher da Marisa'ya kendine güvenmesini sağlayan yeterlilik duygusunu
aşılıyor. Yani, bir bakıma, en doğru zamanda birbirlerinin karşısına çıkıyorlar."
Fiennes New York'lu bir politikacıyla zaman geçirerek rolüne hazırlandı.
Buna ek olarak, John F. Kennedy Jr'ın yaşamını okudu ve Andrew Cuomo'yla
ilgili videolar izledi. Her iki adam da, Christopher Marshall karakteri
gibi, babalarına benzetilen birer politikacıydı.
Lopez ise
bekar annelerle ve gerçek kat görevlileriyle vakit geçirdi, ve Bronx'ta
büyürken edindiği tecrübelerden yararlandı. "Jennifer 15 yaşına kadar
iki kızkardeşiyle aynı yatakta yatmış" diye anlatan Thomas, şunu
da ekliyor: "Marisa karakterine bundan daha yakın olamazsınız."
Marisa'nın
10 yaşındaki oğlu Ty karakteri için New York, Los Angeles ve Miami'de
binlerce çocuk oyuncu denemeye tâbi tutuldu. Lopez'le karşılıklı bir denemeden
hemen sonra, Tyler Garcia Posey'nin (kendisi şu sıralar, PAX-TV'deki "Doc"
adlı dizide rol alıyor) ideal seçim olduğu görüşüne varıldı. Thomas bunu
şöyle anlatıyor: "Yetenekli casting yönetmenimiz Todd Thaler, Ty'ı
buldu ve onunla çalıştı. Jennifer ve Ralph filmde birbirlerine aşıklarsa,
bu ilişkinin kalbini oluşturan da Ty'dır."
Posey gibi, Marissa Matrone da beyaz perdeyle ilk kez "Maid in Manhattan/Aşk
Masalı"da tanışmış ve projeye casting menajeri Todd Thaler tarafından
dahil edildi. "Todd onu videoya kaydeder. İzlediğimizde gülmekten
yerlere yattık" diyor Lopez. Marisa'nın en iyi dostu ve mesai arkadaşı
Stephanie rolü için Matrone biçilmiş kaftandı. "Senaryoyu okur okumaz,
aklıma Brooklyn'deki kuzenlerim geldi" diye anımsıyan Matrone sözlerini
sürdürüyor: "Altın gibi kalpleri vardır ama ağızları bir kamyon şoförününki
gibidir. Size şunu söyleyeyim: Brooklyn'de dilin kemiği yoktur."
Lopez'in
yanlışlıkla karıştırıldığı sosyetik otel müşterisi Caroline rolünü başarılı
aktris Natasha Richardson üstleniyor. Richardson, bu havai, boş ve yüzeysel
karakteri canlandırma teklifine balıklama atlamasının nedenini şöyle açıklıyor:
"Ruhunun karanlık yanlarıyla ilişkide olan karakterleri canlandırmaya
öylesine alışmıştım ki, böylesine yüzeysel ve hafif bir karakteri canlandırmak
çok keyifli bir değişiklikti. Caroline öylesine şımarık ki başka insanlara
ne denli kötü davrandığının farkında bile değil. Aslında bu bir sorun
olabilirdi, ama Kevin'ın ustaca yazımı sayesinde, Caroline'ın umutsuz
bir şekilde, boşu boşuna Christopher'ın peşinde koştuğunu hissediyorsunuz."
Wayne sette Fiennes ile kampanya sorumlusu Jerry Siegel rolündeki Stanley
Tucci arasında doğaçlama yapılmasına izin verir. Senaryoda birlikte yer
aldıkları sürenin çoğu Christopher'ın politik geleceğinin kontrolünü ele
geçirmek üzere yapılan zeka oyunları ve atışmalar şeklinde geçer. Her
ikisi de, yıllanmış birer aktörler. Fiennes 'sahne sanatçısı olmak, özellikle
de böyle eğlencelik yapımlarda, dinlemek, karşılık vermek, oyunculuk hissine
sahip olmaktır. Stanley ve ben birbirimize bir şeyler atıp, doğaçlama
yaparak bunu ortaya çıkarmaya çalıştık" diyor.
Projede
vatandaşları Fiennes ve Richardson'la bir araya gelen Bob Hoskins komedilere
yabancı bir isim değil. Hoskins "Who Framed Roger Rabbit", "Hook/Kanca"
ve "Sweet Liberty" gibi filmlerle sinema severlerin kalbini
kazanmış bir aktör. "Maid in Manhattan/Aşk Masalı"nda canlandırdığı
titiz İngiliz kahya Lionel fark ettirmeden, özellikle de gizli aşk ilişkisini
öğrendikten sonra, Marisa'yı kolluyor. "İngiliz kahyaları dünyanın
en iyileridir" diyen Hoskins sevimli şovenizmi için özür de dilemiyor.
Rolünü dört dörtlük canlandırabilmek için, Hoskins Kahyanın El Kitabı
isimli yapıtı dikkatlice okumuş. Schindler bu araştırmanın meyvesini verdiğini
şu sözlerle onaylıyor: "Bob, rolüne öylesine bir espri ve insaniyet
kattı ki, onun yer alacağı sahne sayısını arttırdık. Lionel'a doyamıyorduk."
Frances Conroy
("Six Feet Under"), Amy Sedaris ("Sex and the City,"
"Strangers with Candy"), Chris Eigeman (Metropolitan, Barcelona)
ve Priscilla Lopez ("A Chorus Line") gibi oyuncuları da eklediğinizde
"sadece New York'ta bulabileceğiniz türde bir oyuncu karması ortaya
çıkıyor" diyor Schiff.
"Manhattan'da
çekim yapmanın getireceği lojistik sorunlar vardı. Ama şehrin sahip olduğu
enerji, ritim ve figüranların yüzü tüm bu zorluklara değdiğini gösterdi"
diye açıklıyor yapımcı Paul Schiff.
"Maid
in Manhattan/Aşk Masalı"nın çekimleri başlamadan önce, çekim ekibi,
Manhattan'da düzinelerce lüks oteli inceler ve Beresford Hotel'de aradıkları
kaliteyi bulurlar. Otel çekimleri aslında bir sette de gerçekleştirilebilirdi,
ama Wayne gerçek bir mekanda çekim yapma konusunda ısrar etti. Böylece
"otelin arka planını çektiğinde, hataya yer vermeyecek bir gerçekçilik
elde edilmiş oldu."
Yapım tasarımcısı Jane Musky çekim ekibini Park Avenue'deki Waldorf-Astoria
Hotel'e götürmüş ve filmin büyük kısmı burada çekilmiş. Musky bu konuda
şunları söylüyor: "Waldorf büyük ve lüks bir otelde olması gereken
her şeye sahip. Alt kat bölümleri diğerlerinden daha büyük ve Manhattan'daki
diğer otellerin tümünden daha fazla eleman çalıştırıyorlar". Waldorf,
ayrıca, günlük çalışmalarını aksatmadan koca bir film ekibini ağırlayacak
birkaç otelden de biriydi.
Oscar ödüllü
kostüm tasarımcısı Albert Wolsky bilindik mükemmeliyetçi standartlarını
otel çalışanlarının, özellikle de kat görevlilerinin üniformalarını hazırlarken
bir kez daha ortaya koydu. St. Regis, Waldorf ve Plaza gibi otellerde
giyilen üniformaları inceledikten sonra, oldukça sade görünümlü ve uygun
bir üniforma yaratmış. Ama sadeliğin sizi yanıltmasına izin vermeyin.
Wolsky "Bence üniformalar bu filmin en önemli kostümü. Ve Jennifer
en büyük başarısını burada ortaya koyuyor. Bu üniformanın içinde muhteşem
görünüyor" diyor.
Marisa'nın
mesai arkadaşları sayesinde bir kat görevlisinden prensese dönüştüğü balo
sahnesi de büyük titizlikle planlandı. Wolsky'ye göre, Marisa'nın üniformasız
olduğu tüm sahneler, özellikle de Bob Mackie imzalı şeftali rengi şifon
gece elbisesi ve Harry Winston imzalı takıları taşıdığı parti sahnesinin
amacı Marisa'nın dış dünya tarafından nasıl algılandığını göstermektir.
Wolsky bunu şöyle açıklıyor: "Christopher onu daha önce görmüştür,
ama sadece üniformalarıyla; ve onu fark etmemiştir bile. Süite girip de,
Marisa'yı Dolce&Gabanna marka elbise içinde gördüğünde, karşısındaki
aynı kadındır aslında. Tek fark, artık görünmez olmamasıdır."
İlginçtir
ki, Waldorf Astoria Hotel'deki çekimler sırasında Lopez pek çok hayranının
ve etrafta bulunanların ilgi odağı olur, ama gün içinde üniformasıyla
çalışırken hemen hiç dikkat çekmez.
Başarılı
görüntü yönetmeni Walter Lindenlaub ve yönetmen Wayne Wang, Beresford
Hotel'deki iki dünya arasındaki görsel uçurumun altını çizebilmek için
el ele verdiler. Bir denizaltıyı andıran "aşağıdakilerin bölümü"
gerçek Waldorf Astoria Hotel'in personel kısmında çekildi. Burası kasvetli,
flüoresan lambalarıyla aydınlatılmış, dar ve borularla dolu bir yerdi.
"Yukarıdakilerin bölümü" olan lüks süitler ise sette inşa edildi
ve daha gösterişli ve cazip görünecek şekilde dekore edildiler. "Odaları
çok hoş ve insanın içini ısıtan bir aydınlatma sistemiyle donattık"
diyor Wang ve ekliyor: "Sakin ve ferah görüntüleri aşağıdaki bölümle
keskin bir tezat oluşturuyordu. Aşağısı gürültünün hiç eksik olmadığı,
alçak tavanlı ve dar mekanlardı."
Marisa'nın yaşayacağı yer için Wang, Bronx'ta fakir görünümlü olmasına
karşın kendine özgü bir havası ve zevki olan, Marisa Ventura'nın kişiliğini
yansıtan bir yer aradı. Son olarak "Finding Forrester" adlı
film için de Bronx'ta çalışmış olan Musky, Morris Heights civarında bitişik
nizam, sade bir ev buldu. Burası mükemmeldi. "Bronx'taki tüm bu insanları
tanıyorum" diyen Musky sözlerini şöyle sürdürüyor: "Onlar, sahip
oldukları şeyler ne kadar sade olursa olsun, çok gururlu insanlardır.
Bunun bir karşılığı olması gerektiğini düşündüm". Bronx'ın bu bölgesinde
bir de metro bulunuyor. Musky bunun Marisa'nın eviyle şehir merkezi arasında
sürekli gidip gelişini vurgulamak için de iyi bir yol olduğunu düşündü.
Marisa'nın
evinin dış plan çekimleri Clifford Place'te, yani Grand Concourse'a çıkan
yüksek merdivenlere açılan kısa sokakta yapıldı. "Burada karar kıldık,
çünkü iki amaca birden hizmet ediyordu. Birincisi, Marisa ve oğlunun her
sabah işe giderken bu merdivenleri çıkması gerektiğini, dolayısıyla yaşamlarında
her şeyin zorluklarla dolu olduğunu gösteriyordu. İkincisi ise, bu hoş
evin hem Marisa için bir vaha, hem de oğlu için uygun bir çevre olduğunu
gösteriyordu."
İç mekan
çekimleri, Townsend Avenue'nun köşesinde biraz daha geniş bir evde yapıldı.
Çekim ekibi bazı değişiklikler yaparak, Ty için bir yatak odası hazırladı.
Marisa ise salonda uyuyordu. Musky'nin araştırmaları bunun, bekar anneler
arasında yaygın bir uygulama olduğunu ortaya çıkardı.
Daha sonra
ekip Brooklyn'deki Borough Hall'a taşındı. Christopher Marshall'ın Albany'deki
ofisinin iç mekan çekimleri burada gerçekleştirildi. Filmde New York'un
simgesi konumundaki başka mekanlar da kullanıldı. Beşinci Cadde'deki New
York Halk Kütüphanesi ile Marisa ve Christopher arasındaki büyülü ve romantik
anların görüntülendiği gala balosunun çekimlerine sahne olan Metropolitan
Sanat Müzesi bunlardan sadece ikisi.
"Yukarıdakiler"
ile "aşağıdakiler"in bir araya geldiği ve romantizmin doruğa
çıktığı diğer sahneler ise New York'ta halka açık, bu tür sınıf ayırımlarının
eriyip gittiği yerlerde gerçekleştirildi. En önemli mekanlardan biri olan
Central Park'ta (ve hayvanat bahçesinde) arka planı da Manhattan'ın silueti
süsledi. "Siluet, Wayne için önemliydi" diyor Musky ve ekliyor:
"Böylesine geniş bir siluetin arka planı oluşturduğu görüntüler,
ön plandaki görüntüye bir yakınlık katıyordu."
Filmin
bir mesajı olup olmadığı sorulduğunda, Thomas duraklayarak yanıt veriyor:
"Pek sayılmaz. Belki. Sanırım. Evet. Siz sorunca düşündüm de... mesaj
şu: Bir şeyi istiyorsanız, gerçekten istiyorsanız, onu elde etmek için
sahip olduğunuz her şeyi riske atmaya istekli olmanız gerekir. Bizim filmimizde,
esas karakterlerin tümü, bir sonraki aşamaya geçebilmek için bunu yapıyor.
Ama siz sorana kadar bunu hiç düşünmemiştim."
Ve nihayet
gri Weimaraner cinsi Rufus'un rolü nasıl kaptığını merak eden köpek severlere
Thomas'ın bir itirafı var: "Rufus yapımcılardan biriyle yatıyordu."
Film hakkında
bilgi için tıklayın...
|