|
"Aşka
İki Hafta - Two Week Notice"
Dünya çapında
tanınmış iki oyuncu olan Sandra Bullock ve Hugh Grant Two Weeks Notice/Aşka
İki Hafta'da ilk kez bir araya geliyor. Oyuncu-yapımcı Bullock ünlü filmleri
Miss Congeniality/Güzel Dedektif ve Forces of Nature/Fırtınalı Aşk'ı da
yazan senarist Marc Lawrence'la ise üçüncü kez birlikte çalışıyor. "Komik
bir aşk hikayesinde oynamak hem korkutucu, hem de zorlu bir iş" diyor
Bullock ve devam ediyor: "Komik olmak zaten yeterince zor, bir de
bunun üstüne diğer oyuncuyla doğru elektriği yakalamak hiç kolay değil".
Bu projenin hayata geçmiş olması ve bana hayran olduğum iki erkekle, Marc
ve Hugh'la birlikte çalışma fırsatı vermesi çok sevindirici".
Bu film,
ayrıca, Bullock ile aktör-yapımcı Grant'in uzun zamandır süregiden birlikte
çalışabilecekleri bir proje arayışına da son verdi. About a Boy/Bir Erkek
Hakkında, Bridget Jones's Diary/Bridget Jones'un Günlüğü ve Notting Hill/Aşk
Engel Tanımaz filmlerinin başarılı aktörü Grant bunu şöyle anlatıyor:
"Sandy'yle çalışmayı hep istemişimdir, çünkü aklım, gözlerim ve kulaklarım
bana onun bu tür komediler için en doğru oyuncu olduğunu söylüyor. Sandy
aynı anda hem çekici, hem seksi, hem inandırıcı, hem komik, hem de romantik
olabiliyor. Aslında, birkaç yıl önce bir araya gelip birlikte bir projede
çalışabilme olasılığını değerlendirmiştik. Ona kaldığım otel odasının
yanındaki odayla ilgili iğrenç bir hikaye anlatmıştım. Herhalde toparlanması
3 yıl sürdü".
İyi mizacıyla
tanınan Sandra'nın buna yanıtı ise şöyle oluyor: "Aksine. Hugh sadece
yetenekli bir komedyen değil, aynı zamanda çok başarılı bir sinemacı ve
her açıdan çok kabiliyetli bir aktör. Kimse Hugh gibi olamaz."
Miss Congeniality'nin
post prodüksiyonu sırasında, Marc Lawrence, Bullock ve Grant için düşündüğü
orijinal bir senaryo üzerinde çalışmaya başladı. Lawrence bunu şöyle anlatıyor:
"Birbirleriyle yakın bir çalışma ortamında olup, yoğun bir ilişki
paylaştıkları halde, bir türlü birbirlerine karşı duydukları romantik
duygularla başa çıkamayan bir çift hakkında bir film yazma düşüncesi hoşuma
gitti."
Bullock
kendi yapımcılık firması Fortis Films'le çekeceği ve baş rolünde oynayacağı
bu projeye farkında olmadan katkıda da bulundu. "Sürekli olarak Marc'ın
tepesinde duruyor ve bilgisayarında yazmakta olduğu senaryodan sahneler
okuyup bazı replikler ekliyordum. Ama benim için yazmakta olduğu bir senaryoya
eklentiler yaptığının farkında değildim." diyor Bullock gülerek ve
sözlerini sürdürüyor: "Marc'ın Lucy Kelson ile George Wade arasında
yarattığı dinamiğe bayıldım. Birbirlerini deli ediyorlar, ama görünüşte
imkansız olsa bile, aralarındaki ilişkinin yürümesini istiyorsunuz. Sonuçta,
Lucy ve George'un kendilerine şu soruyu sormaları gerekiyor: 'Ona sevdiğimi
söylemek için çok mu geç?'. Peki ya karşınızdaki kişinin ne hissettiğinden
emin değilseniz böyle bir riske nasıl girersiniz?
Lawrence'ın
Two Weeks Notice/Aşka İki Hafta senaryosu en çok aranan erkek oyunculardan
biri olan Grant'in de tam kalbine isabet etmiş. Aktörün bu konudaki yorumu
şöyle: "Senaryoyu Londra'daki en samimi arkadaşlarıma gönderdim ve
sordum: 'Ben içki ya da uyuşturucunun etkisi altında mıyım, yoksa bu hikaye
gerçekten düşündüğüm kadar komik mi?'. Bana senaryoyu geri gönderip, 'Evet,
gerçekten komik' dediler". Grant sözlerini şöyle sürdürüyor: "Marc
çok keskin bir zekayı, oldukça insani bir yaklaşımla birleştiriyor. Senaryolarından
birinde yer almayı her zaman istemişimdir. Bu projede bana özellikle çekici
gelen şey, inanılmaz yoğun bir samimiyet ve ilişki içinde olan iki kişinin,
neredeyse çok geç olana dek aşık olduklarından tamamen habersiz olmaları."
Bullock ve
Grant, Lawrence'ın senaryosuna inanç duymanın yanı sıra, yazarın yönetmenliği
de üstlenmesi için direttiler: "Oyuncuları ilk kez yönetmenlik yapan
biriyle çalışmaya ikna etmek zordur, ama ben Marc'la çalışmaktan memnunum"
diyor Grant ve ekliyor: "Projeyi tartışmak üzere Londra'da buluştuk
ve Marc'ın oyuncuları yönetebilmek için gereken tüm içgüdülere sahip olduğunu
anladım."
Bullock da
Grant'in görüşüne katıldığını şu sözlerle ifade ediyor: "Marc oyuncularla
inanılmaz iyi. Bir şey yerine oturmadığında bana söylemekten çekinmiyor.
Ve bazı yazar-yönetmenlerin aksine, senaryosunda anlık değişimler yapmaktan
hiç mi hiç rahatsız olmuyor."
Lawrence
bu zorlu görev değişiminin üstesinden çabucak geldi. "Yazarlık oldukça
yalnız bir meslek, ama eğer yönetmenseniz, etrafınızda sürekli olarak
sizi kollayan birileri var. Setten ayrılıp tuvalete gidecek olsanız, 40
tane telsiz bu haberi yayınlar ki bence bu her zaman da heyecan verici
bir şey değil. Ama, çekim ekibinden ışıkçıya, yüzlerce insanla birlikte
çalışmanın getirdiği sıcak ortamı ve enerjiyi gerçekten sevdim."
Lawrence gibi, yapımcı Bullock da projede çifte görev üstlenmekten hoşnuttu.
Bunu şöyle ifade ediyor: "Kendimde bulunan birden fazla özelliği
kullanmaktan hoşlanıyorum. Bazen yapımcılığı oyunculuktan bile çok seviyorum,
çünkü daha fazla işbirliği gerektiriyor."
Ayrıntılara
takıntılı, eylemci avukat Lucy Kelson'ı canlandırmak Bullock'a repertuarını
geliştirme fırsatı vermiş: "Lucy süper zeki, güçlü bir hafızaya sahip,
çok yönlü sosyal bilinç sahibi bir avukat. Daha önce hiç bu kadar kapsamlı
bir rol canlandırmamıştım. Kısacası, Lucy son derece çok yönlü bir tip
ve böyle bir karakteri canlandırmak çok eğlenceli."
Lucy'nin
demokratik idealleri, patronu George Wade'in ün salmış umursamaz yaşam
tarzıyla çakışırken, aralarında hem romantik, hem de başka türlü kıvılcımlar
çakıyor: "Lucy'nin annesi ve babası eylemci birer avukat; bu yüzden
de, George'un yanında çalışmakla onlara ihanet ediyormuş hissine kapılıyor.
Bundan kurtulmak için de elinde olan güç, para ve imkanlarla dünya için
çok daha fazla iyilik yapacağı düşüncesine sarılıyor. Ama muazzam bir
iç çatışması yaşıyor; çünkü Wade Corporation'ın yasal işlerini yürütmenin
yanı sıra, George'un kravatlarından, mobilyalarına pek çok şeyi seçmek
ve aşk hayatını düzenlemek zorunda kalıyor" diyor Lawrence.
Bullock ise
canlandırdığı karakteri şöyle anlatıyor: "Lucy'nin tüm dünyası George'u
rahat ettirmek üzerine kurulu. George'un hayatının kendi hayatının önceliği
olmasına izin veriyor ki kendisininkiyle uğraşmak zorunda kalmasın. George
bunu biliyor ve bu fırsattan istifade ediyor. Lucy patronunun istismarlarına
çok fazla izin verdiğini fark ettiğinde, nihayet kendine asıl soruyu sormak
zorunda kalıyor: Neden George'un bunu yapmasına müsaade ediyor?"
Lawrence buna esprili bir cevap veriyor: "Benim teorime göre, Lucy
tanıştıkları andan beri George'a aşıktır. Bence ona hemencecik bir çekim
duydu ve o andan itibaren çok büyük bir içsel çatışma yaşamaya başladı.
'Saygı duymadığım bir herif için nasıl böyle duygular besleyebilirim?'
Grant de
bu düşünceyi şu sözlerle doğruluyor: "Lucy'nin içsel çatışmaları,
sonunda, yaşamını değiştirecek bir karar vermesine neden olur. Hayatını
sorumsuz bir hergelenin, yani benim, boş işleriyle harcayamayacağına karar
veriyor ve istifa ediyor. O zaman, George, onu durdurmak için elinden
geleni yapıyor; çünkü o noktada, hayatıyla ilgili her konuda Lucy'ye güvenir
hâle gelmiş durumda."
George kendine
ister itiraf etsin, ister etmesin, Lucy'nin gitmesine gönülsüz davranmasının
ardında başka bir neden daha vardır. Lawrence bunu şu sözlerle açıklıyor:
"George çevresinde kendisinin duymak istediği şeyleri söyleyen insanların
olduğu bir dünyada yaşamaktadır. Lucy ona gerçekleri söyleyen tek kişidir
ve George'un böyle birinden vazgeçmeye niyeti yoktur. Övgüler, para ve
güzel kadınlarla olmak her ne kadar hoşuna gitse de, içindeki iyi yan
ona, yaşamında Lucy gibi neyin doğru, neyin ahmakça olduğunu söyleyecek
birine ihtiyaç duyduğunu fısıldamaktadır."
Yine
de, Lucy, George'un gizli vicdanı rolünü oynamaktan sıkılır ve istifa
edeceğini George'a bildirir; ama istifasının kabulü için, iki haftalık
zaman zarfında kendi yerine "kendisinden bile daha iyi" birini
bulma sözü vermek zorunda kalır. Bu görev için başvuran June Carter (ALICIA
WITT), kuşku götürür kariyerine karşın, George'la aralarında inkar edilemeyecek
bir elektriklenme olan, bilmiş ve genç bir avukattır.
"June
karakterini canlandıracak olmak beni heyecanlandırdı, çünkü şurası değişmez
bir gerçektir ki, romantik komedideki 'üçüncü şahıslar' ya fettan ya da
buzdan kraliçe tiplerdir. Marc'ın senaryosu belli bölümlerde çok zekice,
çünkü June bunlardan ikisi de değil." diyor aktris Alicia Witt. Sinemaseverler
kendisini The Sopranos adlı ünlü televizyon dizisinde canlandırdığı Hollywood
yöneticisi rolüyle olduğu kadar, Playing Mona Lisa ve Cecil B. DeMented
isimli sinema filmlerindeki başarılı performansıyla da hatırlayacaklardır.
"June paranın kesinlikle iyi bir şey olduğuna inanıyor ve bunu inkar
eden insanların ikiyüzlü olduğunu düşünüyor" diyen Lawrence sözlerini
şöyle sürdürüyor: "Lucy, George'un böylesine varlıklı olup, ihtiyacı
olanlara daha fazla yardım etmediğini söyleyerek suçluluk hissetmesine
sebep olurken, June'un George'a karşı tavrı, 'Harikasın. Bunu hak ediyorsun.
Bunun tadını çıkarmalısın' şeklindedir. Kendisinin mükemmel olduğunu söyleyen
güzel ve zeki bir kadın ise George'a inanılmaz cazip gelmektedir."
Aslında,
bu çekim karşılıklıdır. Witts canlandırdığı karakterin karizmatik patronuna
duyduğu çekimi şu sözlerle ifade ediyor: "Konu sadece George'un zengin,
seksi ve sofistike olması değil; bence June saf biri. Aralarındaki ilişkinin
yürüyebileceğine gerçekten inanıyor. Öte yandan, bence George için, hakkında
hiçbir şey bilmediği bir kadına çekim hissetmek, Lucy'ye olan gerçek duygularıyla
yüzleşmekten çok daha kolay."
George
ve Wade Corporation'a karşı sorumluluklarından kurtulduğu için mutlu olsa
da, Lucy gerçek duygularından kaçamadığını fark eder. Lawrence'ın dediği
gibi, "June'dan önce, George'un hayatındaki hiçbir kadın Lucy için
tehdit oluşturmamıştır. Ama bu kez karşısında 18'lik bir budala ya da
kaçamak yapan evli bir kadın yoktur. June çekici, zeki ve iyi eğitimli
bir kadındır. Bu yüzden, Lucy, George'un June'a kapılmaya başladığını
gördüğünde, ikisinin arasında, George'un önceki birlikteliklerinden çok
daha gerçek bir ilişki olduğunu düşünür."
Bu arada,
hayatında dürüst davranan tek kişiyi kaybetmiş olmak George'u gerçeklerle
yüzleşmeye iter. Grant canlandırdığı karakterin içinde bulunduğu bunalımı
şöyle açıklıyor: "George kalbinin derinliklerinde Lucy'ye aşık, ama
Lucy şirketten ayrılana kadar bunu tam anlamıyla fark etmiyor."
"Hayatının
aşkı aylar boyunca koridorun öbür ucunda, limuzininde ve hemen onun yanı
başındadır, ama George bunu iş işten geçene dek fark etmez" diyen
Lawrence gözlemini şöyle sürdürüyor: "Acaba iş işten geçmiş midir?
Hayatında bir kez olsun, sonuçları ne olursa olsun, yüreğinin sesini dinleyecek
kadar cesur olup olmadığına karar vermek zorundadır."
George gibi,
Lucy'nin de kendi doğrularını ve davranışlarının sonuçlarını değerlendirmesi
gerekmektedir. Bullock bunu şöyle açıklıyor: "Lucy nihayet George'a
karşı olan gerçek duygularını fark ettiğinde, 'Wade'de kalsaydım, George'a
bu konuda bir şey söyleseydim, acaba bazı şeyler farklı olur muydu?' diye
düşünmeye başlar."
Bu karakterler
ve onların hayat, aşk ve romantizm adına yaşadıkları üzerinde çalışmak,
ilk kez yönetmenlik yapan Lawrence için eşsiz bir deneyim olmuş: "Hugh
Grant'in rol yapışını izlemek, Willie Mays'in beysbol oynamasını izlemek
gibi. Olağanüstü bir zamanlaması var; performansı son derece ayrıntılı
ve umarsız olmadan gerçek komediyi izleyiciye hissettirmeyi biliyor. Ayrıca,
bir yazar gibi düşünebiliyor ki, böyle ortak çalışmalarda bu, özellikle
önemli bir katkı."
Bullock'un
Grant'in oyunculuğu hakkındaki görüşü ise şöyle: "Hugh'un en hayran
olduğum yönü inanılmaz çalışma ahlakı ve sonsuz mükemmeliyet anlayışı.
Sürekli olarak bir sahneyi nasıl iyileştirebileceğini düşünüyor ve çevresindeki
herkese yardım edip, onları destekliyor. Ayrıca, büyük resmi de görüyor;
kendini sahnenin dışına çekip, o sahneyi filmin gereklerine göre değerlendirmeyi
biliyor; sadece kendi rolünün gereklerine bakmıyor. Üstelik çok da komik
bir insan."
Filmin yardımcı
kadın oyuncusu Witt ise "Hugh ve Sandy'yle birlikte çalışmak muazzam
bir şey. Bu yapım benim için şimdiye kadarki en stresten ve egodan uzak
çalışma ortamıydı" diyor.
Grant'e göre
de, Bullock neredeyse fazla rahat bir set ortamının oluşmasına yardımcı
oldu: "Bende yarattığı etki, göz temasından kaçtığınız arkadaşların
üzerinizde yarattığı etkiyle aynı; hani gözlerine baktığınızda sizi güldüren
arkadaşlarınızla. Bu filmde çok ciddi kıkırdama sorunlarımız oldu. Çekim
ekibini çileden çıkardık."
Lawrence
da bu görüşe şu sözlerle katılıyor: "Sandy hem bana, hem çekim ekibine,
hem de diğer oyunculara sette inanılmaz bir enerji verdi. İnsanlar yaptığı
işe bakıp, kolay olduğunu düşünüyor, ama aslında inanılmaz zor. Herhangi
bir sahneyi komik ve gerçek kılabiliyor. Komedi için muazzam içgüdüleri
olan, doğuştan yetenekli bir komedyen. Hem yazar, hem de yönetmen olarak
onunla çalışmak muhteşem bir deneyimdi."
Two Weeks
Notice/Aşka İki Hafta'nın yardımcı oyuncuları ise şöyle: Lucy'nin sol
eğilimli, eylemci ebeveynleri Ruth ve Larry Kelson rolünde Dana Ivey ve
Robert Klein, George Wade'in son sözü söyleme meraklısı kardeşi Howard
rolünde David Haig; Lucy'nin en yakın arkadaşı Meryl rolünde Heather Burns,
ve George'un görmüş geçirmiş şoförü Tony rolünde Dorian Missick.
MEKANLAR,
SETLER ve KOSTÜMLER:
NEW YORK ŞEHRİNE BİR AŞK MEKTUBU
Şubat 2002'de,
Lawrence, Bullock, Grant ve şirket Two Weeks Notice/Aşka İki Hafta'nın
çekimlerine Manhattan'ın finans bölgesinde başladılar. "Bu filmi
hep New York'a bir aşk mektubu olarak gördük" diyor Bullock ve sözlerini
sürdürüyor: "Mimariyi seviyorum; bu filme mümkün olduğunca çok New
York manzaraları ve bu şehre özgü binalar koymak, ama bu öğeleri daha
önce hiç yapılmamış bir şekilde tasvir etmek istedik. Bu yüzden, şehri
binaların tepelerinden göreceğiniz, normalde fark etmediğiniz ayrıntıları
fark edeceğiniz şekilde çektik.... Sinemaseverler, George ve Lucy'nin
helikopterde Chrysler Building'in tarihçesini tartıştığı sahnede New York'un
mimari hazinesinin muhteşem görüntülerini izleyecekler. O sahneyi izlerken
gerçekten duygulanıyorum. İnsan şöyle düşünüyor: 'Vay canına, bu şehir
tüm başından geçenlere karşın, hâlâ öylesine güçlü, öylesine nefes kesici
ve öylesine ilham verici ki."
Yapım tasarımcısı
Peter Larkin'in rehberliğindeki sanat departmanı, New York'un canlılığını
ve farklı dokularını yansıtan bir arka plan hazırladılar. Larkin, Wade
Corporation'ın dış görüntüsü için Lucent Building'i kullandı. Binanın
girişindeki devasa "W" harfi Wade şirketinin logosunu temsil
ediyordu.
"Wade
Corporation, Trump gibi çok güçlü bir organizasyon ve şehirde büyük prestiji
var" diyor Larkin ve ekliyor: "George ve Howard Wade oldukça
fazla sayıda gayrı menkule sahipler ve 'W' logosunu her yere koyuyorlar;
binalarının ön cephesinden, modern yapılar yapmak üzere yerle bir etmekte
kullandıkları araç gereçlere kadar."
George'un
göz kamaştırıcı çatı katı Sky Stüdyoları'nda 3 katlı Greenwich tarzı havuzlu
ve bahçeli bir evde çekildi. Larkin, New York'un bu gözde bekarı için
yaptığı ev tasarımını şöyle tanımlıyor: "George Wade tembel, ama
çok zeki ve zevkli bir erkek ve dairesi bunu yansıtmalıydı. Hugh, Sansasyonel
adı verilen bir grup İngiliz sanatçının çalışmalarına bakmamızı önerdi;
izin aldıktan sonra grubun eserlerinden bazılarını George'un dairesine
astık."
Lucy Kelson'ın
daha mütevazı evi için, Larkin ve ekibi Brighton Beach'teki bir daireyi
kullandı. "İlk önce, Lucy'nin evini darmadağınık bir yer yapmaya
karar verdik ve her şeyi alt üst ettik; böylece, çok çalıştığı için eve
vakit ayıramadığını vurgulamak istedik." diyen Larkin sözlerini şöyle
sürdürüyor: "Ama Sandra, Lucy'nin çok daha düzenli biri olduğunu
düşünerek, evi oldukça toplu bir hâle getirdi."
Bullock bunu
şöyle açıklıyor: "Dairesinin Lucy'nin manik özelliğini göstermesini
istedim; O, uyurken bile 'Yapılacak işler' listesi yapan biri. Peter'dan
dizüstü bilgisayarı, cep telefonu gibi elektronik iletişim araçlarını
koyabilmek için yatağın yanına bir sehpa koymasını rica ettim. Evinde
hiçbir şeyin yaşamak için olmadığını vurgulamak istedim; banyo, mutfak
ve çalışma masası Lucy'nin, George'a her an amade olabilmesini sağlayacak
şekildeydi. Dairesindeki her şey kendisinin değil George'un hayatı için
düzenlenmişti."
Filmin belki
de en can alıcı mekanı Fulton's Landing adıyla bilinen Brooklyn Heights
lokaliydi. Burası Lucy'nin George'la ilişkisinde dönüm noktası olan sirk
temalı partinin yapıldığı yerdi. Brooklyn Köprüsü'nün altındaki bir iskelenin
üzerine kurulmuş, romantik bir ortamı olan River Café'nin yanı başındaki
Fulton's Landing, Larkin ve ekibi tarafından bembeyaz tentelerden yapılmış
ve binlerce lambayla ışıklandırılmış şık bir sirk çadırı hâline sokuldu.
Buna ek olarak, Larkin'in elde çizdirdiği sirk görüntülerini gösteren
rengarenk illüstrasyonlar iskeleyle River Café arasındaki koridora asılarak
canlı bir manzara oluşturuyordu.
Bullock bu
mekandaki bir olayı şöyle anıyor: "Fulton's Landing'de bir akşam
çekimindeydik ve ancak bir dizi yakın çekim yapmamızdan sonra fark ettim
ki görüntü yönetmenimiz Laszlo Kovacs bütün Brooklyn Köprüsünü ve adanın
tepesini ışıklandırmış. Gerçekten çok güzel bir görüntüydü."
Lucy'nin
gala sahnesinde giydiği kıyafeti Gary Jones tasarladı. Bu gece kıyafeti
Yves St. Laurent ve Valentino kreasyonlarından esinlenen siyah şeritli
beyaz bir elbiseydi. "Lucy'nin profesyonel, dişi ama sportif tarzına
uygun, klasik çizimde bir elbise düşündük. Bu elbise 1930'lu ve 40'lı
yılların çizgileri kadar, Audrey Hepburn ve Katherine Hepburn'ün havasını
da taşıyordu" diyen Jones açıklamalarını şöyle sürdürüyor:"George'un
içgüdüleri çok güçlü. Filmde giydiği John Tudor takımlarının hepsinde
İngiliz kanını vurgulayan güçlü omuz çizgileri hakim. Hugh Grant gala
sahnelerinde elde dikilmiş bir John Tudor smokini giydi. Sirk partisinde
ona bahriyeli mavisi bir smokin giydirdik, çünkü bu renk, fotojenik açıdan
siyahtan daha romantik bir hava taşıyor."
Lucy'nin
Wade Corporation'daki hırslı halefi June Carter için bu parti hem profesyonel,
hem de kişisel platformda atılım yapmak için iyi bir imkan sunuyor. Aktris
Alicia Witt'e o canlı atmosferde bile hemen dikkatleri üstüne toplayan
siyah bir Armani elbise giydiren Jones bunu şöyle açıklıyor: "June
kendinden çok emin bir kadın; tarzı, mesai arkadaşları kadar resmi değil
ve gardırobu da bunu yansıtıyor."
Wade ailesinin
varlığını ve nüfuzunu yansıtabilmek için, çekim ekibi Seven Springs'deki
Westchester Bölgesi'ni seçti. Trump Organizasyonu'nun mülkiyetinde olan
bu yer daha önce hiçbir filmde mekan olarak kullanılmadı.
Ekip, Shea
Stadyumu'nda, George ile Lucy'nin birlikte izlediği Mets ile Giants arasındaki
beysbol maçında da çekim yaptı. Maçtan sonra, koyu bir Mets taraftarı
olan Marc Lawrence beysbolun yıldız oyuncularından Mike Piazza'yı kısa
bir rol için filme dahil etme zevkine erişti.
Bu mekanların
yanı sıra, New York'un en gözde yerleri de filmde mekan olarak kullanıldı.
Bullock bu konuda şunu belirtiyor: "Bu filmin sevdiğim bir başka
ilginç yönü Coney Island'ın yanı sıra, New York'un uzun zamandır filmlerde
görülmeyen efsanevi mekanlarını göstermemiz oldu. Bu yerler çok önemli,
çünkü hikayede can alıcı bir rol oynuyorlar."
Aksesuar
sorumlusu Jim Mazzola, sanat ekibiyle birlikte çalışarak, her bir karakteri
tek tek inceledi ve her birinin kişisel eşyalarını bu kimliklere uygun
bir şekilde seçti. Bu kişisel eşyalar arasında arabalar da vardı: "Lucy
Kelson çok para kazanan bir avukat, ama karakter olarak ayakları yere
basan bir kadın ve gösterişi sevmiyor" diyen Mazzola şöyle diyor:
"Onun lüks bir Mercedes kullanması doğal görünmezdi, o yüzden onun
bir Volvo kullanmasına karar verdik. Öte yandan, George her şeyin en iyisine
sahip. Patek Philippe marka bir saat takıyor ve Almanya'dan özel olarak
getirtilmiş 250,000 dolarlık Mercedes Pullman model bir limuzinle geziyor."
Film hakkında
bilgi için tıklayın...
|