KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

Vizyon Programı
Gelecek filmlerin vizyon tarihleri...

Film Arşivi

Haberler
Sinema dünyasında neler oluyor?

Kamera Arkası
Yapım aşamalarına ait ilginç ayrıntılar...

Kameranın Arkasındakiler
Yönetmenler hakkında bilmek istedikleriniz.

Tanıdık yüzler
Sinema oyuncularını yakından tanıyın...

Foto-klik

Gereksiz Bilgiler

Replik

Özel Dosya

Söyleşi

Sektör

 
   Kamera Arkası

"Babalar ve Oğulları - It Runs in the Family"

Hollywood'un Oscar ödüllü efsanevi aktörü Kirk Douglas ile iki Oscar ödüllü oğlu Michael Douglas, yaklaşık 20 yıldan beri birlikte çalışacakları bir proje bulmaya çalışıyorlardı. Michael Douglas bu konuda, "Bu film babamın 86. yaşında oynadığı 86. film oldu. Birer aktör olarak kamera karşısına birlikte geçtiğimiz ilk filmdi" diyor.

Kendi film kariyerini başarıyla sürdüren her iki aktörün ortak isteği birlikte birşeyler yapabilmekti. Film endüstrisinde ayrı ayrı geçen bunca yılın ardından baba-oğul olarak aynı sahneyi paylaşmak istiyorlardı. Aradan geçen yıllar içinde bu işbirliği için çeşitli ihtimaller doğmuş ama bunların hiçbirisi şu ya da bu sebeple gerçekleşmemişti. Kimisi doüğru proje değildi, kimisi lojistik açıdan uygun olmamıştı, kimisinde ise bambaşka bir sebep çıkmış ve hayata geçmemişti.

Yıllar geçti. Bu arada Kirk Douglas bir helikopter kazası yaşadı. Kaza sırasında felç geçirerek konuşma yetisini bir süreliğine kaybetti. Ardından 11 Eylül trajedisi geldi. Tüm dünyada olduğu gibi Douglas'lar da o gün yaşanan olaylardan derinlemesine etkilendiler. Herşeyin daha hızlı hareket ettiği günümüz dünyasında insanlar neyin önemli olduğunu düşünmek için daha az zaman ayırıyorlardı. 11 Eylül günü yaşanan trajedinin ardından insanlar ne olup bittiğini anlamaya çabalarken aile kavramının belirgin bir şekilde ön plana çıktığı gözlendi.

Michael Douglas o günlerde "The In-Laws" adlı prodüksiyona hazırlanıyordu. Çekimlere 2001 yılı Ekiminde başlanacaktı. Ancak 11 Eylül faciasının ardından çekimlerin ertelenmesi kararı alındı. Aynı günlerde genç senaryo yazarı Jesse Wigutow, gözden geçirmesi için Michael Douglas'a bir senaryo örneği gönderdi. Bu senaryoda çok özel bir aileden yola çıkılarak tüm ailelerin öyküsü anlatılıyordu.

"Amacım bu ailenin portresini gerçekçi bir şekilde çizmekti" diyen Jesse Wigutow, "It Runs in the Family"nin senaryo yapısını şu sözlerle anlatıyor: "Hiç de bağışlayıcı görünmeyen bu ailenin bireylerine baktığımızda derinlerde bir yerde sevgi ve bağlılık gibi kavramların var olduğunu görürüz. Filmi izlerken bu ailenin üyelerinin birbirleriyle ve kendileriyle ilgili konularına tanık olacaksınız. Bu konuların birbirleriyle iletişimini nasıl etkilediğini; üç kuşak boyunca nasıl aktarıldığını göreceksiniz."

29 yaşında bir New York'lu olan Jesse Wigutow, "Urban Town" adını verdiği ilk senaryo denemesini Amerikan Film Enstitüsünden mezun oluşunun henüz ikinci haftasında satmıştı. Ardından "It Runs in the Family" geldi. Bu ikincisi yaklaşık üç yıllık yoğun bir çalışmanın ürünüydü.

Genç senaryo yazarı "It Runs in the Family"nin nasıl şekillendiğini şöyle açıklıyor: "Önceleri belirli bir karakter çevresinde dönen bir öykü fikriyle başlamıştım. Yaşlı bir adam olacaktı. Bu karakteri yaratırken kız arkadaşımın ve benim büyükbabamdan esinlenmiştim. Fikri geliştirdikçe daha farklı yardımcı karakterler devreye girmeye başladı. Hepsinin kendine özgü bir öyküsü vardı. Senaryonun yarısına vardığımda tek bir aileden dört adamın yaşamını izlemekte olduğumun farkına vardım. Bu kadarının fazla olduğunu hissettim. Tekrar geri dönerek senaryoyu üç erkeği kapsayacak biçimde yeniden biçimlendirdim. Tek bir ailenin üç farklı kuşağı olacaktı. Gromberg ailesi böyle doğdu."

11 Trajedisinin etkisi

Michael Douglas ise böyle bir projeye neden sıcak baktığını şu sözlerle dile getiriyor: "11 Eylül günü ailemle birlikte New York'taydım. O trajedinin ardından hepimiz birbirimize çok yakın hissettik. Yaşadığımız her günün aslında ne kadar önemli olduğunun farkına vardık. Babam Kirk Douglas ile birlikte oynamak istiyorsak işte zamanı gelmişti. Biraz daha bekleyecek olursak çok geç olabilirdi. Bu yüzden bu projeye dört elle sarılarak yapımcılığını üstlendim."

Michael Douglas'ın portresini çizdiği Alex Gromberg karakteri, kendisini içinde bulduğu yaşamın anlamını kavramaya çalışan bir adamdır. Titiz ve müşkülpesent bir babanın oğludur. Kendisi de bir babadır ve birbirlerine zıt karakterde iki oğlu vardır. Evliliği de gerginlik sinyalleri vermektedir.
Alex Gromberg karakterinin diğer özelliklerini de Michael Douglas'tan dinleyelim: "Alex'in orta yaş krizi yaşadığını söylemek mümkün. Babasının standartlarına tam olarak uymadığı için onun gözüne girmeyi başaramamış gibi görünür. Sürekli olarak babasının gölgesinde kaldığı için de gerçek kimliğini hiçbir zaman bulamamış. Ailenin diğer üyelerinin öykülerinin Alex'in çevresinde dönmesi nedeniyle bu karakteri filmin merkez karakteri olarak tanımlayabiliriz. Gromberg ailesinin geçmişiyle geleceği arasında bir bağlantı noktası işlevini görür."

Efsanevi bir aktör olan babası Kirk Douglas ile çalışırken onun deneyimlerinden yararlandığını belirten Michael Douglas, bu konudaki düşüncelerini şu sözlerle anlatıyor: "Babam kamera karşısında dinamik ve güçlü bir kişiliğe sahiptir. Direncin, dayanıklılığın ve kudretin sembolü olarak tanınır. Filmin çekimleri sırasında onu daha yakından tanıma fırsatını buldum. Geride kalan yıllarda karşılaştığı güçlüklere nasıl uyum sağlamış olduğunu ancak şimdi fark edebildim. Ruhsal gücünün çekimler sırasında adeta yeniden ateşlendiğini gördüm. Birlikte çalışırken ayrıca onun dinlendirici yönünü de keşfetme fırsatını buldum. Kendisiyle bu kadar barışık bir adam görmek keyifliydi."

İzleyicilerin bu filmde ne bulacağı sorulduğunda ünlü aktör, "Bol bol güleceklerini, kimi zaman da ağlayacaklarını umarım" diyor ve şöyle devam ediyor: "Aile ilginç bir kavramdır. Aile üyeleri birbirlerine kan bağı ile bağlıdır ama ne yazık ki ömrümüzün yarısını elmanın diğer yarısını boğmaya çalışarak harcarız. Birçok ailenin bu filmde kendisini bulacağına inanıyorum."

Kirk Douglas ise "It Runs in the Family" projesinin gündeme geldiği günlerle ilgili esprili bir anısını şu sözlerle anlatıyor: "Bu film üzerinde konuşmaya ilk başladığımızda henüz felç geçirmemiştim. Michael bana bu filmin senaryosunu getirdi, oturup üzerinde tartışmaya başlamıştık ki felç geçirerek konuşma yeteneğimi kaybettim. Bunalıma girdiğimi görünce Michael, 'Bak baba, sıkma canını. Bir konuşma terapisti ile anlaşırız, daha sonra da filmi yaparız' dedi. Bunun üzerine ben, 'Michael sen de benim konuşma terapistimle çalışmaya ne dersin? Ne zaman ki sen de benim gibi konuşmaya başlarsın, o zaman filmi çekeriz' demiştim."

"Oğlumun iyi bir aktör olduğunu zaten biliyordum ama bu film sayesinde onun ne kadar iyi bir yapımcı olduğunu yakından görme şansını elde ettim" diyen Kirk Douglas, oğlunun çektiği bir filmde oynamanın nasıl bir duygu olduğunu şu sözlerle dile getiriyor: "Bu kez herşey farklıydı. Çünkü patronumuz Michael'dı. Daha önce çok sayıda filmin yapımcılığını üstlendiğim için patronluğa alışmıştım. Bu yüzden yadırgarım diye düşünüyordum ama hiç de düşündüğüm gibi olmadı. İşine büyük özen gösterdi, sette olması gereken herşeyi tam zamanında hazırladı. Hepimiz için yüksek standartlar sağladı."

Michael Douglas sözlerine şöyle devam ediyor: "Aslına bakarsanız Michael yapımcılık konusunda beni yıllar önce sollayıp geçmişti. 60'lı yıllarda 'One Flew Over the Cuckoos Nest' (Guguk Kuşu) adlı kitabın film yapım haklarını satın almıştım. Broadway'deki tiyatro versiyonunda sahneye de çıktım. Ancak 10 yıl kadar çabaladığım halde bir türlü film yapımına geçmeyi başaramadım. Michael kitabı çok sevmişti. Film haklarından vazgeçmek üzereydim ki, kendisinin deneyebileceğini söyledi. Sonuçta ortaya çıkardığı film o yılın bütün önemli Oscar'larını aldı. Ona yapımcılığı öğretmiş değilim. Herşeyi kendisi yaptı. Üstelik o zamanlar çok gençti ve benim yapamadığım birşeyi başardı."

Büyükbaba Kirk Douglas

"It Runs in the Family"nin çekim hazırlığı sürerken Kirk Douglas için en uygun rolün Mitchell Gromberg rolü olduğu ortaya çıktı. Bu arada senaryo yazarı Wigutow da senaryosunda küçük bir değişiklik yaparak Mitchell karakterini konuşma felci geçirip sonradan sağlığına kavuşmuş bir karakter haline getirince bu rol Kirk Douglas için biçilmiş kaftan haline geldi.

Tecrübeli aktör bu konudaki düşüncelerini şu sözlerle anlatıyor: "Bu karakterin portresini çizebilecek tek aktör bendim. Çünkü konuşma felci geçirmiş bir babayım. Ayrıca bundan sonrası için de piyasam açıldı. Artık ne zaman konuşma felci geçirmiş yaşlı bir adama ihtiyaç duysalar bana gelecekler."

Bir baba ile oğlu arasındaki karmaşık ilişkinin portresini çizen "It Runs in the Family"nin yapımcıları, şimdi izleyicilerin bu ilişkiye nasıl tepki vereceğini merakla bekliyorlar. İzleyicinin kafa yoracağı konuların başında da Douglas ailesinde de bu tür bir ilişki modelinin var olup olmadığı geliyor.

Kirk Douglas kendi ailesinde nasıl bir ilişki olduğu konusuna şu sözlerle açıklık getiriyor: "İnsanların bu filmi doğru okuyacağına, bizim ailemizin kamera gerisindeki yaşantısıyla bağlantı kurmayacağına inanıyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse ben kendi oğlumla filmdeki Mitchell karakterinin Alex ile anlaştığından çok daha iyi anlaşırım. Benim babam hiçbir zaman sırtımı okşamamıştı ama ben her ihtiyaç duyduğunda Michael'ın sırtını okşadım. Ancak şunu da söylemeliyim ki, eğer poposuna sağlam bir tekmeyi hak etseydi onu da yapmaktan çekinmezdim. Layık olduğu zamanlarda ona gerekli desteği vermek benim için her zaman önemli oldu."

Efsanevi aktör, oğlu Michael Douglas'ın aktörlük yeteneği konusunda da şunları söylüyor: "Michael'ın enerji birikimi karşısında her zaman şaşırmışımdır. Bugüne kadar Lawrence Olivier, Henry Fonda, Burt Lancaster gibi dev aktörlerle çalıştım. Ancak Michael'ın en iyi aktörlerden birisi olduğunu düşünüyorum. En sonunda oğlumla birlikte kamera karşısına geçebildiğim için heyecan duydum."

Filmdeki Gromberg ailesi gibi Douglas ailesinin de bir üçüncü kuşağı var. "It Runs in the Family"deki Alex'in oğlu Asher rolü, Michael Douglas'ın gerçek yaşamdaki 24 yaşındaki oğlu Cameron Douglas için kelimenin tam anlamıyla biçilmiş kaftan gibi oldu.

"Michael'ın yapımcılığı üstlenmeye karar verişinin öncesinde Douglas ailesi hakkında çok fazla kişisel bilgim yoktu" diyen senaryo yazarı Wigutow, daha sonraları meydana gelen gelişmeleri şu sözlerle anlatıyor: "Birlikte çalışmaya başladıktan sonra Cameron ile bir dönem kısa süreli bağlantımız olduğu ortaya çıktı. İkimiz de New York'ta büyümüştük ve bazı ortak arkadaşlarımız vardı. Ayrıca onun eski kız arkadaşıyla aynı lisede okuduğumu da fark ettim."

"It Runs in the Family"nin konu akışında filmdeki baba-oğul olan Mitchell ile Alex'in aynı iş dalında çalışıp başarılı oldukları görülür. Bu iki rolde oynayan Kirk ve Michael Douglas da aynı iş dalında başarılı olmuş iki aktör ve yapımcıdır.

Cameron Douglas'ın durumu da onlardan farksızdı. O da, tıpkı canlandırdığı Asher karakteri gibi New York'un en popüler dans kulüplerinden birisinde DJ'lik konusunda başarıya ulaşmıştı. Wigutow'un yazdığı senaryoda gerçek yaşam ile kurgu arasında bazı çarpıcı tesadüfler içeriyordu. Bu tesadüfleri dikkate alan Michael Douglas, filmdeki Asher karakterinde Cameron'un oynamasının iyi bir fikir olacağına karar verdi.

Cameron Douglas bu filmdeki rolüyle ilgili düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor: "Ailemin altyapısı malum. Film setlerine karşı yabancılığım yok. Buna karşılık oyunculuğu bugüne kadar hep bir eğlence olarak gördüm. Okulda bazı oyunlarda rol almıştım ama kendimi hiçbir zaman büyük bir aktör olarak görmedim. İlgi alanım her zaman müzik oldu. Bir arkadaşımın çektiği bağımsız filmde küçük bir rol almıştım. Babam bu fikirle karşıma çıkınca oyunculuk dersleri almaya başladım."

Filmin başına Avustralya kökenli ödüllü yönetmen Fred Schepisi getirilince Cameron kendisini ona kanıtlamak zorunda kaldı. Başlangıçta biraz tedirgin olduğunu gizlemeyen Fred Schepisi, "Cameron gerçekten çok sıkı çalıştı ve oyunculuğu iyi anladığını gösterdi. Babasıyla büyükbabasının ona gerekli ipuçlarını fazlasıyla verdiğinden eminim" diye açıklıyor görüşlerini...

Filmde oyuncu olarak çalışmaktan heyecan duyduğunu belirten Cameron Douglas, babası ve büyükbabasıyla ilk kez bu kadar yakın çalışma şansının verdiği mutluluğu şöyle anlatıyor: "Ailemle birlikte çalışmak harikaydı. En büyük sinir gerginliğini ilk okumalar sırasında yaşadım. Odaya girdiğimde herkes büyük bir masanın çevresinde oturmaktaydı. Ben de üzerime düşeni yapacaktım ama ortaya çıkacak sonucun iyi mi kötü mü olacağını bilemiyordum. Oyunculuk olayının içine balıklama dalmaktan başka çarem yoktu. Başladığınız bir işe sımsıkı sarıldığınız zaman ortaya çıkacak sonucun daima iyi olacağını biliyordum. Beklediğim gibi de oldu."

Cameron'un da kadroya dahil olmasının ardından yönetmen Fred Schepisi'nin oldukça farklı ve ürkütücü bir pozisyonda kalacağı kesinleşti. Çekeceği filmin başrollerinde Douglas ailesinin üç farklı kuşağı vardı. Douglas ailesinin üyeleriyle çalışmanın ne kadar karmaşık olacağının bilincindeydi. Ancak zaten filmin kendisi de aile ilişkilerinin zorluğu üzerine değil miydi?
Öte yandan Schepisi'nin bazı avantajları da vardı. Gerçek anlamda profesyonellerle çalışacaktı. Bu durumda onların bir aile olması problem olmayacaktı. Genç yönetmen bu çalışmada neler hissettiğini şu sözlerle dile getiriyor: "Her ailede farklı görüşler vardır. Bunu doğal karşılamak gerekir. Ancak şunu çok iyi biliyordum ki, onlar film endüstrisinin en profesyonel ailelerinden birisiydiler. Aralarında çıkabilecek bazı çatışmalar bile bana avantaj olarak geri dönebilirdi."

Filmde Gromber ailesinin üç kuşağının öyküsü anlatılmakla birlikte dört Douglas rol aldı. Kirk Douglas'ın eski karısı ve Michael'ın annesi olan Diana Douglas, filmde Mitchell'in karısı Evelyn rolünde kamera karşısına geçti. Diana Douglas'ın tiyatro ve televizyonda uzun bir kariyeri vardı. Bu yüzden Mitchell'in karısı rolü için en uygun oyuncu olacağına karar verildi. Filmin kadrosunda üç tane daha Douglas'ın olması nedeniyle senaryo açısından da doğru tercih olacağı belliydi.

Diana Douglas bu filmde portresini çizdiği Evelyn karakterini şu sözlerle tanımlıyor: "Mitchell oldukça sert ve kabadayı mizaçlı bir erkek. Evelyn onun karşısında gereken dengeyi sağlıyor. Mizah gücü ve zekası sayesinde dengeyi kurmayı başarmakla kalmayıp güçlü konuma geçtiğini görüyoruz."

Bundan 50 yıl önce boşanan Kirk Douglas ile Diana Douglas, o günden bugüne yakın arkadaş kalmayı başarmışlardı. Diana Douglas bu durumun nasıl bir etki yaptığını da şöyle açıklıyor: "Kirk ile en son 1955 yılında 'The Indian Fighter' adlı filmde birlikte çalışmıştık. Şimdiki çalışmamızın çok daha kolay olduğunu söyleyebilirim. Kirk şimdi daha açık ve daha kolay yönlendirilebilen bir insan olmuş. Geçmişte birlikte çalışmış olmamız, bilgisayardaki kısayol tuşları gibi kolaylık sağladı."

"It Runs in the Family"nin eğlenceli olduğu kadar önemli bir mesajı olduğuna dikkat çeken Diana Douglas, bu konudaki düşüncelerini şöyle özetliyor: "Bence aile kavramı çok önemli. Özellikle de bu nükleer çağda... En uyumsuz görünen ailelerde bile bireylerinin birbirine uzanabilmesinin, kişiliğine saygı duyabilmesinin, baskı altına alıp boğmak yerine destek verebilmesinin, hepsinden önemlisi de affedici olmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum."

Filmde Alex'in karısı Rebecca rolünde Tony ödüllü sahne ve film oyuncusu Bernadette Peters oynadı. Kadrosunun hemen hemen tamamı Douglas'lardan kurulu bir filmde oynayan Peters, çekimler sırasındaki izlenimlerini şu sözlerle aktarıyor: "Hepsi beni son derece sıcak karşıladı. Bu aileyle birlikte oynamak, onlar arasındaki ilişkileri bu kadar yakından gözlemlemek başlıbaşına bir keyifti. Michael ile Kirk'i hem birlikte hem de ayrı ayrı izleme fırsatını buldum. Aralarında çok güzel bir ilişki var. Michael'a bakarken babasını ne kadar sevdiğini ve saygı duyduğunu hemen görüyorsunuz."

Filmde portresini çizdiği Rebecca karakterinin karmaşık bir karaktere sahip olmasının da ayrı bir keyif verdiğini belirten Bernadette Peters, bu karakterin özelliklerini de şöyle anlatıyor: "Bu film sayesinde gerçek ve çok boyutlu bir kadını oynama şansını elde ettim. Rebecca'nın bir ailesi ve bir kariyeri var. Evliliğinde problemler yaşayan bir kadın... Tiyatroda oynadığım karakterlerde genellikle keskin hatlar sözkonusuydu. Burada ise daha karmaşık bir kişilik portresiyle karşılaştım. Kısacası Rebecca karakterini oynama fırsatına sevgiyle sarılarak rolümü yaptım."

Gromberg ailesinin en küçüğü Eli'yi ise genç aktör Rory Culkin canlandırdı. Culkin de bir Douglas değildi ama o da film dünyasında isim yapmış ünlü bir aileden geliyordu. Ağabeyleri olan Macauley ile Kieran, çeşitli sinema filmlerinde başarılarını kanıtlamışlardı. Kısacası Rory show dünyasına yabancı bir isim değildi.

Rory'nin kamera karşısına geçmesiyle birlikte bir gerçek ortaya çıktı. 11 yaşında olan ve ergenlik çağı bunalımlarının ilk aşamalarını yaşamaya başlayan çocuk rolü tam ona göreydi. Küçük aktörle ilgili olarak yönetmen Schepisi'nin düşünceleri şöyle: "Rory son derece zeki ve disiplinli bir çocuk. Yeteneğini kısa sürede kanıtlamayı başardı. Ayrıca üstlendiği bu zor role ilginç bazı nitelikler de ekledi. Hollywood'un en ünlü aktörleriyle birlikte kamera karşısına geçerken hiçbir problem çıkartmadan kendi kişiliğini ortaya koydu."

Bu arada Rory Culkin de karate öğrenmesini gerektirecek bir rolü üstlenmekten son derece memnundu. Çekimlerden önce karate öğrenmeye başlayan küçük aktör, karate sporunu öyle çok sevdi ki, filmin çekimleri bittikten sonra da derslere devam etti.

Film hakkında bilgi için tıklayın...

 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
 
Copyright © 2000-2003 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.