|

"Les Triplettes de Belleville - Belleville'de Randevu"
“Belleville’i
yaparken amacımız animasyonu dar bir çerçeveden çıkarmak ve çocuklara
yönelik olmayan bir şey yapmaktı. Çocukların filmi sevmesi harika, ama
bu şekilde düşünmemiz bizi özgürleştirerek animasyon filmlerinin daha
önce gitmediği yönlere gidebilmemize vesile oldu.”
Sylvain
Chomet - Yönetmen
Yönetmen
Belleville'de Randevu'yu anlatıyor
Fransa’da
doğup, halen Fransa’da yaşadığım için benim için çizgi romanlara yönelmek
olağan bir şey şeydi. Eğer resim yapabiliyorsanız ve hikayeler anlatmak
istiyorsanız, hem para kazanmak ve hem çizerek bir iş yapmak istiyorsanız;
kısaca tüm bunları yapabilmenizi sağlayan tek yol çizgi romanlardır. Fransa’da
çizgi romanlara gerçekten ciddi bir önem veriliyor. Fakat animasyon Fransa’da
gerektiği öneme sahip değil. Bu yüzden çocukluğumdan itibaren hep bir
çizgi roman artisti olmayı istemiştim. Çizgi romanı okulunda öğrenmeyi
seçtim ve sonrasında çizgi romanlar hazırlamaya başladım. Bir sanatçı
olarak kendi çizgi romanımı hazırladım, aslında bir senarist olarak. Zamanla
animasyonlardan gerçekten zevk almaya başladığımı anladığımda çizgi roman
hazırlamayı bıraktım. Bir animasyon filmde o kadar çok şey var ki bunları
çizgi romanlarda bulamazsınız. Çünkü çizgi romanlarda ses ve müzik yok.
Müziği seviyorum, sesi seviyorum ve kendimi resimlerde ses ve müzikle
beraber ifade edebilmeyi ilginç buluyorum.
Çizgi
roman çizmeyi öğrendikten sonra bir iş aramaya başlamıştım ve animasyon
bana o zamanlar çok yabancıydı. Teknik anlamda iyi değildim ve geliştirmek
için İngiltere’ye gittim. Animasyonlarda çizer olmak istiyordum fakat
bir iş bulamadım. Sonunda Richard Purdum stüdyosuna başvurdum ve orada
gerçek anlamda animasyonda önemli kişilerle çalışma fırsatı kazandım.
Dick Purdum, Michael Dudok Dewit, Paul Demeyer, Dirk Van De Vondel….Bir
çok farklı stille beraber animasyondaki ruhu keşfettim. Reklam filmleri
için çalışsak da onlarla beraber bir animasyoncu olarak kendimi nasıl
ifade edebileceğimi ve nasıl çizmem gerektiğini öğrendim.
Fransa’ya
döndüğümde “The Old Lady and the Pigeons” adlı animasyonu hazırladım fakat
iyi gitmedi. Filmi bitirmemi sağlayacak bütçe yoktu ve bende Kanada’ya
reklam filmleri yapmaya gittim. Burada 10 yıla yakın yaşadım ve “The Old
Lady and the Pigeons” animasyonunu bitirmekle beraber “The Triplettes”e
başladım. Bir animasyoncu olarak beni anlayan kişilerle beraber olmak
çok güzeldi ve bu çok yararlı oldu. Fransa’da bulamadığım bir şeydi. Orada
insanlara yaptığınız şeyi anlatmak çok zor ve orası çok küçük bir yer,
herkes birbirini tanıyor… İngiltere’de keşfetmiş olduğum; gençlerin yetiştirilmesi
ve animasyoncu olmalarına yardım edilmesine benzer yaklaşımı Fransa’da
bulamadım.
Belleville
fikrinin Oluşumu
Uzun
zamandır düşündüğüm bazı karakterleri canlandırmak istiyordum. Yalnızca
animasyonla gerçekleşecek bir şeydi ve bu sebeple bu karakterleri animasyonla
canlandırdım. Bir çok karakter hakkında fikirleri olan bir aktör düşünün
ve tüm bu karakterlerin bir arada olduğu bir film hayal edin. Bu bir şekilde
Jacques Tati’nin filmlerini yaratma şekline benziyor. Kendisi ekranda
görmek istediği çok çeşitli karakterleri bir araya getirir, daha sonra
da onların bir arada olduğu bir hikaye bulurdu. Hikayenin kendisi, tüm
karakterleri öne çıkaran ve onlara hareket kazandıran etken olurdu. Aslında
'The Triplettes' de sadece bundan ibaret. Kız kardeşler…İri yaşlı bayanlar
tiplemesini tasarladım çünkü ilk filmim narin ve zayıf bir bayan hakkındaydı.
Bu sefer karşıtı olanı yapmak istemiştim. Gerçekten güçlü karakterdeki
yaşlı bayanları canlandırmayı seçtim…giyimleri ve kendilerini ifade etme
biçimleri ile…aynı zamanda içlerinde gerçek anlamda Afrikalı basketçilere
benzer bir güç oluşturarak…onların ruhları zenci. Gerçekten Triplettes
tam anlamıyla zenci bir ruh taşıyor. Aynı zamanda caz söylüyorlar, dinleyicileri
susturmayı biliyorlar ve doğaçlama yapma kabiliyetleri var. 60’lardaki
caz sanatçılarına benziyorlar. Bu her zaman aklımda olan bir şeydi… Filmin
ana hikayesi tüm bunların yanında çok sade bir yapıya sahip...
Bu film üç
yapım şirketinin sayesinde oldu. Ana yapımcı Fransa’dan Didier Brunner’di,
10 tane yardımcı yapımcı Kanada’dan ve bir tanesi de Belçikalıydı. Filmin
esas stüdyosu Montreal’deydi fakat bir çok Fransız animasyoncu burada
da çalışmıştır. 3 Boyutlu animasyonların bir kısmı Angouleme’de ve bir
kısmı da Belçika’da yapıldı. Belleville’deki kalabalıkların ve filmin
açılış sahnesini Benoit Feroumont yaptı. Diğer bir stüdyoda Latfia’daydı.
Tümü internet üzerinden bana gönderiliyor ve düzenleniyordu.
Karakterler
Bu filmdeki
bir çok karakter kişisel olarak tanıştığım insanlardan veya sadece sokakta
gördüklerimden ilham alınarak ortaya çıktı. Bir kısmı ise bir şekilde
hakkında duyum aldıklarım ile oluştu. Özellikle Triplettes anne tarafımdan
büyükannemden etkilenerek ortaya çıktı. Onunla hiç tanışmamıştım fakat
çok renkli bir kişiliğe sahip olduğunu duymakla beraber çok güçlü bir
kadın olarak anlatılmıştı. Aslında onunla çok küçükken tanışmıştım. Fakat
herkes onun hakkında o kadar çok şey anlattı ki…görünüşü, davranışları,
sevgi dolu bir insan ve büyük bir kalbe sahip olması hakkında. Sanırım
Triplettes’te ondan bir parça var.
Bruno,
bir zamanlar Montpellier’de yolda karşılaştığım ve gerçekten inanılmaz
şişman olan bir köpekten esinlenerek yapıldı. Restoranlardan birinin önünde
yatıyordu ve sanırım oradaki çevreden birine aitti. Oradaki tüm artık
yemeklerle beslendiği belliydi. Fakat işin ilginci inanılmaz ince bacakları
vardı. Bana ilham veren; şişman fakat ince bacakları ile sarsak yürüyen
bir köpek olmasıydı. Aslında bir bakıma hassas ve narin görünümlü olmasına
rağmen çevresindekiler ondan çekiniyordu.
Champion,
bu hikaye için tasarladığım karakterlerin ilkiydi. Benim bu film için
ilk çizimimdi ve film boyunca görüntüsü hep aynı kaldı. Bilirsiniz, animasyonculara
kararkterleri verdiğinizde zaman içinde tiplerde değişiklik olur ama Champion
tam anlamıyla benim yarattığım karakter olarak kaldı. Araba tamircisi
olarak bir garajda çalışıyordu. Ve resmin köşesinde de Bruno vardı...Bu
benim ilk çizimimdi ve bunda fazla bir değişiklik yapılmadı. Sadece bacaklarına
kaslar ve görüntüsüne bisikletçi olduğunu vurgulayan buna benzer şeyler
ekledim.
Bence
baldırlarını canlandırmak çok hoştu. Sanki baldırları yaşıyordu. Ayağını
her yere basışında bacaklarında titremeye benzer bir şey oluyordu. Tüm
sırları sanki baldırlarında saklıydı ve karakterin kendisi de çok duyarlıydı.
Film boyunca hiç bir şey söylemeyen bir karakter. Gerçekten onun dilsiz
olduğunu düşünüyorsunuz. Tuhaf biçimde bana göre filmde diğer karakterler
sürekli konuşuyorlar. Konuşmasalarda sanki sürekli bir şeyler söylüyorlar
gibi. Komik olan filmin sonunda konuşan aslında sadece Champion karakteri.
Belkide bu yüzden filmin tümünde söyleyecek bir şeyleri olan ve gerçekten
konuşan bu karakter bana göre hassas ve duyarlıydı.
O yetimdi
çünkü ben de bir yetimim. Film boyunca yetimdim. Onun büyükannesi ile
özel bir ilişkisinin olmasını istedim. Bana göre bir çok kişi şu veya
bu şekilde büyükanneleri tarafından yetiştiriliyor. 13 yaşlarındaki jenerasyonun
büyükanneleri ile çok güçlü ilişkileri oluyor çünkü çoğu zaman anne meşgul
veya çalışıyor oluyor ve sonuçta büyükanne çocukla ilgilenmeye başlıyor,
sonuçta da onlar çocuğu yetiştirmiş oluyor. Sanırım bu düzen halen benzer
biçimde devam ediyor. Bir kaç kişi bana gelip “Benim de böyle bir büyükannem
var” demiştir. Bence Madame Souza...büyükanne ve torunu arasındaki bu
ilişki, sanki, evrensel bir bağ.
Madame
Souza benim için başlangıçta karakterden çok bir fikirdi. Takma bacaklı
Portekizli bir bayanın olmasının nedeninin ne olduğunu bilmiyorum ama
bu fikir bende çizgi roman hatta roman için hep vardı. Takma bacağı ile
Portekizli genç ve çok çekici bir kadındı ve her zaman siyahlar giyerdi.
Yapım aşamasında kadının yaşlı olmasına karar verdik. Ayrıca film için
yarattığım diğer karakterleri düşünerek onun güzelliği biraz garip olacaktı
ve en sonunda onun filmde gördüğünüz tipi yaratıldı. Bu karakterlerin
tümünün çevremde sürekli gezinmesini ve zaman içinde onlarla tekrar olmayı
düşlüyorum.
Animasyon
Benim animasyon
stilim bir anlamda Disney’in '101 Dalmaçyalı' filminin döneminden etkilenilmiş.
'The Aristocrat', 'The Jungle Book' gibi Disney’in takım olarak hazırladığı
ve tüm filmi bir ekip olarak bitirdiği dönemin filmlerinden etkilenmiştim.
İngiltere’deki çalışmlarımda öğrendiklerim de vardı. Fakat kendime göre
ayrı bir stil yarattım çünkü Disney’in bir parça abartılı rol yapan karakterlerini
beğenmemiştim. Aslında animasyonlarda 50’lerde ve 60’larda abartılı rol
yaptırmıyorlardı. Herşey zamanlama ile ilgili. Bazen hiç bir şey yapmayan
bir karakteriniz vardır ve sadece bir mimik hareketi her şeyin ortaya
çıkmasını sağlar. Güldürür veya hüzünlendirir, bu değişir.
Beni
gerçekten etkileyen film Mark Baker’in “The Hill Farm' animasyonudur.
Film o kadar zekice tasarlanmıştır ki; çiftçi kadın kolunda bir tavuk
ile fotoğraf çeken turistlerin karşısına gelir. Turistler için her şey
olağanüstü fantastiktir ve çiftçinin karşılarına gelişi ile herkes susar.
Kadın bir anda tavuğun boynunu kolunun altında kırar ve sadece “klik”
diye bir ses duyulur. Bir turist bu sesle beraber bayılır ve işte zamanlama...Hikayenin
tümüne baktığınızda aslında komik bir şeyler yoktur ama zamanlama filmi
neşeli hale getirmiştir. Animasyonda sevdiğim şey bu. Güzel bir animasyon
için bir sürü resim çizmenize ihtiyacınız yok.
'Belleville'de
Randevu' için animasyon filmlerinden çok bildiğimiz aksiyon filmlerinden
etkilendim. Sessiz filmleri beğenirim...Charlie Chaplin veya Buster Keaton’ın
ve tabii Jacques Tati’ninkiler. Ayrıca Sürrealist, fazlasyıla Barok filmleri
beğenirim...Fellini’nin filmleri ve Louis Bunuel’in hikaye anlatımı gibi.
Özellikle Bunuel'in hikaye anlatımı beni çok etkilemektedir çünkü nereye
gideceğinizi bilemezsiniz, bir bakıma o sizi alır ve götürür. Filmimde
de bunu yapmaya çalıştım. İnsanlar nereye gideceklerini bilmiyorlar. Hikayenin
yapısında bir gelişme, bir çatışma veya mutlu bir son yok. Her zaman ucu
açık. Miyazaki’nin filmlerini andırıyor. Bence onun hikaye anlatımında
her zaman açık uçlar var ve çok da şiirsel. Bu bence kesinlikle hollywood
stili anlatım değil.
Karakterlerin
hepsinin geometrik bir silüeti var çünkü bu sessiz bir film. Hiç diyalog
yok ve karakterlerin kendi sesleri ile tanınması çok önemli. Filmde uzaktan
göründükleri anlarda veya birden bire karşımıza çıktıklarında seslerinden
bizim “işte o bu karakter” diyebilmemiz lazım. İzleyicinin kafasının karışmaması
önemli. Yoğurt kabına benzeyen bir şey gördüklerinde, anlayacaklar ki
o Madame Souza. Siyah renkte iricene kare tarzı şekiller gördüklerinde
bilecekler ki o mafya. Animasyonun farkını yaratan bir şey olmalı...Karikatürlerle
ve buna benzer şeylerle eğlenmenin zevki sadece animasyonlarda var.
Film
hakkında bilgi için tıklayın...
|