KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

Vizyon Programı
Gelecek filmlerin vizyon tarihleri...

Film Arşivi

Haberler
Sinema dünyasında neler oluyor?

Kamera Arkası
Yapım aşamalarına ait ilginç ayrıntılar...

Kameranın Arkasındakiler
Yönetmenler hakkında bilmek istedikleriniz.

Tanıdık yüzler
Sinema oyuncularını yakından tanıyın...

Foto-klik

Gereksiz Bilgiler

Replik

Özel Dosya

Söyleşi

Sektör

 
   Kamera Arkası

"Bowling for Columbine - Benim Cici Silahım"

Michael Moore'un bu uzun filmi yapma amacı ve uyguladığı strateji daha önceki çalışmalarından farklı. Kendisi bunu şu şekilde açıklıyor: " 'Roger & Me' tek bir kasabayı ve burayı mahveden tek bir şirketi konu alıyordu. 'Benim Cici Silahım ' çok daha geniş bir perspektife sahip; çeyrek milyon silahla donanmış hafif kaçık bir toplumu ele alıyor."

Yapımcı Michael Donovan, yönetmen hakkında şunları söylüyor: "Michael hakkında anlamanız gereken şey onun çok vatansever biri olduğudur. Eleştirel olmasının nedeni bu. Michael ülkesini seviyor. Amerika'nın önde gelen eleştirmenlerinden birinin aynı zamanda önde gelen vatanseverlerden biri olması oldukça ironik."

Moore, korku konusundaki teorisini kendisinin klasik "hiçbir konu önemsiz, topluma mâl olmuş hiç kimse kutsal değildir" üslubuyla örneklendiriyor. Filmde, bu teori müthiş komik bir çizgi film bölümüyle sarsıcı bir şekilde özetleniyor. "Bilirsiniz, bir çocuk olarak Amerikan tarihi hakkında öğrendiğiniz ilk cümle 'Amerika'ya gelen öncüler ülkelerinde kendilerine zulüm edilecek korkusuyla Amerika'ya göç ettiler'. Korkuyorlardı. Peki sonra ne oldu? Buraya gelen İngilizler bu kez de yerlilerle karşılaştılar ve korktukları için onları öldürdüler; sonra birbirlerinden korkmaya başladılar ve ortalıkta cadılar görmeye başlayıp, onları yaktılar; daha sonra Bağımsızlık Savaşı'nı kazandılar; ama İngilizler'in geri geleceğinden korktukları için, Anayasa'nın ikinci maddesine 'Silahlarımızı saklayalım, İngilizler geri gelebilir' yazdılar. Ne oldu? İngilizler geri geldiler! Bir paranoyağa yapılabilecek en kötü şey nedir? Korkularının gerçekleşmesini sağlamak!" diyor Moore ve devam ediyor: "Bu arada herkesin söylediği şey şu: 'Kahretsin, iyi ki bu silahları saklamışız! Vay canına, İkinci madde iyi bir fikirmiş!'.

Moore'un tarihe yaklaşımı son derece eğlendirici. Gerçeklerin ders verir gibi ve akademik biçimde sunulmasından yana değil. Ona göre, izleyiciler eğer gülerlerse yeni fikirlere daha açık olurlar.

"Amerika'da korkunun ilk tohumları köle bir topluma sahip olması sırasında atılmış. 1775'teki Bağımsızlık Savaşı'ndan 1861'deki iç savaşa kadar geçen 86 yıllık dönemde köle sayısı 700 binden 4 milyona yükselmiş. Güneyin bazı kırsal bölgelerinde siyahların beyazlara oranı 3'e 1'di. Pek çok asi zenci, pek çok ayaklanma ve başı kesilen pek çok efendi vardı. Beyazlar, zencilerin çığırdan çıkacakları düşüncesiyle korku içinde yaşıyorlardı" diye açıklıyor Moore ve devam ediyor: "Bu yüzden Samuel Colt, 1836'da altı kurşunlu tabancayı icat etti. Bundan önce herhangi bir silahı birden fazla ateşleyemiyordunuz. Bundan önceki 10 bin yıl boyunca bir şeyleri tekrar doldurmak gerekiyordu. Colt tabancaları taşınabiliyordu ve ucuzdular. Bu yüzden, güneydeki insanlar kendilerine "Barış koruyucu" dedikleri bu şeylerden edindiler ve kölelik sistemini 25 yıl daha sürdürdüler."

Lisede okuttukları tarih buna hiç benzemiyordu. Moore, açıklamalarını sürdürüyor: "Amerikan Ordusu bu silahlarla donandı ve sonraki 40 yıl boyunca yerlilerin kökünü kazıdılar, çünkü yerlilerde sadece tek atış yapabilen tüfeklerden vardı. Güneyliler, İç Savaş'ı kaybettiklerinde gerçekten çok korkmuşlardı. Bu nedenle, 1865'te Ku Klux Klan ortaya çıktı. 1871'de KKK'nın yasadışı bir örgüt olduğu açıklandı; bundan birkaç ay sonra ise, sadece beyazların silah sahibi olmasını hedefleyen USB (Ulusal Silah Birliği) isimli bir başka organizasyon kuruldu. Siyahların silah edinmesi yasadışıydı. Dolayısıyla, sonraki 80 yıl boyunca sözde özgür zencilerin kontrol altında tutulması amacıyla silah kullanıldı. Nihayet 1950'de zenciler buna daha fazla dayanamayıp isyan ettiler. Peki o zaman beyazlar ne yaptı? Korku içinde banliyölere kaçtılar. Yaşadıkları banliyölerde bile öylesine korkuyorlardı ki milyonlarca silah satın aldılar. İşte gerçek bu. Amerika'daki çeyrek milyon silahın çoğu beyazların elinde. Oysa bu beyazlar hemen hemen hiç suç işlenmeyen güvenli mahallelerde yaşıyorlar. Cinayetlerin çoğunlukla birlikte olan kişiler arasında işlenmesinin nedeni de bu; yani karı-koca, kız arkadaş-erkek arkadaş ve iş arkadaşları arasında."

"Roger & Me"yi yapışından bu yana geçen 13 yılda Moore, yüzleşmeci, cüretkar ve eğlendirici bir tarz geliştirdi. Çektiği belgeseller sorgulayıcı düşüncelere olan örgensel yaklaşımına birer örnek niteliğinde. Moore'un iddiası şu: "Bazen, özellikle de röportajlarda, o ana bağlı kalmak en iyisidir. Esneklikten yoksun bir programla hareket ederseniz, ortaya çıkan film katı ve sınırlayıcı olur. Filmin kendi akışını bulmasını sağlamak benim için çok önemli."

1999 baharında, ödüllü belgesel, sinema ve televizyon yapımcısı, yönetmen ve yazar Michael Moore, televizyon dizisi "The Awful Truth" üzerinde çalışıyordu. Dizi aynı yılın sonbaharında Bravo (ABD ve Kanada) ile Channel 4'da yayınlanmaya başladı. Toplum bilincinin kanalize olduğu akımları yakalamasıyla ünlenen Moore, kısa süre önce, bu dizinin "Teen Sniper School" adını verdiği kara mizah türündeki bölümünü çekti.

"Bir atış eğitmeninin henüz iki yaşındaki çocuklara bile silah kullanmasını öğretmesini sağladım. Konu bir okulda geçiyordu. Bu okulda futbol takımının kaptanının nasıl alaşağı edileceği öğretiliyordu, ya da 'bugün anti-depresyon ilacını unuttuysan, saldırganlığından işte böyle kurtulursun' deniyordu." diye açıklıyor Moore.

Sansür yüzünden, bu bölüm hiç yayınlanmadı. Tamamlanmasından birkaç gün sonra, Littleton, Kolorado'daki Columbine Lisesi'nde 12 öğrenci ve bir öğretmen vurularak öldürüldü. Moore, Amerikan kültüründeki zehirli bir şeyleri, hicvetmenin ötesinde, önceden sezmiş ve bu konuda daha çok açıklama yapılması için haykırmıştı.

Moore, şunu söylüyor: "Bu konuda bir şey yapmak istedim, daha fazla bir şeyler". Columbine olayı hakkında ciltler dolusu haberi tarayan Moore, beklenmedik tesadüfler fark etmeye başladı. Katillerden biri olan Eric Harris, gençliğinin bir kısmını Moore'un çocukluğunu geçirdiği yere moral bozucu ölçüde yakın bir hava üssünde geçirmişti. 1995'te Oklahoma'da gerçekleşen bombalama olayının faili Timothy McVeigh'in suç ortağı olan Terry Nichols ise Moore'un okuduğu okulun hemen yanındaki lisede öğrenim görmüştü. Ayrıca, USB'nin gladyatörü konumundaki Charlton Heston da Moore'un evine bir saat mesafedeki bir kasabada büyümüştü. Moore, içinde büyüdüğü bu kültür karşısında hayrete düştü.

Bundan kısa bir süre sonra, Moore, Emmy ödülüne aday gösterilen dizisinin yapımcısı ve Salter Street'in ortağı Michael Donovan'la Manhattan'da güvenli bir kafede oturmuş konuşurken olanları şöyle anlatıyor: "Silahlar konusunda film uzunluğunda bir belgesel yapma düşüncesinde olduğumu söylüyordum. Sanırım daha cümlem bile bitmemişti ki Donovan şöyle dedi: 'Ben yapmak istiyorum. Parayı ve fonu ben hallederim' ".

Michael Donovan ve Salter Street Films'in diğer ortağı Charles Bishop, Moore'un bu filmi yapacak, üstelik çok iyi yapacak kişi olduğuna inanıyorlardı. "Günümüz Amerika'sında, Moore, sinema ve televizyon dünyasının en önde gelen sosyal eleştirmeni" diyor Bishop. Donovan ise ekliyor: "Michael, o sıralarda bir sonraki filmi için sağlık konusunu düşünüyordu". Ama silah konusu daha önemli, daha acil ve daha tehlikeliydi. Anlaşıldığı gibi, Donovan da bu konuda epeyce düşünmüştü: "Columbine... Amerika'nın silah saplantısı. Bunun uluslararası bir boyutu da vardı; çünkü mikro düzeyde tabancalarla gerçekleştirilen şiddet, makro düzeyde füze ve nükleer bombalarla gerçekleştiriliyordu. Bunun tüm nedeni, konunun gerçekliğine orantısız tepki veren bir kültür".

Moore'un eşi olan yapımcı Kathleen Glynn, son yirmi yıldır kocasıyla yakın bir çalışma içinde. Kathleen, eşinin efsanevi Michael Moore mizah ve büyüsünden bir şey yitirmeden daha sofistike ve gelişmiş çalışmalar üretmesine tanık olan kişi. Televizyon, kitap yazma ve belgesel çekme üçgeninde "Michael büyük ağırlığı filmlere veriyor" diyen Kathleen sözlerini şöyle sürdürüyor: "Bu film muazzam bir belgesel. Derinliği olan bir yapım. Yüzeyde, gerçeklere dayanan ve şok edici bir film; ama her şeyden önemlisi filmin duygusal boyutu. Bu çok önemli çünkü izleyicilerin filmi izlerken gördükleri şeyler konusunda bir şeyler hissetmesini istiyorsunuz."

Moore, konuyu biraz daha açıyor: "Başka biri yapsaydı, bu film insanlara "Hey, hadi silah manyaklarının peşine takılıp, onlara gülelim' dedirtebilirdi. Ama insanlar sinemaya hırpalanmak ya da ders almak için gitmiyorlar. İnsanlar iyi filmleri izlemeye gidiyorlar, çünkü kendilerine meydan okunmasının yanı sıra, eğlenmekten de kesinlikle hoşlanıyorlar. Peki o halde onları nasıl hem eğlendireceğiz, hem de önemli sorular soracağız?".

Moore, burada korku teorisini tekrar vurgulamaktan rahatsız değil: "İnsan beyninde bir şey var. Korkmayı seviyoruz, korku filmlerine bayılıyoruz, Cadılar Bayramı'nı seviyoruz. Bence bu, çok derinlerde yatan 'ya savaş ya da kaç' mekanizmamıza bağlı. Bu düğmeye basılmasını arzuluyoruz. Tehlikeyi algılayıp, kaçmamızı sağlayan düğme bu. Ama bir fark var: Filmlerle korkmak başka bir şey; haberler ya da kurgu olmayan şovlardan, ya da sizi her an öldürebilecek bir kötülüğün var olduğunu söyleyen başkanınızı izlemek başka bir şey."

Yapımcı Charles Bishop'ın olaya bakış açısına göre ise "Benim Cici Silahım " zaten çok iyi bir fikir olarak başlamıştı. Yapım ilerledikçe, haberlerde verilen olaylar filmi daha da önemli bir konuma yerleştirdi: "Anlaşılması gereken en önemli nokta şu: Film önce ağırlıklı olarak Columbine olaylarına yoğunlaşacaktı ama birkaç ay sonra, Flint'te, 6 yaşındaki Kayla Rolland yine 6 yaşındaki bir oğlan çocuğu tarafından vurularak öldürüldü. Flint, Micheal'ın doğup büyüdüğü kasabaydı ve bu olay onu derinden etkilediği için, filmin odak noktası Columbine'dan Flint'e yöneldi."

Donovan, büyük bir gururla, "Bu belgesel en büyük beklentilerimizi bile aştı" diyor ve devam ediyor: "Bu film yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığında, düşündüğümden 10 kat daha güçlü bir yapıt oldu. 11 Eylül, hem Micheal'ı hem de filmi bütünüyle değiştirdi. O sırada Los Angeles'taydı. New York'a dönecek uçak bulamadığı için ülkeyi bir uçtan bir uca arabayla geçmek zorunda kaldı. Bunu ilk kez yapıyormuş. Yolculuğu sırasında, herkes 11 Eylül olaylarını konuşuyormuş. Böylece Amerikan halkının o anki ıstırabını hissetmiş".

Los Angeles'tan New York'a arabayla 3 gün sürecek olan yolculuk, sonradan kapsamlı bir Amerika turuna dönüştü. Moore ve Glynn güneyden dolaşmaya karar verdiler ve Oklahoma- Texas-Missouri güzergâhını izlediler. Moore, yolculuk hakkında şunları söylüyor: "Sanırım 11 Eylül'den önce film konusunda sanki yolumuzu bulmaya çalışıyor gibiydik. Bu yolculuk sırasında insanlarla konuştuk. İnsanların neler söyleyeceğini bilmek istiyorduk. O hafta içinde, kana susamış intikam çığlıkları olmamasına çok şaşırdım. Çok fazla keder, matem ve pek çok soru vardı. Neden? Bunu kim yapmış olabilir? Bizden neden nefret ediyorlar? Biz ne yaptık? Bu his çok güçlüydü ve bana bu filmin evrensel tabloya nasıl da uyduğunu düşündürdü".

Moore'un kafasındaki genel tablo, sadece çapı değişen, sürekli olarak tekrarlanan saldırgan ve paranoyak davranış modelleriydi. "Bu filmi on yıl önce de aynı kolaylıkla yapabilirdim, çünkü bu film Columbine hakkında değil, hatta silahlar hakkında bile değil. Amerika o zaman da aynıydı. Bu, bizim korku kültürümüzle ve bu korkunun bizi hem evde, hem de uluslararası çapta şiddete yöneltmesiyle ilgili" diyor Moore.

Moore'un yaptığı 200 saatlik çekimlerin bir kısmı, Moore'un adeta imzası hâline gelmiş doğrudan yüzleşme sanatını içeren bir bölüme ayrılmıştı. Akademik olmak kolay; zararsız tanıklarla röportaj yapmak da kolay; ama bir belgeselde olayın kaynağı olan kişi ya da kuruluşlarla yüzleşmek bir sinema gerekliliği. "Micheal'ın tekniğini anlatmanın en kısa yolu şu: O başkalarının sormuş olabilmeyi diledikleri soruları soruyor" diyen Kathleen Glynn sözlerini şöyle açıklıyor: "Bunu şöyle netleştireyim: Michael'ın sorularını yönelttiği kişiler, halkın dürüstçe bu soruları yanıtlayabileceğine inandığı kişiler".

"Bir röportaj yaklaştığında heyecanlanıyor ve şöyle düşünüyorsunuz: 'Ah, bu çok iyi olacak'. Bu zamanların çoğunda onun yanında olur ve şöyle düşünürüm: 'Aman Tanrım, bunu yaptığına inanamıyorum'. Onu izlemek bir ameliyatı izlemek gibidir; olay çok hassastır, çok dikkatli ve tüm hazırlıkları doğru yaptığınıza emin olmak zorundasınızdır; ayrıca, hastayı açtığınızda, içinden ne çıkacağını bilemeseniz de bulacağınız her şeye hazırlıklı olmalısınız". Moore, yaptığı filmlerin her ne kadar kendi görüşünü yansıttığının farkında ise de, bu röportajların kendini belgesel çerçevesinde tutmaya yaradığını düşünüyor. Kendisi için çok ama çok önemli olan bir şey var: Sunduğu konu ve röportajlar konusunda insanların kendi kararlarını vermesi.

"Bu, Micheal'ın tamamen korkusuz olduğu anlamına gelmiyor" diyor Moore'u 20 yıldır yakından tanıyan eşi Glynn ve sözlerini şöyle noktalıyor: "O gerçekleri arayan biri. O sadece sorular soruyor ve düşündüğü gibi cevaplar almamaya kendini hazırlıyor. Böylece röportaj süreci son derece dürüst oluyor."

Moore ise filmiyle ilgili şunları söylüyor: "Yaşlandıkça ya yumuşar ya da daha tutucu olursunuz derler. Bense daha sertleştim. Önümüzdeki hafta 48 yaşına gireceğim ve bence 'Benim Cici Silahım ' yaptığım filmler arasında en kışkırtıcı olanı."

 

Film hakkında bilgi için tıklayın...

 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
 
Copyright © 2000-2003 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.