KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

Vizyon Programı
Gelecek filmlerin vizyon tarihleri...

Film Arşivi

Haberler
Sinema dünyasında neler oluyor?

Kamera Arkası
Yapım aşamalarına ait ilginç ayrıntılar...

Kameranın Arkasındakiler
Yönetmenler hakkında bilmek istedikleriniz.

Tanıdık yüzler
Sinema oyuncularını yakından tanıyın...

Foto-klik

Gereksiz Bilgiler

Replik

Özel Dosya

Söyleşi

Sektör

 
   Kamera Arkası

Bridget Jones : Mantığın Sınırı
Bridget Jones: The Edge of the Reason

Helen Fielding'in yarattığı Bridget Jones karakteri, bekar yaşayan çağdaş bir kadının gizli günlüğünü tüm dünyanın gözleri önüne sererek olay yaratmıştı. Bridget'in gizli günlüğünde yazdığı kimi zaman yıkıcı, kimi zaman utanmazca ve açık saçık ,dobra dobra ,sansürsüz diyaloglar aracılığıyla tüm dünyadaki "bekar kadınların" en gizli arzuları dile getiriliyordu. Neydi bu arzular? Seksin kaçınılmaz olduğu; ama incelikli, zekice ve sigarasız bir seks isteği... Hepsinden önemlisi de, mümkün olan en yakın gelecekte derinden sevilme arzusu...

Sürekli kriz halinde olan mücadeleci ruhlu Bridget karakterinin tüm dünyada tanınması beklenenden hızlı gelişti. Kısa zamanda ünlü bir roman kahramanı olmanın ötesine geçerek kültürel fenomene dönüştü. Bridget aklı karışık ama umut dolu bekar kadınların vazgeçilmez sembolü olup çıktı.

Bridget Jones's Diary (Bridget Jones'un Günlüğü) adını taşıyan ilk kitabın ardından gelen film versiyonu da dünya çapında izleyicilerin büyük ilgisini çekti. Dünya hasılatı 280 milyon doları bulurken , tüm zamanların en çok hasılat toplayan İngiliz filmi ünvanını elde etti. Bridget Jones karakteri de bu başarıdan payını alarak tüm zamanların en ünlü kadın kahramanlarınan biri oldu.

Ulaşılan bu başarının sonrasında Bayan Jones'un anlatılacak daha çok öyküsü olduğunu hisseden Helen Fielding, kendi yarattığı karakteri yeni bir yolculuğa çıkartmaya karar verdi. 2000 yılında yayımlanan "Bridget Jones: The Edge of Reason" adlı ikinci kitabında onun yeni yolculuğunu anlattı.
İlk kitaptaki Bridget Jones ile ikincisindeki Bridget Jones arasında bazı önemli farklar vardı. Bunların başında da ilk kitapta uçsuz bucaksız romantik fanteziler kuran Bridget Jones'un sonunda amacına ulaşması ve kendisini romantik ilişkinin karmaşık ve kaos dolu ortamında buluvermesi geliyordu. Bridget'in kişiliği yine aynıydı ama yıllardır özlemini çektiği o sevgiliye sahip oluvermişti. Artık tapındığı , yakışıklı bir erkek arkadaşı vardı. Üstelik tapındığı erkek Bridget'i delicesine seviyordu.

Birçokları için buraya kadar herşey mükemmel görünebilirdi. "Daha ne olsun? Bridget aradığı sevgiliyi buldu işte, artık mutlu olabilir" diyenler olabilirdi. Ancak kitabın yazarı Helen Fielding, Bridget gibi hayal kurmasını bilen, fantastik yapısı güçlü bir kadın için asıl bundan sonrasının çok zor olacağını biliyordu. Peri masalı gibi geçen birkaç haftalık romantizm sonrasında Bridget Jones'un tüm çağdaş romantiklerin kabusu olan o ürkütücü soruyla yüz yüze gelmesi kaçınılmazdı.

Çağdaş romantiklerin ve hayalcilerin yakından bildiği soru ise şuydu: İmkansızı ele geçirdikten ve sahip olduktan sonrasında ne var? Bundan sonrasının üstesinden nasıl geleceksiniz?

Orijinalini Gölgede Bırakan Bir Best-Seller

Helen Fielding'in bu düşüncesi sonucunda ortaya çıkan öykü, Bridget Jones'un ilk ciddi romantik ilişkisine girmesiyle birlikte bu ilişkide beklediğini bulamayıp yepyeni kariyer arayışlarına ve Tayland'da yasalarla başınının derde girmesi şeklinde oldu. San Francisco Chronicle gazetesinde haklı olarak vurgulandığı şekliyle ortaya "orijinalini gölgede bırakan yeni bir best-seller" çıktı.

Bu arada "Bridget Jones's Diary"i beyazperdeye taşımış olan yapımcılar harekete geçerek, "Bridget Jones: The Edge of Reason" adını taşıyan ikinci kitabın da film haklarını satın aldılar. İlk filmde hedefi 12'den vuran yapımcılar bu yeni kitabı, izleyicinin çok sevdiği Bridget karakterinin ilkinden çok farklı öyküsünü anlatmak için iyi bir fırsat olarak görüyorlardı.

Filmin yapımcılarından Eric Fellner, bu konudaki yaklaşımlarını şu sözlerle açıklıyor: "Birinci filme başlarken tam bir belirsizlik sözkonusuydu. Bridget'e nasıl tepki verileceği konusunda herhangi bir fikrimiz yoktu. İzleyicinin bu karakteri gönülden sevmesi karşısında büyük heyecan duyduk. 'Edge of Reason'u yaparken çok sevilen bir karaktere yepyeni şekilde yaklaşmak gibi bir şansımız vardı. İlk filmi izleyenler bilir. Bridget orada hayallerinin ve fantezilerinin peşinde koşan bir kadındı. Bu filmde artık bir erkek arkadaşı vardır. Ancak ikili ilişkilerin getirdiği karmaşık gerçekleri yaşamak gibi bir sorunla karşı karşıyadır. Bence bu yeni öyküde Helen Fielding'in yaptığı en güzel şey, aşkın getirdiği her türlü sıkıntı ve zorluğa rağmen hala gülmeyi başarabilen bir kadın portresi çizmesidir."

Diğer yapımcı Jonathan Cavendish'in bu konudaki yorumu ise şöyle: "Aslında bu filmi yapmak biraz ürkütücüydü. Çünkü aradan geçen sürede çok fazla beklenti oluşabileceğini biliyorduk. Dünya üzerindeki birçok insan Bridget karakterine kişisel yakınlık hissediyordu. Ancak bunun tamamen farklı bir film olduğuna güvenimiz sonsuzdu. İkincisinde de yine Bridget tarzı bir gülmece sözkonusu ama ağırlıklı olarak aşk ve mutluluk gibi konuları ele aldığını söyleyebilirim. İzleyicinin kolayca tanımlayabileceği türden bazı unsurlar var ama çeşitli şoklar ve sürprizlerle dolu..."

Kadın Filmine Kadın Yönetmen

Bridget Jones'a yepyeni bir görünüm verecek bir yönetmen arayışına geçen yapımcılar, bu öyküye kendi perspektifitini getirecek tutkulu bir kadın yönetmen bulmaya kararlıydılar. Aradıkları herşeyi Beeban Kidron'da buldular. İngiliz Oscar'ları kabul edilen BAFTA ödüllü çalışması "Oranges are Not the Only Fruit" ile eleştirmenlerin dikkatini çeken Beeban Kidron'un kariyerinde yine eleştirmenlerin gözdesi olan "Antonia and Jane" adlı İngiliz komedisinin yanısıra başrollerinde Shirley MacLaine ile Marcello Mastroianni'nin oynadığı "Used People" ve Altın Küre adayı "To Wong Foo, Thanks for Everything! Julie Newmar" gibi başarılı yapımlar vardı.

"Bridget Jones karakterini tanıdığım andan itibaren adeta onun esiri oldum" diyen Beeban Kidron, bu projeye yönetmen olarak imza atmasının gerekçesini şöyle açıklıyor: "Bridget Jones'u bu kadar çok sevmemin temelinde hepimizin içinde ondan bir parça olması yatar. Çoğumuzun gizlice düşündüğü herşeyi o dobra dobra söyler. Bizlerle aynı absürd şeylerden korkar. Hayatın karmaşık yollarında bizler gibi yalpalayarak yürümeye çalışır. Bunları yaparken inanılmaz esprili ve gözlemcidir. Hayattaki en son takıntısı, erkeğiyle kadınıyla hepimizin beynini işgal eden 'Başarılı bir aşk ilişkisi sürdürmek için ne yapmalı?' şeklindeki ünlü sorudur. Bridget bu fantastik idealine ulaşmak için mükemmel aşkı ve mükemmel erkeği aramakla işe başlar. Bunu başarmak için kendisinin mükemmel olması gerektiğini düşünmektedir. Ancak mükemmel olmayı başarmak için uğraştıkça zorlanır ve herşey daha da içinden çıkılmaz hale gelir."

Bridget'in Dönüşü: Renée Zellweger, Değişimin Sınırındaki Bridget Jones Rolünde

"Bridget Jones: The Edge of Reason" projesi gündeme geldiğinde akıllarda tek bir soru vardı: İlk filmde Bridget Jones rolünü üstlenmiş olan Oscar ödüllü Amerikalı kadın oyuncu Renee Zellweger, bu rolüne geri dönmek isteyecek miydi? İlk film için göze aldığı yüklü miktarda kilo almak, İngiliz aksanıyla konuşmak gibi sıkıntılara tekrar katlanmaya sıcak bakacak mıydı?
Zellweger 'in bu soruların cevabını vermesi için son derece dikkatli bir değerlendirme yapması gerekti. Bridget Jones karakterine gönülden bağlandığını gizlemeyen ünlü yıldız, buna rağmen Bridget rolüne tekrar dönüş yapma konusuna temkinli yaklaştığını kabul ederek şunları söylüyor:
"Aynı karaktere tekrar hayat verme fikrine alışabilmem epeyce zaman aldı. Aynı karakteri tekrar canlandırmanın eğlenceli olacağını biliyordum ama asıl konu bu değildi. Bu karakteri öyle çok seviyordum ki, onu korumak adına çok güçlü bir kişisel sorumluluk hissediyordum. Onun bütünlüğünü korumak çok önemliydi. Hayatımda çok kutsal bir yeri vardı. Ayrıca dünyanın her yerinde milyonlarca insan onu çok sevdiği için kişiliğinden ödün verdiğini çağrıştıracak herhangi bir şey yapmak istemiyordum. İnsanların bu konudaki düşüncesi çok önemli olduğu için ilk anda duraksadım."

Renee Zellweger sözlerine şöyle devam ediyor: "Daha önce hiç anlatılmamış öyküler her zaman ilgimi çekmiştir. Bridget Jones'un yaşadıklarında daha önce keşfedilmemiş bazı şeyler olduğunu hissettim. Bridget'in yolculuğunun yeni aşamasına başlarken basit bir devam filmi çekmediğimizin farkına vardım. Son derece yaratıcı şekilde yepyeni ufuklara yöneldiğimizi; Bridget'in yaşamında yeni bir dönemi gözlemlediğimizi anladım. Bence bu çok ilginç bir meydan okumaydı. Bir şekilde gelişim sağlamış karakterleri yeniden ziyaret etme fırsatı her zaman ele geçmez. Bu aynı zamanda biraz da ürkütücüdür. Yepyeni keşifler sürecinden geçmeniz gerekir. Buradaki Bridget'in belirli konularda olgunlaştığı kesindir. O artık daha az naif ve daha fazla dünyevidir. Ayrıca olgunlaşmasına rağmen hala birtakım eksikleri vardır. Zaten insanların Bridget karakterini bu kadar sevmesinin temelinde ondaki eksiklerin devam etmesinin önemli payı olduğunu düşünüyorum."

Bir ilişkiyi sürdürmenin aslında ne kadar zor olduğunu keşfe çıkan bir romantik komedide oynama fikrinin cazibesine kapıldığını belirten Renee Zellweger bu konuda da şunları söylüyor: "Gerçekten de ilişkiyi sürdürebilmek kolay değildir. Başlangıçta ne kadar güzel olursa olsun sürdürmeyi başarmanın çeşitli zorlukları vardır. Bir insanın idealize ettiği mükemmel ilişkiyi bulduğu zaman ortaya çıkan zorlukları birebir ele alan böyle bir konuya daha önce hiç rastlamamıştım. O kişinin aslında o kadar da mükemmel olmadığının ortaya çıktığı görülür. Aşka dair bu tip deneyimleri yaşamaya başlayan Bridget Jones'u izlemenin çok keyifli olacağını düşündüm."

Renee Zellweger sözlerini şöyle noktalıyor: "Bridget bu filmde kendisini yepyeni bir ilişkinin tam göbeğinde bulur. Aynı zamanda yeni kariyer fırsatları da vardır. Mutluluk ve başarının hemen orada, en yakın köşebaşında olduğundan emindir. Her zaman kaza yapmaya eğilimli bir karakter olduğu halde Bridget'i modern bir kadın kahraman yapan unsurun ondaki bu umut dolu yapı olduğuna inanıyorum. Bridget'i bu derece harika yapan özelliklerinden birisi, defalarca yüzüstü düştüğü halde inanılmaz derecede iyimser kalabilmesidir. Bu öykünün başlangıcında aşkta ve gazetecilikte başarılı olmaya kararlı olduğunu görüyoruz. Ancak bazı şeylerin kötü gidebileceğini kestiremiyor."

Bu filmden önce "Cold Mountain - Soğuk Dağ" adlı filmde bileği bükülmez bir köylü kadınını canlandıran ve o filmdeki performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu kategorisinde Oscar ödülünü kucaklayan Renee Zellweger, "Bridget Jones: The Edge of Reason"daki rolüne hazırlanırken fiziksel ve beyinsel anlamda birçok zorlukla karşı karşıya kaldı. Bunların başında da portresini çizeceği Bridget Jones karakterinin hiç de zayıf olmayan, kendi kendisiyle sorunları olan bir İngiliz kadını olmasıydı. Bu açıdan bakıldığında canlandıracağı karakter aslında zarif ve narin bir kadın olan Amerikalı oyuncunun tam zıttı gibiydi. İngiliz aksanıyla konuşma zorunluluğunun yanısıra fiziksel anlamda herşeye sıfırdan başlaması gerekiyordu.

Ayrıca Bridget Jones'un çözülmesi zor meselesi olan kilo problemi de vardı. Bridget'in sürekli takıntısı haline gelen ekstra yağ katmanlarına ulaşabilmek için kilo alması gerekiyordu. İlk film için kilo alıp sonradan vermeyi başaran Renee Zellweger aynı şeyi tekrar yapmaya hazırdı.

Kadınlar Neden Sorumsuz Erkeklerle Yatmak İster?

Colin Firth'ün sözünü ettiği "felaketli durumlar"ın büyük çoğunluğunun kökeninde Bridget'in kuşkuları ve kıskançlığı vardır. Bridget'in sergilediği bu kıskançlıklar ve kuşkular, ikisi arasında filizlenen ilişkinin kadınsı yönünü temsil eder. Darcy ise romantik spektrumun erkeksi yönünde bulunmaktadır. Önce Bridget'in geçmişindeki erkeğin ortaya çıkmasıyla Mark Darcy'nin erkeklere özgü 'avlanma' içgüdüsü baş göstermekte gecikmez. Durum böyle olunca da birbirini rakip gören bu iki erkeğin klasik İngiliz şovalyeliği çizgisinde yumruk yumruğa düello etmesi kaçınılmaz hale gelir.

Birinci filmde olduğu gibi ikinci filmde de Daniel Cleaver rolünde Hugh Grant kamera karşısına geçti. İzleyenlerin hatırlayacağı gibi ilk filmde oldukça bakımsız ve salaş giyimli bir erkek olan Daniel Cleaver, buna rağmen kadınlar açısından son derece baştan çıkarıcı özelliklere sahipti. Aradan geçen süre içerisinde radikal değişim geçirdiğini iddia eden Cleaver, belki de her zamankinden daha çok baştan çıkarıcı olgun bir erkek olup çıkmıştır.

Helen Fielding'in yazdığı kitapta Cleaver'ın rolü oldukça sınırlı olduğu halde film uyarlamasında senaryo yazarları bu rolü genişletme gereği duydular. Bunun sebebi ise, Hugh Grant'ın canlandırdığı bu karakterin, Bridget Jones'un kolay aşık olan şıpsevdi yönünün yansıtılmasında hayati önem taşımasıydı. Bu düşünce doğrultusunda Cleaver ile Bridget karakterlerinin, The Smooth Guide adlı yeni bir televizyon programını beraber hazırlaması, dolayısıyla gazetecilik ortaklığına gitmesi tercih edildi. Böylelikle ikisinin aynı projede yakın iletişim halinde olması sağlandı.

Bridget Jones'un Cleaver ile olan yeni ortaklığının karmaşık sonuçlara yol açtığını söylemeye bile gerek yoktur. Bridget başlangıçta onu her ne kadar, "düzenbaz, yalancı, küstah, adice şeyler düşünen, insanlıktan nasibini almamış iğrenç bir yaratık' olarak nitelese de, Bangkok'taki otel odasında 'o iğrenç yaratıkla' beraber olunca işler iyice içinden çıkılmaz hal alacaktır.
Daniel Cleaver rolünde oynayan Hugh Grant, bu karakterin portresini çizerken fazla zorlanmadığını belirterek, "Ruhsal açıdan Cleaver kadar karanlık birisi olduğumu sanmıyorum. Ancak onunla benzer zevkleri ve zayıflıkları paylaştığımı kabul etmem gerekir" diyor.

Yönetmen Beeban Kidron da, Hugh Grant'ın filme katkısının kara komedi boyutu getirmesi olduğunun altını çizerek şunları söylüyor: "Cleaver rolündeki Hugh tek kelimeyle büyüleyiciydi. Bence Hugh Grant heyecan verici bir aktördür. Her filminde farklı karakterlere büründüğü halde zor rollerin üstesinden gelmeyi bilir. Aynı zamanda olağanüstü bir komedi zamanlaması vardır. Ancak hepsinden önemlisi, kadınların arzu ettiği kötü çocukların dayanılmaz çekiciliğini çok iyi yakaladığını düşünüyorum. Kadınlar bu tip erkeklerle evlenmeyi hiç istemezler ama onlarla beraber olma fırsatı ortaya çıktığında bunu hiç kaçırmazlar."

Uzun Bacaklı Meslektaş, Berbat Öğütler Veren Ebeveyn ve Arkadaşlar: Bridget'in Dünyasına Hoşgeldiniz

Bridget Jones'un yeni başlayan romantik ilişkisi, "Edge of Reason"un öyküsüne katılan yan karakterler sayesinde daha karmaşık hale gelir. Filme katılan yeni karakterlerin en başında ise, Mark Darcy'nin 22 yaşındaki esrarengiz genç meslektaşı Rebecca gelir. Avustralyalı yıldız Jacinda Barrett'in oynadığı Rebecca, son derece güzel, zengin ve uzun bacaklı bir kadındır. Bütün bu özelliklerin bir araya gelmesiyle Bridget'in romantizm anlayışı için büyük tehdit oluşturması kaçınılmazdır.

Rebecca'nın gözünü Mark Darcy'e diktiğinden emin olan Bridget'in bu durumu engellemek için ne yapması gerektiği konusunda belli bir fikri yoktur. Çünkü Mark'ın hayallerindeki kızın kesinlikle Rebecca olduğuna inanmıştır. Bu yüzden kıskançlık krizlerinin başlamasına engel olamaz.

Filmde Rebecca rolünü üstlenen Avustralyalı oyuncu Jacinda Barrett, Bridget Jones'un yaşamındaki yeni bir aşamada yer almaktan duyduğu mutluluğu şu sözlerle dile getiriyor: "Her iki kitabı da okudum. İlk filmi görmüştüm. Böyle bir serinin bir parçası olmaktan heyecan duydum. Bence bu projede yer almanın en keyifli yanı, Renee Zellweger'in oyununu yakından izleme şansına sahip olmaktı. Bridget rolünü korkusuzca oynamasını hayranlıkla izledim. Kendi kendisiyle dalga geçercesine oynamasını Rebecca'nın gözüyle izleme fırsatını buldum."

Jacinda Barrett'in performansıyla ilgili olarak Colin Firth'ün düşünceleri şöyle: "Rebecca karakterinin bence en eğlenceli yanı, dıştan göründüğü gibi olmamasıdır. Bu tip karakterler sözkonusu olduğunda izleyiciler aynı filmi ikinci kez görüp bazı ayrıntıları tekrar yakalama ihtiyacını duyar. İlk izleyişte gözden kaçan bu tipteki küçük bakışları ve sinyalleri Jacinda'nın başarıyla verdiğini düşünüyorum."

Kıskançlıkla mücadele etmeye başlayan ve kendi gönül işlerini yoluna koymaya çabalayan Bridget, bu zor sürecinde yardım almak için anne-babasına başvurduğunda, birbirleriyle hiç geçinemeyen ailesinin romantizmi yeniden yakalamaya çalıştığını görür. Annesi her zamanki gibi huzursuz edecek ölçüde coşkuludur. Babası da her zaman olduğu gibi sudan çıkmış bir balık gibidir. Ancak Bridget onların ilişkisinde en azından gerçek sevgi işaretlerini görür gibi olduğuna sevinmektedir.

Önce Karlı Avusturya Dağları, Sonra Güneşli Tayland Sahilleri

Film yapımcılarının Londra dışındaki ilk büyük durağı Avusturya oldu. Bridget Jones'un çıktığı ilk hafta sonu kayak tatili sırasında Mark Darcy'nin duygularını açmayı başardığı ve sonra da Bridget'in baş rakibi olarak gördüğü Rebecca'yı oraya davet ederek herşeyi yüzüne gözüne bulaştırdığı sahnelerin çekimleri Avusturya'daki Tirol dağlarında bulunan Lech kayak merkezinde gerçekleştirildi.

Avusturya'nın ardından Tayland'a giden film yapımcıları, bu ülkede Londra'nın sisli ve puslu havasından tamamen farklı bir çevreyle karşılaştılar. Yönetmen Beeban Kidron, iki ülke arasındaki farkları ve bunun filme kazandırdığı etkiyi şu sözlerle yorumluyor: "Londra'nın yağmuru ve gri ortamından sonra muhteşem görünüşlü masmavi göklere ve engin plajlara kavuştuk. Sinematik açıdan bakacak olursak, bu manzaralar sayesinde Bridget'in bildik alışkanlıklarına taban tabana zıt bir çevre sağladık. Filme yepyeni bir görünüm sağlamasının yanısıra Bridget için de tamamen yeni bir perspektif getirdi."

Tayland'da çekim yapılan mekanlar arasında Phuket'teki tatil köyü; Ko Panyee'deki 2000 yıllık köy; Nakornpathom'daki antik çağlardan kalma Budist tapınağı; Bangkok'ta meyve, sebze, kumaş ve el yapımı ürünlerin satıldığı büyük ve kalabalık açık hava pazarı vardı. Bütün bunların yanısıra filmde bol miktarda akrep ve yılanlar da boy gösterdi.

Phuket kıyılarında yapılan çok sayıda çekimden birisinde Bridget'in "büyülü mantar" yemeğinin etkisini denediği sahne de vardı. Bu sahnenin çekiminde kamera ekipleri, okyanus suları üstünde yüzen geleneksel Tayland kayıklarından birisine yerleştirildi. Kayıkçının İngilizce bilmemesi nedeniyle oldukça zor şartlarda gerçekleşen bu çekim yine de herşeye rağmen başarıyla tamamlandı.

Prodüksiyon tasarımcısı Gemma Jackson'ın karşılaştığı zorluklardan birisi de, yol kenarındaki Tayland açıkhava pazar yerinin dekore edilmesi oldu. Gemma Jackson bu sahnenin çekimi için nasıl bir tasarım geliştirdiğini şu sözlerle açıklıyor: "Beeban Kidron Bangkok'taki görkemli bir pagodanın dışında güzel bir pazar yeri alanına rastlamıştı. O bölgeyi görsel açıdan daha heyecan verici şekle sokmak için tekdüze şeyler satan standları satın aldık ve pazar yerini dekoratif eşyalar, çiçek buketleri ve el yapımı eşyalar satılan standlarla doldurduk. Hatta piliç başları ve parçalanmış balık gibi şok edici şeyler satan standlar açtık. Böylece sadece Tayland gibi ülkelerde rastlanabilecek türden egzotik havayı vurguladık."

Tayland Hapishanesinde Madonna Dansları

Ancak Gemma Jackson'ın karşılaştığı en büyük zorluk, Bridget'in hiç beklemediği bir anda kendisini içinde bulduğu Tayland hapishane hücresi sahnesiydi. Bu seti olabildiğince otantik kılmak isteyen Jackson ile Kidron, Tayland'daki çeşitli hapishaneleri ziyaret ederek Phuket yakınında oldukça iyi görünümlü bir hapishane bulmayı başardılar.

Gerisini filmin prodüksiyon tasarımcısı Gemma Jackson'dan dinleyelim: "Beeban ile bulduğumuz bu hapishane, Bangkok'taki soğuk, sert ve zor koşullara sahip diğer hapishanelerin hepsinden farklıydı. Hapishane sahnesinin gerçekçi görünmesini ama aşırı uçlara varmamasını istiyorduk. Bu konudaki ortak kararımız iki aşırı ucun orta noktasını bulma şeklindeydi. Zaten o sahnedeki ana fikir, Bridget'in anavatanından uzaklardaki bir hapishanede kendi benliğindeki inancı bulmasıydı. Bu yüzden Tayland'ın acı gerçeği olan insan haklarının pervasızca çiğnendiği hapishanenin böyle bir romantik komediye uygun düşmeyeceğini düşündük. Daha ılımlı bir hapishane görüntüsü bizim için yeterliydi."

Hapishane ortamında bile romantik komedi kozlarını kullanmaya devam eden Bridget, orada hiç beklenmedik anda yaptığı Madonna esintileri taşıyan dansı sayesinde dizginlenemez ruhunu diğer kadın mahkumlarla paylaşmasını bilir.

Dans sahnesi için hapishane duvarlarını farklı şekilde ışıklandırma yoluna gittiklerini söyleyen prodüksiyon tasarımcısı Gemma Jackson'ın bu sahneyle ilgili düşünceleri şöyle: "Bu da eğlencenin bir parçasıydı. Hapishane ortamının ilk başlarda soğuk ve katı gerçekliğin izlerini taşımasını, yalnızlık hissi vermesini istedik. Ancak dans gösterisinin başlamasıyla birlikte Bridget'in dizginlenemez ruhunu yansıtacak şekilde duvarların da değişim göstermesini hedefledik."

Renee Zellweger ise bu sahnenin önemi konusundaki düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor: "Hapishane sahnesinin en az Bridget'in aşkın anlamını yeniden keşfetmiş olarak Londra'ya geri dönüşü sahnesi kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Bence sadece hapishane sahnesi bile Bridget Jones'un her durumda modern dünyanın absürdlüğünün üstüne çıkmayı başarmasını simgeliyor."

Renee Zellweger'in "Bridget Jones: The Edge of Reason" ile ilgili son sözleri ise şöyle: "Ergenlik yıllarımda Lucille Ball'ın oynadığı romantik komedilerin hayranıydım. Bridget Jones karakterinin de Lucille Ball karakterlerinin yansıması olacağını umuyorum. Bu role ilgi duymamın temelinde kendi eksiklerimi tanımak, kendi yetersizliklerime gülebilmek geliyor. Bridget'i bütün kadınlardan birer parça gibi görüyorum. Hayatın yeni aşamalarına doğru yürürken her defasında biraz daha olgunlaşıyor. Ancak bunu yaparken onu Bridget yapan esas özünü korumayı başarıyor."


Film hakkında bilgi için tıklayın...

 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
 
Copyright © 2000-2003 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.