KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

Vizyon Programı
Gelecek filmlerin vizyon tarihleri...

Film Arşivi

Haberler
Sinema dünyasında neler oluyor?

Kamera Arkası
Yapım aşamalarına ait ilginç ayrıntılar...

Kameranın Arkasındakiler
Yönetmenler hakkında bilmek istedikleriniz.

Tanıdık yüzler
Sinema oyuncularını yakından tanıyın...

Foto-klik

Gereksiz Bilgiler

Replik

Özel Dosya

Söyleşi

Sektör

 
   Kamera Arkası

"Alexander - Büyük İskender"

''Genç olmanın nasıl bir şey olduğunu nasıl anlatabilirim ki? Büyük düşler kurmak ve İskender gözünün içine baktığında her şeyi yapabileceğine inanmak, her şeyi! Onun zamanında, Apollon'un ışığıyla, kendimizden bile daha iyiydik!"

-Ptolemy, İskender

 

 

 

Herkes için bir şeyler ifade ediyordu, savaşçı bir kral, hırs, cesaret ve gurur dolu bir genç, sayıca kendininkilerden çok daha üstün olan dev Pers ordusuna karşı kendi güçlerini yöneten bir lider… savaşta yaralanan babasının yerine, hakkı olan tahtı alabilmek için annesiyle çatışan ve uzunca bir süre umutsuzca bekleyen bir oğul… asla savaş kaybetmeyen ve askerlerini dünyanın öbür ucuna süren amansız bir fatih… düşleri, arzuları ve kaderi sonsuzlukta yankılanan, bugün bildiğimiz dünyayı şekillendirmeye yardım etmiş bir hayalperest… Bunların hepsi ve fazlasıydı. Büyük İskender'di.

Oliver Stone'un Büyük İskender'i, tarihin en etkileyici liderlerinden birinin gerçek hayat hikayesinden uyarlanmıştır - bilinen dünyanın %90'ını daha 25 yaşında fetheden bir adamın. İskender, yenilmez Yunan ve Makedon ordularına, sekiz yıl boyunca, kuşatma ve fetihlerle dolu 22.000 millik bir yol yürüttü, 32 yaşında öldüğünde dünyanın hiçbir zaman görmediği bir imparatorluk kurmuştu.

Film, İskender'in hayatına, annesi Olympias (Angelina Jolie), babası Philip (Val Kimler), hayatboyu arkadaşı ve savaş kumandanı Hephaiston (Jared Leto), güzel karısı Roxanne (Rosario Dawson) ve çok güvendiği generali Ptolemy (Anthony Hopkins) ile olan ilişkilerine cesur ve dürüst bir bakış sunuyor.

İskender'in Hristiyanlık öncesinde, sosyal geleneklerin ve ahlak anlayışının bugünkünden çok farklı olduğu dünyasında geçen film; karşılaştırılamaz bir güzelliğin, inanılmaz duygusuzlukların, yüksek ideallerin ve şaşırtıcı ihanetlerin zamanını anlatıyor.

Sıra dışı yolculuğu İskender'in Makedonya'dan Pers egemenliğinde buluna Batı Asya'ya gelişi ve imkansız görünen bir zaferi kazanmasıyla başlıyor. İskender, imparatorluğunu, Himalaya Dağlarını geçme tehlikesine atılmadan ve herhangi bir batılının asla gitmeye cesaret edemediği Hindistan'ı fethetmeden önce, bugünkü modern Asya'nın ortalarına kadar genişletmişti. İnanılmaz ama İskender asla bir savaşta yenilmedi. Ordusunu; çölleri, dağları, ormanları, bilinmeyen ve gizemli toprakları geçmeye, önlerine çıkan ve kendisine direnmeye çalışan tüm düşmanları yenmeye zorladı.

Film İskender'in hayatını, düşlerle, zaferle ve macerayla dolu gençliğinden başlayıp yaşayan bir efsaneye dönüşmesini, en yakınlarıyla olan ilişkilerini ve en sonunda dev bir imparatorluğun hükümdarı olarak tek başına ölümünü anlatıyor. Büyük İskender, bütün dünyayı birleştiren ve kaderin cesur olanı sevdiğini kanıtlayan bir hayatın hikayesidir.

Oliver Stone'un yönettiği Büyük İskender'de, efsanevi fatihi Colin Farrell canladırıyor. Bu filmi için Stone, Oscar ödüllü oyuncular Angelina Jolie ve Anthony Hopkins'i de (Stone'la daha önce Nixon'da da beraber çalışmışlardı) içeren uluslararası bir oyuncu kadrosu oluşturdu. Bu inanılmaz kadroda yer alan diğer isimler; Makedonya Kralı Philip rolünde Val Kilmer (Stone'un The Doors'sunda başrol oynamıştı), İskender'in en yakın arkadaşı ve konutanı Hephaiston rolünde Jared Leto, İskender'in ilk karısı Roxanne rolünde Rosario Dawson, Cassender rolünde Jonathan Rhys Meyers ve büyük filozof Aristotales rolünde Christopher Plummer.

Filmin senaryosunu, Oliver Stone ve Laeta Kalogridis'in hikayesinden, ikili ve Christopher Kyle beraber yazdılar. İskender'in yapımcıları; Thomas Schuely (The Adventures of Baron Munchausen, Gülün Adı), Moritz Borman (Terminatör 3, Adaptarion), John Kilik (Soğuk Dağ, Spy Game), Yardımcı yapımcılar; Fernando Sulichin (Stone belgeselleri; Persona Non Grata, Looking for Fidel ve Commandante) ve Gianni Nunnari (Gün Batımından Şafağa, Yedi).

Stone'un kamera arkasındaki yetenekleri; görüntü yönetmeni Rodrigo Prieto (25. Saat ve Stone belgeselleri), kostüm tasarımcısı Jenny Beavan (A Room With a View'la Oscar kazanmıştı), filmin montajını yapanlar; Tom Nordberg (U Dönüşü ve Kazanma Hırsı), Alex Marquez (Commandante) ve Fransa'dan Yann Herve (Taxi, Wasabi), Oscar ödüllü besteci Vangelis (Ateş Arabaları, Bıçak Sırtı, Missing); dublör kordinasyonunda Gary Powell (Titanik, Er Ryan'ı Kurtarmak ve Harry Potter ve Azkaban Tutsağı), görsel efektlerde John Scheele ve özel efektlerde Trevor Wood.

Askeri sahneler için Stone, Müfreze, Doğumgünü 4 Temmuz, JFK ve Katil Doğanlar'da da beraber çalıştığı Dale Dye'dan yardım aldı. Hikayenin baş danışmanı olarakta, 1974'te Büyükl İskender'in biyografisini yazmış olan Robin Lane Fox'la çalıştı.

Büyük İskender bilinen dünyayı sadece askeri zekasıyla değil aynı zamanda fikirleriyle de fethetti. İskender'in nerdeyse 33 yıllık hayatı boyunca başardıkları, sadece bundan 2000 yıl önce fethettiği topraklarda değil hala daha hiç gitmediği topraklarda bile yaşıyor. Ve şimdi, Büyük İskender'de, Oliver Stone'un, bir kralın, nerdeyse her şeyi fetheden bir kralın hikayesini anlattığı bu epik filmde yeniden yaşıyor… tüm insani zayıflıkları ve korkuları Ptolemy tarafından anlatılıyor.

İskender'in başarıları hiçbir standarda sığmıyordu. İskender'in imparatorluğu (bugünkü isimleriyle); Yunanistan, Arnavutluk, Türkiye, Bulgaristan, Mısır, Libya, İsrail, Ürdün, Lübnan, Kıbrıs, Irak, İran, Afganistan, Özbekistan, Pakistan ve Hindistan'ı kaplıyordu. Bu öldüğü zaman nerdeyse 2.000.000 kilometrekarelik bir toprağa hükmediyordu demek.

Yaklaşık 40 yıl önce yapılan bir tanesi hariç, hiçbir sinemacı Büyük İskender'in sıra dışı hayatını anlatmanın yolunu bulamadı.

''Hayatımdaki en heyecan verici şeylerden biri, anlatılamamış hikayeleri anlatmanın yolunu bulmak'' diyor Stone, ''ve diyebilirim ki, bu şimdiye kadar yapılmış en büyük meydan okuma. Son derece sıra dışı, bunca yüzyıldan sonra, İskender'in hayatını dramatize etmeye çalışan sadece birkaç girişim oldu. Bir teori, O'nun çok muhteşem ve hayatının çok geniş olduğuydu.Robert Rossen'in 1956'daki filmindeki gibi hissettim. Riachard Burton'ın oynadığı ve Fredric March'ın Philip'i canlandırıdığı. Çok başarılıydı ama İskender'in son yıllarına önem verilmemişti. Oysa hayatının son yılları, kendisini ve dünyasını değiştiren bir sürü önemli olayla dolu''.

''Bu kayıp sekiz yıl, İskender araştırmamız en önemli kısmıydı, asla emin olamazdık ama en azından en iyi tahminleri yapmaya ve o şekilde hayat vermeye çalıştık. Hikayeyi, genç bir adamın, bir prensin ve daha sonra bir kralın, çok güçlü ebeveynlere sahip ve onurlandıran bir adamın, hayattaki hayallerinin çoğunu başarabilmiş bir adamın hayatını anlatmaya çalıştık. Tıpkı parlayan bir yıldız gibi bu genç adam tarihe Büyük İskender olarak geçti''.

''İskender'le ilgili istediğimiz her şeyi okudu. Muhtemelen O'nu olduğundan daha görkemli bir hale getirdik. Ama zaten O'nun muhteşemliğiyle ilgili tarihte yeterince kanıt var ve etrafındaki romantizm sorulacak bir soru değil. Tarihsel olarak İskender'le ilgili bilgiler var, belki çok fazla değil ama senaryoda yazdıklarımızı haklı çıkaramaya yetecek kadar var. Şaşırtıcı bir hikaye ve biz bunu elimizden geldiğince doğru bir şekilde anlatmaya çalıştık. Umarın hepsini doğru yazmışızdır''.

Yapımcı Moritz Borman ekliyor ''Son birkaç yıldır Büyük İskender'i beyazperdeye taşımayı sağlayacak endüstri hakkında çok konuşuldu ve şimdi sonunda, Fas'da, kameralar bu hikayeye döndü, arkasında ise Oliver ve O'nun yarattığı muhteşem oyuncu kadrosu ve ekip var. İskender'in hikayesi çok etkileyici ve karışık, Oliver'ın bir adamın, doğal olarak biraz kısaltılmış bu karışık hikayesinden her şeyi içeren bir senaryo yazdığına inanıyorum''.

Çocukluğundan beri İskender'den etkilenmesi ve New York Üniversite'sinde Yunan mitolojisi okumasından beri Oliver Stone hep böyle bir film yapmayı hayal etti. Homer'in epik formunu Stone'un birçok yapımında bulabilirsiniz; Müfrezede'ki İlyada vari genç askerler, The Doors'ta Jim Morrison'un Dinyssos aşırılığı ve Kazanma Hırsı'ndaki futbolcuların savaştan vazgeçmiş asker görünümleri.

İskender klasik bir Stone öyküsü: her ölümlü ruhun ulaşmaya çalıştığı büyük yolculukların öyküsü. İskender'de çeviri yapılamayan birçok Yunanca kelime, pothos, kullanıldı, büyük istekler, arzular, tutkular ve pişmanlıklar ifade eden elementleri bir araya getiren kelimeler.

Büyük bir savaşçı olmasının yanında İskender'in araştırmacı bir ruhu vardı. 11.000 millik fetih yolu boyunca sadece yok etmedi, her toplumu kendi devrimci dünya görüşü doğrultusunda yeniden yarattı, insan ırkı için yeni bir tip ve yeni bir kader yarattı. Öğretmeni Aristo'nun buyurularıyla yetişmesine rağmen O'nun fikirlerine meydan okudu ve fethettiği ülkelerde, askerlerini, o ülkenin yerli kızlarıyla evlendirdi, tıpkı ilk karısı Roxane'da kendinin yaptığı gibi. Roxane, koyu tenli bir Sogdia asilinin kızıydı. Aslında İskender, fethetti ve fethedildi… imparatorluğunda bir araya getirmeye çalıştığı tüm kültürlerce.

İskender görülen ve görünmeyen şeyleri harmanlayan bir film, antik dünyayı bütün ihtişamıyla yeniden yaratıyor. Stone ve ekibi, Fas, Tayland, Hindistan ve Malta'daki bu muhteşem doğal setleri yaratabilmek için dünyayı baştan başa dolaştılar. Fas'daki biir çok arazi, Makedonya ve Pers ülkesini andırıyordu, Tayland'ta seçtiğimiz yer, antik Hindistan'a set olarak kullanıldı ve binlerce askerle fillerin savaştığı ormanlar yaratıldı. Hindistan'daki Himalayalarda, İskender'in doğu yolculuğunun pek çok zorlu sahnesi çekildi ve Malta'da antik İskenderiye limanını yarattık. İskenderiye, bu genç kralın ve daha sonra Mısır'da firavunlaşan arkadaşı ve generali Ptolemy'nin inşa ettikleri eğitim ve kültür merkezi.

Kelimenin tam anlamıyla bu kaybolmuş dünyayı yeniden yaratabilmek için nerdeyse binlerce sanatçı ve zanaatkar bir arada çalıştı. Dünyanın her yerinden gelen bu sanatçılar, tüm silahları, tüm mobilyaları ve baştan aşağı bütün kostümleri sadece bu film için özel olarak tasarladılar. Kostümlerin binlercesi, başrol oyuncularından figüranlarınkine kadar Jenny Beavan tarafından özel olarak tasarlandı, İskender'in fethettiği tüm ülkelerin antik çağ kültürleri teker teker incalandi. Makedonların, Yunanların yanı sıra Ortadoğu ve Hindistan için de özel olarak çalışıldı.

Stone'la uzun süredir çalışıyor olması bir yana, film endüstrisinin en büyük askeri danışmanlarından yüzbaşı Dale Dye, başta Colin Farrell olmak üzere filmde onunla beraber savaşacak bütün aktörleri bir aylık zorlu eğitime tabi tuttu. Bir askerin arkaik dönem davranışlarını bu süreçte öğrendiler, nasıl ata binerlerdi, dinle ilgili ne düşünürlerdi, askeri bilgileri ne kadardı, kılıcı, kalkanı, mızrağı nasıl kullanırlardı? Bunların hepsi için özel olarak eğitildiler.

1974'te İskender'in milyonlarca kopyası satılan biyografisini yazan Robin Lane Fox, Stone'un teknik danışmanı olarak film boyunca çalıştı. Stone'un senaryosu tamamen bir dramatizasyon olmasına rağmen, Lane Fox'un ansiklopedik bilgileri senaryonun yazımında ve çekimler esnasında çok yardımcı oldu.

''Bu dramaturjiyi yapan insan olarak diyebilirim ki, görmek istediğinizi çekip alıyorsunuz.'' Diye belirtiyor Stone ''Bence O, dünyanın en büyük idealistlerinden biriydi ve aynı şekilde dünyanın en büyük düşüşünü yaşadı. Yunanları ve barbarları bir araya getirebilme düşüncesi Yunan lar için çok fazlaydı, bu yüzden hayatının son yılları acı dolu geçti. Bir çok arkadaşını kaybetti, ki bunarlın içinde ihanet edenler de vardı, evlilik hayatı bir yıkımdı aşk hayatı ise son derece büyüleyiciydi fakat aynı zamanda traji ve kalp kırıklıklarıyla doluydu. Bu gerçekten çok acı ve dokunaklı bir drama ama bir o kadar da dünyanın ruhuna bir seyahat''.

''O'nu emirleri altında yaşayan yeni bir dünya kurmak isteyen ve bu dünyaya barış, eğitim ve kültür kazandırmak isteyen bir adamın yükselişini ve düşüşünü görüyorsunuz. Ve O, hem insanoğlunun limitleriyle hem de Tanrıların yarattığı doğayla sınırlı''.

Lane Fox, ''İskender'in gibi sıradışı bir hayatı olan bir adamın hayatındaki her olayı bir filme aktarabilmek teorik olarak mümkün değil'' diyor. ''Ayrıca, asla çözülemeyecek gizemler de var. Bu yüzden Oliver'ın niye sadece kesin olan olayları anlatmayı tercih ettiğini biliyorum ya da olayların akışında niye tarihsel olarak çok ufak değişiklikler yaptığını. İskender'le ilgili en büyüleyici şeylerden biri, hayatında asla nasıl geçtiğini bilemeyeceğimiz boşluklar olması. Oliver'ın bu boşlukları kendi hayalgücüyle doldurmasına izin verdim, zaten başka yolu da yoktu''.

KARTALLARIN UÇUŞU GİBİ: İSKENDER'İN YAPILIŞI

Fas'nun Lakhfouna adlı bir kasabası olmasına rağmen, Amizmiz yoluna sadece birkaç kilometre uzakta, bir gece yarısı çölleşmiş ovaya doğru bakan Stone içini çekti ve gülümseyerek şöyle dedi ''Kolay olacağını kim söyledi?''

Eğer Büyük iskender'in amacı bir şeylerin doğruluğunu kanıtlamak olsaydı bu kadar kısa bir sürede böyle bir film kesinlikle yapılamazdı. Ya da sadece aşk ve etkiyi, mit ve idealizmi yaratma amacıyla yola çıksaydı, düşünsenize ne kadar acı verici olurdu.

Stone, İskender'in hayatının on yıldan uzun bir kısmını anlattı. ''İskender'in yedi sekiz yaşından itibaren hayatını anlatmayı düşünüyordum ve okumaya başlayınca gördüm ki, nerdeyse ellşden fazla farklı hikaye anlatılıyor. Sonra Richard Burton'ın filmini izledim. Muhteşem bir filmdi, kahraman bir genç adam son derece dinamik anne baba ve O gidip bütün dünyayı fethediyor. Tüm bunları yaparken de, hepimizde olduğu gibi, birçok konuda gözü açılmaya başlıyor. Büyük başarılarının yanında çok acı yenilgileri de var. Sıra dışı bir adam, ama en sonunda başarısızlıkları normal bir adamın başarılarından kat kat fazla oluyor. Ve kesinlikle bir idealist olarak ölüyor. Ve tüm bunlar beni kesinlikle kahramanlar olduğuna inandırdı''.

''İskender'in güzelliği kazandıklarıdır'' diye devan ediyor Stone. ''Dünyada pek çok insanın acı dolu yaşamları olmuştur. Ama İskender en azından iki sebepten ötürü sonsuza dek unutulmayacak: Birincisi, bütün dünyayı fethetti ve asla askeri yenilgisi yok, diğeri de, ileriyi gören bir adam olarak her zaman hatırlanacak çok cömert bir ruhu vardı. Muhtemelen dünyanın en iyi savaşçısıydı, bu yaptığım kıyaslamaya Aşil ve Herkül de dahil. Bu mitolojik Yunan figürlerinin gölgesinde ve etkisinde büyüdü ve diğer çocuklarının aksine bunlara sonuna kadar inandı. İşte bu inanç O'nun anıtsal başarılarını ve kaderini belirledi''.

Stone'a göre, İskender'in karakterinin merkezinde yatan annesi Olympias'ın Ondan bekledikleri. ''Bizim senaryomuzda bir yerde Olympias İskender'e şöyle diyor: '…sen bu dünyanın ışığı altında yaşarken. Sen tek olduğunda, sonsuza kadar genç, sonsuza kadar ilham kaynağı olarak kaldığında bir çok yoldaşın yeraltında uzun zamandır gölgelere karışmış olacaklar. Bir daha asla senin gibi bir İskender olmayacak. Bir daha Büyük İskender olmayacak'. Kanımca bu mitolojik fikirleri İskender'in kafasına sokan annesi Olympias'tı. Ve O da kendine tıpkı Aşil'inki gibi bir kader çizdi, bu yazgıda tıpkı Aşil gibi çok genç ölebilirdi. Büyük ün, ama bu kadar erken ölüme ve uzun yaşama karşı koymaya rağmen son derece büyük anonim bir hikaye. İşte filmin bu kısmında… İskender'in annesiyle arasında yaptığı pazarlığı anlatıyoruz''.

''Her zaman küçük bir ekiple, elimizde belgesel kameralarıyla zamanın içinde geri gitme ve İskender'in hikayesini anlatma fikrinden korktum'' diye gülüyor yönetmen. Modern film yapımcılarının bu şekilde dolaşıp savaş sahneleri çektiğini ve insanların da ortada durup sanki orda olduklarını gerçekten hissediyormuş gibi davranmaya çalıştıklarını hayal edebiliyor musunuz? Bu dünyaya gerçekten gidebilmeyi ve film çekmeyi hayal ettim. Düşünsenize döndüğümd insanlar ne derdi 'Tanrım bu filmi de nerede çektiniz böyle'. 32 yıllık film eğitimim sonunda oraya bu zamanı yeniden, elimden geldiğinc en iyi şekilde yaratmak için sadece bir şansım vardı. Tabi ki gerçeklik biraz farklı ama bu biçimi yaratabilmek inenın gerçek bir savaşımdı''.

1990'da Thomas Schuehly ile İskender filmi için çalışmaya başladıklarından beri bu gerçekten zor bir işti. ''Birkaç yanlış başlangıçtan sonra, 1996'ın başlarında, Cinergi ve Laeta Kalogridis'ten oluşan bağımsız bir ekiple, Yunan kökenli genç bir Amerikalı senarist, senaryoyu yeniden geliştirmeye başladık. O yıl ben de bir senaryo yazdım ama kesinlikle beni mutlu etmedi, hala daha bu karakteri tam olarak anladığımı hissetmiyordu''.

2000'de, kendisi için Tom Mix ve Panchu Villa'nın senaryolarının roman uyarlamalarını yaptığım Moritz Borman bana yepyeni bir şirketin, Intermedia'nın başkanı olarak geldi. O her zaman benimle, tabi ben de Onunla bir şeyler yapmayı hayal ediyorduk ve işte o zaman en az İskender'in yaptıkları kadar delice ve ciddice karşıma geldi''.

Almanya doğumlu bir yapımcı olan ve kariyerine John Huston'ın Under the Volcano gibi eşsiz derecede başarılı bir yapımla başlayan Borman, artık büyük bir şirketin başındaydı ve Stone'un İskender projesini hayata geçirmesiyle ilgili O'nu engelleyebilecek bir şey yoktu. ''Moritz daha birinci günden İskender'e inandı'' diyor Stone. ''daha senaryonun ilk taslağını okuduğu andan itibaren. Moritz filmi yapacağını ve çok büyük bir bütçe ayıracağını söyledi. Gerçekten sonuna kadar gitmeye ve İskender için ne gerekiyorsa ortaya koymaya kararlıydı''.

''Oliver'la beraber İskender üzerine çalışan bir çok yazarın çalışmalarının üstünden tek tek geçtik'' diyor Borman. ''Ama o kendi yazdığı ilk taslakla geldiğinde, bir çok yazı okumuştum, ama işte o an, o ender anlardan biriydi. Oliver öyle bir tutkuyla anlatıyordu ki, siz de ister istemez bu tutkunun bir parçası oluyordunuz. Bu filmi yapmamanın yolu kalmamıştı artık. Bu yapılması gereken bir filmdi. Hem proje hem Oliver için artık doğru zamandı. Artık hazırdı, açtı, odaklanmıştı ve O'na engel olmaya korktum açıkçası. En büyük sorun senaryoydu ve Oliver bunun altından kalkmıştı artık bana kalan gerisini getirmekti''.

''Bizim gibi Avrupa'da eğitim almış olanlar az çok İskender hakkında bilgi sahibiydik'' diye belirtiyor Borman. ''Ama O'nun iç dünyası, ruhu, yani kendi başına yaşadıkları hakkında değil. Oliver, senaryosunda işte bunu soruyordu, bu adam nereden geliyor, gelenekleri nedir, bu kültürel evrimi nasıl yaşadı, O'nu farklı kültürleri birleştirmeye iten neydi? Bu sadece bir tarih dersi değil, bugünle bağdaştırabileceğimiz bir adamın hikayesi, içinde günümüzden pek çok sahne var. İskender'le her şey bu senaryoda yeniden canlandı, dramatik ama çok görkemli bir masal''.

Stone'a göre ''İskenderle ilgili en inanılmaz şey, tüm Yunan mitlerini ezbere biliyor olması ve bunun ötesinde tüm bunları kendi hayatında yaşatmak istemesi. Ve bu kadar az zamanda bu kadar çok şeyi başarıp yıkılamaz bir ikon, bir efsane yaratması gerçekten şaşırtıcı. O'nun da tıpkı bugünün insanlarında da olduğu gibi, kafasının içinde O'nu ordan oraya sürükleyen birçok şeytan vardı. Benimsa bu filmle ilgili en büyük arzum, tarihin hislerinin en azından bir kısmını geri getirebilmekti, insanlara başka zamanlar ve başka yerler olduğunu, bir zamanlar imparatorlukların dünyaya hükmettiğini ve onlarında çok ileri görüşlü olabildiklerini, büyük düşler kurabildiklerini hatırlatmak. Herkesin, özellikle bugün yaşayan gençlerin, kötü yolara sapmalarına engel olmak için, tarihin anlamı ve idealizmin mümkünlüğü konusunda hassasiyetleri olmalı''.

Senaryoyu yazdığı sürece, böyle tarihi dramatizasyonlar yaratmış birçok insanla çalışmasına rağmen Stone, birkaç danıçmanla da çalıştı. En çokta İskender'in biyografisini yazmış olan Robin Lane Fox'la. ''Oliver'la yaklaşık iki sene önce Londara'da tanıştım'' diye anlatıyor Fox. ''Ve daha ilk anda haftalarca sürecek bir soru bombardımanı başlattı. Bir akşam yemeği davetinde Yunanlar nasıl davranırdı, gelenekleri neydi, Aristo İskender için ne ifade ediyordu? Oliver senaryoyu gerçekten büyük bir bilgi birikimiyle yazdı ve kendi seçimlerini yapması gerektiği anlarda bu kadar hassas davranmış olduğu için O'nu gerçekten tebrik ediyorum. Eğer Oliver gibi inanılmaz bir hayalgücünüz ve epik bir hassasiyetiniz varsa, geçmiş bir dünyaya dönüp yazdığınız şeyler artık size ait olmaz ve gerçekten çok ilginç şeyler olabilir''.

''Oliver'ın fantastik bir hafızası var. her şeyi çok hzılı yakalayıp kaydediyor ve hemen geliştirmeye başlayıp kendinden bir şeyler ekliyor'' diye ekliyor Fox. '' Gerçekten epik bir bakışı var ve her şeyi o boyutta yaratabiliyor… yıllardır, Oliver'ın kafasında şekillenen epik bir tarihsel hikaye vardı. Oliver'ın senaryo yazımı boyunca hiçte alçakgönüllü davranmamasından oldukça etkilendim. Şöylede diyebilirdi 'Robin, bu bizim için fazlaca büyük, iskender'in hikayesini nasıl yargılayabiliriz?'. Bu gerçekten harika. Çünkü O hedefi çok yukarı koydu ve pek çok tarihçiyi bile derinden etkileyebilecek bir denge tutturdu, yani İkender'in hayatında, yaptığı iyi ve kötü şeylerde''.

''İskender'le ilgili çokta iyi düşünmeyen bazı tarihçilerde var'' diye ekliyor Lane Fox. ''O'nun seferlerinde binlerce insan öldürüldü. İyi zamanlar değildi kesinlikle. Açıklamanız gereken, O'nun peşinden gitmenin nasıl bir duygu olduğu, hayatınızı Onunla tehlikeye atmanın nalsı olduğu. İskender'deki bu fantastik yetenek nereden geliyordu? Bir adamı ardına takmak, fethettiği yeni ülkelerde dahi ordusunu büyüttükçe büyütebilmek. Eğer bu büyüyü anlatamazsanız başarısız olacaksınız demektir. Ama Oliver bunu başardı''.

Düşü gerçek yapabilmek, Oliver ve borman için hiçte pembe çiçeklerle süslü bir yol değildi. ''Filmin gelişimi boyunca her zaman şüphelerimiz oldu'' diye itiraf ediyor yapımcı. ''Filmi finanse edcek doğru stüdyoyu bulmak, parayı alabilmek, doğru mekanları bulabilmek,… Her zaman şüpheleriniz olur, işte sizi daima parmak uçlarınızda tutan şey budur. Oliver'a, bunu yapamayacağız dmeyi düşünerek pek çok uykusuz gece geçirdim ama en sonunda şöyle söylemeye karar verdim, Oliver bunu nasıl becereceğiz?''.

''Bu belki de şimdiye kadar yaptığım en zor pre prodüksiyondu'' diyor Stone. ''Aynı anda dört kıtada, Amerika, Asya (Tayland ve Hindistan), Avrupa (Londra ve Malta, ve Afrika'da (Fas) çalıştık. Bütün gecelerim sabaha kadar telefonda konuşarak, filmi finanse edebilmeyi düşünerek ve hep bir adın sonrasını planlayarak geçti. Bu kadar karmaşık bir yapım için hiçte mantıklı olmayan bir ön hazırlık devreseydi. Ama bazen mantığınızı kullanamadınız zamanlar oluyor. Doğru zamanı planlıyorsunuz ama üzerinizde o kadar çok baskı oluyor ki…''

Uluslar arası çok karmaşık bir finans anlaşmasından sonra sıra buna yakışacak bir ekip kurmaktı. Moritz Borman'ın zaten içinde olduğu yapım ekibine, çok daha evvel bir süreliğine de olsa bu projede yer almış olan Thomas Schuehly, New Yorklu bir yapımcı olan Jon Kilik ve Iain Smith, kısacası bir dliler ekibi katıldı. Ve bu ekip dünyanın neresinde olursa olsun bu film için deli gibi çalıştı.

İSKENDER'İ BULMAK VE OYUNCU KADROSUNU OLUŞTURMAK

Bir yapımcı hayattan daha büyük olan böyle bir rol için nasıl oyuncu seçer? Oliver Stone için bu, son derece insani, fiziksel olarak yeterince etkileyici ve bu portreyi tamamen boyayabilecek bir geçmişe sahip bir oyuncu bulmaktı. Oliver Stone için, Colin Farrel'ı gördüğü an O'nun İskender olduğuna karar verdiğini söylemek gerçekten biraz abartılı olur. ''Colin'le tanıştım ve Ondan gerçekten çok hoşlandım'' diyor yönetmen. ''Ama en başta emin değildim. Gerçekten hassas biriydi, oldukça akıllıydı ve çok özgür bir ruhu vardı''.

''İskender sarışın ve açık tenli bir adamdı. Ben de açıkçası biraz Keltvari bir tip arıyordum ve Colin biraz koyu renk bir İrlandalıydı. Ve Colin'le deneme çekimi yapmaya karar verdiğimizde nasıl da sarışın olabileceği konusunda beni oldukça şaşırttı. Ama bunun ötesinde, kamera önündeki performansı muhteşemdi. Tıpkı İskender gibi O'nda da asi bir ruh vardı ve bir lider ve savaşçı olabilecek dikkate sahipti. Doğru yaştaydı, doğru vücuda sahipti ve doğru zamandı… kısaca O doğru kişiydi''.

Colin Farrel içinse ''Oliver inanılmaz bir senaryo yazdı. Hayatım boyunca bu senaryo kadar karanlık ama bir o kadar da aydınlık bir şey okumadım. Basitçe, hayatımda okuduğum en iyi şeydi''. Farrel, Stone'un bütün tarihi değiştirmeyi başarabilmiş bu adamla ilgili görüşlerinden oldukça etkilenmiş. ''Büyük İskender kim diye soruyor'' Colin Farrell. ''O hiçbir şekilde durdurulamaz bir adam, hiçbir şey O'na engel olamaz. Tüm düşlerini gerçekleştirmiş, en başta da fethetme arzusunu. İskender'in düşerlinde çok büyük bir idealizm var. O bilinen dünyanın büyük bir kısmını fethetmiş bir adam, O'nun zamanındaki insanların bildiği dünyanın ve sadece 32 yaşındaydı. O, hayatı boyunca sorduğu soruların cevaplarını daha da uzaklara giderek aramış bir adam. Çok uzaklara gitti, hatta annesi ve babasını çiğneyebileceği kadar uzaklara. Babası Makedonya Kralı Philip gerçekten büyük bir savaşçıydı ama aynı oaranda da şehvet düşkünü bir alkolikti. Annesi kraliçe Olympias ise, büyük ihtimalle oğlu İskender'in, kral Philip'ten çok tanrı Zeus'tan olduğuna inanacak kadar kafayı sıyırmıştı. Annesi ve babası hem birbirlerinden nefret ediyordu hem de birbirlerine aşıktılar ve İskender'i daha çocukluğunda birbirlerine karşı bir silahmış gibi kullandılar. İskender babası bir suikaste uğrayıpta kendisi tahta geçtiğinde daha 19 yaşındaydı. Ve bütün hayatı boyunca cevaplar peşinde koştu… kader nedir, dünyanın sonu neresidir ve ben gerçekten Zeus'un oğlu muyum? Ve ben bir de, iskender'in hayatı boyunca gittiği her yerde aşkı aradığına inanıyorum''.

''İskender kusursuz bir adamdı'' diye devam ediyor Farrell. ''O tutku dolu bir insandı. Birçok insanın kralı ve lideri olunca çok rahat düşüş yaşayabilirsiniz. Yeterince güçlü bir insandı ve sürekli başta kendi anne babası olmak üzere etrafındaki hiç kimsete gerçekten güvenemeyeceğini biliyordu. Kendini Dionyssos'un kanatları altında hissederek yaptığı her şeye karşı delice bir tutkusu vardı. Mutluluk ve delilik, kendini bu dalgaya kaptırmıştı. Ama kalbinde asla dolduramayacağı bir boşluk vardı ve bu arayış O'nu dünyanın sonuna götürdü. Büyük ihtimalle düşüşünün sebebi buydu, O asla uzun bir yaşam yaşamak istemedi. Aşil O'nun kahramanıydı… Onunki gibi bir yaşam istedi, kısa ama zaferlerle dolu. Bunu gerçekten başardı ama bunun için ödediği neydi? İşte Oliver'ın anlatmaya, aydınlatmaya çalıştığı şey buydu''.

Stone için diğer oyuncuların ve bunun yanında filmde diyaloğu olan yaklaşık 100 oyuncuyu bulmak en zor şeydi. ''Oliver sadece bir şey, ne olursa olsun herhangi bir şey yapmak istiyordum'' diyor İskender'in annesi Olympias'ı canlandıran Angelina Jolie.

''Angelina'yı, O Gia'yı yaptıktan hemen sonra tanıştık'' diye anlatıyor Stone, ''Bence O, olağanüstü başarılı genç bir oyuncu. Bir çok modern aktris ortalama bir şeyler yapabilir, ama eğer Angelina ile çalışıyorsanız, Bette Davis geleneğinden çok daha fazlasını yapabilirsiniz. Diğerleri O'nun kadar dikkatli değil ama Angelina, Olympias için en doğru olanı çok güçlü bir şekilde yansıttı. Daha iyisini isteyemezsiniz bile''.

''Olympias rolü için düşünüldüğümü duyunca en başta bu rol için çok genç olduğumu düşündüm'' diye anlatıyor Jolie. ''Yine de ne şekilde olursa olsun Oliver'la tanışmak istedim. Bana güven verdi ve bu rolü başarabileceğime inandırdı''.

Sonunda, Jolie ve Farrel arasındaki yaş yakınlığı dolayısıyla bazı değişiklikler yapıldı. Bir çok sahnede Angelina, İskender'in çeşitli yaşlardaki çocukluğunu canlandıran oyuncularla bir arada oynadı. Aslında gerçekten hiç kimse İskender doğduğunda Olympias'ın kaç yaşında olduğunu bilmiyor. Robin Lane Fox ''Eğer dönemin genel özelliklerini düşünürsek, en fazla 16-17 yaşında olmalıydı'' diyor. ''Sonuçta, Farrel'la beraber oynadığı birkaç sahnede, makyaj hileleri kullanıldı. Jolie yaşlandırılırken Farrell gençleştiridi. Ayrıca Jolie, bir sürü tarihçinin ve okuyucunun ilgisini çeken böyle bir karakteri canlandırma şansı yakaladığı için oldukça heyecanlanmış. ''Bence canlandıracağınız her karaktere aşık olmalısınız'' diyor Jolie ''En azından onları anlamaya ve desteklemeye çalışmalısınız. Eğer onların deli olduğunu ya da yanlış olduklarını düşünüyorsanız, inançla oynayamazsınız.Bir çok insan, Olympias'ın bir deli olduğunu düşünüyor ama acaba ben de kendi oğlum için aynılarını yapar mıydım bilemiyorum. Sağınızda solunuzda sürekli birilerinin öldürüldüğü bir tarihte, MÖ 330'da yaşamak çok korkutucu olsa gerek ve o da gerçekten bazen korkan bir kadındı o kadar. Ama sonunda gerçekten istediği tek şey, İskender'in olabaildiğince güçlü ve olabildiğince büyük olabilmesiydi, işte ben bunu yansıtmaya çalıştım''.

The Doors'ta Oliver Stone'la daha önce de çalışmış olan Val Kilmer, Kral Philip'i canlandırarak yeniden Oliver Stone'la çalışacağı için oldukça sevinmiş. ''Oliver'ın bakışı gerçekten eşsiz ve O, bu hikaye için en uygun yönetmendi'' diyor Kilmer. ''Daha The Doors'u yaparken İskender hakkında konuşurduk. Bir yazar olarak Oliver kesinlikle sizi etki altında bırakmak istemez. Genelde çalıştığı oyuncunun yazdıklarını tamamlamasını ve kendi karakterini yaratmasını ister. Bu neden O'nun setlerinin bu kadar elektrikli olduğunu ve neden oyuncuların O'nun filmlerinde en kusursuz performanslarını sergilediklerini açıklıyor''. ''Oliver, İskender'i, sinema için özellikle epik filmler ve biyografiler düşünülürse çok daha kişisel yaptı'' diye ekliyor Kilmer.

Amerikalı genç aktörlerden Jared Leto ''Setircilikten terfi edişimden beri daha birkaç yıl geçti'' diyor. ''Oliver'la görüşmek için gelmiş 50 insan daha vardı ve kapıda durup dua ettim. Oliver Stone'la karşılaşmak son derece kişisel bir durumdu benim için. Ve O bende, Hephaistion olmama yol açacak doğru şeyleri gördü''.

''Her zaman Oliver Stone'la çalışmak istedim'' diyor İskender'in ilk karısı prenses Roxanne'ı canlandıran Rosario Dawson. ''Projeyi ilk duyduğumda acaba kadınlar için ne gibi roller olabilir diye düşündüm. Yapımcılardan Jon Kilik'i 18 yaşımdan beri tanıyorum. Ta Spike Lee ile He Got Me ve daha sonra 25th Hour'u çektiğimizden beri. İşte Oliver'la beni New York'ta aynı odada buluşturan Oydu. Biraz konuştuk, sonra deneme çekimi yaptık ve 1.5 saat sonra bana Roxane olduğumu söyledi. Hayatımdaki en müthiş günlerden biriydi. Nerdeyse 70 blok yürüdüm ve eve girer girmez tanıdığım herkesi aradım. Oliver bana bu rolü önerdiğinde çok mutlu oldum, Roxane benim için çok büyük bir evrimdi''.

İki tane çok uzun olmayan ama film için çok önemli olan rollere oyuncu seçmek Stone için çok önemliydi. 76 yaşındaki firavun Ptolemaios'u canlandıracak ve filmdeki hikaye anlatıcıya ses verecek oyuncu çok önemliydi. Nixon'da beraber çalışmalarının üstünden sekiz yıl geçmişti ve Anthony Hopkins yeniden Stone'la çalışacağı için gerçekten çok mutluydu. ''Oliver Stone gerçekten en sıra dışı yönetmenlerden biri ve ben O'nunla daha önceki en iyi işlerinden birinde çalışmışktım'' diye belirtiyor Hopkins. ''Oliver oyuncuların çok fazla rahat ve hazırlıklarının kesin doğruluğuna kapılmalarını istemez. Bence yaptığı en iyi şeylerden biri onları biraz sarsmaktır. Oliver başbelası bir yönetmendir ve bu da O'nu muhteşem kılıyor. O'nun filmlerinde kendinizi emniyette hissedemezsiniz. Filmleri kesinlikle parlak ve şok edicidir''.

''Oliver kendisinin ve beraber çalıştıklarının limitlerinin zorlamak gerektiğine inanır'' diye ekliyor Anthony Hopkins. ''Bence kendi hayatında da sınırlarını zorluyor. O büyük tutkuları olan azap içinde bir adam. Bir çok yönetmenin Ondaki cesarete sahip olduğuna inanmıyorum''.

İskeneder üzerinde, bütün krallık hayatı boyunca derin etkiler yaratacak olan ölümsüz Aristo rolü için Oliver Stona, şu anda yetmişlerinin ortasında ve müthiş bir kariyerin zirvesinde bulunan Christopher Plummer'ı devat etti. Plummer'ın rolü sadece iki gün kamera karşısına geçmesini gerektiriyordu ve ünlü aktör bunun için Amerika'nın doğu kıyısında bulunan evinden, ta Afrika'ya, Fas'ya gitmek zorundaydı ve bu, Plummer'ın filme iştirakını kararsız kılıyordu. ''Oliver Stone filmlerinin büyük hayranlarından biriyim'' diyor aktör. ''Kolay olmayan muhteşem işlerden her zaman hoşlanmışımdır''.

1960'larda Plummer, Hollywood'un en büyük epiklerinde rol almıştı, The Sound of Music ve Anthony Mann'ın The Fall of Roman Empire'ında. ''Oliver'ın filmleri kendi hayatını bile aşar. İskender, bir şekilde 50'lerin ve 60'ların gelebeğini yansıtan klasik bir epik. Ancak o yıllarda çok kötü bir şey vardı, ki O da senaryolardı. Ogörsel şaheserler muhteşemdi ancak senaryolar bir çeşit pembe diziyi aşamıyordu. Ama şimdi iskender'le çok zengin bir hikaye yakaladık veOliver'ın yaptıklarının arkasında büyük bir insancıllık yatıyor. Oliver'ın en büyük artılarından biri, Amerikalı yönetmenlerin çoğunda olmayan Avrupalı yanı. Bu, O'na çok büyük artılar kazandırıyor ve bunu asla kaybetmesini istemem''.

Oliver Stone'un oluşturduğu kadro, dünyanın çok farklı ülkelerinden oyuncular içeriyor: İrlanda'dan Colin Farrell, Jonathan Rhys Myers, Garett Lombard, John Kavanagh, Denis Conway, Mick lally, Tadgh Murphy, Brian McGrath, Amerika'dan Angelina Jolie, Val Kilmer, Jared Leto, Rosario Dawson, Connor Paolo, İngiltere'den, Eliot Cowan, S Neil Jackson, Gary Stretch, Tim Pigott-Smith, Michael Dixon, Brian Blessed, David Leon, Harry Kent, Chris Trakka, İskoçya'dan Rory McCann, Almanya'dan Erol Sander, İspanya'dan Francisco Bosch, Fransa'dan Marie Meyer, Stephane Ferrara, Jean Le Duc, Feodor Atkine, Avusturya'dan Annelişe Hemse, Fas'dan Mohammed Tsouli ve Tayland'tan Bin Bunruelit, Jaran Ngamdee ve Kumron Boonteesud.

İlk olarak baş rollerde olmak üzere, Oliver Stone'un filmde dilin nasıl kullanılacağı konusunda çok önemli bir seçim yapması gerekiyordu. Tabi ki İskender İngilizce yazılmıştı ve filmde de bu dil kullanılacaktı. Ama maalesef dönemin insanları bölgesel antik diller konuşuyordu. Stone senaryo yazımında İskender'i araştırırken, Makedonya'nın MÖ 4. yüzyılda Yunan dünyasının bir parçası olmasına rağmen coğrafi olarak, kullanılan diş açısından ve kültürel olarak Atina ve Sparta gibi kentlerden ne kadar farklı olduğunu öğrendi. Stone Makedonya ve Yunan dünyası arasında paralellikler buldu ancak, Makedonların kullandığı aksan daha çok dönemin Galler bölgesinde yaşayan keltleri andırıyordu. Bu yüzden İskender, kral Philip ve generallerinin Kelt aksanıyla konuşmasını tercih ederken diğerlerinin daha çok İngiliz aksanına yakın olmalarını istedi. Ve bunun için genelde Makedonları canlandıran oyuncuların İrlandalı, İskoç ya da İngiltere'nin kuzey bölgelerinden olması için özen gösterdi ya da Amerikalı olmalarına rağmen bu aksanı kullanmayı becerebilecek oyuncuları tercih etti.

Stone bunun için oyuncuları İngiliz aksanı konusunda çalıştırabilecek biriyle, tabiri caizse bir koçla, Catherine Charlton'la çalıştı. ''Makedon dili bir Yunan lehçesidir'' diyor Catherine. ''eğer standart bir İngilizce kullansaydık bu kesinlikle doğru olmazdı. Çünkü Makedonlar, Keltler İngilizlerden ne kadar ayrıysa, Yunanlardan o derece farklıydı. Ve kullandıkları dilin kim olduklarını, nerden geldiklerini ve sosyo ekonomik durumlarını yansıtması gerekiyordu. Bildiğimiz İngilizceyi sadece yüz yılı aşkın bir süredir kullanıyoruz, işte bu yüzden modern terimlerin çoğunu kullanmamayı diledik çünkü Makedonların savaşçı bir ırk olduklarını yansıtmamız gerekiyordu''.

ANTİK BİR ORDUYU KURABİLMEK

30 yıl önce Müfreze'de de Oliver Stone'la çalışmış olan Yüzbaşı Dale Dye için İskender yüzyüze kaldığı en zor durumlardan biriydi. Sadece yüzlerce oyuncu ve figüranı arkaik bir gör,ünüme kavuşturmakla sınırlı değildi işi, bir de onların hepsine, tam tamına ikibin yıldır kullanılmayan dövüş tekniklerini de öğretmek zorundaydı. Ama Dye bu konuda, ta 17 yaşında askeri okuldayken İskender'le ilgili bir tez yazdığından beri çalışıyordu.

Oyuncuların, dünyanın en büyük savaşlarından biri olan Gaugamela'nın çekimi için eğitilmesi amacıyla Marakeş dışında çöllük bir arazide kamp kuruldu. İşte Dye ve ekibi burada günlerce Colin Farrell ve diğer oyuncuları eğitmek için uğraştı. ''Orada Colin ve O'nunla beraber önemli rollerde olan 50 oyuncuyla beraber ve tabi ki 1000 tane Faslu asker de dahil olmak üzere üç hafta boyunca çalıştık. Amacımız, İskender'in geliştirdiği sadece birkaç temel tekniği öğrenebilmeleriydi'' diye anlatıyor Dye. ''Bu tür çalışmaları tüm savaş filmlerinde yaptık, 2. Dünya Savaşı'nı, İspanya Amerika Savaşı'nı ya da kurgusal savaşları anlatan tüm filmlerde yaptık. Burada da antik savaş tekniklerini gelişitirdik''.

Bu kamp süreci Oliver Stone da dahil olmak üzere herkes için tarihi bir labaratura dönüştü. Antik çağda kullanılan ve üstüne İskender'in geliştirdiği tüm savaş teknikleri teker teker incelendi. ''Öğrenmeliydik, çünkü ancak bu şekilde öğretebilirdik'' diyor Dye. Kamp bittikten sonra görüntüler üzerinde çalışmaya başlamışlar ''Oliver ve ben bir çok klasik çağ uzmanıyla çalıştık. Ve yaptığımız hazırlıklar hakkında tek tek fikirlerini aldık. Yani bunlar, doğüruluğunun ötesinde gerçekçi gözükecekler miydi, kısacası sahada işe yarayacaklar mıydı?''.

Fas ve daha sonra Tayland'ta, oyuncular, figüranlar ve dublörler için en zor olan şey, kral Philip tarafından bulunan ve İskender tarafından geliştirilen bir savaş stratejisini, yani phalanksları yaratabilmekti. Bir phalanks, 16'ya 16'lık bir kare şeklinde dizilen ve ellerinde yaklaşık 4.5 metrelik mızraklar taşıyan 256 askerden oluşuyordu. ''İskender'in geliştirdiği en öenmli şeylerden biri sadece bu yürüyüş düzeni değildi, paralı asker kullanmayı başlatmıştı'' diyor Rye. ''Phalanks taktiğiğ o kadar başarılı oldu ki, Ondan sonraki 150 yıl boyunca da kullanıldı. Ve bu taktik, İskender gibi durdurulamaz bir adamın tüm dünyayı fethetmesini sağladı''.

''Sadece aktörleri eğitmedim'' diyor Dye. ''Asker rolünde oynayacak bir sürü insana eğitim verdim ve inanın bir çoğu son derece yetenekli aktörler gibiydi. İlk öğrenmeleri gereken egolarını bastırmalarıydı ki daha ilk denemelerden sonra ben anlatmadan bunu anlamışlardı. Bazen bunlar çok zor dersler haline dönüştü. Onları Makedon askeri yapmalıydım, ilk alışmaları ve anlamaları gereken konsept buydu, Makedon askeri olacaklardı. Bunu anlatabilirsem gerisi hiç zor değildi''.

''Atlı eğitimler yaptıklarımızın içinde en zorlarındandı'' diyor Eliot Cowan. ''Fas'ya geldiğimde birkaç midilli hariç doğru dürüst ata bile binmemiştim. Bazı çoçuklar ata binmeyi biliyordu ama hiç kimsenin bildikleri böyle bir film için yeterli değildi. Ricardo ve ekibi önce ata hakim olmayı daha sonra at üzerinde silah kullanmayı öğretebilmek için günlerce çalıştılar ve gerçekten çok zorlandılar. Yerde kılıç kullanabilmek… bir de bunu at üstünde yaptığınızı düşünsenize''.

''ayrıca atın üstündeyken elimizde yaklaşık üç metrelik mızraklar taşıyordu. Emin olun tek görebildiğiniz renk kahverengi oluyor, altınızdaki hayvanın gücünden korkuyorsunuz, bulutların arasında dolaşmak gibi bir şeydi''.

İskender'in Hephaistion'unu canlandıran Jared Leto at biniciliğini hemen bir tutkuya dönüştürebilmiş ''Günün en güzel anıydı'' diye anlatıyor ''ve sanırım çoğumuz öyle hissettik. Özgürlük, güç, gerçekten inanılmazdı''.

Filmdeki en önemli rollerden biri, İskendr'e 20 yıl boyunca yoldaşlık eden, mitolojik bir kahramana dönüşmüş doğru hayvanı bulabilmekti. Ricardo Cruz Moral, doğru hayvanı seçebilmek için İspanya'dan asil siyah atlar getirdi. Moral ve ekibi, Ulbe, Bonze, Anefan ve Taberban adlı dört atı farklı yeteneklerle donattı ve eğitti< ve Colin Farrell film boyunca bu dört atı birden kullandı.

FAS: YOLCULUK BAŞLIYOR

Her film yapımında, çok sayıda insanın ve farklı departmanların birbiriyle kusursuz bir uyum içinde çalışması gerekir. Ve İskender ekibinin resmen bir ordu gibi çalışması gerekiyordu, kusursuz bir ordu. Yaklaşık 2000 kişi, İskender için sadece beş ülkede değil dünyanın farklı farklı yerlerinde tüm yeteneklerini bir araya getirdi.

Set dizaynlarında Stone'la çalışan Jan Roelfs sadece Tayland ve Fas'da değil, Londra'daki stüdyolarda da iç sahnelerin tasarımı için yoğun bir çaba sergiledi. Fas film için kusursuz derecede uygundu ama 11 Eylül sonrasındaki dünya düşünülünce ekibi biraz da korkutmuyor değildi. Ve çok büyük güvenlik önlemleri alındı, Faslu yöneticilerle ve sağladıklamrı güvenlik birimleriyle sürekli yakın temas halinde çalışıldı.

Yapımcılardan Jon Kilik ''En önemlisi, bu filmi yapabilmek için daha sağlam olmamız gerektiğiydi''. ''Aslında gerçekten İskender'in yaptığı gibi onlarca ülkeden geçmedik ve binlerce kilometre yol katetmedik. Sadece doğru olduğunu düşün.düğümüz birkaç yer üzerinde odaklandık. Marakeş'te, bir buçuk saatlik bir yolculukta hem çöllerle, hem ovalarla, dağlarla, yakıcı sıcakla ve karla bile karşılaşabiliyorsunuz. Burada Makedonya'yı yarattık''.

''Çok önemli bir nehir bölgesi olan Hinçdistan'da, Fas'da olduğu kadar egzotik şeyler bulamadık açıkçası'' diye devam ediyor Kilik ''ama Tayland'ta, laos sınırındaki Mekhong Nehri Bölgesi'nde yer alan Ubon Ratchathani gerçekten kusursuzdu. Ve Tayland Asyalı fillere yapılan savaşın nerede çekileceği sorunun mükemmel bir şekilde çözdü''.

Aslında Stone ve görüntü yönetmeni Rodrigo Prieto, antik çağın yedi harikasından biri olan İskenderiye fenerinin de yer aldığı antik limanı yaratabilmek ve İskender'in karlar altında yaptığı inanılmaz Hindu Kush yolculuğunu için, film çekimleri başlamadan çok önce Himalayalarda ve Malta'da onlarca çekim yaptılar.

Sadece Marakeş'te kostümlerin saklanabilmesi için iki futbol sahası büyüklüğünde gardıroplar yaratıldı. Set dekorasyonundan sorumlu olan Jim Erickson, binlerce parçadan oluşan her çeşit eşya yarattı: mobilyalar, heykeller, çanak çömlekler, müzik aletleri, lambalar ve günlük hayata dair daha onlarca şey. Londra'ya dönersek, orada da büyük bir heykeltıraş ekibi çalıştı ve tüm eserler gemilerle Kuzey Afrika'ya yollandı. Çömlekçiler ve ressamlar tüm bu antik çağ eserlerinin hepsini kendi elleriyle yarattılar, hiçbiri fabrikasyon üretim olmadı. Bunların yaratılabilmesi için nasıl bir araştırma yapıldığını tahmin bile edemezsiniz.

Savaş sahnelerinde kullanılan aksesuarların hepsi filme özel olarak üretildi. ''Silahların hepsini o dönemdeki fonksiyonlarına, tabi bildiğimiz kadarıyla, uygun olabilmesi için tasarladık'' diyor Stone. 1500 asker, her gün, yaklaşık 12.000 parçadan oluşan aksesuarlarla çekimlere katıldı, yaklaşık 1000 tane sarissa (İskender'in askerlerine özel 4.5 metre uzunluğunda mızraklar), 2000 kalkan, 750 yay ve 900 ok kullanıldı.

İskender'in biyografisini yazan Lane Fox ''Savaş alanlarının canlandırılması benim gerçekleşen en büyük düşlerimdendi'' diyor ''30 yıl önce İskender'le ilgili yazdığım her şey gözlerimin önünde canlandı. Muhteşem ve kesinlikle fantastik bir andı. Oliver ve ekibi, tüm oyuncuların gerçekten antik çağdaki gibi silahlanmış olabilmesi için çok büyük özen gösterdiler ve tüm otantik gerçeğe bağlı kaldılar''.

Görüntü yönetmeni Rodrigo Prieto, Gaugamela Savaşı sahnesini tam iki kamera birimiyle çekti. Aynı anda sekiz kamera birden çekim yaptı. Stone ve Prieto tüm film boyunca bu görselliği yakalayabilmek için çok dikkatli davrandılar. ''Film boyunca yaşanan zamansal geçişlerin çok iyi tasarlanabilmesi için çok dikkatli davrandık, tabi bir de yapılan yolculuklar ve coğrafi değişimlerin getirdiği değişiklikler olmalıydı insanlar üstünde, buna da çok dikkat etmek gerekiyordu'' diyor görüntü yönetmeni. ''İskender'in hayatının her dömen anlatmaya çalıştık ve bu da her seferinde başka bir görüntü yaratmak ve bunu hissettirebilmek demekti. Mesela Makedonya döneminde İskender çok genç ve tıpkı Oliver'ın deiği gibi çok masum renklere ve gürünüşe bürünmeliydi. Beyaz, sarı, mavi, kırmızı her şey çok temiz olmalıydı. Ama mesela Gaugamela'da çölün rengini insanlara yansıtabilmek için tütün rengi bir filtre kullandık. Bu da turuncu sarı bir renk yarattı. Babil sahnelerinde, yani İskender'in hayatındaki en görkemli dönemde altın hissini uyandırmaya çalıştık. İskender Hindu kush'u geçerken renkleri biraz soğuklaştırdık, dağ havasını hissettirecek metalik bir mavi kullanmayı tercih ettik. Hindistan'da ise griye döndük''.

Prieto ekliyor ''Oliver'la beraber hiçbir şeyin modern gözlerle görülüyormuş gibi hissedilmemesi için çok uğraştık. Oliver, herkesin gerçekten oradaymış gibi hissetmesini, o mekanın kokusunu duymasını istedi, dolayısıyla çok subjektif bir görüntü yönetmenliği yapmaya çalıştım. Her şeyi, filmin her sahnesinde, İskender o anda ne düşünürdü ne hissederdi yaklaşımı içinde gerçekleştirdik''.

Dublörlerdn Gary Powell anlatıyor ''Oliver gerçekçilik istedi'', ''Savaş sahnelerinde hiçbir şeyin abartılmasını istemiyordu. Eğer gerçeklik istiyorsanız, hele de bu silahlarla hiçbir dövüş sahnesi çok uzun süremez. Çünkü yaralanmak veya öldürmek çok kolay. Ayrıca bir de kamera arkasındakiler var, onların da yaralanmaması için elinizden geleni yapmalısınız''.

MÖ 331'de, 47.000 Makedon'un, Pers İmparatoru Darius'un yarım milyon askerden oluşan ordusuna karşı savaştığı sahnedeki en büyük problemlerden biri sesti. 1000'den fazla figüran bu sahne için kamera önüne geçti, bu da görsel efektleri yaratan John Scheele'nin Paris'te ve Londara'daki stüdyolarda aylarca çalışması anlamına geliyordu. ''Amacımız inanılabilecek bir ordu yaratmaktı'' diyor Scheeele ''Tüm efektler gerçekte olduğu gibi görünmeliydi, fantastik şeylerden uzak kalmaya çalıştık''.

''Müziklerde, yani tüm ritm ve melodilerde büyük bir karışım kullandık'' diye anlatıyor müzik direktörü Budd Carr (Salvador'dan beri Oliver Stone'un her filminde çalıştı). ''İskender'in birbiri içinde harmanladığı kültürler var: Persler, Afganistan, Mısır ve Hindistan. Eğer MÖ 320'den bahsediyorsak, gidip birinin CD koleksiyonuna göz atamazsınız. Oliver genelde senaryolarında müzik olan sahneler yazar. Dolayısıyla bir çok sahnede müzisyenler oluyor. Dekoratör Jim Erickson, antik çağda kullanılan bu müzik aletlerini yaratabilmek için çok kapsamlı bir araştırma yaptı ve Yunanistan'da bunların kopyalarını yapabilecek sanatçılar buldu. Yani filmde kullanılan tüm müzik aletleri dönemin orijinal kopyaları ve çoğu sadece görüntüden ibaret değil, gerçekten çalışıyorlar''.


Film hakkında bilgi için tıklayın...

 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
 
Copyright © 2000-2003 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.