|
Derviş
Zaim "Çamur"u anlatıyor...
Trajedi ile komedi
arasındaki ince sınır...
Bana kara mizah unsuru
kullanma imkanı veren karakterlerle senaryo oluşturmayı seviyorum. Genel
olarak az ya da çok mizahi bir durum içine gömülmüş trajik karakterleri
anlatmaktan hoşlandığımı belirtmeliyim. Karakterlerim arasında aynı özelliklere
sahip olanlar fazladır: Acı çeken ama bunu da gururundan kişiliğinden
ödün vermeden yaşayan yalnız, çaresiz insanlardır bunlar çoğunlukla. Ancak
bu insanlar kendilerine verili sınırları aşmaktan da geri durmazlar. Ben
bu karakterleri kullanarak dramatik çatışma yaratırken trajedi ile komedi
arasındaki bölgede dolaşmayı da yeğliyorum. Komedi unsuru sayesinde trajik
olayları da hafif bir tonla seyirciye ulaştırma imkanım olabildiğini düşünüyorum.
Çeştli kültürlerin
unsurlarını birarada kullanmaya çalışmak...
Birbirinden farklı özellikler
taşıyan farklı kültürlere dair farklı özellikleri bir arada kullanmayı
tercih ettiğim bir gerçektir. Çamur filminde Doğu Akdeniz’in farklı kültür
ögelerini bir araya getirmeye çalıştım. Dramatik ağırlık sırasına göre
Kibele (ya da ana tanrıça kültürü), heykel ya da sperm enstalasyonları,
ezan ve çan sesleri... bu saydığım unsurlara örnek olarak gösterilebilir.
Farklı kültürlerin farklı unsurlarını filmdeki karakterlerde, çevrede,
dramatik çatışmada..vs bir araya getirmenin filme ayrı bir sinerji kattığını
düşünüyorum. Meraklı seyirci Tabutta Rövaşata’da Osmanlı kalesine İran’dan
getirilerek yerleştirilen tavus kuşlarını hatırlayacaktır. Ya da Filler
ve Çimen’de ‘Havva’ adlı ‘maratoncu’ kızın bir ‘ebru’ atölyesinde çalıştığı
hususu da konuya bir önceki filmimden bir başka örnek olarak belirtilebilir.
Çamur filminin oluşmasına
etki eden kaynaklar nelerdi...
Kıbrıs’ı
bilen bir insan olarak adayla ilgili bir film yapmayı uzun zamandan beri
düşlüyordum. Problemin Kıbrıs’ta yaşayanlar için bilinçli ya da bilinçsiz
sosyal bir travma oluşturduğunu düşünüyorum. Filmde geçen hastalık motiflerini
mevcudiyetini düşündüğüm bu ‘travma’ nedeniyle seçmiş olma ihtimalim var.
Bütün karakterlerin iyileşmek ve sağlıkla ilgili takıntıları var filmde.
Ali konuşmayı başarmak ister, Temel kafasındakileri dışarıya boşaltmak
ister, Ayşe genetik kodunu devam ettirmek ve çocuk sahibi olmak ister.
Hastalığı bir metafor olarak seçerek bireyle toplum, bireyle tarih, bireyle
mitler hususunda düşüncelerimi tartışmak istediğimi söylersem hata yapmamış
olacağımı düşünüyorum. İkinci olarak senaryoyu oluştururken benim dram
sanatına ve hikaye anlatmaya dair belli tercihlerimin filmin bu şekilde
oluşmasına katkıda bulunduğunu da belirteyim: Yukarıda nasıl karakterlerden
hoşlandığımı ve öykü anlatırken kara mizah ile ironiyi yeğleyebileceğimi
belirtmiştim.
Buna ek olarak şunun
da altını çizeyim: Farklı anlatım tarzlarını aynı yapı içinde kullanmanın
kimi filmlere güç katabileceğini düşünüyorum Çamur böyle bir film. Çamur’da
sürrealizmden, sembolizmden ve gerçekçi bir anlatımdan izler bulmanız
mümkündür. Senaryoyu yazarken böylesi bir tavrın; filmin konu edindiği
‘gerçeğin’, daha kuşbakışı, sıkıştırılmış, dramatize edilmiş, sosyal arka
planı daha kolay anlaşılabilir bir biçimde seyirciye ulaştırılmasını sağlayabileceğini
düşünmüştüm. Meraklısı için belirteyim: Filmin yoğrulmasında payı olan
bana ait küçük anekdotlar da şunlar: Çamur motifini Gökçeada’ya yaptığım
bir ziyarette plajda üstü başı çamurlu üç kişi gördükten sonra düşünmeye
başladım. Antik tapınağın kökeninde Bergama Asklepion’daki Sağlık tapınağına
yaptığım bir ziyaret yatmaktadır. Ben de filmdeki karakterler gibi 1974
yılında terk ettiğim Limasol’daki evimi 26 yıl boyunca görmedim.
Güç Tutkusu...
Açgözlülük
ve para hırsının güç tutkusunun iki önemli bileşeni olduğunu düşünüyorum.
Çamurda bu iki hırsın rüzgarına kapılanlar hem kendileri hem de etrafındakiler
için felaketlere yol açıyorlar. Halil (Bülent Emin Yarar) bu yüzden Kibele
heykelini satmaya kalkışır ve herkesin öldürülmesine yol açar. Güç için
birçok şeyi göze alan karakterlerin sonunda kendilerini şeytani kötülüğe
teslim edebilme ihtimallerinin ötekilere nazaran daha yüksek olduğunu
düşünüyorum.
Çamurda her karakterin
güç tutkusuna karşı bir zaafı var ama bu zaafın nasıl ve nereye gideceği
o karakterin ahlaki inancı ile doğru orantılı olarak ortaya çıkabiliyor.
Ali (Mustafa Uğurlu) iyileşmek için Çamurdan medet umar, sonunda çamura
karşı duyduğu hırs yüzünden kendini riske atarak çitleri değiştirir. Yine
çamur tutkusu yüzünde kızkardeşi Ayşe’nin düşük yapmasına yol açar; Temelin
(Taner Birsel) geçmişte yaşadığı bazı kötü deneyimler nedeni ile çamurlu
bölgeye yaklaşamamak gibi bir zayıflığı vardır. Güç kazanmak ve cesetleri
gömdüğü çamurlu bölgeyi ziyaret etmek ister ama bu şans ona ancak mafyanın
devreye girmesi ile ironik bir biçimde tanınacaktır. Ayşe (Yelda Reynaud)
kardeşi Ali ile birlikte bir katliamdan sağ kurtulmuş ama ailesinin bütün
öteki bireylerini kaybetmiştir. Ayşe soyunun genetik kodunu devam ettirebilmek
amacı ile riskli bir işe kalkışır, bir başka kadının yumurtalıkları ile
kendi kardeşinin spermlerini dölletir, embriyoyu kendi karnına yerleştirir.
Çamur?
Sanırım
‘çamur’, hem iyilik hem de kötülükleri yayma yeteneği ile donatılmış bir
yer. Çamur bazen iyileştirebiliyor, bazen de insanın başına kötülükler
getirebiliyor. Çamurun insana ne zaman hangi etkide bulunacağı ise o insanın
çamura karşı ilişkisi ile doğru orantılı olarak beliriyor. Ya da şans
faktörü bu muhtemel etki üzerinde rol oynuyor. Söylemek istediğim bir
başka nokta da yaptığım filmin çamur motifini metafizik bir fenomen haline
getirmeye çalışmadığı noktasında yer alacak. Ali filmin sonunda Çamurdan
medet umduğu zamanlarda gidip gömdüğü baş kalıbını çamurdan çıkarır, çamura
gömülü bacağını da kırar. İnsanın yaşadığı süreçlere müdahale edebilme
yeteneği ile donatıldığı inancı filmimde mevcuttur.
Ali’nin ve Ötekilerin
Hastalığı
Ali’nin konuşamama durumunun
yaratılmasına etken olan esinlenmenin nereden kaynaklanabileceği bana
sorulduğu zaman, Kıbrıslı Türklerin uzun yalıtılmışlık tarihi ile orada
mevcudiyetini düşündüğüm travmanın bu esinlenme ile bağlantılı olabileceğini
ileri sürmem sanırım hata olmayacaktır. Alinin hastalık nedeni belli değildir,
doktorlar hep farklı teşhis ve tedavi önerirler. Alinin gizemli hastalığı
sayesinde derdini anlatamayan bir karakterin kendisi ile, toplumla ve
tarihle arasındaki ilişkileri irdelemeye çalıştım. (Hatta belki de mitlerle!
Ali koğuşta vampirlerin konu edinildiği resimli romanlar okur. Bütün doktorlar
ona güneşe çıkmaması gerektiğini söyler, kendisi de gerçekten karanlık
kuyularda boğazına çamur sürmektedir. Dahası Ali antik tapınağın kendisini
iyileştireceğini sanır ve kalıbını çamura gömmek ister). İyileştirici
olduğu söylenen çamurun uğruna her şeyi yapabilen ama aynı nedenle başı
dertten kurtulamayan Ali konuşabilmek için çit değiştirmek dahil her şeyi
yapar. Yaptıkları yüzünden cezalandırılır, sınıra nöbete verilir. Ali
ancak sınırdaki nöbet esnasında başına daha büyük felaket gelince, (bacağından
vurulunca) konuşmaya başlar.
Öteki
karakterler de kendi hastalıkları ile olan ilişkileri çerçevesinde başkaları
ile iletişim kurma motivasyonlarının altını çizen işleri sürdürürler.
Temel atık su arıtma tesisindeki toplantılarında çeşitli insanları savaş
deneyimleri hususunda konuşturmak ister, oysa kendisi çok arzu etmesine
rağmen bunu gerçekleştirememektedir, yine Temel korku ya da başka nedenler
yüzünden çamurlu bölgeye gidememektedir. Temel barış girişimleri için
enstalasyonlarda kullandığı heykelleri işte tam da bu örtme isteği nedeni
ile denize atar. Heykelleri denizden çıkarması ise çamura Ayşe’yi kurtarmak
için gitmesinden sonra olur. Ondan sonra da atık su arıtma tesisinde ilk
kez geçmişle ilgili bir şeyleri seyirciye aktarır. Bunlar sürrealizm,
sembolizm, gerçekçilik ve ironinin filmimde beraber kullanıldığını gösteren
örnekler. Filmin Alinin konuşamama durumu nedeni ile örtük biçimde söylediği
bir başka şey daha vardır. O da insanlar arasında iletişimin karmaşık
olabileceği hususudur ki film burada basit bir model önermemektedir.
Paradoksal İletişim
Çamur izleyiciyi iletişimin
kolay olabileceği hususundaki yavan görüşe karşı uyanık tutmak amacını
da taşır. Bu tavır en berrak biçimde rol değiştirme deneyiminin konu edinildiği
atık su arıtma tesisinde geçen toplantıda su yüzüne çıkar. Atık su arıtma
tesisindeki barış girişimleri çerçevesinde iki toplum arasındaki empatiyi
artırabilme amacı ile work shoplar düzenlenmektedir. Bu sahnede Aliden
kendisini Türkler tarafından şiddet uygulanmış bir Rum’un yerine koyması
ve onun ağzından konuşması istenir. Ancak Ali geçmişte Rumların düzenlediği
bir katliamdan şans eseri kurtulmuştur. Yine de Ali toplantıda bulunan
seyircilerin huzurunda kendini bir Rum’un yerine koyar ve konuşmaya başlar,
ama anlattıkları hayal ürünü şeyler değildir. Ali aslında kendisini Temel'in
yerine koyarak Temel’in geçmişte yaptığı olayları ve öldürme eylemlerini
anlatmaktadır. Toplantıda bulunan Temel Alinin anlattıklarını bir süre
dinler. Sözü alarak başından geçenleri kendi ağzından odadaki dinleyicilere
aktarmaya başlar.
Olağanüstü barış girişimleri
Bildiğim
kadarı ile Kıbrıs’ta barışın gerçekleşmesi için çalışan insanlar yaptıkları
işin ciddiyetinin farkında olan ve bunu gereğince yapmak için olabildiğince
çalışan saygın insanlar. Benim ve yaptığım filmin bu tip girişimlere ve
insanlara karşı tavrının saygı ilişkisi içinde belirdiğini belirteyim.
Çamur adlı filmde konu edinilen kimi barış girişimleri ise gerçekte olup
bitenlerin birebir yansıması değil. Çünkü bu film bir belgesel yapıt değil,
kurmaca bir yapıt. Her kurmaca yapıtta gözlemlenmesi doğal karşılanacak
‘hayatta olması muhtemel olaylar dizisi’ burada da bulunuyor. Dahası filmin
sürrealizm, sembolizm ve gerçekçiliği daha yetkin bir sosyal, ruhsal ve
fiziksel Kıbrıs portresi kurmak için bir arada kullandığından daha önce
de söz etmiştik.
Filmde barış girişimi
için heykel ve sperm enstalasyonlarının kullanılması bu mantık bakımından
değerlendirilmelidir. Heykel enstalasyonlarının verimsiz kalması ve başka
bir enstalasyon gereksinimi neticesinde sperm enstalasyonlarının ortaya
çıkması bana dramatizasyon, karakterizasyon, ironi ve mizah sağlamıştır.
Bu da bütün o korkunç olayların daha da yumuşak bir biçimde anlatılmasını
sağlamak gibi olumlu bir amaca hizmet etmiştir.
Bereket Tanrıçası
(Kibele)
Kibele heykelciğinin
de çamur motifi gibi filmde paralel biçimde kullanıldığı yerler söz konusudur.
Kibele heykeli de çamur motifi gibi ona yaklaşan insanların ahlaki tavrına
bağlı olarak olumlu ya da olumsuz etkiler gösterebilmektedir. Ali antik
Kibele heykelciğini bulur ve şans getirmesi için Kızkardeşi Ayşe’ye vermek
ister. Ama kızkardeşine götürmesi için Kibele’yi verdiği Halil para hırsı
ile doludur. Kibele’yi satmak ister. Kibele’yi satmaya çalışınca da Ayşe
hariç herkesin öldürülmesine neden olur.
Suni Döllenme
Suni döllenme motifini
insanın en olumsuz, en umutsuz koşullarda dahi kendisine verili koşulları
değiştirebilme yeteneğine sahip olması gerçeğinin altını çizmek için kullandım.
Ayşe ailesindeki herkesi ve Ali’yi kaybedince riskli ve gizli bir işe
kalkışır. Çünkü mafyanın işe bulaşması sonucunda kendisi de yumurtalıklarından
zarar görmüştür. Ayşe Alinin spermlerini bir başka kadının yumurtalıkları
ile dölletir ve embriyoyu kullanarak çocuk sahibi olur.
Ayşe’yi
(Kadını) filmin tek hayatta Kalan Karakteri haline getirmek Ayşe filmin
sonunda soyunun tek bireyi olarak hayatta kalınca onun suni döllenme kullanmasının
gerisinde yatan motivasyonları daha net biçimde vurgulama şansına sahip
oldum. İkinci olarak filmin sonunda kadın karaktere daha fazla dramatik
hacim ayırma isteğim bu konuda etken oldu. Dişil ögeyi bir motif olarak
tekrarlama tavrım esasında filmin bir çok yerinde gözlenebilecek bir olgudur.
Kibele mitine yer verilmesi; yeniden doğuş temasının baskın bir biçimde
kullanılması, çocuk sahibi olma isteğinin sık sık ortaya çıkan bir motif
olması bu hususa örnek gösterilebilir. Dişil öğeye önem verme nedenim
hangi amaçtan kaynaklanıyor? Bir genelleme yapmak gerekirse Savaşların
çoğunlukla erkekler tarafından yapıldığını gözlemliyoruz. Filmin sonunda
tek hayatta kalan karakteri kadın karakter yapmak ve onu çok cüretkar
bir biçimde suni döllenme yolu ile çocuk sahibi olmasını sağlamak bir
noktanın altını daha iyi çizmemi sağlayabilirdi diye düşünüyorum. Yeni
bir başlangıç ve perspektif gerekliliği.
Film Çekildiği mekanlar...
Film
İstanbul, Gökçeada, Konya Tuz Gölü ve Kıbrıs’ta çekildi. Filmin çoğunlukla
Kıbrıs dışında çekilmesinin gerisinde yatan neden öncelikle ekonomik nedenler.
İkinci olarak da şunu ileri sürmek mümkün: Bu filmin senaryosunun kimi
yerlerde gerektirdiği sembolik ve sürrealist tonu yakalayabilme amacı
doğrultusunda kimi sahneleri ada dışındaki başka mekanlarda (ki bunlar
Konya Tuz Gölü gibi adanın dokusu ile çok yakın bağı olmayan mekanlar
da olabilirdi) çekmenin sakıncasının bulunmayacağı kanısından doğmaktaydı.
Aksine böylesi mekanlara yer ayırmanın bizi artistik bakımdan güçlendireceğini
tasarlıyorduk. Böylelikle mekanların ta kendisinin de bir karakter gibi
filmde yer almasını sağlayabileceğimizi düşünüyorduk.
Film hakkında
bilgi için tıklayın...
|