|
"Monster
- Cani"
Yazar - yönetmen
Patty Jenkin'in yeni filmi "Monster - Cani", çok konuşulmuş anti-kahramanı
kadar rahatsız edici ve karmaşık. In Cold Blood, Badlands, The Executioner's
Song ve Dead Man Walking gibi taviz vermeyen filmlerin ruhunu geri çağıran
"Monster - Cani", bir katile ve içinde yaşadığı topluma tarafsız bir bakış
atıyor ve bir şekilde farklı bir empati seviyesi yakalamayı başarıyor.
Filmin başarısının anahtarı ise The Cider House Rules, Şeytanın Avukatı
/ Devil's Advocate ve İtalyan İşi / The Italian Job filmleri ile tanınan
cesur ve güzel oyuncu Charlize Theron'un esrarengiz performansı.
İnce Efektlerin
yarattığı Büyük Değişim
"Charlize,
Patty ve makyöz Toni G.'nin yarattığı bu olağanüstü değişimi hiçbirimiz
beklemiyorduk." diyor yapımcı Clark Peterson ve ekliyor "Efektler
çok küçük ve inceydi ama sonuçta yaratılan değişim had safhadaydı. Sanırım
bu birçok kişiyi şaşırtacak."
Theron'u,
Wuornos karakterinde ilk kez gördüğü anı Peterson şöyle anlatıyor: "Deneme
çekimlerinin ilk günü, önümüzden bir kadın geçti. Hepimiz Charlize'in
yerini alacak bir dublör olduğunu düşündük. Aklımdan ne kadar Aileen'e
benziyor diye geçirdiğimi hatırlıyorum. Onun Charlize olduğunu anlamam
için aradan bir süre geçmesi gerekti. Kontak lensleri, saçı bir yana Charlize
bir şekilde kendini öyle bu karakter ile özdeşleştirmişti ki, bütün vücut
dili, konuşması, duruşu ona benzemişti. Buna tanık olmak inanılmazdı."
Kariyerine
ülkesi, Güney Amerika'da modellik yaparak başlayan ve dansçısı olduğu
Joffrey Bale Topluluğu ile ABD'ye gelen Theron, Wuornos rolü için 11 -
13 kilo aldı. Aynı derecede alışılmadık makyaj sanatçısı Toni G.'nin çabası
da bu inanılmaz değişimde rol oynadı. Toni G.'nin en büyük referansı,
Ron Howard'ın Dr. Seuss' How The Grinch Stole Christmas ve Tim Burton'ın
Maymunlar Cehennemi / Planet of the Apes'inde birlikte çalıştığı Akademi
Ödüllü makyaj ve özel efektler sihirbazı Rick Baker'dı.
Toni
G., ekibin ilk toplantısının ardından "Patty ve Charlize'in bu proje
için duydukları kimya ve tutkudan çok etkilenmiştim. Sanki aşk birlikteliğinden
dünyaya gelmiş bir çocuk gibiydi proje. Bu pek sık rastlanmayan, olağandışı
bir durumdur." diyordu. Projeye dahil olduktan sonra Toni G. ilk
olarak başrol oyuncusunun fotoğraflarını, canlandıracağı kadının fotoğrafları
ile karşılaştırdı. "Aileen ve Charlize'in fotoğraflarına bakmaya
başladığımda aklıma gelen ilk şey bulabileceğim en iyi heykeltıraşa ihtiyacım
olduğuydu, çünkü kötü bir diş işçiliği izleyenleri anında filmden koparacaktı."
Toni G.,
Baker stüdyolarında birlikte çalıştığı bir heykeltıraş Art Sakamoto'yu
yeteneklerine dayanarak çağırdı. Theron için iki farklı takma diş yapıldı.
Biri uzun süreli çekimlerde, diğeri ise yakın çekimlerde kullanılacaktı.
"Dişler dizayn ettiğimiz en sıkıntılı işçilikti çünkü Charlize, diş
teli ya da takma diş takmış biri gibi bunlarla konuşmayı öğrenmek zorundaydı.
Bu dişlerle ağzınızda normalden daha farklı bir artikülasyon alanı oluşuyor."
diye açıklıyor Toni G. ve ekliyor "Ancak Charlize bunları kullanmakta
başarılı oldu. Sanırım, sonunda bu dişlikler onun konuşma şeklini yarattı;
provalarda bile bu dişlikleri kullanıyordu." Rolü için ünlü dialektik
hocası Brooks Baldwin ile de çalışan Theron "Kontak lensleri ve dişleri
çıkarmadan ve makyajım silinmeden 16 saat çalıştığım oluyordu ama hiçbir
zaman bundan rahatsızlık duymadım." diyordu.
Toni G.'nin
artistik yeteneklerini gösteren bir diğer ayrıntı ise Theron'un yüzünde,
dişlerden başka görüntüsünü değiştirmek için hiçbir araç veya protez kullanılmamış
olması. En ağır makyaj göz altlarına ve etrafına uygulandı. Yorgun bir
görüntü yaratmak için jelatinden göz altı torbaları eklendi. "Bunlar
dışında her şey boya ile yaratıldı." diye açıklıyor Toni G. ve ekliyor
"Hedefimiz görüntüyü mümkün olduğu kadar temiz ve doğal kılmaktı.
Ama bunun için o güzel ve temiz cilde birçok tabaka eklemek zorunda kaldık.
O güzel yüzü alıp yerine bozuk ve ağır bir cilt yarattık."
Toni
G. bu etkiyi yaratmak amacıyla, deri dokusuna temel bir katman yaratacak,
kurutulmuş temiz deri ile işe başladı. "Daha sonra, bir protezi nasıl
boyuyorsam o şekilde yüzünü boyadım" diyerek, nasıl çilli ve güneşten
zedelenmiş görüntüsü verdiklerini anlatıyor. 1,5 - 2 saat süren ve kırmızı
tonlardan oluşan havalı boya tabancaların kullanıldığı bu işleyişi anlatırken
şöyle devam ediyor: "Yüzü, boynu, elleri, her yerini en azından bir
kat ile kapladık. Ve özellikle vurgulamak istediğim yerlerini, örneğin
burun kıvrımını derinleştirmek gibi, ek gölgeler ve tüyler yardımıyla
kendi ellerimle boyadım."
Gerçek
Hayattan Kesitler
Wuornos'un
hikayesi halka mal olmuş olsa da "Monster - Cani"'de yer alan karakterlerin
birçoğunun ismi değiştirildi. Dramatik unsurlar katmak amacıyla birkaç
tane de kurgu ve/veya karma karakterler yaratıldı.
Gerçekten
yaşamış birini canlandırıyor olmayla ilgili ilk baştaki endişeleri sorulduğunda
Theron endişelendiğini açık yüreklilikle kabul ediyor. "İlk başta
ödünüz kopuyor! En büyük sorumluluk, artık hayatta olmayan birinin hayatını
canlandırmak; insanların bu deneyimini doğru bir şekilde tasvir edebiliyor
olmalısınız ve buna saygı göstermek zorundasınız. Çekimler başlamadan
bir hafta önce gerçekten panik olmaya başlamıştım." diyen oyuncu
ekliyor "Bu kadının derisinin içine sızabilmiş olmak için dualar
ediyordum. Performansım, aldığım bilinçli kararlarla ortaya çıkıyordu.
Birçok yeni duyguyu da ilk defa yaşıyordum; sürekli sabahın 3'ünde Patty'e
telefon ediyordum. Ancak eğer yeterince şanslı iseniz ve dersinizi iyi
çalışıp, iyi bir alt yapı kurmuşsanız nasıl rol yapacağınızı bilinçli
bir şekilde düşünmezsiniz, artık bilinç altından hareket edersiniz."
Yönetmen
Jenkins'in filmin bu hassas konusu hakkındaki görüşleri ise şöyle: "Kendimi
inanılmaz derecede izleyiciye karşı sorumlu hissettim. Wuornos'un, çok
korkunç şeyler yapmış olduğunu; yaptıklarının ne kadar korkunç şeyler
olduğunu bildiğini çok açık ifade etmeliydim. Yüceltilmiş bir seri katilin
hikayesini değil de, daha büyük bir gerçeği vurgulamalıydım. Bu kadın,
her ne kadar birçok açıdan kendisi bir kurban olsa da, masum insanları
öldürmüş, insanların hayatını yıkmıştır. Bütün bunlar benim için inanılmaz
önemliydi, bunları büyük bir sorumlulukla yakalamaya çalışmalıydım."
1994 yılında
Amerika'ya göç etmiş bir Güney Afrikalı olan Theron, CANİ / MONSTER filminden
önce Wuornos'un hikayesini duymamıştı. Theron şöyle ekliyordu: "Doğru
bir hikaye anlatmak istiyorduk. 'Hadi bu zavallı seri katil için üzülelim'
filmine dönüşmemeliydi. Gerçekleri açık açık anlattığınızda ve olayları
yakından gözlemlediğinizde zaten ister istemez bir empati oluşuyor."
Araştırmalar
Wuornos,
12 yıllık ölüm bekleyişi sırasında çocukluktan tanıdığı, en iyi arkadaşına
mektuplar yazmaya başladı. (Wuornos idamdan önceki son saatlerini, tutuklandıktan
sonra tekrar görüşmeye başladığı, bu arkadaşı ile geçirmeyi seçmişti.)
Bu süre boyunca Jenkins, her iki kadının da arkadaşlığını ve güvenini
kazandı ve onları dürüstlüğüne inandırmayı başardı. Bunun sonucu olarak
da Wuornos, idamından bir önceki gece, film ekibinin mektuplarına bakmasına
izin verdi. Jenkins ve Theron bu sayede Wuornos'un hapiste kaldığı 12
yıl boyunca yazdığı mektuplarına dalmış buldular kendilerini.
"İdamına
yaklaştığı son yıllarında, Aileen kendini etkili bir şekilde ifade edebilen
inanılmaz bir yazar haline geldi. Başına gelenleri anlattığı, hatıraları
ile dolu bu çok uzun mektupları yazabiliyordu artık." diye açıklıyor
Jenkins ve ekliyor: "Bazıları çocukluk anılarıydı ve çok iç parçalayıcıydılar
ki bunların çoğu film boyunca kullanılan kafa sesinde etkili oldu. Wuornos'un
başına gelen bu korkunç anlar hakkında tarafsız bir şekilde, sanki başka
bir şey hakkında bir hikaye anlatıyormuş gibi bahsetmesi çok üzücüydü."
Kendilerini
Wuornos'un hapishane mektuplarına gömdükleri bu süreçte, Theron bu kadının
konuşma şekli, ifadeleri ve yanlış kullandığı sözcüklerle ilgili birçok
ipucu buldu. Bu bulgular daha sonra metin üzerinde ve kafa seslerinde
kullanıldı. Theron "Wuornos, 'Hepsi caz bunun' sözünü sürekli kullanıyordu
ve ayrıca bazı ifadeleri verebilmek için kelimelerin kendi aralarında
yerini değiştiriyordu. Ben de bunu yapmaya başladım." diye ekliyor.
Belki
de daha dramatiği, senaryodaki bazı sahnelerin bu mektuplardaki ayrıntılara
dayanarak genişletilmesi ve hatta bazı durumlarda değiştirilmesiydi. Jenkins'e
göre mektuplarda anlatılan bazı sahneler senaryoda olduğundan çok daha
ilginç ve güçlü olabiliyordu. Hem Jenkins'in hem de Theron'un filmdeki
en dokunaklı ve yaralayıcı sahne olarak gördükleri otobüs durağı sahnesi
de direk olarak Wuornos'un mektuplarından alınarak yazılmıştır. "Biliyorduk
ki Aileen, Selby'i evine geri göndermişti. Ancak mektuplarda o olayın
nasıl olduğu bütün ayrıntıları ile anlatılmıştı. Patty ve ben, sette birkaç
anda ona olan sorumluluğumuzun farkına varmıştık ve bu sahne de onlardan
biriydi." diye ekliyor Theron.
Wuornos'un
"The Last Resort" barında ve hücredeki çekimleri, gerçek mekanlarda
çekildi. Amerikan Film Enstitüsü'nün Yönetmenlik Programından mezun olan
ve güzel sanatlar üzerine bir altyapısı bulunan Jenkins, filmin genel
ortamı hakkında fazlasıyla bilinçliydi. Jenkins, "Prodüksiyon Tasarımcısı
Ed McEvoy ve ben mekanların gerçek görüntülerini bulmak için çok uğraştık.
Motellerin, barların, yaşantının o yıllara uygun olması çok önemliydi.
"Monster - Cani"nin yanlış mekanlarda çekilmiş bir film olmasından o kadar
korkuyordum ki… Örneğin 89 Daytona Sahilinde, 7 - 11 tarzı mağazalar,
benzin istasyonları ve ücretsiz otobanlar vardı. Florida o zamanlar, bereketli
ve karmaşık değildi. İlginç, hiç değildi." diyordu.
"Cani"nin
Aşk Hikayesi
Theron "Monster
- Cani" birinin hayatını ve aşk arayışını anlatıyor; ve bu derinlik de
sevilmek zorunda." diyor ve ekliyor: "Bu haliyle, çok güzel
bir aşk hikayesi aslında. Sadece bir seri katil filmi değil."
"Monster
- Cani"'de, suçu ispatlanmış bir seri katilin hikayesi anlatılırken aynı
zamanda klasik Hollywood filmlerindeki romantizme de yer verilmiş. Örneğin
bir sahnede, sevgililer, 80'lerin ünlü grubu Journey'in bir şarkısı eşliğinde,
kendilerinden geçmiş bir şekilde flört ediyorlar. "Bazı sahneleri
düşünüyorum da eğer iki kadın yerine, bir erkek ve bir kadın ile çekilmiş
olsalardı çok basit görünebilirlerdi. Ama bu metnin içindeki sahneler
o kadar güçlü ki… Her ikisi de, bu eskimiş tarz romantizmi tekrar hayata
getiriyor." diyor Jenkins.
Dern,
aynı zamanda filmin senaryo yazarı ve yönetmeni Jenkins'in en çok etkilendiği
Amerikan film ve sinema yapımcılarının birçoğu ile ilişkili. Amerikan
sinemasının Rönesans dönemi olarak bilinen 1970'li yılların, "Monster
- Cani"nin tarzında etkili olduğuna dikkati çeken Jenkins şöyle devam
ediyor: "Elia Kazan ve Hal Ashby en sevdiğim sinemacılardır. Bruce'un
her ikisi ile de çalışmış olması benim için çok ilham vericiydi. (Kazan'ın
Vahşi Nehir / Wild River'ı ve Ashby'nin Eve Dönüş / Coming Home'u). Bruce
benim en sevdiğim insanlardan biri, manevi babam gibi. Birçok konuda o
kadar müthiş bir insan ki… Senaryoya ilk başından beri çok duygusal tepkiler
verdi. Canlandırdığı bütün karakterleri referans alırsak bunu beğenmesi
benim için inanılmaz."
Film hakkında
bilgi için tıklayın...
|