|
Yönetmen
Yann Samuel'le "Jeux D'enfants - Cesaretin Var mi Aska?" üzerine...
Kariyerinize
grafiker olarak başladınız. Yönetmenliğe geçmenize ne sebep oldu?
Ben kendimi
hiç bir zaman grafiker olarak görmedim. Liseden mezun olduktan sonra,
sinema üzerine eğitim aldım. Çizimim iyi olduğu için grafikerliğe başladım
ama bu para kazanmak için yaptığım bir işti. Pizza dağıtmaktan ya da bir
caféde garsonluk yapmaktan çok da farklı değildi. Her zaman sinemayla
uğraşmak istedim. Yani buraya şans eseri gelmedim. Kendimi bildim bileli,
çocukken bile hep hikayeler anlatmak isterdim. Bu yüzden senaryolar ve
öyküler yazmaya başladım. Ayrıca film yaparak, grafikten uzaklaştığımı
da düşünmüyorum. Özellikle de "Jeux d'Enfants" gibi grafik bir
evrene sahip olan bir film yaptıktan sonra… Dekorların ve geri kalan her
şeyin çizimlerini ben yaptım ayrıca bütün storyboardları da ben çizdim.
Filme
finansman bulmak çok zor oldu mu?
İlk kısa
filmlerimi yaparken, bu konuda çok daha fazla zorlanmıştım. Sonra benim
kadar coşkulu bir insan olan yapımcım Christophe Rossignon ile tanıştım
ve o da öyküyü okur okumaz sevdi. Onunla tanışmadan önce ona bir özet
göndermiştim ve o da benden senaryonun tamamını istedi. Daha sonra arayıp
benimle tanışmak istedi. Daha ilk buluşmamızda hemen hemen her şey kesinleşmişti.
Pek çok ortak noktamız vardı ve ayrılırken onu uzun zamandır tanıdığıma
dair bir his ile doluydum.
Neden
bu kadar romantik bir aşk hikayesini anlatmayı tercih ettiniz?
Hikayenin
tamamı aklıma, bir akşamüstü bir animasyon üzerinde çalışırken geldi.
Karakterleri ve önemli sahneleri yerine oturtmuştum. Aşktan, oyunlardan,
ve sonsuz bir çocukluk sürecinden bahsetmek istediğimi biliyordum. Ayrıca
şiirsel ve karamsar bir şey olsun istiyordum. Senaryoyu tamamlamadan önce
öyküyle iki sene kadar uğraştım. Öykü aklıma birden geldi ve hemen yazmaya
başladım. Çünkü öykü bana gelmeden önce içerlerde biryerlerde olgunlaşmıştı.
İlk versiyonu yazmak için bir ay harcadım ve ardından 25 farklı versiyon
daha yazdım. Bütün bunlar iki yılımı aldı.
Filmin
bütün senaryosunu bir akşamüstünde düşündüğünüzü söylüyorsunuz, peki ama
bu hikayeyi tetikleyen unsur neydi?
Beni tetikleyen
ne oldu bilmiyorum. Bir aşk hikayesi olması gerektiği açıktı çünkü, o
dönemde benim ihtiyacım olan şey buydu. O zaman neden bu aşk hikayesi
aynı zamanda hem bu kadar karışık hem de romantik diyebilirsiniz. Ben
hiç bir zaman sıradan öykülere film yapmayı istemedim. Hep olağanüstü,
sıradışı şeyler anlatmak istedim. İki hedefim vardı; birincisi karakterlerinin
kaderlerinin içine hapsolduğu bir trajediyi bir komediye uyarlamaktı,
ikinci ise her sahnenin kendi başına bir film olduğu bir film yapmaktı.
Nelerden
etkilendiniz?
Senaryonun
yazım aşamasında, aynı şeyi yapma isteği duymadan sinematografik referanslar
kullandım. Trainspotting ve Fight Club'ın hızlı temposunu ve küstahlığını
sağlamak istedim. Ayrıca Marry Poppins'deki gibi bir peri masalı hissi
uyandırmak istedim. Bütün bunları bir aşk masalının hizmetine sunmak istedim.
Sizi başroller
için Guillaume Canet ve Marion Cotillard'ı seçmeye iten şey ne oldu?
Benim
hayal kurmamı sağlayacak ve filmin kahramanlarıyla etkileşime geçebilecek
iki oyuncuya ihityacım vardı. Guillaume'ın çok hareketli, dokunaklı bir
performans sergileyeceğinden ve aynı zamanda da kendi akıcılığını ve canlılığını
da beraberinde getireceğinden emindim. Ayrıca daha önce hiç bir romantik
filmde rol almamıştı. Ona senaryoyu gönderdiğim zaman hemen kabul etti.
Marion için ise işler farklıydı. Sophie rölü için büyük bir seçme düzenledik.
Marion gördüğüm ilk ya da ikinci kişiydi. Daha sonra diğer aktrislerle
de görüştük ama aklımda sadece Marion vardı. Guillaume ile birlikte deneme
çekimleri yaptık ve bu rolü oynayabilecek tek aktrisin o olduğundan tamamen
emin olduk.
Peki,
Julien ve Sophie'nin çocukluklarını oynayacak çocuk oyuncuları nasıl seçtiniz?
Çocuklar
filmin üçte birlik bir bölümünde yer alıyorlar bu yüzden hareketli, dokunaklı
ve anı zamanda eğlenceli olmaları şarttı. Oyuncu seçimi, filmin çekiminden
bir sene önce başladı ve tam bir maceraydı. Bu iş için kurduğum bir ekip
vardı. Bu ekip, çocuk dergilerine, spor klüplerine, okullara ve daha bir
çok yere bu konuyla ilgili ilanlar dağıttı. 3000 - 4000 arası başvuru
oldu. Düzenlediğimiz çalışma gruplarında ve çekimlerde yaklaşık 250 çocukla
tanıştım ve bu sürecin sonunda bu çocukların da sadece otuzda biri son
aşamaya gelebildi. Daha sonra aralarından iki tanesini seçmek üzere bu
sayıyı altıya indirdim. Joséphine Lebas-Joly beni çok etkiledi, kendi
yaşına göre bir profesyoneldi. Thibault Verhaeghe'nin hiç tecrübesi yoktu
ama doğal bir yeteneği vardı. Çok tatlı, dinamik ve etkileyici bir çocuktu.
Karakterlerinizin
çocuk kalma isteklerinizi nasıl açıklıyorsunuz?
Onların Amerikalılar'ın
deyişiyle Peter Pan sendromundan muzdarip olduklarını düşünmüyorum. Sonsuza
kadar çocuk kalmıyorlar. Hayata atılıyorlar. Çocukluklarında geçen son
sahneyle filmin son sahneleri arasında anlatılanlar, aşkın dolambaçlı
yolları. Çocukluklarında yaşadıkları şeyle yetişkinken yaşadıkları şeyler
aynı.
Bize çok
romantik bir aşkın görüntüsünü sapkınlık ve yok edici bir oyunla birlikte
sunuyorsunuz…
Sembolik
anlatıma sahip bir film yaptım. Aşık olduklarını kabul etmemek için sürekli
engeller bulan iki insana dair bir romantik komedi. Hikayeleri aşkla ölümün
içiçe geçtiği türden büyük bir sonla noktalanıyor. Bu olgunluk ve aşka
dair temel bir arayış. Julien ve Sophie'nin hedefleri her zaman mutlu
ve birlikte olmak, ölürken bile. Sonuç olarak, aşklarını sonsuz ve sıradışı
bir şekilde yaşamayı başarıyorlar.
"Jeux
d'Enfants" görsel evreni çok güçlü bir film. Estetik olarak neleri
öne çıkarttınız?
Bu görsel
zenginlik senaryoda zaten vardı: efektler, uçan kamera, renklerin kullanımı.
İstediğim dekorları çizdim ve daha sonra bunlar dekorasyon bölümü tarafından
gerçeğe dönüştürüldü. Yaptığım storyboard, film çekimi boyunca bizim kılavuzumuz
oldu. "Jeux d'Enfants" grafik açıdan çok başarılı bir film.
Karakterlerin çocukluğu için daha yapay, kitch ve kendimi çocukluğumdan
hatırladıklarıma benzer renkler kullandım. Sonra, şehir ailevi bir boyuttan,
insanüstü bir boyuta geçiyor. Ama daha saf, ve temiz, hatta Zen'e kaçan
bir tarafı veya tasarımı da kullandım. Böyle bir görsel zenginlik içinde
karakterlerimin duygularını vurgulayabilmek de çok önemliydi.
Dekorasyonlar
çok önemliler değil mi, hem zamanın ötesinde hem de evrenseller…
Evet. Ben
bir masal anlatmak istedim. Bu yüzden de değişik ve sürrealist bir boyuta
ihtiyacım vardı. Filmin büyük bölümünü Brüksel ve Liege arasında çektim.
Filmi başka herhangi bir yerde çekebileceğimi hiç sanmıyorum. Keşfettiğim
ilk dekor, Julien'in ayrıksı çocukluğuna dairdi. Oraya vardığım zaman
Burton ve Tati'nin aradığım yönlerini orada görmüştüm.
"Beach
- Kumsal" filminde tanıdığımız Guillaume Canet Fransa'nın en bilinen
genç oyuncularından birisi. Canet 2002 yılında "Mon Idole" ile
birlikte yönetmenlik koltuğunda da kamera önünde olduğu kadar başarılı
olabileceğini kanıtladı. Genç oyuncu ve yönetmen "Jeux D'enfant -
Cesaretin Var mı Aşka" ile ilgili soruları cevaplıyor.
"Cesaretin
Var mı Aşka?" filminde rol almayı kabul etmenizin sebepleri neydi?
Öncelikle
yönetmenin kendisi: Yann Samuel. Yann yaptığımız ilk görüşmede, filmdeki
karakteri beni düşünerek yazdığını söyledi. Sanırım bu her oyuncunun başını
döndürecek cinsten bir cümle. Senaryodaki o büyüleyici naiflik, beni projeye
hem çok yaklaştıran, hem de uzaklaştıran bir unsur oldu. Yann'ın sinemasının
görsel yanı beni çok etkiledi. Aynı zamanda hem şiirsel hem de büyüleyici
atmosferi var "Jeux D'enfants"ın.
Julien
karakterine sizi bağlayan neydi?
Sanırım karakterin
geçirdiği evrim. Julien karakteri benim yeteneğimi sınamama olanak sağlayacak
derecede karmaşıktı. Julien filmin başından sonuna olgunlaşan, değişen
ve çokça da hata yapan bir karakter. Bu tür rolleri oynamak hep çok eğlenceli
olmuştur. Julien karakteri hayatının büyük kısmını sevgiyi arayarak geçirmişti,
işte bu yüzden Julien'e karşı bir yakınlık duydum.
Bu role
nasıl hazırlandınız?
Tüm diğer
rollerime hazırlandığım gibi, bu role de içgüdülerimi kullanarak hazırlandım.
Yann'la karakterin dinamikleri üzerine çalıştık. Julien 30 yaşındayken
bile 15 yaşındaymış gibi davranan bir karakter olmalıydı.
Marion
Cotillard'la çalışmak nasıl bir duyguydu?
Son derece
keyif aldık. Marion'la rollerimize karşı tutumumuz çok benzerdi. O da,
ben de Yann'dan karakterlerimizle ilgili daha fazla bilgi bekliyorduk.
Role hazırlanırken birbirimize çok yardımcı olduk. Sonuçta tüm bu çalışma,
performansımıza yansıdı.
Hem bir
oyuncu, hem de bir izleyici olarak siz de Julien'le Sophie'nin birlikte
olmasını mı istiyordunuz?
Onların beraber
olmamak için bu kadar uğraşmalarını görmek ister istemez sinir bozucu
bir duruma dönüşüyor zamanla. Ama sanırım her ikisini de bu kadar zor
kılan esas şey, aşkın büyüsünü korumaya çalışma çabası, sıradanlığa yenik
düşmeme çabası. Bu ikisinin oyunu, bir nevi Romeo ve Juliet hikayesi.
Julien'le
Sophie'nin yetişkinler arasına karışmama konusundaki inadı hakkında ne
düşünüyorsunuz?
Bence Yann
Samuel'de tam olarak böyle biri. Bir türlü büyüdüğünü kabul etmeyen koca
bir çocuk...
Film sizi
çocukluğunuza yakınlaştırdı mı?
Evet. Julien'in
çocukluğunu canlandıracak çocuk oyuncuyu ararken, benim çocukluk fotoğraflarımı
kullandık. O fotoğrafların üzerinden geçmek ilginçti. Julien'in ilk gençlik
yıllarını oynadığım dönemde ise kendi delikanlılık zamanlarımı anımsadım.
Taxi
serisinden hatırlayabileceğiniz Marion Cotillard, Fransa'da oyunculuğu
ile ün salmış bir ailenin en küçük ferdi. Yetenekli aktrisi yakın zamanda
ülkemizde de gösterilecek olan Tim Burton filmi "Big Fish"de
de izleme şansı bulacağız.
Sizi Sophie
rolüne çeken şey neydi?
Les Jolies
Choses'den sonra romantik bir komedide rol almak istiyordum. Pek çok senaryo
okudum ama hiçbirisi kafamdaki projeye yakın bir şey değildi. Bir gün
ansızın "Jeux D'enfants"ı keşfettim. Kendime 'işte beklediğin
film bu' dediğimi anımsıyorum. Hikayeye de, kafayı sıyırmış karakterlere
de aşık oldum. Hayat boyu süren bu delilik durumu çok hoşuma gitti.
Sophie
karakterini canlandırırken neyi temel aldınız?
Hep Sophie
gibi birisini canlandırmak istemiştim. Son derece sıradışı ama yine de
normal birisi Sophie. Daha önce canlandırdığım karakterler gibi korkunç
trajik bir geçmişi yok, uyuşturucu kullanmıyor.... Hayatla barışık, enerjik
bir karakter. Role hazırlanırken Guillaume ile beraber uzun süre çalıştık,
aramızda derin bir dostluk gelişti. Sette bu kadar güldüğüm başka bir
film daha hatırlamıyorum.
Sophie'nin
çocukluğunu oynayan küçük oyuncuyu izlerken neler hissettiniz?
Sophie'nin
çocukluğunu oynayacak çocuk oyuncuların fotoğraflarını bana getirdiklerinde
küçük dilimi yutacaktım. İçlerinden bir kısmının resimleri bana inanılmaz
derecede benziyordu. Josephine'le benim aramdaysa böyle keskin bir benzerlik
yoktu. Esas benzerlik Josephine'in mimiklerinde, vücut dilinde gizliydi.
Josephine'e ve tabiki Julien'in çocukluğunu canlandıran Thibault'a teşekkür
etmeliyiz. İşleri bizim için o kadar kolaylaştırdılar ki, onların bıraktığı
yerde yürümek 'kırmızı halı' üstünde yürümeye benziyordu.
Özel efekt
gerektiren pek çok sahne çekmeniz gerekti. Bu sahneler sizi zorladı mı?
Evet gerçekten
bazı sahneleri çekmek çok zahmetliydi. Özellikle de gecelerce yapay bir
yağmurun altında ıslanmak ve üzerinize sıvı beton dökülürken oynamaya
çalışmak yer yer hepimizi çok zorladı.
Film sizi
kendi çocuk tarafınızla yüzleşmeye zorladı mı?
Kesinlikle
evet. Ben kendi çocuk tarafımdan aslında hiçbir zaman çok kopmadım ama
bu film beni o kısmımla daha derin bir ilişki kurmaya zorladı. Benim de
Julien ve Sophie gibi delişmen bir karakterim var ama ben asla onlar kadar
radikal olmadım.
Julien
ve Sophie'nin büyümeme inatlarını neye bağlıyorsunuz?
Her ikisi
de çocuk kalmak konusunda kendilerinden eminler, bununla ilgili bir sorunları
yok. Ailelerinin ya da okullarının onlara sürdüğü yaşam modelleri onlar
için yeterli değil. Onlar da kendi dünyalarını yaratıp onun haricindekileri
istedikleri gibi algılamayı seçiyorlar.
Yann Samuel'in
"Aşkın takıntılı ve yıkıcı bir oyun olduğu" yönündeki tespitine
katılıyor musunuz?
Hayır. Bence
Sophie ve Julien kendilerini sıradan bir hayatın içine hapsedecek bir
yaşamdan kaçınmaya çalışıyorlar. Böyle bir hayatın kendilerini yıkması
yerine onlar hayatın kendisini yıkmayı tercih ediyorlar.
Film hakkında
bilgi için tıklayın...
|