| Deli
Juana ve Onun Aşk Deliliği
Kendi
arzusu dışında kraliçe olan Katolik krallarının kızı Kastilyalı Joan,
kocası Yakışıklı Philip'e olan dizginlenememiş arzusu ve ona karşı duyduğu
aşırı kıskançlığıyla tarihe geçen ender bir imtiyaza sahip bir kişiliktir.
Joan'la Philip'in birleşmesi, İspanyol Katolik kraliyet hanedanının başı
olan İsabella ve Ferdinand ile Alman İmparatoru Maximilian tarafından
ayarlanmış bir hanedanlar arası ittifaka dayanmaktadır.
Joan Flanderlar
tarafından sindirilir. İspanyol tarafının katı sadeliğinin aksine, Brüksel
Sarayı aşırı hoşgörülü, renkli, dertsiz ve tasasız küçük büyük zevklerin
var olduğu bir yerdi. Talih, Katolik kralın ikinci kızı Kastilyalı Joan'ı
hiç bir hanedanda saltanat sürmeye yöneltmemiştir. Ancak, Kastilya tahtının
varisi John, Avusturyalı Margaret'le evlendikten bir kaç ay sonra, çocuğunun
doğumunu göremeden 1497 senesinde ölür. Katolik Kralı'nın ilk kızı olarak
doğan Isabella, Portekiz tahtının varisi Şanslı Manuel'le evlenerek Avusturya
Prensesi olur. Ama o da, ertesi sene (1498), oğlu Miguel'i doğururken
ölür. Küçük Miguel ise ancak iki sene yaşayabilir ve 1500'de o da ölür.
Kastilya kraliçesi Katolik Isabella, 24 Kasım 1504'te ölür. Kader o andan
sonra, Prenses Joan'ı Kastilya'nın kraliçesi ve Aragon tahtının varisine
dönüştürür.
Zaman
geçmekte ve Joan'la Philip'in arasındaki evlilik ilişkisi de, tıpkı kaderin
Joan'ı kraliçeye dönüştürdüğü siyasi değişiklikler gibi, değişime uğrar.
Philip'in karakteri hercai ve aldatmaya eğilimlidir. Joan'ın kocasına
karşı aşırı tutkulu teklifleri sadece karşılıksız kalmaz, aynı zamanda
kocası tarafından hoşgörülü bir ilişkinin önündeki gerçek bir engel olarak
algılanmaktadır. Genç kraliçe en acı tecrübeleri yaşamakta ve acı çekmektedir.
Philip artık, beraberliklerinin ilk zamanlarındaki tutkulu ve etkili aşık
değildir. Devlet işleri üstün gelir. İspanya'ya dönüşleri ses getirir.
Halk yeni kraliçelerini sever ancak, yeni kraliçenin onları yönetmek için
en ufak bir isteği yoktur. Joan için Philip'e duyduğu hislerin dışında
kurtarılacak başka bir dünya yoktur. Zamanın asilleri, değişik siyasi
hareketleri destekleyerek elde ettikleri imtiyazları kaybetmemek için
komplolar kurmaktadırlar. Philip etrafını, durumdan nasıl yarar sağlayabileceğini
ve sayısız şehvetli maceralarını devam ettirebileceğini öğütleyen uzman
flamanlarla çevirir. Philip, Kastilya krallığının yanı sıra, Joan'ı tamamiyle
dışlayan erotik bir hayatı arzulamaktadır. Bu durumu sağlamak için en
uygun hareket, Joan'ı "deli" ilan etmektir. Ama kraliçenin elinde
bazı güçler vardır, o İspanyol'dur ve kendi topraklarındadır. Bir grup
asil onu desteklemektedir. Flemishlerle işbirliği içine giren bazı İspanyol
asillerinin de yardımıyla, Burgos'ta topladığı parlamentoda Philip Joan'ın
deli olduğunu ilan ederek, Joan'ın elindeki yetkileri alıp, süresiz olarak
Las Huelgas Manastırı'na kapatır. Philip'in en ateşli destekçileri, tacı
sunarak onu kral ilan ederler. Her şey bir oldu bittiye getirilmektedir
ki, Joan ortaya çıkar. Şartlar dramatik bir girişi, bir dolu töreni gerektirmektedir.
Joan,
Parlamento tarafından, aralarında okyanustaki adalar, iki Sicilya, Kudüs
ve hemen hemen tüm İspanya krallığının da bulunduğu yerlerin hükümdarı
ilan edilir. Muhteşem bir şekilde donatılır ve dehşete kapılmış olan Philip
ele geçirmeden, tahta çıkar. İlk defa, arzulu kişiliği siyasi ve şahsi
duygularının birbirine karıştığı bir konuşmaya kanalize olur. Kraliçe
olarak bütün sorumluluklarını üstlenen net bir eğilimle, tüm hiddeti ve
kini Philip' yönelmiştir. Kapılardan dolup taşan halk onu alkışlamaktadır.
Philip kendi karısı tarafından aldığı bu darbeden sarsılır.
Yatalak ve
hasta olan Philip, yaptıklarını düşünmeye başlamış ve bir zamanlar zevk
gibi gördüğü ancak şimdi günah olduğunu bildiği hareketlerini bağışlaması
için Tanrı'nın huzurunda tövbe edebilmeyi dilemektedir. Yakınında ve kaçınılmaz
olan ölümünden dehşete düşmüştür. Paniğe yakalanan Philip, saplantılı
bir şekilde Joan'dan tekrar tekrar af diler.
Joan kocasının
ölümü kabullenemez. Onun sadece uyuduğuna inanmaktadır. Kralı uykusundan
uyandırmamak için etrafındakilerin sessiz olmasını emreder. Kocasının
yanından haftalarca ayrılmaz, birilerinin çalabileceği korkusuyla, şehirden
şehire kocasının tabutunun peşinden gider. Yanında uyuyup, hala hayattaymış
gibi onunla konuşur. Kocası uyanmasın diye yanındakilerden sessizliklerini
devam ettirmelerini ister. Deliliğinin tedavisi yoktur, ama o dünyadaki
en güzel deliliktir. Kastilya kraliçesi Joan'ın aşk deliliği.
Yönetmenden…
Juana
deli miydi? Tarihsel datanın ve yetersiz belgelemenin üstüne zamanımızın
tuttuğu ışık, artık bu yoruma açık sorunun cevabını düşünmemizi gerektirmiyor.
Tarihçiler için, daha doğrusu, genellikle dayanağı olmayan yetersiz tarihsel
belgelerin gayretli yorumcularına göre, Joan 350 yıldan fazla bir süre
boyunca deliydi. Kesin olmak gerekirse, hem zamanın hem de zamanımızın
eleştirmenlerine göre sıradan olan bir İspanyol oyun yazarı, "Aşkın
Deliliği" isimli sıradan oyunu yazana kadar, yani 19.yyılın ortalarına
kadar Joan deliydi. Joan'ın deliliğinden çok duygularına ağırlık veren
bu oyun, Joan'ın kişiliğini inceleme girişimiyle yeni bir çığır açmıştır.
Yazar Manuel Tamayo y Baus, Joan'a olağanüstü bir duygu kapasitesi yükleyerek,
oyunun büyük beğeni kazanmasını sağladı. Geçmişe bakarak, bu başarının
arkasında yatan nedeni görmek bizim için çok zor değil. Başarının nedeninin,
doğal olmayan dramatik metnin olmadığı kesin. Açıklama oyunun isminde
gizlidir. "Çılgın Aşk" teriminin sürrealist tanımlamasından
60 sene önce, yaşadığı zamanın uygunsuzluğuna rağmen, mütevazı bir İspanyol
tiyatro yazarı "aşk çılgınlığından" bahsediyordu.
"Aşk
Çılgınlığı"nın galasından sonra doğan tarihçilerin, bu oyunu gördüklerini
hatta okuduklarını var sayamayız. Buna karşılık, 19. yyılın ortalarından
itibaren, bir mucize eseri, Kastilyalı I. Joan delilikten çıkıp, ümitsiz
aşktan çıldıran kadınlar kervanına katılır. Açıkça bir görüşü benimseyip
savunduğumuza inanıyoruz. Modern zamanın açısından bakıldığında, Joan
deli değildir. O zamana göre deli olabilir, dahası, o zamanlarda öyle
kabul edilmiş olabilir çünkü 16. yyıl başlarından itibaren, her kim olursa
olsun, kişinin duygularını öne çıkarması kabul edilemez bir durumdu. Her
kim olursa olsun, Joan dışında.
Bu film,
gerçekle sentez arasındaki kaçınılmaz çatışmayı ortaya çıkartmaktadır.
Belgesel verilere çok bağlı kalma anlatımı yavaşlatır. Amacımızın, bir
karakter tahlili olduğunu açıkça gösterme yolunu seçtik. Özellikle öznel
bir yaklaşımı tercih ettik. Bu yaklaşım, kişilik tanımlamasının modern
ve güncel formülünün servisine sunulan belgesel kanıtın ilk elden görüntüsünden
elde edilmiştir.
Bu
benim 24. filmim, yenilikçi ya da güncel formülü uygulamak gibi bir amacım
olmadığını açıkça kabul ediyorum. Başarmanın çok olduğunu biliyorum ancak,
ben hala, bir filmin tek bir çekimden oluşması gerektiğini düşünüyorum.
Bu film de dahil olmak üzere, istisnasız tüm filmlerimde, seyirciye bir
filmin "parçalardan" ya da "çekimlerden" olduğunu
unutturan o akıcılık hissini vermeyi başaran tek teknik, hikayeye sıkıca
bağlı kalmaktan, isteklerine dikkat etmekten ve anlatımdaki inanç ve güvenin,
hem çekim ekibi hem de oyuncular olarak, tüm ekibe aktarılmasını sağlamaktan
ibarettir.
Film hakkında
bilgi için tıklayın...
|