|
"The
Dreamers - Düşler Tutkular ve Suçlar"
Takıntı,
tutku ve imkanları konu alan bir film olan "The Dreamers" projesi
bir yönetmenin başına hiç gelmeyecek şekilde ortaya çıkmıştır. Bernardo
Bertolucci, Gilbert Adair'in 1988 yılında yazdığı "The Holy Innocents"
romanını eline aldığında, bir sonraki projesi için ne yapabileceğini düşünüyordu.
İçsel gözlemlerle dolu bu romanın, 1968 yılında Fransa'daki gençliğin
başkaldırısını ele almasından oldukça etkilendi. Fransız
kültürü ile oldukça yakından ilgilenen İtalyan yönetmen Bernardo Bertolucci,
yükselen gençlik hareketlerine kendini çok yakın hissetti ve bu romanda
anlatılan olaylar ile kendi deneyimlerini birleştirerek bir film yapmaya
karar verdi. "Çok az film yaptım çünkü filmler benim gerçek hayatımın
bir parçası" diyor.
Gerçekten
de Adair'in kitabı eline geçtiğinde Bertolucci, onun 1976 tarihli epik
başyapıtı 1900 hakkında birşeyler yapmayı düşünüyordu. 1945 yılında geçen
bu başyapıt bir çiftçi ve bir toprak sahibinin birbirlerine paralel olan
yaşamlarını konu alıyordu. "Bunun yüzyılın sonuna kadar gitmesini
istiyordum" diyor 1968 Paris'ini düşünen yönetmen. "Daha sonra
düşündüm. Gerçekçi olalım, 1900'ün altında yatan gerçek ne? Büyük politik
ümit.Fakat bugün böyle bir şey görmüyorum. Bu nedenle bu projeden vazgeçtim."
Adair'in bu romanından vazgeçse de yine de "68'deki şiddeti ve olayları
konu almıyordu. Fakat o zamanın ruhunu taşıyordu" diyor.
Eski bir
şair olan Bertolucci, 30'lu yıllardaki Fransız sineması ve 50'li 60'lı
yıllardaki Yeni Akım yönetmenlerinin tarzından etkilenerek buradaki öğeleri
birleştirmekte usta olmayı başardı. "60'lı yılların sihirli bir tarafı
var. Hayal görmek de diyebiliriz. Sinemada politikayı, cazı, rock'n roll'u,
seksi, felsefeyi, uyuşturucuyu birbirleriyle kaynaştırıyoruz ve ben bunların
hepsini birbirleri içinde eritiyorum."
Romandan
etkilenen Bertolucci, bu projeyi 80'lerde tanıştığı ve The Last Emperor'a
kadar birlikte çalıştığı yapımcı Jeremy Thomas'a götürüyor. "Paris'te
geçecek ve 60'lı yılları konu alacak bir film yapma fikri nedeniyle çocuklar
gibi heyecanlıydı. Bana birçok düşünceden bahsetti fakat hiçbiri iyi değildi.
Sonra sana bir şey göstermek istiyorum dedi ve Gilbert'in kitabını verdi.
Okudum ve 'Birçok şeyi hatırlatacak bir film' olacak dedim. Bu Bernardo
ile birlikte çalıştığımız beşinci film. "The Conformist", "LastTango
in Paris" gibi filmleri yapan bir adamla Paris hakkında tekrar bir
film yapmanın mükemmel olacağını düşündüm. Paris'e dair üçüncü bir film,
neden olmasın?" diyor Thomas.
Bunun üzerine
Thomas, Adair'in ajansını aradı. Başka biri aramış olsaydı cevap kesin
olarak "hayır"olacaktı. Adair'in kendi anılarından yola çıkarak
yazdığı "Love And Death On Long Island" romanından sonra yapımcıların
da dikkatini çekmişti. Fakat bu tekliflerin hiçbirine sıcak bakmadı ve
ajansına film için arayanlara "hayır" denmesini, kendisini bu
konu için bir daha aramamalarını söyledi. "Çok sinir bozucuydu bu
nedenle beni aramaktan vazgeçmişlerdi. Fakat birgün telefonum çaldı. Bana
"Sizi aradım çünkü özel bir durum var. Jeremy Thomas ve Bernardo
Bertolucci sizinle görüşmek istiyor" dediler. Bu teklife karşı koymam
imkansızdı. Çünkü romanım, filmler, politika ve sinemanın kendisi hakkındaydı.
Bu nedenle birçok film yapımcısı bu romanla ilgileniyordu. Bence, daha
önceki filmlerinde de gördüğüm kadarıyla bu film Bernardo'ya uygundu"
diyor romanın yazarı.
Bertolucci'nin
işin içinde olması nedeniyle Adair sadece senaryoyu baştan yazmakla kalmadı
ayrıca romanını da tekrar yazdı. "Filme aynen uyarlanmadı. Bence
bir film ile bir romanın tıpa tıp aynı olması iyi birşey değil" diyor
Adair. Yönetmen ve yazar birbirlerini 60'lı yıllarda tanımasalar da yaşadıkları
olaylar birbirleri ile çok yakın benzerlikler gösteriyor. Bertolucci gibi
Adair de Paris'e gelebilmek için can atmış. Adair, Fransa hakkında; "Her
zaman Fransız kültürüne ilgi duydum. Üniversite eğitimimi bitirir bitirmez
Paris'e gidip orada yaşamaya karar verdim. Bazen Fransa'da yaşarken dahi
Fransız kültürüne hayranım diyorum." Bertolucci ise Adair'den birkaç
yıl sonra 1962 yılındaki ilk filminden sonra geliyor Fransa'ya. İlk röportajını
verdiğinde gazeteciye "Eğer sizin için bir sakıncası yoksa Fransızca
konuşmak istiyorum" diyor. Gazeteci ise ona "Neden, burada hepimiz
İtalyan değil miyiz?"diye sorunca Bertolucci ona Fransızca şu cevabı
veriyor; "Fransızca sinemanın dilidir. Sinema Fransızca konuşur."
Gilbert,
Adair'in Paris'te olduğu dönemde Sinematek Française'in yönetmeni Henri
Langlois, yaptığı farklı filmlerle tepki görmüştü. "Bu Paris'te yaşanmış
çok büyük bir olaydı. İlk defa genç insanlar konuşuyordu ve kazanmışlardı.
Çünkü Langlois onları biraraya getirmişti. Bazıları bunun 68'lerdeki kargaşanın
tekrarlanması olarak görüyorlardı. İsyankar bir hava vardı ve sonunda
patlama gerçekleşti. Oradaydım ve yıllar sonra bu olayı yazmak istedim.
Bu otobiyografik bir roman değil, The Holy Innocents da değildi. Fakat
bazı olaylarda otobiyografik hikayeler kullanıldı" diyor Adair.
Film
bu dönemdeki olaylara göndermelerde bulunsa da "1968 yılında yaşayan
üç gencin hikayesini anlatıyor" diyor Thomas. Olayların olduğu dönemde
Pinewood Stüdyoları'nda Ken Loach ile birlikte çalışan Thomas, "O
günlerde politika, yaşam biçimi ve geleneklerin değişmesiyle Paris, idealizmin
merkezi haline gelmişti. Bu döneme ait bir filmin yapılması bana oldukça
ilginç geldi. Ben 19 yaşındayken Londra'da da farklı şeyler yaşanıyordu
fakat Paris'teki gibi değildi" diyor.
Adair, bunun
bir tarih dersi olmadığını söylüyor. "Filmin bazı bölümlerinde 1968'den
olaylara rastlansa da aslında film Paris'te yaşayan Amerikalı bir öğrenciyle,
Fransız iki kardeşin arkadaş olmasını anlatıyor."
Bertolucci,
"Her şey Paris'te bir gün içinde başlıyor ve kahramanlarımız tanışıyor.
Fransız gençlerin aileleri bir aylık bir tatile gitmişler. Böylece üçü
birden bir evin içinde yaşamaya başlıyorlar. Ve aralarında gerginlik dolu
bir ilişki başlıyor. Kendilerini eve kapatıyorlar ve dışarıya büyümüş
olarak çıkıyorlar. Artık birer yetişkinler."
"Onların
keşif yolculuğunu anlatıyor" diyor Adair ve şöyle devam ediyor; "İlkbaharda
geçiyor. Paris'te ilkbahar yaşanıyor, politik uyanışın baharı, vücutlardaki
bahar…Evde yaşananlar, dışarıda yaşananların yansıması olarak görünüyor."
1968 yılında yaşananların sadece politik yanı yok. "İnsanlar bana
filmin 68 yılını anlatıp anlatmadığını soracaklar" diyor Bertolucci,
"Evet, 68'lerde geçiyor, 68'lerin ruhunu taşıyor fakat barikatları
ya da sokaktaki kavgaları konu almıyor diyeceğim. Daha çok tüm yaşananlar
hakkında olacak. Oradaydım ve yaşananlar unutulmazdı. Genç insanların
yüzünde daha önce hiç görmediğiniz ve bir daha göremeyeceğiniz umut vardı.
Geleceğe doğru dalmaya çalışmak, özgürlük inanılmazdı. Yaşanan idealistlikti
ve bu dönem, ütopik olayların sonucuydu."
Yeniden
60'lar
Bertolucci
için Paris'e dönüp "The Dreamers"ı çekmek oldukça etkileyici
bir deneyim oldu. Adair; "Bernardo'nun en ünlü ve en iyi iki filmi
de Paris'te çekildi. Bunlar Last Tango ve "The Conformist".
Hatta bu konuda sette çok dalga geçerdik onunla, "The Dreamers"
senin "Paris'te Son Tango 1'in olsun diye... Bir çok kişiye göre
Bernardo'nun Paris'te film yapacak ekstra bir kapasitesi var. Fransız
biri ya da Fransa'da yaşayan biri gibi her yeri ve her şeyi çok iyi biliyor.
Nasıl bir dekor kullanacağını da biliyor. Paris, Nouvelle Vague yönetmenleri
tarafından birçok kez konu alınsa da, o burayı daha önce hiçbir yönetmenin
ele almadığı gibi değerlendiriyor" diyor. Fakat Bertolucci yapılacak
karşılaştırmalardan çekiniyor ve yeni bir şey yaptığını göstermek istiyor.
"The Confomist" ve "Last Tango"da kullandığım yerlerden
farklı yerler kullandım.
Paris'te geçen diğer filmlerimle "The Dreamers" arasında bir
benzerlik kurulmasını istemedim. Ve "The Dreamers", 68 yılında
ben daha ilk filmimi yapmak için Paris'e gelmediğim bir zamanda geçiyor"
diyor.
"The
Dreamers" 35 yıl öncesini anlatıyor. Bertolucci, bunun farkında fakat
bu filmin belgesel bir nitelik taşımadığını da biliyor. Jean Rabasse,
"Bernardo benim Vatel (2000)'de çalıştığımı biliyordu. Bu film 14.
Louis'i konu alan ve 17.yüzyılda geçen büyük bir filmdi. O dönemi yaratabilmek
için çok çalışmıştık. Bernardo, "The Dreamers" için çok fazla
ayrıntıya gerek olmadığını söyledi. Çünkü 60'lı yıllarda Paris zor bir
dönem geçiriyordu fakat bugünkü haline benziyordu. Bu yüzden evler, setler
kuracağımıza birşeyleri çıkartıp, daha basit bir çalışma yaptık. Şöyle
düşündük eğer izleyici bir dönem filmi değil de Paris'te yaşanan bir hikayeyi
izlediğini düşünürse zaman kazanmış oluruz. Çok az şey göstermeye çalıştık
çünkü o döneme ait arabalar, mobilyalar çok dikkat çekici olmamalıydı"
diyor.
Bertolucci
bu konuda ısrarcı davranıyor ve "Ben bir tarih filmi çekmiyorum.
68'lerin ruhunu istiyorum ve yeniden bir yapılanma arıyorum. Bu konudaki
düşüncelerim benim bir süre duraklamama neden oldu. Bugünle çok ilgiliyim.
Geçmiş hakkında bir film yapmak için geçmişin bugün yaşadığımız yerde
olması gerekir. Çünkü bir film yaparken gerçek, insanlar, yerler, yüzler
ve kameranın önündeki bedenler özellikle de o döneme ait kostümler içerisindeyseler
de size çağdaş görünürler. Sadece kamera o dönemi yansıtabilir."
Bertolucci
bu konuyu Gilbert Adair'e senaryo aşamasında da dile getirmiş. Adair,
"Romanın orijinalinde sokaklarda neler yaşandığı daha ayrıntılı bir
biçimde anlatılıyordu fakat Bernardo ilk günden itibaren bana bu kadar
çok ayrıntıya gerek olmadığını söyledi. Bunun nedeni bir film yapımcısı
olarak ilgilenmemesi ve bana söylediği gibi "Sen oradaydın, ben oradaydım
bildiğimiz şeyler var. Fakat bunlar sadece bizim bildiğimiz şeyler"
dedi. Demek istediğim "The Last Emperor"da Çin Devrimi yeniden
yapılandırılıyor fakat bu yönetmenin deneyiminden çok mistik bir şey.
Bu dönem ise benim ve onun yaşamlarına ait bir dönem. Bu nedenle bu yolu
denemek istemedi" diyor.
Bertolucci
bu film hakkında, uzun bir araştırma yapmayı da ihmal etmedi. Thomas,
"Bernardo diğer yönetmenlere göre daha çok araştırma yapar. Filme
başlamadan önce konu hakkında her şeyi bilir. Bu, her şeyi kullanacağı
anlamına gelmez sadece bilir."
Araştırmaya
meraklı olan yönetmen birlikte çalıştığı oyuncuların da, bu dönem hakkında
bilgi edinmelerini ister. Eva Green, "Bernardo bu döneme ait belgeleri
bize gösterdi. Çok şey öğretti, daha önce hiç bilmediğim şeyleri öğrendim.
Çok etkilendim, tüm yaşananların bu kadar büyük boyutlarda olduğunu bilmiyordum"
diyor.
Filmi çekmek
çok da kolay olmadı. Kariyeri boyunca Bertolucci stüdyoda film çekmeyi
reddetti, aynı durum "The Dreamers" için de geçerliydi. Jeremy
Thomas, "Tüm sahneler dışarıda çekildi. Bernardo ile birlikte çalıştığım
tüm filmler stüdyo dışında çekildi. Sadece "The Last Emperor"un
birkaç sahnesi dışında. Çünkü sarayın odalarına girmemize izin verilmemişti.
Fakat normal durumlarda onun filmleri mutlaka olayın geçtiği yerde çekilir"
diyor.
Bertolucci'ye
göre stüdyodaki rahatlıklar onun çalışmasını zorlaştırıyor. "Stüdyoda
birçok şeye sahipsiniz Işık her zaman var ve eğer kameranızı geriye çevirmek
isterseniz duvarı yıkabiliyorsunuz. Dışarıda çekim yaparken ben bunu yapamıyorum
fakat benim ihtiyacım olan da bu. Gerçek yerlerin sınırları her zaman
teşvik edicidir. Kameramı hissetmeyi seviyorum, vücudum gibi aramızda
organik bir bağ var. Bu nedenle "Last Tango in Paris"i stüdyoda
çekmedim. Renoir'in sette bana her zaman kapıyı açık bırakmam gerektiğini
söylediğini hatırlıyorum, kim bilir belki çekim sırasında içeri biri gelir,
hiç beklemediğin biri. Bu sinemanın setinde gerçeklik olmalı. Fakat stüdyoda
gerçekliğin içeri girmesi imkansız" diyor.
Günümüzdeki
film prodüksiyonlarında yer konusu bazı problemler yaratabiliyor. Rabasse,
"Çekimin yapılacağı yerden sorumlu kişi için bu bir kabus çünkü çekim
için izin almak her zaman çok zor" diyor.
Jeremy Thomas,
bu konunun film yapımcılığında başka bir sorun olduğunu da vurgulamadan
edemiyor. "Her filmde problem yaşanıyor. 1968 yılını tekrar yaratmak
için izin almak oldukça zordu. Çünkü yetkililer sokaklarda pankartlarla
dolaşan, ateş yakan, arabalara saldıran ve taş atan bir topluluğu istemiyor.
Londra ya da Paris, neresi olursa olsun bu tür sahneleri çekmek oldukça
zor. Fakat bu üstesinden gelemeyeceğiniz bir şey değil. Yapmanız gereken
bir görev. Asıl problem örneğin sokakları çekerken yaşandı. 1968 yılında
yol çizgileri sarı değildi, şimdi ise sarı. Bu nedenle her sokak çekimi
sırasında sarı çizgileri yerleştirmek zorunda kalıyorduk. Eski arabaları
bulmak da hiç kolay olmadı. Çünkü devlet 10 yıldan eski arabanız varsa
bunu değiştirmeniz için elinden geleni yapıyor" diyor.
Başrol
oyuncularımızın karşılaştığı Sinematek ve The Louvre gibi yerlerde çekim
yapma konusunda ise problem yaşanmamış. Fakat bazı yerlerdeki koşullar
çekimin yapılmasına izin vermiyordu. Örneğin ayaklanma sahnesi için St
Germain seçilmişti fakat olamazdı. Rabasse bunu şöyle anlatıyor: "St
Germain olması imkansızdı çünkü 68 Mayıs'ından sonra Paris Belediyesi
tehlikeli olduğu gerekçesiyle kaldırım taşlarını kaldırdı. Bu nedenle
artık kaldırım taşlarını çok fazla öğrenci yaşamadığı için Paris'te zenginlerin
oturduğu yerlerde görebilirsiniz "
Gilbert Adair'in
en başta ekip çalışması hakkında şüpheleri varmış fakat yapılan işi gördükten
sonra bu düşüncesi değişmiş. "Dekoratörler mükemmel bir iş çıkardılar.
En başta işe yaramayacağını düşündüğüm çok fazla şey değişmiş durumdaydı.
Çoğu yer artık aynı değildi ve bunlardan bazıları olaylar açısından çok
önemliydi. Ayaklanma sahnelerini çektiğimiz zaman herkes planlı bir şekilde
çalışıyordu fakat ben hala bir şeylerin yanlış olacağını düşünüyordum.
Fakat olayları görünce çok şaşırdım. Filmi izlerken 68'in anılarını hatırladım
ve benim için bu sinema demekti."
Sokak sahneleri
Ağustos ayında geleneksel bir tatil döneminde çekildi. Bu dönemde Paris
boşalıyordu. Daha sonra Bertolucci,gençlerin içinde bulundukları psikolojik
durumun anlatıldığı daire üzerinde düşünmeye başaldı. Rabasse, "Ona
Matthew'ın otel odası için bir fotoğraf gösterdim ve nasıl olduğunu sordum.
Bana " Hikaye ne ? Burası ne ? " dedi. O an doğru bir fikir
olmadığını anladım ve baştan başladık. Odayı yeniden boyadık ve mobilyaları
değiştirdik. Bu arada ben de oda hakkında bilgi topladım. Bu oda kime
aitti ? Nasıl kişiler kalıyordu ? Bu bilgileri toplamamız gerekiyordu
çünkü Bernardo bu bilgileri oyuncuya iletecek ve onun rolüne konsantre
olmasını sağlayacaktı" diyor.
Uzun süren
bir araştırmadan sonra herkesin aradığı daire bulundu. Sadece Bertolucci'nin
aradığı yer bulunmuş olmadı diyor Thomas, "Bahçeli bir apartman bulduk
ve böylece tüm ekip buraya yerleşti. Soyunma odaları, makyaj odaları herşey
içerideydi dışarıda olan tek şey yemeklerdi. Bu çok uygun bir durumdu
çünkü olayların geçtiği ev bu filmde önemliydi. Yaşamalı ve nefes almalıydı."
Bulunan
daireden Adair de etkileniyor. "Bir bakıma bu ev filmin gerçek yıldızı.
İçine girdiğimizde üç oyuncumuzla birlikte günlerce orada kalıyorduk.
Çoğunlukla set kapalıydı ve biz bu üç güzel insanla, onların çıplak ve
yarı çıplak vücutlarıyla beraberdik. Bu büyük bir okyanusun ortasında
olmak gibi birşey dünya batıyor fakat sen dışarıda neler olduğu ile ilgilenmiyorsun.
Komik bir şekilde karakterlere neler olduğuna ayna tutuyor. Dışarıda olan
olaylara rağmen daireyi terk edemiyorlar. Ayaklanmaları ve siren seslerini
bizimle birlikte duyuyorlar fakat yaptıkları şey onlar için çok daha önemli."
Erotik yapısına
rağmen Thomas, bu filmin "Last Tango"nun devamı niteliğinde
başarılı skandal bir film olacağını düşünmüyor. "Tartışma istemeyen
bir film. Sadece üç gencin hayatlarındaki önemli dakikaları konu alan
bir film" diyor. Michael Pitt de aynı fikirde "Bu filmde diğer
filmlerde olmayan çok şeyi gösteriyoruz, bu yeni bir şey. Fakat bunun
tartışmalı olacağını sanmıyorum. Bazı filmlerin ses getirmesinin nedeni
bu tür filmlerin az sayıda yapılması. Bu filmler Amerika'da Avrupa'dan
çok daha fazla ses getiriyor. Bana göre neden; Avrupa'da sekse, öldürmekten
çok daha fazla önem vermeleri. Çok garip bir şey, şiddeti izleyebiliyorsunuz
ama çıplaklığı izleyemiyorsunuz" diyor.
"The
Dreamers" ile birlikte Bernardo Bertolucci, tarih hakkında yanlış
bilinenleri kendi gözüyle düzeltmek istedi. "Bazıları 68'in kaybedilmiş
bir savaş olduğunu düşünür bence bu tamamen yanlış bir düşünce. Bana göre
birçok değişiklik oldu fakat kötü anılar da vardı. Bu nedenle insanlar
çocuklarına 68 olaylarını anlatmıyor. Gençler için o dönem büyük bir kara
delik gibi, bunun nedeni ailelerinin konu hakkında konuşmamaları. Gençler
68 yılı hakkında hiçbir şey bilmiyor. Bence bu suskunluk 68 ruhuna konan
bir sansür…Aptalca bir şey. Devrim hayalleri başarısızlıkla sonuçlanmış
olsa da, olaylar bazı şeylerin değişmesinde büyük rol oynadı. Her şey
değişti. İtalya'da insanlar sokakta öpüşen insanlara alışmaya başladı.
Ve bugünkü çocuklar, özgürlükleri garanti altına alınmış çocuklar, 68'de
neler yaşandığını bilmiyorlar."
Bertolucci
bugünün gençlerine altın çağ hakkında nostalji dersi vermek gibi bir niyeti
olmadığını da vurgulamadan geçemiyor. "Bazı yönlerden "The Dreamers"
hatırlatıcı bir görev üstleniyor, bir şarkı ya da birden ortaya çıkan
güneş ışığı gibi. Bütün gençliğin sabahları inanılmaz beklentilerle kalktığı
bir dönemi hatırlatıyor. Belki de bugünkü gençleri, geleceklerini düşündüklerinde
melankolik bir hal aldıklarını gördüğüm için onlara geleceğin belirsiz
fakat olumlu olduğu bir dönemi hatırlatmak istedim" diyor. Louis
Garrel de Bertolucci'nin bu fikrine katılıyor ve daha fazla genç insanın
o dönemdeki enerjiyi anlamasını istiyor. "Bir çok kişi 68 Mayıs'ının
efsanesini öldürmeye çalışıyor. O dönemin ölü bir zaman olduğunu ve olayları
kapitalistlerin yarattığını söylüyorlar, çoğu insan bunun doğru olmadığının
farkına varamıyor" diyor.
Bertolucci
için o dönemden miras kalanlar; duygular, optimizm ve umut. "Romantizmin
çok büyük bir gücü vardı. Utandığınız ya da münasebetsiz görüldüğünüz
bir şey değildi. Filmlerimde bunu görebiliyorum" diyor Bertolucci.
Gilbert Adair içinse romanı kendisini yıllar önce başlayan farklı ve beklenmeyen
bir yolculuğa çıkardı. "Filmin sonu hem mutlu hem de mutsuz bitiyor.
Mutlu çünkü karakterlerimiz çıktıkları yolculuğun sonuna ulaşabiliyorlar
ve kendileri hakkında birşeyler öğrenmiş oluyorlar. Mutsuz çünkü her zaman
bir şeylerin sonuna yaklaşmanın verdiği üzüntü var. 60'lar hakkında neler
düşündüğümün farkına vardım. Bernardo ile o döneme ait filmleri izlerken,
'Aman Tanrım ne kadar da toymuşuz, ne kadar kötü giyinmişiz? diye düşünüp
durdum. Fakat aynı zamanda hayatımın en güzel dönemiydi. Gerçekten de
öyleydi."
Film hakkında
bilgi için tıklayın...
|