KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

Vizyon Programı
Gelecek filmlerin vizyon tarihleri...

Film Arşivi

Haberler
Sinema dünyasında neler oluyor?

Kamera Arkası
Yapım aşamalarına ait ilginç ayrıntılar...

Kameranın Arkasındakiler
Yönetmenler hakkında bilmek istedikleriniz.

Tanıdık yüzler
Sinema oyuncularını yakından tanıyın...

Foto-klik

Gereksiz Bilgiler

Replik

Özel Dosya

Söyleşi

Sektör

 
   Kamera Arkası

"The Dreamers - Düşler Tutkular ve Suçlar"

Takıntı, tutku ve imkanları konu alan bir film olan "The Dreamers" projesi bir yönetmenin başına hiç gelmeyecek şekilde ortaya çıkmıştır. Bernardo Bertolucci, Gilbert Adair'in 1988 yılında yazdığı "The Holy Innocents" romanını eline aldığında, bir sonraki projesi için ne yapabileceğini düşünüyordu. İçsel gözlemlerle dolu bu romanın, 1968 yılında Fransa'daki gençliğin başkaldırısını ele almasından oldukça etkilendi. Fransız kültürü ile oldukça yakından ilgilenen İtalyan yönetmen Bernardo Bertolucci, yükselen gençlik hareketlerine kendini çok yakın hissetti ve bu romanda anlatılan olaylar ile kendi deneyimlerini birleştirerek bir film yapmaya karar verdi. "Çok az film yaptım çünkü filmler benim gerçek hayatımın bir parçası" diyor.

Gerçekten de Adair'in kitabı eline geçtiğinde Bertolucci, onun 1976 tarihli epik başyapıtı 1900 hakkında birşeyler yapmayı düşünüyordu. 1945 yılında geçen bu başyapıt bir çiftçi ve bir toprak sahibinin birbirlerine paralel olan yaşamlarını konu alıyordu. "Bunun yüzyılın sonuna kadar gitmesini istiyordum" diyor 1968 Paris'ini düşünen yönetmen. "Daha sonra düşündüm. Gerçekçi olalım, 1900'ün altında yatan gerçek ne? Büyük politik ümit.Fakat bugün böyle bir şey görmüyorum. Bu nedenle bu projeden vazgeçtim." Adair'in bu romanından vazgeçse de yine de "68'deki şiddeti ve olayları konu almıyordu. Fakat o zamanın ruhunu taşıyordu" diyor.

Eski bir şair olan Bertolucci, 30'lu yıllardaki Fransız sineması ve 50'li 60'lı yıllardaki Yeni Akım yönetmenlerinin tarzından etkilenerek buradaki öğeleri birleştirmekte usta olmayı başardı. "60'lı yılların sihirli bir tarafı var. Hayal görmek de diyebiliriz. Sinemada politikayı, cazı, rock'n roll'u, seksi, felsefeyi, uyuşturucuyu birbirleriyle kaynaştırıyoruz ve ben bunların hepsini birbirleri içinde eritiyorum."

Romandan etkilenen Bertolucci, bu projeyi 80'lerde tanıştığı ve The Last Emperor'a kadar birlikte çalıştığı yapımcı Jeremy Thomas'a götürüyor. "Paris'te geçecek ve 60'lı yılları konu alacak bir film yapma fikri nedeniyle çocuklar gibi heyecanlıydı. Bana birçok düşünceden bahsetti fakat hiçbiri iyi değildi. Sonra sana bir şey göstermek istiyorum dedi ve Gilbert'in kitabını verdi. Okudum ve 'Birçok şeyi hatırlatacak bir film' olacak dedim. Bu Bernardo ile birlikte çalıştığımız beşinci film. "The Conformist", "LastTango in Paris" gibi filmleri yapan bir adamla Paris hakkında tekrar bir film yapmanın mükemmel olacağını düşündüm. Paris'e dair üçüncü bir film, neden olmasın?" diyor Thomas.

Bunun üzerine Thomas, Adair'in ajansını aradı. Başka biri aramış olsaydı cevap kesin olarak "hayır"olacaktı. Adair'in kendi anılarından yola çıkarak yazdığı "Love And Death On Long Island" romanından sonra yapımcıların da dikkatini çekmişti. Fakat bu tekliflerin hiçbirine sıcak bakmadı ve ajansına film için arayanlara "hayır" denmesini, kendisini bu konu için bir daha aramamalarını söyledi. "Çok sinir bozucuydu bu nedenle beni aramaktan vazgeçmişlerdi. Fakat birgün telefonum çaldı. Bana "Sizi aradım çünkü özel bir durum var. Jeremy Thomas ve Bernardo Bertolucci sizinle görüşmek istiyor" dediler. Bu teklife karşı koymam imkansızdı. Çünkü romanım, filmler, politika ve sinemanın kendisi hakkındaydı. Bu nedenle birçok film yapımcısı bu romanla ilgileniyordu. Bence, daha önceki filmlerinde de gördüğüm kadarıyla bu film Bernardo'ya uygundu" diyor romanın yazarı.

Bertolucci'nin işin içinde olması nedeniyle Adair sadece senaryoyu baştan yazmakla kalmadı ayrıca romanını da tekrar yazdı. "Filme aynen uyarlanmadı. Bence bir film ile bir romanın tıpa tıp aynı olması iyi birşey değil" diyor Adair. Yönetmen ve yazar birbirlerini 60'lı yıllarda tanımasalar da yaşadıkları olaylar birbirleri ile çok yakın benzerlikler gösteriyor. Bertolucci gibi Adair de Paris'e gelebilmek için can atmış. Adair, Fransa hakkında; "Her zaman Fransız kültürüne ilgi duydum. Üniversite eğitimimi bitirir bitirmez Paris'e gidip orada yaşamaya karar verdim. Bazen Fransa'da yaşarken dahi Fransız kültürüne hayranım diyorum." Bertolucci ise Adair'den birkaç yıl sonra 1962 yılındaki ilk filminden sonra geliyor Fransa'ya. İlk röportajını verdiğinde gazeteciye "Eğer sizin için bir sakıncası yoksa Fransızca konuşmak istiyorum" diyor. Gazeteci ise ona "Neden, burada hepimiz İtalyan değil miyiz?"diye sorunca Bertolucci ona Fransızca şu cevabı veriyor; "Fransızca sinemanın dilidir. Sinema Fransızca konuşur."

Gilbert, Adair'in Paris'te olduğu dönemde Sinematek Française'in yönetmeni Henri Langlois, yaptığı farklı filmlerle tepki görmüştü. "Bu Paris'te yaşanmış çok büyük bir olaydı. İlk defa genç insanlar konuşuyordu ve kazanmışlardı. Çünkü Langlois onları biraraya getirmişti. Bazıları bunun 68'lerdeki kargaşanın tekrarlanması olarak görüyorlardı. İsyankar bir hava vardı ve sonunda patlama gerçekleşti. Oradaydım ve yıllar sonra bu olayı yazmak istedim. Bu otobiyografik bir roman değil, The Holy Innocents da değildi. Fakat bazı olaylarda otobiyografik hikayeler kullanıldı" diyor Adair.

Film bu dönemdeki olaylara göndermelerde bulunsa da "1968 yılında yaşayan üç gencin hikayesini anlatıyor" diyor Thomas. Olayların olduğu dönemde Pinewood Stüdyoları'nda Ken Loach ile birlikte çalışan Thomas, "O günlerde politika, yaşam biçimi ve geleneklerin değişmesiyle Paris, idealizmin merkezi haline gelmişti. Bu döneme ait bir filmin yapılması bana oldukça ilginç geldi. Ben 19 yaşındayken Londra'da da farklı şeyler yaşanıyordu fakat Paris'teki gibi değildi" diyor.

Adair, bunun bir tarih dersi olmadığını söylüyor. "Filmin bazı bölümlerinde 1968'den olaylara rastlansa da aslında film Paris'te yaşayan Amerikalı bir öğrenciyle, Fransız iki kardeşin arkadaş olmasını anlatıyor."

Bertolucci, "Her şey Paris'te bir gün içinde başlıyor ve kahramanlarımız tanışıyor. Fransız gençlerin aileleri bir aylık bir tatile gitmişler. Böylece üçü birden bir evin içinde yaşamaya başlıyorlar. Ve aralarında gerginlik dolu bir ilişki başlıyor. Kendilerini eve kapatıyorlar ve dışarıya büyümüş olarak çıkıyorlar. Artık birer yetişkinler."

"Onların keşif yolculuğunu anlatıyor" diyor Adair ve şöyle devam ediyor; "İlkbaharda geçiyor. Paris'te ilkbahar yaşanıyor, politik uyanışın baharı, vücutlardaki bahar…Evde yaşananlar, dışarıda yaşananların yansıması olarak görünüyor." 1968 yılında yaşananların sadece politik yanı yok. "İnsanlar bana filmin 68 yılını anlatıp anlatmadığını soracaklar" diyor Bertolucci, "Evet, 68'lerde geçiyor, 68'lerin ruhunu taşıyor fakat barikatları ya da sokaktaki kavgaları konu almıyor diyeceğim. Daha çok tüm yaşananlar hakkında olacak. Oradaydım ve yaşananlar unutulmazdı. Genç insanların yüzünde daha önce hiç görmediğiniz ve bir daha göremeyeceğiniz umut vardı. Geleceğe doğru dalmaya çalışmak, özgürlük inanılmazdı. Yaşanan idealistlikti ve bu dönem, ütopik olayların sonucuydu."

Yeniden 60'lar

Bertolucci için Paris'e dönüp "The Dreamers"ı çekmek oldukça etkileyici bir deneyim oldu. Adair; "Bernardo'nun en ünlü ve en iyi iki filmi de Paris'te çekildi. Bunlar Last Tango ve "The Conformist". Hatta bu konuda sette çok dalga geçerdik onunla, "The Dreamers" senin "Paris'te Son Tango 1'in olsun diye... Bir çok kişiye göre Bernardo'nun Paris'te film yapacak ekstra bir kapasitesi var. Fransız biri ya da Fransa'da yaşayan biri gibi her yeri ve her şeyi çok iyi biliyor. Nasıl bir dekor kullanacağını da biliyor. Paris, Nouvelle Vague yönetmenleri tarafından birçok kez konu alınsa da, o burayı daha önce hiçbir yönetmenin ele almadığı gibi değerlendiriyor" diyor. Fakat Bertolucci yapılacak karşılaştırmalardan çekiniyor ve yeni bir şey yaptığını göstermek istiyor. "The Confomist" ve "Last Tango"da kullandığım yerlerden farklı yerler kullandım.
Paris'te geçen diğer filmlerimle "The Dreamers" arasında bir benzerlik kurulmasını istemedim. Ve "The Dreamers", 68 yılında ben daha ilk filmimi yapmak için Paris'e gelmediğim bir zamanda geçiyor" diyor.

"The Dreamers" 35 yıl öncesini anlatıyor. Bertolucci, bunun farkında fakat bu filmin belgesel bir nitelik taşımadığını da biliyor. Jean Rabasse, "Bernardo benim Vatel (2000)'de çalıştığımı biliyordu. Bu film 14. Louis'i konu alan ve 17.yüzyılda geçen büyük bir filmdi. O dönemi yaratabilmek için çok çalışmıştık. Bernardo, "The Dreamers" için çok fazla ayrıntıya gerek olmadığını söyledi. Çünkü 60'lı yıllarda Paris zor bir dönem geçiriyordu fakat bugünkü haline benziyordu. Bu yüzden evler, setler kuracağımıza birşeyleri çıkartıp, daha basit bir çalışma yaptık. Şöyle düşündük eğer izleyici bir dönem filmi değil de Paris'te yaşanan bir hikayeyi izlediğini düşünürse zaman kazanmış oluruz. Çok az şey göstermeye çalıştık çünkü o döneme ait arabalar, mobilyalar çok dikkat çekici olmamalıydı" diyor.

Bertolucci bu konuda ısrarcı davranıyor ve "Ben bir tarih filmi çekmiyorum. 68'lerin ruhunu istiyorum ve yeniden bir yapılanma arıyorum. Bu konudaki düşüncelerim benim bir süre duraklamama neden oldu. Bugünle çok ilgiliyim. Geçmiş hakkında bir film yapmak için geçmişin bugün yaşadığımız yerde olması gerekir. Çünkü bir film yaparken gerçek, insanlar, yerler, yüzler ve kameranın önündeki bedenler özellikle de o döneme ait kostümler içerisindeyseler de size çağdaş görünürler. Sadece kamera o dönemi yansıtabilir."

Bertolucci bu konuyu Gilbert Adair'e senaryo aşamasında da dile getirmiş. Adair, "Romanın orijinalinde sokaklarda neler yaşandığı daha ayrıntılı bir biçimde anlatılıyordu fakat Bernardo ilk günden itibaren bana bu kadar çok ayrıntıya gerek olmadığını söyledi. Bunun nedeni bir film yapımcısı olarak ilgilenmemesi ve bana söylediği gibi "Sen oradaydın, ben oradaydım bildiğimiz şeyler var. Fakat bunlar sadece bizim bildiğimiz şeyler" dedi. Demek istediğim "The Last Emperor"da Çin Devrimi yeniden yapılandırılıyor fakat bu yönetmenin deneyiminden çok mistik bir şey. Bu dönem ise benim ve onun yaşamlarına ait bir dönem. Bu nedenle bu yolu denemek istemedi" diyor.

Bertolucci bu film hakkında, uzun bir araştırma yapmayı da ihmal etmedi. Thomas, "Bernardo diğer yönetmenlere göre daha çok araştırma yapar. Filme başlamadan önce konu hakkında her şeyi bilir. Bu, her şeyi kullanacağı anlamına gelmez sadece bilir."

Araştırmaya meraklı olan yönetmen birlikte çalıştığı oyuncuların da, bu dönem hakkında bilgi edinmelerini ister. Eva Green, "Bernardo bu döneme ait belgeleri bize gösterdi. Çok şey öğretti, daha önce hiç bilmediğim şeyleri öğrendim. Çok etkilendim, tüm yaşananların bu kadar büyük boyutlarda olduğunu bilmiyordum" diyor.

Filmi çekmek çok da kolay olmadı. Kariyeri boyunca Bertolucci stüdyoda film çekmeyi reddetti, aynı durum "The Dreamers" için de geçerliydi. Jeremy Thomas, "Tüm sahneler dışarıda çekildi. Bernardo ile birlikte çalıştığım tüm filmler stüdyo dışında çekildi. Sadece "The Last Emperor"un birkaç sahnesi dışında. Çünkü sarayın odalarına girmemize izin verilmemişti. Fakat normal durumlarda onun filmleri mutlaka olayın geçtiği yerde çekilir" diyor.

Bertolucci'ye göre stüdyodaki rahatlıklar onun çalışmasını zorlaştırıyor. "Stüdyoda birçok şeye sahipsiniz Işık her zaman var ve eğer kameranızı geriye çevirmek isterseniz duvarı yıkabiliyorsunuz. Dışarıda çekim yaparken ben bunu yapamıyorum fakat benim ihtiyacım olan da bu. Gerçek yerlerin sınırları her zaman teşvik edicidir. Kameramı hissetmeyi seviyorum, vücudum gibi aramızda organik bir bağ var. Bu nedenle "Last Tango in Paris"i stüdyoda çekmedim. Renoir'in sette bana her zaman kapıyı açık bırakmam gerektiğini söylediğini hatırlıyorum, kim bilir belki çekim sırasında içeri biri gelir, hiç beklemediğin biri. Bu sinemanın setinde gerçeklik olmalı. Fakat stüdyoda gerçekliğin içeri girmesi imkansız" diyor.

Günümüzdeki film prodüksiyonlarında yer konusu bazı problemler yaratabiliyor. Rabasse, "Çekimin yapılacağı yerden sorumlu kişi için bu bir kabus çünkü çekim için izin almak her zaman çok zor" diyor.

Jeremy Thomas, bu konunun film yapımcılığında başka bir sorun olduğunu da vurgulamadan edemiyor. "Her filmde problem yaşanıyor. 1968 yılını tekrar yaratmak için izin almak oldukça zordu. Çünkü yetkililer sokaklarda pankartlarla dolaşan, ateş yakan, arabalara saldıran ve taş atan bir topluluğu istemiyor. Londra ya da Paris, neresi olursa olsun bu tür sahneleri çekmek oldukça zor. Fakat bu üstesinden gelemeyeceğiniz bir şey değil. Yapmanız gereken bir görev. Asıl problem örneğin sokakları çekerken yaşandı. 1968 yılında yol çizgileri sarı değildi, şimdi ise sarı. Bu nedenle her sokak çekimi sırasında sarı çizgileri yerleştirmek zorunda kalıyorduk. Eski arabaları bulmak da hiç kolay olmadı. Çünkü devlet 10 yıldan eski arabanız varsa bunu değiştirmeniz için elinden geleni yapıyor" diyor.

Başrol oyuncularımızın karşılaştığı Sinematek ve The Louvre gibi yerlerde çekim yapma konusunda ise problem yaşanmamış. Fakat bazı yerlerdeki koşullar çekimin yapılmasına izin vermiyordu. Örneğin ayaklanma sahnesi için St Germain seçilmişti fakat olamazdı. Rabasse bunu şöyle anlatıyor: "St Germain olması imkansızdı çünkü 68 Mayıs'ından sonra Paris Belediyesi tehlikeli olduğu gerekçesiyle kaldırım taşlarını kaldırdı. Bu nedenle artık kaldırım taşlarını çok fazla öğrenci yaşamadığı için Paris'te zenginlerin oturduğu yerlerde görebilirsiniz "

Gilbert Adair'in en başta ekip çalışması hakkında şüpheleri varmış fakat yapılan işi gördükten sonra bu düşüncesi değişmiş. "Dekoratörler mükemmel bir iş çıkardılar. En başta işe yaramayacağını düşündüğüm çok fazla şey değişmiş durumdaydı. Çoğu yer artık aynı değildi ve bunlardan bazıları olaylar açısından çok önemliydi. Ayaklanma sahnelerini çektiğimiz zaman herkes planlı bir şekilde çalışıyordu fakat ben hala bir şeylerin yanlış olacağını düşünüyordum. Fakat olayları görünce çok şaşırdım. Filmi izlerken 68'in anılarını hatırladım ve benim için bu sinema demekti."

Sokak sahneleri Ağustos ayında geleneksel bir tatil döneminde çekildi. Bu dönemde Paris boşalıyordu. Daha sonra Bertolucci,gençlerin içinde bulundukları psikolojik durumun anlatıldığı daire üzerinde düşünmeye başaldı. Rabasse, "Ona Matthew'ın otel odası için bir fotoğraf gösterdim ve nasıl olduğunu sordum. Bana " Hikaye ne ? Burası ne ? " dedi. O an doğru bir fikir olmadığını anladım ve baştan başladık. Odayı yeniden boyadık ve mobilyaları değiştirdik. Bu arada ben de oda hakkında bilgi topladım. Bu oda kime aitti ? Nasıl kişiler kalıyordu ? Bu bilgileri toplamamız gerekiyordu çünkü Bernardo bu bilgileri oyuncuya iletecek ve onun rolüne konsantre olmasını sağlayacaktı" diyor.

Uzun süren bir araştırmadan sonra herkesin aradığı daire bulundu. Sadece Bertolucci'nin aradığı yer bulunmuş olmadı diyor Thomas, "Bahçeli bir apartman bulduk ve böylece tüm ekip buraya yerleşti. Soyunma odaları, makyaj odaları herşey içerideydi dışarıda olan tek şey yemeklerdi. Bu çok uygun bir durumdu çünkü olayların geçtiği ev bu filmde önemliydi. Yaşamalı ve nefes almalıydı."

Bulunan daireden Adair de etkileniyor. "Bir bakıma bu ev filmin gerçek yıldızı. İçine girdiğimizde üç oyuncumuzla birlikte günlerce orada kalıyorduk. Çoğunlukla set kapalıydı ve biz bu üç güzel insanla, onların çıplak ve yarı çıplak vücutlarıyla beraberdik. Bu büyük bir okyanusun ortasında olmak gibi birşey dünya batıyor fakat sen dışarıda neler olduğu ile ilgilenmiyorsun. Komik bir şekilde karakterlere neler olduğuna ayna tutuyor. Dışarıda olan olaylara rağmen daireyi terk edemiyorlar. Ayaklanmaları ve siren seslerini bizimle birlikte duyuyorlar fakat yaptıkları şey onlar için çok daha önemli."

Erotik yapısına rağmen Thomas, bu filmin "Last Tango"nun devamı niteliğinde başarılı skandal bir film olacağını düşünmüyor. "Tartışma istemeyen bir film. Sadece üç gencin hayatlarındaki önemli dakikaları konu alan bir film" diyor. Michael Pitt de aynı fikirde "Bu filmde diğer filmlerde olmayan çok şeyi gösteriyoruz, bu yeni bir şey. Fakat bunun tartışmalı olacağını sanmıyorum. Bazı filmlerin ses getirmesinin nedeni bu tür filmlerin az sayıda yapılması. Bu filmler Amerika'da Avrupa'dan çok daha fazla ses getiriyor. Bana göre neden; Avrupa'da sekse, öldürmekten çok daha fazla önem vermeleri. Çok garip bir şey, şiddeti izleyebiliyorsunuz ama çıplaklığı izleyemiyorsunuz" diyor.

"The Dreamers" ile birlikte Bernardo Bertolucci, tarih hakkında yanlış bilinenleri kendi gözüyle düzeltmek istedi. "Bazıları 68'in kaybedilmiş bir savaş olduğunu düşünür bence bu tamamen yanlış bir düşünce. Bana göre birçok değişiklik oldu fakat kötü anılar da vardı. Bu nedenle insanlar çocuklarına 68 olaylarını anlatmıyor. Gençler için o dönem büyük bir kara delik gibi, bunun nedeni ailelerinin konu hakkında konuşmamaları. Gençler 68 yılı hakkında hiçbir şey bilmiyor. Bence bu suskunluk 68 ruhuna konan bir sansür…Aptalca bir şey. Devrim hayalleri başarısızlıkla sonuçlanmış olsa da, olaylar bazı şeylerin değişmesinde büyük rol oynadı. Her şey değişti. İtalya'da insanlar sokakta öpüşen insanlara alışmaya başladı. Ve bugünkü çocuklar, özgürlükleri garanti altına alınmış çocuklar, 68'de neler yaşandığını bilmiyorlar."

Bertolucci bugünün gençlerine altın çağ hakkında nostalji dersi vermek gibi bir niyeti olmadığını da vurgulamadan geçemiyor. "Bazı yönlerden "The Dreamers" hatırlatıcı bir görev üstleniyor, bir şarkı ya da birden ortaya çıkan güneş ışığı gibi. Bütün gençliğin sabahları inanılmaz beklentilerle kalktığı bir dönemi hatırlatıyor. Belki de bugünkü gençleri, geleceklerini düşündüklerinde melankolik bir hal aldıklarını gördüğüm için onlara geleceğin belirsiz fakat olumlu olduğu bir dönemi hatırlatmak istedim" diyor. Louis Garrel de Bertolucci'nin bu fikrine katılıyor ve daha fazla genç insanın o dönemdeki enerjiyi anlamasını istiyor. "Bir çok kişi 68 Mayıs'ının efsanesini öldürmeye çalışıyor. O dönemin ölü bir zaman olduğunu ve olayları kapitalistlerin yarattığını söylüyorlar, çoğu insan bunun doğru olmadığının farkına varamıyor" diyor.

Bertolucci için o dönemden miras kalanlar; duygular, optimizm ve umut. "Romantizmin çok büyük bir gücü vardı. Utandığınız ya da münasebetsiz görüldüğünüz bir şey değildi. Filmlerimde bunu görebiliyorum" diyor Bertolucci.
Gilbert Adair içinse romanı kendisini yıllar önce başlayan farklı ve beklenmeyen bir yolculuğa çıkardı. "Filmin sonu hem mutlu hem de mutsuz bitiyor. Mutlu çünkü karakterlerimiz çıktıkları yolculuğun sonuna ulaşabiliyorlar ve kendileri hakkında birşeyler öğrenmiş oluyorlar. Mutsuz çünkü her zaman bir şeylerin sonuna yaklaşmanın verdiği üzüntü var. 60'lar hakkında neler düşündüğümün farkına vardım. Bernardo ile o döneme ait filmleri izlerken, 'Aman Tanrım ne kadar da toymuşuz, ne kadar kötü giyinmişiz? diye düşünüp durdum. Fakat aynı zamanda hayatımın en güzel dönemiydi. Gerçekten de öyleydi."

Film hakkında bilgi için tıklayın...

 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
 
Copyright © 2000-2003 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.