|
YILMAZ GÜNEY Namı Diğer; ÇİRKİN KRAL
1937'de Adana'nın Yenice köyünde doğan Yılmaz Güney, kürt asıllı topraksız
bir ailenin çocuğuydu. Asıl adı Yılmaz Pütün'dür. Annesi dindar bir kadındı
ve okuma yazma bilmezdi. Babası ise okula gitmemiş ancak, okuma yazmayı
askerde öğrenmişti. Yılmaz Güney'in annesi o Kayseri cezaevindeyken 1976'da
öldü. Küçüklüğünde dana güderken hikye yazardım diyen Çirkin Kral, yine
o yıllarda hikayeler yazardı ve sanata meraklıydı.
Yılmaz Güney, 1955'te bir hikayesinden ötürü yasal takibata uğradı ve
hakkında dava açıldı. Bu dava 1957'de İstanbul'da İktisat Fakültesinde
öğrenime başladığı
zaman sonuçlandı. Bu yüzden eğitimi yarım kaldı. Cezası ise yedi buçuk
yıl ağır hapis ve iki buçuk yıl sürgündü. Daha sonra temyiz mahkemesi
bu kararı bozdu ve dava yeniden görüldü. İkinci mahkeme sonucu Çirkin
Kral'ın cezası, bir buçuk yıl ağır hapis ve altı ay sürgün cezasına dönüştü.
Yılmaz Güney ilk kez 1961 Mayısında cezaeviyle tanıştı. 1962 Aralıkta
cezası bitti. Ardında sürgün başladı. Muhafazakar oluşuyla ünlü Konya'ya
sürgüne gönderildi. Burada her akşam oradan yrılmadığına dair polise imza
veriyordu.
Çirkin Kral, 1968'de askere gitti ve 1970 Nisanında döndü. 1971'de gözaltına
alındı ve bir hafta gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakıldı. Suçlu
olduğuna dair bir delil yoktu ancak yine de 3 ay Nevşehir'e sürgüne gönderildi.
16 Mart 1972'de, devrimcilere yardım ettiği gerekçesiyle tekrar tutuklanan
Yılmaz Güney, mahkeme sonucu 10 yıl ağır hapis ve sürgün cezasına çarptırıldı.
Daha sonra Ecevit hükümetinin genel af kararıyla serbest bırakıldı.
Yılmaz
Güney cezaevi günlerinde onüç sayı devam ettirebildiği "Güney" isimli
bir sanat dergisi çıkardı. 1974 Eylülünde, bir cinayet olayına adı karışınca,
on dokuz yıl hapse mahkum edildi. Tekrar sıkı yönetim ilan edildiğinden
dergi çıkarması yasaklandı ve yazılarından dolayı hakkında on ayrı dava
açıldı. Suçu; kominizm propagandası yapmak, milli duyguları zayıflatmak,
halkı suç işlemeye teşvik etmek, suç sayılan filimleri övmek ve devletin
içte ve dışta itibarını sarsmak...İstenen cezaların toplamı ise yüz yıla
yaklaşıyordu.
Çirkin
Kral Yılmaz Güney, 1981 Ekiminde, izinli çıktığı Isparta yarı-açık cezaevine
bir daha dönmedi. Sonra da yurtdışına çıktı. 1981 Ekimine kadar yaklaşık
on iki yılını çeşitli cezaevlerinde geçirdi ve bu süre zarfında ikisi
yarı-açık olmak üzere on beş farklı cezaevinde kaldı. Yurtdışına çıktığında
devam eden davalarından sadece sonuçlananların toplamı yirmi yıl ağır
hapis, yedi yıl sürgündü. Ve birkısmı halen sürüyordu...
Yılmaz Güney'in sinema hayatı Atıf Yılmaz'la tanışmasıyla ve "Bu Vatan'ın
Çocukları" adlı filmle başlar. Burada Yılmaz Güney, Atıf Yılmaz'ın sinemada
ikinci asistanı olur ve başrolde de oynar. Konusunu Kurtuluş Savaşı'ndan
alan bu filmin ardından, Yaşar Kemal'in aynı adlı romanından uyarlanan
ve yine Atıf Yılmaz'la beraber "Ala Geyik" filmini yaparlar. Ardından
"Karacaoğlan'ın Kara Sevdası" ve "Tütün Zamanı" adlı fimler gelir. Ancak,
Güney'in bu çalışmaları fazla ilgi görmediğinden tekrar Atıf Yılaz'la
beraber çalışır ve "Tatlı Bela" filminde asistanlık yapar.
Yılmaz
Güney 1968'den sonra Türk Sinemasına damgasını vuracaktır. "Seyithan"
filminin 1968'de çevrilmesinden sonra eski sinema ve eski ustalar üzerine
eleştiriler ve sorgulamalar başlar. Ardından "Aç Kurtlar" ve 1970'te çekilen
"Umut" filmi gelir. "Umut" filmi Yılmaz Güney'in toplumsal sinemanın gelişimini
heber verdiği yapıtıdır. Bu film kitleleri yeniden hareketlendirerek sinemayı
sevdirir ve salonları doldurur. Kısacası1970'li yıllar sinemada Yılmaz
Güney'li yıllar olarak adlandırılabilir.
Yılmaz Güney Türkiye'de ve yurtdışında Türk sinemasının önde gelen temsilcisi
olmuştur. Bir filmde Yılmaz Güney katkısı söz konusuysa o film maksimum
ilgi görmektedir artık. Zaten Türk sinemasının dünyaya tanıtılması da
bu dönemde oldu. Sinemamız evrenselleşerek bir toplumsal olayları başarıyla
yansıtabilen bir sanat dalı oldu.
Güney'in başyapıtı "Umut" ile başlayan toplumsal sinema anlayışı, "Yedi
Belalılar", "Canlı Hedef", "Şeytan Kayaları", "Sevgili Muhafızım", "Kaçaklar",
"Çirkin ve Cesur", "İbret", "Yarın Son Gündür" adlı ticari filmlerinin
ardından, "Acı" filmiyle devam etti. Sonra da sınır köylerinin yaşamını
kponu edindiği, ödüllü filmi "Ağıt"ı çekti.
Yılmaz Güney, daha sonra mafya ve gangsterlere karşı mücadele veren iki
arkadaşın yaşamlarını konu ettiği "Vurguncular" filmini yaptı. 1971 yılı
Yılmaz Güney için çok verimli geçti. "Umutsuzlar" filminden sonra yine
ödüllü bir filmi olan ve gişe rekorları kıran "Baba"yı çekti. Adana Film
Festivalinde ödül alan bu filmin, çeşitli baskılar yüzünden ödülü geri
alındı. "Baba" filmi fakir bir işçinin bir cinayeti üstlenip hapse girmesini
ve bunun sonucunda gelişen olayları konu ediyordu.
Yılmaz
Güney, 1972 yılında "zavallılar"ı çekerken hapse girdi ve bu filmi Atıf
Yılmaz tamamladı. 1974'te hapisten çıkınca Güney'in çektiği ilk film,
burjuva yozlaşmasını konu ettiği "Arkadaş" olur. Yılmaz Güney, mevsimlik
pamuk işçilerinin yaşamını konu ettiği "Endişe"yi bitirmeden tekrar hapse
girer. Bu filmi ise onun yardımcılarından Şerif Gören bitirir.
Yılmaz Güney artık hapisten çıkamayacağını anladığında, orada seneryolar
yazarak, içerden taktiklerlerle yöneterek sinemaya devam etmeye çalışır.
Ancak sonuçlardan memnun kalmaz ve bu çalışmaları eleştirir. Örnek olarak;
1975 yılında "İzin"filmini Temel Gürsu, "Bir Gün Mutlaka" filmini ise
Bilgi Olgaç yönetir.
Uzun bir aradan ve hazırlıktan sonra Yılmaz Güney, 1978 yılında Zeki Ökten'e
"Sürü" filmini verir ve beklenen başarıyı yakalar. Bu filmde Tarık Akan,
Melike Demirağ ve Tuncel Kurtiz çok başarılı bir oyunculuk sergilemiştir.
Uzun dönem dillerden düşmeyen bu film, yurt dışında da ilgi görürür ve
bir çok ödüle layık görülür.
1979'da "Düşman" filminin hazırlıklarını bitirince, çekme görevini Zeki
Ökten'e verir. Hapisteyken yaptığı son filmi ise "Yol" olur. Bu filmi
Şerif Gören yönetir ve "Yol" Tarık Akan, Halil Ergün, Necmettin Çobanoğlu
gibi usta oyuncular sayesinde bir şaheser olarak doğar. "Yol"da "Sürü"
filminde olduğu gibi beklenen uluslararası etkisini gösterir ve Altın
Palmiye ödülünü alır. 1981'de çekilen bu film, dönemin askeri rejiminin
baskılarına rağmen yutdışına kaçırılarak kurtarılır. Yılmaz Güney'in en
son filmi ise, yurtdışına kaçtıktan sonra Yunanistan ve Fransa'da hazırladığı
"Duvar" filmidir. Bu filmde yıllarını elinden alan hapishane hayatını
anlatmıştır.
Yılmaz Güney, 9 Eylül 1984'de genç yaşta aramızdan ayrıldığında ardında
120 civarında yapıtını bıraktı...
Yılmaz Güney Türk sinemasının en büyük temel taşlarından birisidir. Onun
sinema anlayışı zengin kız, fakir erkek ana konusundan sıyrılmıştır. Toplumsal
gerçekleri insancıl bir dille, tepeden bakmayarak, içine girerek anlatmıştır.
|