|
Türkiye'de Film Dağıtım Şirketleri - 2
Türkiye'deki film dağıtım şirketleri ile ilgili dosyamızda bu hafta
şirketlerin salonlarla anlaşma koşulları, Türkiye'deki salon ve seyirci
sayısındaki artışlar inceleniyor... şirketlerin film seçimi, filmlerin
vizyon tarihlerinin ve sürelerinin belirlenmesi konularına değinen yazının
ilk bölümü için tıklayınız...
Dağıtım Şirketlerinin Salonlarla Antlaşma Koşulları
Sektörde
yer alan tüm şirketlerin karı tamamen satılan biletlerden gelmektedir.
Salonlara ne kadar çok insan gelip filmlere bilet alırsa, dağıtımcı şirketlerin
karı da o oranda artmaktadır. Bütün dağıtımcı firmalar birbirlerine
rakip olsa da, seyirci sayısının ve salon sayısının artması hepsinin ortak
dileği ve amacıdır. Böylece pazarın ve elde edilen karın büyümesi
söz konusu olacaktır.
Her sinema için geçerli olan ve bilet fiyatı üzerinden belirlenen standart
bir oran vardır. Bilet fiyatı üzerinden vergi vb. düşüldükten sonra orana
göre sinema salonu ve dağıtımcı işletme, aralarında bilet fiyatını paylaşırlar.
Warner
Bros ve UIP şirketleri, genel olarak sinemaların belli şirketlere bağlı
olarak çalışmaları yöntemini uygulamak yerine salonlara verdikleri yıllık
film listesinden, salonların seçtikleri filmleri oynatması yöntemini uygulamaktadır.
Fakat yıllık anlaşma yaptıkları salonlar da vardır. Örneğin, Emek ve Süreyya
sinemaları, Warner Bros'un filmlerini oynatmaktadır. Haluk Kaplanoğlu,
bu durumun tüm sinemalar için geçerli olmadığını söylemektedir: "Biz sinemalara
bir sezon içerisinde çıkacağımız filmlerin listesini veriyoruz. Bazı salonlar
tümünü, bazılarını üçünü, beşini oynamak istiyor. Dolayısıyla her şeyden
önce, salonlar hiçbir zaman bizim kontrolümüz altında değil. Biz sadece
sinemalara programımızın ne olduğunu söyleriz. Hangi tarihte ne filmler
çıkacak, bunu iletiriz. Ama x sineması kalkıp, 'ben iki film oynarım,
başka film oynamam' derse, ben de giderim başka sinemaya. O, iki film
dışında 4 film daha oynarsa, ordaki tercih bizim, ama hiçbir zaman bir
sinemacıya, 5 film daha alma zorunluluğu getirmeyiz; bu kesinlikle yapılmaz.
"
Özen
Film ise salonlarla anlaşması bakımından diğer iki firmadan ayrılmakta...
Tabii ki Özen Film'in kendi sinema salonlarının olduğunu da unutmamak
gerek. Özen Film kendisine ait salonlar haricindekilerle 52 haftayı
kapsayan yıllık anlaşma yaparak filmlerini oynatmaktadır. Fakat, Nizam
Eren bu tür bir anlaşmanın, dezavantajları olduğunu dile getirmektedir.
"Örneğin,
Atlas sineması bizimle anlaşmalıdır ve bu anlaşma 52 haftayı kapsar. 52
haftanın 2 haftasını başka firmanın filmlerine verirse anlaşma tek taraflı
iptal edilir. Bu nedenle, koşullardan biri 52 haftayı da Özen Film'e vermektir.
Ama kimse, durup dururken bütün bir yılı bir firmaya vermez. Önce şirketin
listesine bakar, 'Hakikaten sizinle çalışmak iyi' der ve bizimle çalışmayı
kabul eder. İki sene çok iyi para kazanır, fakat bir sene kazanamayınca
sizinle anlaşma yapmaz. Ama filmcilik dünyası, tüm dünyada iki senede
bir çok iyi para kazandırır. Örneğin Fox, geçtiğimiz yıl 'Star Wars'u
çıkardı fakat bu sene durdu. Eminim ki seneye çok iyi proje ile ortaya
çıkacaklar. O projeleri sadece biz biliriz. Dolaysıyla, 2 -3 seneden sonra
anlaşmalı olduğunuz bir salon, 'sizden çok iyi para kazanacağıma inanmıyorum'
der ve başka şirketle anlaşma sağlar. Her ne kadar başka bir sinema ile
çalışma şansınız olsa da piyasanın geleceği açısından bu tür hareketler
sağlıklı değildir."
Ayrıca garantili prusantaj yöntemiyle çalışan salonlar vardır. Bir
hafta bir firmadan, diğer hafta başka bir firmadan film alarak sistemi
yürütürler. Bu sistemle çalışan sinemalar, filmin bir haftalık bedelini
dağıtımcı firmaya öder ve eğer bilet satışı bu bedelin üzerine çıkarsa
ek olarak dağıtıımcı firmaya hisselerini öderler.
Türkiye'deki sinema pazarı, salon ve seyirci sayısının artışıyla beraber
geliştikçe, salonların dağıtımcı firmalarla yıllık anlaşma şartları daha
düzenli hale gelip, yerine oturacaktır. Hem sinema seyircisi hem de
dağıtımcı şirketler, salonlarla yapılan düzenli anlaşmalar sayesinde gerekli
verimi alacaklardır. Böylece sinema izleyicileri de hangi salonda hangi
şirketin filmlerinin oynadığını bilecek ve buna göre karar verecektir.
Salon Sayısının Son Yıllarda Artması
Son
yıllarda ülkemizde komplekslerin artması, sinema pazarının gelişmesine
katkıda bulunmaktadır. Çok ciddi bir sinema potansiyeli olmasına rağmen,
Türkiye doymamış bir sinema pazarına sahiptir. Bu yüzden, Kanada firması
'Odeon', Alman firması 'Cinemax' gibi yabancı firmalar Türkiye' de salon
açmaya geliyorlar. Kompleksler, son yıllarda artış gösteren sinema seyircisi
sayısını da daha yukarılara çekecektir.
Komplekslerin, pazarın gelişim sürecine olumlu katkıları vardır.
Aynı binada birden çok filmin gösterimde olması, o çevreye gelen ya da
orada yaşayan seyirciye, farklı türlerde birçok film arasından seçim yapma
ve sonuçta kendisine uygun tür ve zamanda mutlaka bir film bulabilme olanağını
sağlıyor. Amerika ve Almanya'da iyi sonuç verdiği görülen bu uygulama,
Fransa'da seyirci sayısındaki genel düşüşü durduramamış. Aynı uygulama
İngiltere'de ise harika bir sonuç vermiş: İngiltere'de seyirci sayısı
artmış ve ülke birden Avrupa'nın en büyük pazarlarından biri haline gelmiş.
İngiltere örneği, bazı yasal düzenlemelerle yerli filmlerin de bu işletmelerde
değerlendirilip, iş yapabildiğini kanıtlıyor. Ayrıca işletmecilerin tüm
dünyada birden gençleşen seyirciyi her durumda kompleksin içinde tutmak
için başvurdukları çarelerle (barlar, restorantlar, dükkanlar, kitapçılar
vb.) geleceğin önemli kültür merkezleri olmaya aday görünüyorlar. Ülkemizde
de bunların örnekleri hızla çoğalıyor.
Komplekslerin bir başka yararı da, işletmecilerin çok koltuklu salonda
devam haftasına giremeyecekleri, ama hala belli bir seyirci potansiyeli
olan filmleri küçük salona aktararak devam edebilmeleri. Bu uygulamanın,
ticari şansları çok az olan değişik türde ya da seyircinin alışık olmadığı
ülkelerden gelen filmlere de bir yararı oluyor. Örneğin - ülkemiz için
konuşursak - 100 bin seyirci toplayamayacağı için dağıtıma çıkarılmayan
bir film, İstanbul'da bir ya da iki küçük salonda seyircisiyle buluşabiliyor.
Bunun, ticari şansları çok düşük olan Türk filmleri için de yeni bir olanak
sağladığı ortada. Sinema kompleksleri sayesinde, ülkede genel olarak oynayan
film sayısı ve çeşidinde bir genişleme görülürken, bundan klasik filmler,
az tanınan ülkelerin filmleri de yarar görüyor. Aynı kompleksin büyük
salonlarından birinde oynayan bir blockbuster'a giden seyircinin, küçük
salonda oynayan değişik ya da klasik bir filmin afişinin önünden geçiyor
olması da bu filmlerin ilgi görmesini sağlayabilir.
Salonların, kompleksler şeklinde açılıp artış sağlamaları dağıtımcı şirketlere
de bir çok yararlar sağladı. Bu yararları Armağan Milli şöyle özetliyor.
"Bizim için Multiplex (kompleks)'lerin açılması ve böylece kalitenin artması
çok iyi oldu. Artan salon sayısıyla paralel olarak, bilet fiyatından kazandığımız
para da artıyor ve daha çok alternatif sağlıyor. Ayrıca 'Long Run'
dediğimiz bir filmi daha çok oytatıp o filme gelecek insan sayısını maksimuma
çıkarmak mümkün oluyor. Dağıtım açısından avantajımız ise tek yerle
muhatap olmamızdır. 8 ayrı salon yerine, bir kişiyle anlaşıyoruz. Bunun
bir takım dezavantajları olsa da organizasyon açısından rahatlık getiriyor.
Çok salonlu komplekslerin artması pazar için ve dolayısıyla dağıtımcı
şirketler için büyük bir avantajdır."
İzleyici açısından da, komplekslerin açılması avantaj sağlamaktadır. Izleyicilerin
seçecekleri alternatifler arttı. Ayrıca, gelen filmlerin gösterimde kalma
sürelerinin artmasıyla, izlemek istedikleri filmleri kaçırmak durumunda
kalmamaktadırlar. Açılan komplekslerde yer alan koltuk sayısı, ortalama
400 - 500 olmasına rağmen dağıtımcı şirketler için hasılatın önemli bir
bölümü buradan gelmektedir.
Bundan
çok değil sadece 8 -10 sene önce çok iş yapması beklenen bir film, (Örneğin;
"Bodyguard") ancak 10 salonda gösterime girerken (yani 10 kopya) bu sayı
şu anda 60'a* kadar çıktı ("Mission Impossible - 2" filmi, 60 kopya olarak
gösterime girdi. *Bu söyleşi Mayıs 2000'de yapılmıştır.). Her ne kadar
son yıllarda, komplekslerin artmasıyla pazar potansiyelinde gözle görülür
bir gelişme yaşansa da, yine de ulaşması beklenen potansiyele daha erişilememiştir.
Bu konuda Nizam Eren artışın devam etmesi gerektiğini ısrarla belirtiyor:
"89 yılında 100 salon varken şimdi bu sayı 450'ye çıktı. İnanılmaz
bir artış olduğu görülse de daha Türkiye için istenilen sayılara ulaşılamadı.
Türkiye'de olması gereken salon sayısı 3000 - 3500'tür. TV'nin olmadığı
dönemde Türkiye'de 3000 salon vardı ve insanlar sinema ile yatıp kalkıyordu.
Daha sonra bu sayı 300'e kadar düştü. Bunlardan sadece 150 tanesi kullanılabiliyordu.
Dolayısıyla, en az 3000 - 3500 salona ulaşılacak ve ne zaman büyük dağıtımcılar
bir filmi 300 - 500 kopya çıkabilecek, o zaman Türkiye'de potansiyele
ulaşılabilecek."
Doymamış bir pazar olan Türkiye'de her ne kadar istenilen salon sayısına
gelinemediyse de, yaşanan artış pazara ve geleceğe güven vermektedir.
Önümüzdeki on yıl içerisinde Türkiye'nin, Avrupa'nın önde gelen ilk
üç pazarından biri olması şaşırtıcı olmayacaktır. İngiltere, Fransa, Almanya
gibi bir filmi 400 - 500 kopya çıkabilen dağıtımcıların olduğu büyük pazarlar
arasında Türkiye de yerini almalıdır. Çünkü Türkiye büyük oranda genç
nüfusa sahip, doymamış bir pazardır ve böyle bir ülkenin (pazarın) açılacak
yeni salonlar ve komplekslerle bu rakamlara ulaşması zor değildir.
Seyirci Sayısının Artması
Yıllardır pazarda yer alan her kesimin en çok şikayet ettiği konu olan
insanların sinemaya gitme alışkanlığı, salon sayısındaki artışa paralel
olarak artmıştır. Yine de yeterli seyirci sayısına çıkılmadığı konusunda
herkes hem fikir. Bize benzer nüfuslu ülkelerde sinemaya giden seyirci
ve satılan bilet sayısı Türkiye'den çok daha yüksektir. Bu konuda değişik
örnekler veren Nizam Eren, seyirci sayısının azlığından şikayetçi…
"Bir ülkede satılan bilet sayısı, o ülkenin sinemasına yani kültürüne
ve sanatına gösterdiği ilgi ile doğru orantılıdır. 99 Aralık ayı resmi
rakamına göre Türkiye'de yıl içerisinde 25 milyon bilet kesilmiştir.
Fransa'da bir filme 25 milyon bilet kesilebildiğini düşünürsek, daha çok
yol almamız gerektiği anlaşılır. Başka bir örnek vermek gerekirse, Türkiye'de
"Titanic"i izleyen insan sayısı 2.750.000. 65 milyonluk bir ülkede nüfusa
vurursak yaklaşık %4' tür. Yani Türkiye'deki en büyük filmi izleyen insan
sayısı (ki "Eşkiya" için de benzer bir rakam geçerli) %4. Bu rakam, İsrail'de
%10, Yunanistan'da %11, Amerika'da ise %25'tir. Dolayısıyla Türkiye'de
kültür tüketme politikası yavan, kısır ve bir şey ifade etmemektedir."
Aslında sinemaya gitme alışkanlığı, milli gelir dağılımı ile paralellik
göstermektedir. Nüfus olarak, Almanya, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerle
benzerlik taşısak da gelir düzeyi bakımından bu ülkelerin çok gerisindeyiz.
Bir ülkedeki ekonomik, sosyal, siyasi konjektürün her sektörde olduğu
gibi sinemada da etkisi olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Örneğin dünyada
en yüksek enflasyona sahip olan ülkemizde, insanlar sinemaya gitmeden
önce yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadırlar. Bu konuda oldukça
iyimser ve yaşanan gelişmeleri umut verici olarak gören Armağan Milli
şu saptamayı yapmaktadır:
"Avrupa'daki yerimiz Almanya, İngiltere, Fransa ve İspanya'dan sonra
altı veya yedinci sıradadır. Diğer ülkelerin doymuş pazarlar olduğunu
düşünürseniz (ki Türkiye nüfus açısından bu ülkelerle benzer bir durumdadır)
son yaşanan ekonomik gelişmelerin artmasıyla doymamış bir pazar olan Türkiye'nin
geleceğini sağlam olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye'de rakamlar yükselmektedir."
Sonuç
Türkiye gelecekte oluşacak sinema endüstrisiyle, film üretiminde dünyada
üst sıralara çıkabilecektir. Son yılllarda, salon sayısı ve seyirci
sayısında yaşanan artış, zaman zaman yaşanan olumsuzluklara rağmen pazarda
yer alan tüm işletmeleri ve kişileri ümitlendirmektedir. Pazarın en
önemli ayağını oluşturan dağıtımcı işletmeler, Türkiye'de birçok sektörde
olduğu gibi sinemada da doymamış bir pazar olduğunda hemfikirler. Yakın
bir gelecekte ülkenin gelişmişlik düzeyine paralel olarak sinema pazarı
da büyüyüp, arzu edilen noktaya gelecektir.
Aslında
bu söyleşiler yapıldığında (geçen sene Mayıs) bahsedilen kopya sayıları
60-70 daha bir sene dolmadan 90 kopyaya kadar çıktı. Örneğin, Şubat
ayında vizyona giren "Vizontele" (Warner Bros dağıttı) 94 kopyayla seyirci
karşısına çıktı. Sinema salonlarında artış devam ediyor. Seyirci sayısında
ise korsan vcd satışlarına ve yaşanan ekonomik krize rağmen azalma olmamıştır.
Yazı dizisinin girişinde de belirttiğim gibi amacımız sinemaseverleri,
Türkiye'deki dağıtım şirketleri ve bunun sonucunda da filmlerin Türkiye'de
gösterime girme macerası hakkında bilgilendirmekti. Umarım, önümüzdeki
yıllarda da Türkiye'deki salon, seyirci vb. unsurlardaki artış devam eder
ve kelimenin tam anlamıyla gerçek bir sinema endüstrisi oluşur.
Diğer
Özel Dosyalar için tıklayınız
...
|