|
Sinema Tarihi - 4
Sinemanın
tarihini merak edenlere müjde! "Özel Dosya"mızda "Sinema
Tarihi"ni özetlemeyi sürdürüyoruz... 1895'te başlayan bu masalın
ilk bölümü için lütfen tıklayınız...
Savaş ve sinema
1930'ların belki de en önemli "vamp kadını" seks simgesi, filmlerinin
çoğunun senaryosunu kendi yazan, çift anlamlı cinas ve seks şakalarıyla
Amerikan film sansürünü epeyce uğraştıran Mae West'in önemi ise
kendini alaya alabilmesinde, yarattığı "vamp" tipinin parodisini yapabilmesinde
yatar.

Harlow, West ve bu türün diğer bir efsanesi, kısık erkeksi sesli, güzel
bacaklı, kolay erişilmez Marlene Dietrich'in tiplemelerinin gerisinde,
bunalım yıllarının iş bulma olanaksızlığından hayat kadını olarak geçimini
sağlamaya çalışan ve bu yolla bağımsızlığına kavuşacağını düşünen kadın
tarzını gözlemleriz. Bu yıllarda filmlerde ev kadınlarının, sekreterlerin
çaresizlikten kötü yola düşmesi teması sıkça kullanılır.
Disney ve ulusal konulara dönüş...
Bunalım
yıllarının umutsuzluğu 30'lar sinemasında bir başka dünyanın fantezisinin
gelişmesine yol açar. Walt Disney'in çizgi kahramanı Mickey Mouse kısa
zamanda dünyanın her yanına yayılır, oyuncak sanayiine de el atarak
milyonlarca eve girer. Komedi dünyasında ise Laurel ve Hardy'nin dışında,
mekanize, meteryalist bir toplumda olanaksızı olanaklı kılan Marx kardeşler
"sözlü anarşi"leriyle yerleşik kuralları sarsarlar. Pahalı bir sinema
biçimi olmasına karşın bu yıllarda çok sayıda Fred Astaire-Ginger Rogers,
Judy Garland- Mickey Rooney ve Shirley Temple'lı müzikallerin yapıldığı
görürürüz. İdealize edilmiş, büyükler gibi davranan, çocuk tiplerinin
en iyi örneği olan Temple, altı yaşına gelmeden yıldız olur. Devrin
annelerinin düşlerindeki "cici, akıllı kız çocuğu" Temple, elbiseleri,
bukleleri ve büyümüş küçülmüş tavırlarıyla nedense herkese pek sevimli
görünür.
Bu
yıllarda filmciler bir tür ebeveyn sorumluluğu yüklenerek, ekonomik bunalımın
iyice zayıflattığı otoriteye olan güveni ve titrek aile bağlarını kuvvetlendirme
çabalarına girerler. 1933'te Hoover'in "Yeni Anlaşma"sı (New Deal)
ortalığa bir umut ışığı yayar. Bunun sonucunda insanların kendilerine
olan güvenleri ve buna paralel olarak ülke ve onun kurumlarına olan inançları
da kuvvetlenir. Abartılı bir milliyetçiliğin ve Amerikan tarihine ilginin
başlamasıyla, Hollywood ulusal konulara döner. Westernlerin ve John
Ford'un insancıl dramlarının gerisinde Amerikan tarihi yansır. Artık
her şeyin nasıl olmuş olduğuyla değil, nasıl olması gerektiğiyle ilgilenilmesiyle
başlanmıştır. Frank Capra'nın bozuk düzenle savaşan, değerleri
sağlam, abartılı kişilikleri Mr. Deed ve Mr. Smith çürümüş toplum değerlerine
karşı savaş verirler. Bu karakterler, bunalım dünyasının gangster ve serserilerinden
çok uzak, saf doğrucu tiplerdir.
Resimleri büyütmek için üzerlerine tıklayınız...
|