|
Sinema Tarihi - 8
Sinemanın tarihini merak edenlere müjde! "Özel Dosya"mızda
"Sinema Tarihi"ni özetlemeyi sürdürüyoruz... 1895'te başlayan
bu masalın ilk bölümü için lütfen tıklayınız...
Savaş
ve kötümserlik yılları...
Bir dönemin "harika çocuğu" John Frankheimer 1957'de "The Young
Stranger - Genç Yabancı" filmini yönettiğinde 27 yaşındaydı. Daha
sonraları "All Fall Down - Sarsılan Temel", "Birdman Of Alkatraz
- Alkatraz Kuşçusu", "I Walk The Line - Sevgilimin Oyunu",
"The Horsemen - Atlılar" gibi filmlerle çalışmalarını sürdüren
Frankheimer, bir dönem başarısızlığa uğramasına rağmen daha sonraları
yeniden önem kazandı.
Büyük
kentlerde geçen "Serpico", "Dog Day Afternoon - Köpeklerin Günü"
gibi gerçek, gündelik dramları anlatan polisiye filmleriyle ve tiyatrolardan
uyarlamalarıyla tanınan Sydney Lumet ise hukuk sorunları ve ABD'deki
jüri sistemini anlatan "Twelve Angry Men - 12 Öfkeli Adam" isimli
filmleriyle sinema yaşamına adım atar. 80'lerde ise "Verdict - Hüküm"
ile ilk filmine benzer bir konuya geri döner.
Televizyonun orta kuşağının bir diğer temsilcisi ise, 1950 McCarty dönemindeki
Amerikan Aleyhtarı Etkinlikler Komitesi'nin "Cadı Kazanı"ndan kurtulamayan
1957'deki ilk filmi "The Edge Of The City - Kenar Mahalle" ile
sosyal eşitsizlik ve ırkçılık sorunlarına röportaj tekniği ile bakan Martin
Ritt'dir.
Bu dönemde daha genç kuşak sinemacılara göz attığımızda ise western, polisiye,
dram, güldürü gibi değişik türlere el atarak, bu türlerin alışılmış kalıplarını
sarsan Robert Altman'ı ve her filmi birbirinden çok farklı olmasına
rağmen her birinde büyük bir başarıya ulaşan Stanley Kubrick'i
görürüz.
Tipik
bir aydın Amerikan sinemacısı olan Sydney Pollack "Seni Yaşatacağım"
ile başlayan "They Shoot Horses, Don't They - Atları da Vururlar",
"The Way We Were - Bulunduğumuz Yol" , "Three Days Of The Condor
- Akbabanın Üç Günü", "Tootsie" ve "Out Of Africa - Benim
Afrikam"a kadar uzanan sinema serüveni boyunca hep ilerici, liberal
tavrını koruyan filmler yapar.
İtalyan
kökenli ve kendi kuşağı Amerika'sının toplumunu ve sorunlarını "Mean
Streets", "Taxi Driver - Taksi Şoförü", "Alice Doesn't Live
Here Anymore - Alis Artık Burada Yaşamıyor", "Raging Bull - Kızgın
Boğa" gibi filmleriyle irdeleyen Martin Scorsese ise değişiklikler
denemesine rağmen hep gerçekçi tutumunu koruyan bir yönetmen olarak karşımıza
çıkar.
New York Yahudi mizahına kendi özyaşamsal serüvenlerini, kadınlarla ilişkilerini,
korku ve özlemlerini yansıtarak kendine özgü bir dünya çizen Woody
Allen ise "Annie Hall", "Manhattan", "Stardust Memories
- Stardust Anıları", "Hannah and Her Sisters - Hannah ve Kızkardeşleri",
gibi filmleriyle Amerikan aydın orta sınıfının yapısını gözler önüne serer.
Daha sonraki yıllarda "Radio Days - Radyo Günleri", "Zelig",
"Bullets Over Broadway" "Danny Rose", "The Purple Rose
Of Cairo - Kahire'nin Mor Gülü" gibi filmlerle yeni anlayışlara yönelen
Allen, yeni kuşak sinemacıların belki de en ilginç yönetmeni sayılabilir.
1950 ve özellikle 60'tan sonra ortaya çıkan kısaca değindiğimiz bu yönetmenlerin
dışında Amerikan sinemasının bu dönem diğer ustaları da, Amerikan toplumunun
saplantılarını, nevrozlarını ve şiddetini düzeyli filmleriyle yansıtarak
sinemaya yepyeni bir soluk getirmişlerdir.
70'li
yıllarda ortaya çıkan ve Hollywood'un görkemli yapıtlarını çağrıştıran,
büyük paralar harcanarak, gelişmiş teknik yöntemlerin kullanılmasıyla
üretilen Coppola, Spielberg, Lucas gibi yönetmenlerin
öncülüğünü yaptığı yeni Amerikan sineması son 30 yıla damgasını vurdu.
Olağanüstü bir teknik ve sinema bilgisi ışığında üretilen bu filmlere
örnek olarak Coppola'nın "Apocalypse Now - Mahşer", Lucas'ın "Star
Wars" serisi, Spielberg'in "Indiana Jones" serisini, "Jurassic
Park"ını verebiliriz. Bu yeni sinema, televizyonunun yaygınlaşması
ile seyircisi azalan sinema salonlarının yeniden canlanmasına ve büyük
seyirci kitlelerinin sinemaya gitme alışkanlıklarını yeniden kazanmasına
olanak sağlanması açısından büyük önem taşır.
Amerikan sinema dünyasında 1900'lerde başlayan ve günümüze kadar süren
gezintimiz burada noktalanıyor. Amerikan sinemasını bu yazı dizisinin
kapsamı içinde ağırlıklı olarak 1960 öncesini ele alarak genel çizgileriyle
anlatmaya çalıştık. Ama sonuçta her film yönetmeni, oyuncuları ve toplumumuza
olan etkileriyle ayrı bir inceleme konusu olabilir ve her biri yaşamımızdaki,
belleklerimizdeki yeri ve bizi biçimlendirmesiyle ayrı bir önem taşır.
|