KATEGORİLER        SERVİSLER   
 

 

Vizyon Programı
Gelecek filmlerin vizyon tarihleri...

Film Arşivi

Haberler
Sinema dünyasında neler oluyor?

Kamera Arkası
Yapım aşamalarına ait ilginç ayrıntılar...

Kameranın Arkasındakiler
Yönetmenler hakkında bilmek istedikleriniz.

Tanıdık yüzler
Sinema oyuncularını yakından tanıyın...

Foto-klik

Gereksiz Bilgiler

Replik

Özel Dosya

Söyleşi

Sektör

 
  Sektör
"Sektör" köşemizin amacı hem Türkiye'deki sinema sektörünün sorunlarını belirlemek ve bunları seyircilerle ve ilgililerle paylaşmak; hem de izlediğimiz filmleri bize sunan şirketleri sinemaseverlere tanıtmak... Bu hafta köşemizin konuğu Medyavizyon'dan Oğuz Erginer...


Oğuz Erginer
Medyavizyon

Medyavizyon'u bize biraz daha tanıtabilir misiniz?
Medyavizyon 12 yıllık bir şirket. Sinema filmi ithalatı dışında esas işlerinden biri de televizyon-televizyoan film satışı, dizi satışı ve kanal hakları satışı...

Medyavizyon 90'lı yılların ikinci yarısında Türkiye'de sinema sektöründe dikkate değer bir büyüme gerçekleştirdi . Medyavizyon bünyesinde sinemacılık anlamında neler değişti? Sektöre girdiğinizde beklentileriniz nelerdi? Bunların ne kadarı gerçekleşti?
Bu şirketin süregelen bir ivmesi var. Amacı ise kendi alanında yerine oturan ağır taşlardan biri olmak. Medvavizyon televizyonculukta da önemli bir role sahip. Medyavizyon; Eurosport, MTV, VH1, National Geographic gibi kanalların Türkiye temsiliğini yapıyor ve bunların yayın haklarını çeşitli platformlara satıyor.

Medyavizyon nasıl işliyor? Türkiye'de vizyona girecek filmleri kim, neye göre seçiyor, tarihleri nasıl belirleniyor? Kopya sayısına kim karar veriyor?
Biz bağımsız bir şirket olduğumuz için filmlerimizi daha yapım aşamasındayken alıyoruz. Dolayısıyla nasıl bir film aldığımızı daha en baştan bilemiyoruz her zaman. Elimizde sadece filmin adı, bütçesi, yönetmeni, oyuncuları ve de senaryosu oluyor. Bunlara bakıp ona göre filmi alıp almayacağımıza karar veriyoruz.. Sonuçta eldeki film bir meta. Sinema, televizyon, video, bunun satıldığı ortamlar. Diyelim ki bir filmi sinemaya çıkmaya karar veriyoruz, o zaman o mal değerli bir mal oluyor. Tabii bunları da önceden dağıtımcı firmayla görüşüyoruz.

Bu durumda Warner Bros...
Evet biz WB'la çalışıyoruz. Onlara örneğin diyoruz ki "Elimizde böyle filmler var, ne diyorsunuz." Bunun yazışmaları, uzun bir prosedürü var. Bu sırada film Amerika'da vizyona giriyor. Hasılatına bakıyoruz. Elbette ki Amerika'da bir film iyi iş yapması Türkiye'de de iyi iş yapacağı anlamına gelmiyor. Büyük stüdyolar bunun çok bilincinde değil hala. Çünkü Amerika'da inanılmaz ilgi gören bir film, burdaki insanın hiç dikkatini çekmeyedebiliyor.

Ya da tam tersi...
Evet, ama bunun tam olarak bir kıstası da yok aslında. Olay burdaki seyircinin filmden ne anladığıyla, Türkiye'deki seyircinin kültürüyle alakalı bir şey... Örneğin Amerika'da etnik bir gruba seslenen bir film, Türkiye'de kimsenin ilgisini çekemeyebiliyor. Türkiye'de seyirci örneğin bir Çinli'nin başrolde olduğu bir filme ya da zencilerle ilgili bir filme çok da ilgi göstermeyebiliyor. Ya da beyzbolla ilgili filmler...

USA Films, Franchise Films gibi bazı firmaların Türkiye hakları Medyavizyon'un elinde bulunuyor. Ama bu şirketlerin bütün filmleri de vizyona girmiyor. Bu şirketlerle nasıl bir anlaşma yapıyorsunuz - yani yıllık mı, film başına mı- ve hangi filmleri çıkıp, hangilerini çıkmayacağınıza neye göre karar veriyorsunuz?
Ama bu şirketlerin her filmini almak zorundayız anlamına gelmiyor bu... Örneğin bir şirketin 5 filminin haklarını satın alıyoruz. Ama bu o filmi sinema salonlarında gösterime sokacağız anlamına gelmiyor. Tabii şirket size 5 sene Tom Cruise'un filmlerini garanti eder, siz de tüm filmlerin sinemada gösterileceği garantisini verirsiniz, ama tabii bu çok ekstrem bir örnek...

Peki "bu filmi vizyona sokmayalım, doğrudan televizyona satalım" dedirten şey ne oluyor sizi? Yani hangi seyirci rakamının altında kalacak filmi vizyona sokmamayı seçiyorsunuz?
Tabii bu filmin maliyetine bağlı. Çünkü filmin vizyona girmesi için bir sürü masraf yapılıyor. Bir filmi 100 bin seyirciye ulaştırmak için gazete reklamı yapmak lazım, gerekiyorsa televizyon reklamı yapmak lazım, basına çok iyi ulaşmak lazım. Yani oldukça maliyeti yüksek bir şey... Altyazı, gümrük, kargo derken filmi gösterime sokmak oldukça yüksek meblağlara ulaşıyor. İş yapmadı ne olacak?

Ama o zaman da televizyona satabiliyorsunuz sonuçta...
Ama bir filmin iş yapmaması şirketin reputasyonunu da etkiliyor. Çünkü şirketleri takip eden insanlar var. Diyelim ki bir şirket var ve yılda 20 film gösterime sokuyor ve hepsi için de büyük reklam kampanyaları yürütüyor ama bu filmlerden sadece 5'i iş yapıyor. Bir başka şirket düşünün yılda 6-7 film çıkıyor ama hepsi de belli bir seyirci rakamını tutturuyor. Bunlardan prestiji yüksek olan daha az sayıda film çıkmasına rağmen gösterime soktuğu filmler daha çok iş yapan şirket oluyor.

Son yıllarda uygulamaya konan sistemle Türkiye'de de paralı ön gösterimler ve gala geceleri düzenlenmeye başladı. Bunun faydaları sektörde hissediliyor mu? Film tanıtımında daha farklı yöntemlerin de kullanılmaya başlandığı yeni bir dönemin başında mıyız?
Bir filmin tanıtım ayağı o filmin kalbidir. Bir sürü para verdiğin o metayı tanıtamazsan, onun kimseye faydası olmaz. Ve de bir film de bire-bir satılan bir meta. Tıpkı çikolata gibi... Sonuçta belli bir tüketim süresi var-tıpkı ambalajlanmış bir ürün gibi... Bu filmin daha iyi satılması için de daha çok tanıtmak gerekiyor. Bunun için de galalar yapılıyor, billboardlara ilanlar asılıyor, böylece seyircinin o hafta gösterime giren 5 film arasında belki sizin filminizi seçmesi şansı doğuyor. Benim yaklaşık 1.5 seneden beri savaşını verdiğim birşey var, o da filmle alakalı şirketlerin film sayesinde satış yapabileceklerine inanıp, tanıtım ayağına katkıda bulunmaları...

What Women WantHollywood'un çok sık kullandığı bir sistem bu, değil mi? Yani ürün yerleştirme-filmi ürünle birlikte pazarlama...
Evet ancak Türkiye'de bu sistem bir türlü yerleşemiyor. Halbuki çok basit bir konu. Örnek olarak "What Women Want - Kadınlar Ne İster". Filmin içinde kullanılan malzemeler belliydi ama bunların Türkiye distribütörü bunu anlayamadı. Adam zaten reklamı yapmışlar, ben neden para vereyim diyor. Halbuki orda olay para değil. Orda yapılacak bir hoşluk senin ürününün satışını arttıracak, ama bunu anlatamıyorsun. Bu insanlar belki kendi işleri için çok çalışıyorlar ama herhalde sinemaya filan hiç gitmiyorlar. Sonra iş işten geçtikten sonra diyorlar "keşke biz bu işi yapsaydık" diye...
Ama iletişim kanalları gittikçe açılıyor. Türkiye 2. sınıf bir dünya ülkesi olmaya çalışan bir 3. sınıf dünya ülkesi sonuçta.... Amerika'daki şirketler de Türkiye'deki pazara öyle çok parlak bakmıyorlar açıkçası, dolayısıyla da fazla yatırım filan yapmayı da düşünmüyorlar. Çünkü Türkiye'da yaşayan insanlar yılda ortalama 1 kez bile sinemaya gitmiyorlar. Geçen yıl 28.5 milyon bilet satılmış mesela... Türkiye'de seyirci sayısı yeterince yüksek değil...

Salonlar da artıyor sürekli, dolayısıyla seyirci sayısı da gitgide artacak herhalde...

Salonlar artıyor ama bir de korsan olayı da artıyor. VCD olayını aslında gazeteler tetiklediler. Farkında olmadan...

Türkiye'de sinemacılık sektöründe, sinemaların gruplaşmaları gittikçe daha belirginleşmeye başladı. Özen Film'in sinemaları var. UmutSanat'ın var. AFM kendi zincirini kurdu, Cinecity var. vs. Medyavizyon'un sinema salonlarına yatırım yapmak gibi bir planı var mı?
Sanmıyorum. Bence önemli olan elindekini iyi değerlendirmek. Yeni bir iş alanına dalmak değil.

Sinemalarda gösterime giren filmlerin video/DVD ve televizyon hakları da Medyavizyon şirketine mi ait oluyor yoksa video/Tv hakları ayrı bir mekanizma olarak mı işliyor?
Tabii bu haklar, prodüksiyonu gerçekleştiren şirketle sizin aranızda yapılan bir protokolle belirleniyor. Yani tüm haklar otomatikman size geçmiyor, neyi satın almışsanız o haklar size geçiyor.

Son yıllar içinde beklentiniz çok düşükken büyük ilgi gören ya da büyük beklentiniz olduğu halde seyircinin sırtını döndüğü filmler mutlaka olmuştur. Hiç hatırlıyor musunuz böyle filmleri?
Aslında böyle pek film de yok. Yani mesela geçen yıl 8 film çıktık, 4-5 tane de çıkmadığımız film oldu. Ama bunları çıkmama sebebimiz o günkü şartlar altında o verimliliği yakalayamayacağımızı düşündüğümüz için çıkmadık. Şu anda programalamalara bakarsan, bazı haftalarda 6 film birden gösterime giriyor. Herhangi bir seyirci bir hafta içinde 1 ya da 2 filmi tercih ediyor belki, kalanlar ne oluyor? Her bir film için emek harcıyorsunuz, beklentileriniz oluyor. Çkışma olunca da bu beklentiler suya düşebiliyor.

The OthersGeçen yıl gösterime giren filmlerinizden "What Women Want - Kadınlar Ne İster", "Trafik" ve "Diğerleri" gibi filmler seyircinin beğenisini kazandılar ve az sayılmayan bir seyirci rakamı tutturdular. Siz memnun musunuz bu filmlerin gördüğü ilgiden?
Memnunuz. Ama şöyle söyleyeyim. "Kadınlar Ne İster" geçen yıl gösterim tarihinden 1 ay evvel çıkmış olsaydı 250 bin daha fazla seyirci toplardı. Çünkü o zaman bilet fiyatları daha düşüktü, film gösterime çıktığı zaman ise tam bir kaos ortamı vardı. Buna rağmen 680 bin iyi bir seyirci rakamı... O film bu yıl olsa, bu yıl da daha iyi iş yapardı. Ama yapmadı mı, yaptı...

Siz filmlerinizin dağıtımını kendiniz yapmıyorsunuz , WB.a veriyorsunuz. Bundaki amacınız nedir? Sonuçlardan memnun musunuz?
Çok memnunuz. Tıpkı bilgisayar sistemi kurdutmak gibi... WB bize anahtar teslim bir sonuç sağlıyor. Biz tanıtımları yapıyoruz, kopyaları WB'a teslim ediyoruz ve Warner bunu en iyi şekilde dağıtıyor. Biz de iyi bir performans alıyoruz. Herşey çok düzgün çalışıyor.

Sizce Türkiye'deki sinema sektörünün ilk olarak el atması gereken sorun ne?
En önemli sorun bence Türkiye'de sinema sektöründen alınan vergilerin yüksekliği... Bilet fiyatlarının yüksek olmasından seyirci hep sinemacı ve dağıtımcıları sorumlu tutuyor. Bilet fiyatının % 36-37'si vergilere gidiyor neredeyse...
VCD konusunda ise yapılabilecek çok ilginç şeyler var. Geçenlerde AMPEC'le görüştüm. Aslında devetin bu korsanlığa karşı alabileceği bir takım önlemler var. Bunun malzemesi nedir? Boş CD. Türkiye'ye gelen boş CD'lerin vergilerini arttır 3 katına, bak ne oluyor? O zaman şimdi piyasada 2-2.5 milyona satılan CD, olacak 5-6 milyon. Bu sefer onu alan adam da diyecek ki, madem öyle o zaman ben de gideyim sinemada izleyeyim bu filmi... Gazeteler VCD Player kampanyası yapıyor, bunu durduracaksın.

Sizce Türk sinema seyircisinin profilini çizecek olsak, hangi kitleyi en ön sıraya oturtmamız gerekir?
Filme göre çok değişiyor. Çok genel anlamda, 18-35 yaş arası, eğitimli ve düzgün gelir sahibi insanlar; bunları da 35-45 yaş arası grubu izliyor. Sonuçta belli bir gelirin olacak ki, sinemaya gidebilesin...

AliÖnümüzdeki dönemde Türkiye'de büyük patlama yapmasını beklediğiniz filmler var mı?
Öncelikle "Ali"den ümitliyiz. Çünkü "Ali"nin hedef kitlesi bizim için biraz daha kapsamlı. Normalde her filme gitmeyen ancak Muhammed Ali'yi tanıyan, biraz da olayın ahlaki boyutuyla da ilgilenen seyirciyi filme çekmeye çalışacağız. Bir filmi pazarlarken, o filmin o insanlar için uygun olduğuna inandırmak ve onlara bu fikri empoze etmek zorundasın. Çünkü ona göre yapılmış bir film. Bundan sonra da "We Were Soldiers" var, Mel Gibson'ın başrolde olduğu... Onla ilgili de beklentilerimiz var. Mayıs sonunda çıkacağız onu vizyona...

Sonra da "Gangs Of New York" var galiba...

O da gelecek, Eylül Ekim gibi vizyona girecek sanırım...

Başka var mı şimdiden beklememiz gereken... Mesela "The Man Who Wasn't There - Orada Olmayan Adam" vizyona girecek mi?

Çalışması var. Ama çok kesin değil...

Internet'in sinemaya desteği konusunda görüşünüz ne? Internet sizce dünyada ve Türkiye'de sinemaya destek ve reklam anlamında etkin bir medya aracı olarak kullanılabiliyor mu? Gelecekte Internet'in sinemayla daha yakın bir bağı olacağı görüşünde misiniz?

Tabii ki artacak. Internet'te gitgide kişiselleştirmeye ve tematikleştirmeye doğru bir eğilim var. Bunun dışında kullandığımız tüm elektronik eşyaların birbirleriyle haberleşir duruma gelmesi durumu var. Üçüncü jenerasyon cep telefonlarıyla da telefon üzerinden görüntü transferi mümkün olacak. Mevcut telefon hatları dışında haberleşme yöntemlerinin geliştirilmesi konuşuluyor, elekrik üzerinden Internet gibi bir uçuk fikir var mesela... Tematikleştirmeye gelirsek- bir örnekle açıklayalım örneğin akşam eve gittiğinde Cnbc-e'de ne izleyeceğini biliyorsun; önce bir Amerikan komedi dizisi, sonra bir film, sonra da güzel bir konser... Discovery'yi açıyorsun gitmediğin bir sürü yerin tanıtımını izliyorsun; MTV'yi açıyorsun video klip izliyorsun. Bunlar hep tematik yayın yapan televizyonlar...Bu, insanların ufkunu açıyor tabii ki... İnsanlar istediklerini tercih ediyorlar... Gelecek daha da renkli olacak...

Türkiye'de sinema pazarının bugününü ve geleceğini nasıl görüyorsunuz?
İnsanların gelir düzeyinin değişmesi, artması Türkiye'deki sinema sektörüne ivme kazandırır. Ama bunun olacağını da pek sanmıyorum. Seyirci sayısı belki artar ama gelecek yıl 28 milyondan 29 milyona çıkar... Gözle görülür bir patlama yaşanması şu an için bence mümkün değil. Cem Yılmaz senede dört film yaptı diyelim, insanlar bunlardan belki ikisine giderler, ama diğer ikisine gidemezler. Önemli olan Cem Yılmaz'ın kaç film yaptığı değil, seyircinin kaç filme gidecek parasının olduğu... Sinema pazarı bence bu şartlar içinde doymuş durumda şu anda...

Çok teşekkürler...

Söyleşi: Ersan Çongar


"Sektör" bölümündeki diğer söyleşiler için tıklayınız...

Haftaya Özen Film'den Nizam Eren, "Sektör" köşemizin konuğu olacak...
Bu yazıyı başkasına göndermek için


 

  I Anasayfa I Sinema-tv I Müzik kutusu I Kitap I Lezzet-mekan I Teknoloji I Moda-stil I Haber I Foto-klik I Burçlar I Ropörtajlar I Farklı Kalemler I
I e-mail I Chat I Forum I Club I Arama I Reklam I Kurumsal I Destek I Bize yazın I Kariyer I Promosyon I
 
 
Copyright © 2000-2003 TOL BİLGİ İŞLEM HİZMETLERİ A.Ş. Tüm hakları saklıdır.