|
Medyavizyon'u
bize biraz daha tanıtabilir misiniz?
Medyavizyon 12 yıllık bir şirket. Sinema filmi ithalatı dışında
esas işlerinden biri de televizyon-televizyoan film satışı, dizi
satışı ve kanal hakları satışı...
Medyavizyon
90'lı yılların ikinci yarısında Türkiye'de sinema sektöründe dikkate
değer bir büyüme gerçekleştirdi . Medyavizyon bünyesinde sinemacılık
anlamında neler değişti? Sektöre girdiğinizde beklentileriniz nelerdi?
Bunların ne kadarı gerçekleşti?
Bu şirketin süregelen bir ivmesi var. Amacı ise kendi alanında yerine
oturan ağır taşlardan biri olmak. Medvavizyon televizyonculukta
da önemli bir role sahip. Medyavizyon; Eurosport, MTV, VH1, National
Geographic gibi kanalların Türkiye temsiliğini yapıyor ve bunların
yayın haklarını çeşitli platformlara satıyor.
Medyavizyon nasıl işliyor? Türkiye'de vizyona girecek filmleri
kim, neye göre seçiyor, tarihleri nasıl belirleniyor? Kopya sayısına
kim karar veriyor?
Biz bağımsız bir şirket olduğumuz için filmlerimizi daha yapım aşamasındayken
alıyoruz. Dolayısıyla nasıl bir film aldığımızı daha en baştan bilemiyoruz
her zaman. Elimizde sadece filmin adı, bütçesi, yönetmeni, oyuncuları
ve de senaryosu oluyor. Bunlara bakıp ona göre filmi alıp almayacağımıza
karar veriyoruz.. Sonuçta eldeki film bir meta. Sinema, televizyon,
video, bunun satıldığı ortamlar. Diyelim ki bir filmi sinemaya çıkmaya
karar veriyoruz, o zaman o mal değerli bir mal oluyor. Tabii bunları
da önceden dağıtımcı firmayla görüşüyoruz.
Bu durumda Warner Bros...
Evet biz WB'la çalışıyoruz. Onlara örneğin diyoruz ki "Elimizde
böyle filmler var, ne diyorsunuz." Bunun yazışmaları, uzun bir prosedürü
var. Bu sırada film Amerika'da vizyona giriyor. Hasılatına bakıyoruz.
Elbette ki Amerika'da bir film iyi iş yapması Türkiye'de de iyi
iş yapacağı anlamına gelmiyor. Büyük stüdyolar bunun çok bilincinde
değil hala. Çünkü Amerika'da inanılmaz ilgi gören bir film, burdaki
insanın hiç dikkatini çekmeyedebiliyor.
Ya da tam tersi...
Evet, ama bunun tam olarak bir kıstası da yok aslında. Olay burdaki
seyircinin filmden ne anladığıyla, Türkiye'deki seyircinin kültürüyle
alakalı bir şey... Örneğin Amerika'da etnik bir gruba seslenen bir
film, Türkiye'de kimsenin ilgisini çekemeyebiliyor. Türkiye'de seyirci
örneğin bir Çinli'nin başrolde olduğu bir filme ya da zencilerle
ilgili bir filme çok da ilgi göstermeyebiliyor. Ya da beyzbolla
ilgili filmler...
USA Films, Franchise Films gibi bazı firmaların Türkiye hakları
Medyavizyon'un elinde bulunuyor. Ama bu şirketlerin bütün filmleri
de vizyona girmiyor. Bu şirketlerle nasıl bir anlaşma yapıyorsunuz
- yani yıllık mı, film başına mı- ve hangi filmleri çıkıp, hangilerini
çıkmayacağınıza neye göre karar veriyorsunuz?
Ama bu şirketlerin her filmini almak zorundayız anlamına gelmiyor
bu... Örneğin bir şirketin 5 filminin haklarını satın alıyoruz.
Ama bu o filmi sinema salonlarında gösterime sokacağız anlamına
gelmiyor. Tabii şirket size 5 sene Tom Cruise'un filmlerini garanti
eder, siz de tüm filmlerin sinemada gösterileceği garantisini verirsiniz,
ama tabii bu çok ekstrem bir örnek...
Peki "bu filmi vizyona sokmayalım, doğrudan televizyona satalım"
dedirten şey ne oluyor sizi? Yani hangi seyirci rakamının altında
kalacak filmi vizyona sokmamayı seçiyorsunuz?
Tabii bu filmin maliyetine bağlı. Çünkü filmin vizyona girmesi için
bir sürü masraf yapılıyor. Bir filmi 100 bin seyirciye ulaştırmak
için gazete reklamı yapmak lazım, gerekiyorsa televizyon reklamı
yapmak lazım, basına çok iyi ulaşmak lazım. Yani oldukça maliyeti
yüksek bir şey... Altyazı, gümrük, kargo derken filmi gösterime
sokmak oldukça yüksek meblağlara ulaşıyor. İş yapmadı ne olacak?
Ama o zaman da televizyona satabiliyorsunuz sonuçta...
Ama bir filmin iş yapmaması şirketin reputasyonunu da etkiliyor.
Çünkü şirketleri takip eden insanlar var. Diyelim ki bir şirket
var ve yılda 20 film gösterime sokuyor ve hepsi için de büyük reklam
kampanyaları yürütüyor ama bu filmlerden sadece 5'i iş yapıyor.
Bir başka şirket düşünün yılda 6-7 film çıkıyor ama hepsi de belli
bir seyirci rakamını tutturuyor. Bunlardan prestiji yüksek olan
daha az sayıda film çıkmasına rağmen gösterime soktuğu filmler daha
çok iş yapan şirket oluyor.
Son yıllarda uygulamaya konan sistemle Türkiye'de de paralı ön
gösterimler ve gala geceleri düzenlenmeye başladı. Bunun faydaları
sektörde hissediliyor mu? Film tanıtımında daha farklı yöntemlerin
de kullanılmaya başlandığı yeni bir dönemin başında mıyız?
Bir filmin tanıtım ayağı o filmin kalbidir. Bir sürü para verdiğin
o metayı tanıtamazsan, onun kimseye faydası olmaz. Ve de bir film
de bire-bir satılan bir meta. Tıpkı çikolata gibi... Sonuçta belli
bir tüketim süresi var-tıpkı ambalajlanmış bir ürün gibi... Bu filmin
daha iyi satılması için de daha çok tanıtmak gerekiyor. Bunun için
de galalar yapılıyor, billboardlara ilanlar asılıyor, böylece seyircinin
o hafta gösterime giren 5 film arasında belki sizin filminizi seçmesi
şansı doğuyor. Benim yaklaşık 1.5 seneden beri savaşını verdiğim
birşey var, o da filmle alakalı şirketlerin film sayesinde satış
yapabileceklerine inanıp, tanıtım ayağına katkıda bulunmaları...
Hollywood'un
çok sık kullandığı bir sistem bu, değil mi? Yani ürün yerleştirme-filmi
ürünle birlikte pazarlama...
Evet ancak Türkiye'de bu sistem bir türlü yerleşemiyor. Halbuki
çok basit bir konu. Örnek olarak "What Women Want - Kadınlar Ne
İster". Filmin içinde kullanılan malzemeler belliydi ama bunların
Türkiye distribütörü bunu anlayamadı. Adam zaten reklamı yapmışlar,
ben neden para vereyim diyor. Halbuki orda olay para değil. Orda
yapılacak bir hoşluk senin ürününün satışını arttıracak, ama bunu
anlatamıyorsun. Bu insanlar belki kendi işleri için çok çalışıyorlar
ama herhalde sinemaya filan hiç gitmiyorlar. Sonra iş işten geçtikten
sonra diyorlar "keşke biz bu işi yapsaydık" diye...
Ama iletişim kanalları gittikçe açılıyor. Türkiye 2. sınıf bir dünya
ülkesi olmaya çalışan bir 3. sınıf dünya ülkesi sonuçta.... Amerika'daki
şirketler de Türkiye'deki pazara öyle çok parlak bakmıyorlar açıkçası,
dolayısıyla da fazla yatırım filan yapmayı da düşünmüyorlar. Çünkü
Türkiye'da yaşayan insanlar yılda ortalama 1 kez bile sinemaya gitmiyorlar.
Geçen yıl 28.5 milyon bilet satılmış mesela... Türkiye'de seyirci
sayısı yeterince yüksek değil...
Salonlar da artıyor sürekli, dolayısıyla seyirci sayısı da gitgide
artacak herhalde...
Salonlar artıyor ama bir de korsan olayı da artıyor. VCD olayını
aslında gazeteler tetiklediler. Farkında olmadan...
Türkiye'de sinemacılık sektöründe, sinemaların gruplaşmaları
gittikçe daha belirginleşmeye başladı. Özen Film'in sinemaları var.
UmutSanat'ın var. AFM kendi zincirini kurdu, Cinecity var. vs. Medyavizyon'un
sinema salonlarına yatırım yapmak gibi bir planı var mı?
Sanmıyorum. Bence önemli olan elindekini iyi değerlendirmek. Yeni
bir iş alanına dalmak değil.
Sinemalarda gösterime giren filmlerin video/DVD ve televizyon
hakları da Medyavizyon şirketine mi ait oluyor yoksa video/Tv hakları
ayrı bir mekanizma olarak mı işliyor?
Tabii bu haklar, prodüksiyonu gerçekleştiren şirketle sizin aranızda
yapılan bir protokolle belirleniyor. Yani tüm haklar otomatikman
size geçmiyor, neyi satın almışsanız o haklar size geçiyor.
Son yıllar içinde beklentiniz çok düşükken büyük ilgi gören ya
da büyük beklentiniz olduğu halde seyircinin sırtını döndüğü filmler
mutlaka olmuştur. Hiç hatırlıyor musunuz böyle filmleri?
Aslında böyle pek film de yok. Yani mesela geçen yıl 8 film çıktık,
4-5 tane de çıkmadığımız film oldu. Ama bunları çıkmama sebebimiz
o günkü şartlar altında o verimliliği yakalayamayacağımızı düşündüğümüz
için çıkmadık. Şu anda programalamalara bakarsan, bazı haftalarda
6 film birden gösterime giriyor. Herhangi bir seyirci bir hafta
içinde 1 ya da 2 filmi tercih ediyor belki, kalanlar ne oluyor?
Her bir film için emek harcıyorsunuz, beklentileriniz oluyor. Çkışma
olunca da bu beklentiler suya düşebiliyor.
Geçen
yıl gösterime giren filmlerinizden "What Women Want - Kadınlar Ne
İster", "Trafik" ve "Diğerleri" gibi filmler seyircinin beğenisini
kazandılar ve az sayılmayan bir seyirci rakamı tutturdular. Siz
memnun musunuz bu filmlerin gördüğü ilgiden?
Memnunuz. Ama şöyle söyleyeyim. "Kadınlar Ne İster" geçen yıl gösterim
tarihinden 1 ay evvel çıkmış olsaydı 250 bin daha fazla seyirci
toplardı. Çünkü o zaman bilet fiyatları daha düşüktü, film gösterime
çıktığı zaman ise tam bir kaos ortamı vardı. Buna rağmen 680 bin
iyi bir seyirci rakamı... O film bu yıl olsa, bu yıl da daha iyi
iş yapardı. Ama yapmadı mı, yaptı...
Siz filmlerinizin dağıtımını kendiniz yapmıyorsunuz , WB.a veriyorsunuz.
Bundaki amacınız nedir? Sonuçlardan memnun musunuz?
Çok memnunuz. Tıpkı bilgisayar sistemi kurdutmak gibi... WB bize
anahtar teslim bir sonuç sağlıyor. Biz tanıtımları yapıyoruz, kopyaları
WB'a teslim ediyoruz ve Warner bunu en iyi şekilde dağıtıyor. Biz
de iyi bir performans alıyoruz. Herşey çok düzgün çalışıyor.
Sizce Türkiye'deki sinema sektörünün ilk olarak el atması gereken
sorun ne?
En önemli sorun bence Türkiye'de sinema sektöründen alınan vergilerin
yüksekliği... Bilet fiyatlarının yüksek olmasından seyirci hep sinemacı
ve dağıtımcıları sorumlu tutuyor. Bilet fiyatının % 36-37'si vergilere
gidiyor neredeyse...
VCD konusunda ise yapılabilecek çok ilginç şeyler var. Geçenlerde
AMPEC'le görüştüm. Aslında devetin bu korsanlığa karşı alabileceği
bir takım önlemler var. Bunun malzemesi nedir? Boş CD. Türkiye'ye
gelen boş CD'lerin vergilerini arttır 3 katına, bak ne oluyor? O
zaman şimdi piyasada 2-2.5 milyona satılan CD, olacak 5-6 milyon.
Bu sefer onu alan adam da diyecek ki, madem öyle o zaman ben de
gideyim sinemada izleyeyim bu filmi... Gazeteler VCD Player kampanyası
yapıyor, bunu durduracaksın.
Sizce Türk sinema seyircisinin profilini çizecek olsak, hangi
kitleyi en ön sıraya oturtmamız gerekir?
Filme göre çok değişiyor. Çok genel anlamda, 18-35 yaş arası, eğitimli
ve düzgün gelir sahibi insanlar; bunları da 35-45 yaş arası grubu
izliyor. Sonuçta belli bir gelirin olacak ki, sinemaya gidebilesin...
Önümüzdeki
dönemde Türkiye'de büyük patlama yapmasını beklediğiniz filmler
var mı?
Öncelikle "Ali"den ümitliyiz. Çünkü "Ali"nin hedef kitlesi bizim
için biraz daha kapsamlı. Normalde her filme gitmeyen ancak Muhammed
Ali'yi tanıyan, biraz da olayın ahlaki boyutuyla da ilgilenen seyirciyi
filme çekmeye çalışacağız. Bir filmi pazarlarken, o filmin o insanlar
için uygun olduğuna inandırmak ve onlara bu fikri empoze etmek zorundasın.
Çünkü ona göre yapılmış bir film. Bundan sonra da "We Were Soldiers"
var, Mel Gibson'ın başrolde olduğu... Onla ilgili de beklentilerimiz
var. Mayıs sonunda çıkacağız onu vizyona...
Sonra da "Gangs Of New York" var galiba...
O da gelecek, Eylül Ekim gibi vizyona girecek sanırım...
Başka var mı şimdiden beklememiz gereken... Mesela "The Man Who
Wasn't There - Orada Olmayan Adam" vizyona girecek mi?
Çalışması var. Ama çok kesin değil...
Internet'in sinemaya desteği konusunda görüşünüz ne? Internet sizce
dünyada ve Türkiye'de sinemaya destek ve reklam anlamında etkin
bir medya aracı olarak kullanılabiliyor mu? Gelecekte Internet'in
sinemayla daha yakın bir bağı olacağı görüşünde misiniz?
Tabii ki artacak. Internet'te gitgide kişiselleştirmeye ve tematikleştirmeye
doğru bir eğilim var. Bunun dışında kullandığımız tüm elektronik
eşyaların birbirleriyle haberleşir duruma gelmesi durumu var. Üçüncü
jenerasyon cep telefonlarıyla da telefon üzerinden görüntü transferi
mümkün olacak. Mevcut telefon hatları dışında haberleşme yöntemlerinin
geliştirilmesi konuşuluyor, elekrik üzerinden Internet gibi bir
uçuk fikir var mesela... Tematikleştirmeye gelirsek- bir örnekle
açıklayalım örneğin akşam eve gittiğinde Cnbc-e'de ne izleyeceğini
biliyorsun; önce bir Amerikan komedi dizisi, sonra bir film, sonra
da güzel bir konser... Discovery'yi açıyorsun gitmediğin bir sürü
yerin tanıtımını izliyorsun; MTV'yi açıyorsun video klip izliyorsun.
Bunlar hep tematik yayın yapan televizyonlar...Bu, insanların ufkunu
açıyor tabii ki... İnsanlar istediklerini tercih ediyorlar... Gelecek
daha da renkli olacak...
Türkiye'de sinema pazarının bugününü ve geleceğini nasıl görüyorsunuz?
İnsanların gelir düzeyinin değişmesi, artması Türkiye'deki sinema
sektörüne ivme kazandırır. Ama bunun olacağını da pek sanmıyorum.
Seyirci sayısı belki artar ama gelecek yıl 28 milyondan 29 milyona
çıkar... Gözle görülür bir patlama yaşanması şu an için bence mümkün
değil. Cem Yılmaz senede dört film yaptı diyelim, insanlar bunlardan
belki ikisine giderler, ama diğer ikisine gidemezler. Önemli olan
Cem Yılmaz'ın kaç film yaptığı değil, seyircinin kaç filme gidecek
parasının olduğu... Sinema pazarı bence bu şartlar içinde doymuş
durumda şu anda...
Çok teşekkürler...
Söyleşi: Ersan Çongar
|